Ahmet Yiğit: Halkımız kimi alkışladığını bilmiyor

Ahmet Yiğit

Ahmet Yiğit



RÖPORTAJ: Emek Karakaş 24 Nisan 2015, 13:23

Memleketi Erzincan ve yaşadığı Büyükçekmece'nin tanınmış sanatçılarından biri olan Ahmet Yiğit, «Sesi olmasa bile popülerliği olan insanlar bugün daha revaçta. Halk da onlara daha çok prim veriyor. Aslında halkımız kimi alkışladığını da bilmiyor. Biz kendimizi ispat etmişiz, bekliyoruz» ifadesini kullandı.

Büyükçekmece'de uzun yıllar Bestem Türkü Evi'ni işleten ve aynı zamanda sahne alan Ahmet Yiğit, 4 ay önce Limanay Restoran'ı işletmeye başladı. Dinleyicilerini Büyükçekmece sahilindeki Limanay'da ağırlamaya devam eden Yiğit, son dönemde iyi ses yerine iyi reklamın prim yaptığını belirterek, “Eskiden yüzde 60 –70 sesin güzel olması gerekiyordu. Yüzde 30'u şansa ya da kadere kalmıştı. Ama şimdi bu oran tam tersi oldu. Sesinin güzelliği ya da iyi bir sanatçı olman önemli değil. Reklam, tanıdık, çevre, medyada kendini duyurmak bunlarla popüler olunuyor” ifadesini kullandı. Vatandaşın da bu tip kişilere prim verdiğini söyleyen Yiğit, “Konserlerde bile playback okuyorlar. Bizim halkımız da bilinçsiz. Kimleri alkışladığını bilmiyor” diye konuştu.

Sanata nerede, nasıl bulaştınız?
Klasik bir cevap olacak ama çocukluğumdan beri müziğe meraklıydım, sesim güzeldi. Çocukken hep türkü söylerdim. Köy odalarında, okulda, 23 Nisan etkinlikleri gibi yerlerde hep türkü söylerdim. Benim bir Hanife Hocam vardı, tahtaya kaldırırdı. Bilemediğim soru olduğunda 'bir uzun hava oku otur yerine' derdi. Ben yetiştirme yurdunda büyüdüm, orada bağlama çalmayı öğrendim. İstanbul'a gelince de profesyonel olarak bu işi yapmaya başladım.

Kendinize örnek aldığınız ya da tarzını beğendiğiniz isimler var  mı?
Ben müziğe rahmetli Aşık Reyhani'nin yanında başladım. 5 yıl onun çıraklığını yaptım. Ozan olarak devam etseydim bir Ahmet Yiğit olamazdım; aşık bilmem ne olurdum. O zaman da benim şu an esamem okunmazdı, buralarda olamazdım. Fakat İstanbul'a geldikten sonra arabesk söyledim. Ben Gülhane'de 5 sezon bir çay bahçesinde sahne aldım ve her gece orayı dolduruyordum. O arabesk furyasında 10 numaraydım. Ben hep o zamanlar Müslüm Gürses tarzı okuyordum. Büyükçekmece'ye geldikten sonra türkü okumaya başladım. O zaman idolüm Müslüm Gürses ise türkü söylemeye başladıktan sonra Neşet Baba (Ertaş) oldu. 
Albümde 'süper yorumcu' yazdı

Sizin elbette kendinize göre bir çevreniz, tanınırlık oranınız vardır. Ama daha popüler olmak için şans mı gerekir yoksa başka adımlar atmak mı?
Tabi ki şans faktörü önemli. Ama günümüzde bu durum biraz değişti. Eskiden yüzde 60 – 70 sesin güzel olması gerekiyordu. Yüzde 30'u şansa ya da kadere kalmıştı. Ama şimdi bu oran tam tersi oldu. Sesinin güzelliği ya da iyi bir sanatçı olman önemli değil. Reklam, tanıdık, çevre, medyada kendini duyurmak bunlarla popüler olunuyor. Benim sesim iyi ama kendimizi yeterince tanıtamadık sanırım. Yoksa bugün Türkiye'de Selami Şahin çok iyi bir müzisyendir, iyi bir değerdir. Beni dinledikten sonra albüm yapma kararı verdi. Türkiye'de iki kişinin albümünün üzerinde 'süper yorumcu' yazar. Biri Kibariye abla, diğeri de benim ilk albümüm. Ben o dönemde 100 bine yakın sattım. Fakat dediğiniz gibi medyadan uzaklaştığın zaman, göz önünde olmadığın zaman popülerite olmuyor.

Şimdi bir de teknolojinin nimetlerinden faydalanıp seslerle oynanarak; insanların olmayan sesi güzel hale getiriliyor sanırım...
Sesi inceltiyorlar, kalınlaştırıyorlar, veriyorlar tizi ya da bası, ekoyu... Bunların örneği çok. Onlara gel bir yerde program yap dediğinde adam CD'leri ve bilgisayarı ile geliyor. Konserlerde bile playback okuyorlar. Bizim halkımız da bilinçsiz. Ben bunu hep söylemişimdir, halkımız kimleri alkışladığını bilmiyor. Kimlere prim vereceğini bilmiyor.

Bu yüzden mi sanatçı diye lanse edilen ama aslında 'sabun köpüğü' gibi bir süre sonra patlayan isimler çoğaldı?
Kesinlikle... Ama o köpükler şu an para kazanıyor. Biz kendimizi ispat etmişiz, bekliyoruz. Tamam sağolsunlar gelip burada dinleyenler oluyor. Belediyeler de konserleri ya da festivallerinde davet ediyor ama o köpük dediğimiz insanların aldıkları ücretler bizden çok daha yüksek. Bizi çağırıyorlar 2 bin liraya, onu da zar zor veriyorlar. Ama onlara en az 10 bin lira ücret ödüyorlar. 
Şehirler sanatçılarına sahip çıkıyor

Önümüzde yine festivaller, konserler dönemi var. Siz bir nevi yerel bir sanatçısınız. Yerel yönetimlerin size ve sizin gibi isimlere bakışı nasıl? Davet ediliyor musunuz?
Oluyor tabi. Ben Büyükçekmece'nin birçok festivaline katıldım. Eskiden Kültürpark'ta Ramazan eğlenceleri düzenlenirdi, onlarda sahne aldım. Şu dönemlerde biraz daha şöhretli bir isim getireyim düşüncesi daha fazla. Ama tek tük de olsa yine de hatırlanıyoruz. Öte yandan ben kendi memleketim olan Erzincan'da her etkinliğe davet ediliyorum. Geçen hafta Denizli'de Erzincanlılar Derneği'nin gecesine katıldım.

Dernekler ve yerel televizyon kanalları daha çok ilgi gösteriyor sanki?
Şu an sanatçılık zaten yöre işine döndü. Her yöre kendi sanatçısına sahip çıkmaya çalışıyor. Ki bence de doğrusu bu. Tercan'da bir kez konsere Hande Yener'i götürmüşler. Bizim oradakiler Hande Yener'den ne anlar ki! Bizim doğu insanına iki uzun hava, seveceği iki türkü söyleyeceksin; kendinden geçecek. O yüzden belediyelerin çok iyi düşünmesi lazım. Şu an ona doğru bir gidişat var; bu da çok sevindirici.

Hep alttan alıyoruz

Bir taraftan yıllardır mekan işletiyorsunuz, sahne alıyorsunuz. Bunun zorlukları, sıkıntıları neler?
Eğer iyi bir dinleyiciniz, iyi misafirleriniz varsa süper geçiyor. Ama bazen de sıkıntı yaşanabiliyor. Mesela şarkı isteği gönderiyor ve hemen okumanızı istiyor. Halbuki ondan önce gelen istekler var, sıraya koyuyorsun. Ya da yazıp göndermesi gerekirken masasından 'şunu söyle' diye bağırıyor. Bunlar oluyor ama çok da iyi bir dinleyici olunca keyif verici yanları var.

Bu zorlukları nasıl aşıyorsunuz?
Hep alttan alıyoruz, yapacak bir şey yok. Yani orada ben de onlara sert çıksam ya da cevap versem daha kötü olaylar olur. Belki müşteriler birbirine tepki gösterir. Bu nedenle alttan alarak sorun çıkmamasını sağlıyoruz.

Büyükçekmece sahili özellikle yazları yoğun olan bir yer. Kafeteryadan içkili mekanlara kadar birçok yer var. Bu yoğunluk işletmelere yansıyor mu?
Bizim sektörde eğer ki çevren yoksa iş yapman olanaksız. Biz şimdi burada gündüz restoran hizmeti veriyoruz; o da yavaş yavaş oturmaya başladı. Ama saat 21.00'den sonra başlayan müzik programı için çevre yoksa sıkıntı yaşanır. Yoksa Büyükçekmece sahilinde en çok işi çay bahçeleri yapıyor. Burada oturanların çoğu çekirdek, dondurma, çay bahçesi üçlemesi ile sahili dolaşır ve sonra evine gider. Bizim Salı, Çarşamba, Cuma, Cumartesi yoğunluğumuz var. O da genelde dışarıdan gelen müşteriler sayesinde oluyor. Çevreniz yoksa nerede açarsanız açın bulunduğunuz yere güvenmemek gerekiyor. Yoksa görüyoruz, burada bir sürü insan elinde çekirdekle geçiyor; gidiyor çay bahçesine oturuyor.

Her yöreden söylemek gerekir

Bir dönem türkü barlar çok revaçtaydı. Ancak türkü barlarla ilgili tırnak içinde söylemek gerekirse olumsuz bir imaj oluştu. İnsanların kolay kolay bu kapılardan girmemesinde bunun etkisi olabilir mi?
Tabiki bu da var. İnsanlar bir de şunu ayıramıyorlar. Türkü denildiği zaman ya bir kesime hitap edildiğini düşünüyorlar ya da sadece Kürtçe şarkıların söylendiğini. Ama asla böyle bir şey yok; türkünün her yöresi var. Buralarda sahne alanlar İç Anadolu'dan Ege'ye; Karadeniz'den Trakya'ya kadar her kesime hitap edebilmeli. İnsanlar türkü dinlemek istese bile 'gideceğim ama sadece Alevi deyişleri ya da Kürtçe şarkılar dinleyeceğim' diye düşündüğü için gelmiyor. Ben sahnedeyken insanları hep gözlemliyorum. Arabesk de okuyorum, yeri geliyor sanat müziği de okuyorum. Yeri geliyor bilmememe rağmen nakaratlarını ezberlediğim Kürtçe halay ezgileri de söylüyorum. Tüm yöreleri serpiştiriyorum. Yarım elma gönül alma...

Burada 4 aydır olduğunuzu söylediniz. 4 aylık performansa baktığınızda ilerisi için umut veriyor mu?
Çok iyi... En azından gündüz müşterimiz oldu. Öbür tarafta sadece türkü bar olarak hizmet veriyorduk. Açıyorduk ama akşam 8 – 9'a kadar bekliyorduk. Ama şimdi sabah kahvaltı ile başlıyoruz; gün içinde yemek servisimiz var. Akşam da müzik programı yapıyoruz. Bizim için çok daha iyi oldu. Günü dolu dolu yaşıyoruz.

Bir de ekonomik krizden bahsediliyor. Bunun size yansıması nasıl? Mesela haftanın 3 günü gelen birisi bire düşürdüğü oluyor mu?
Oluyor tabi... Günden güne de kötüye gidiyor. 2 ay önce Cuma ve Cumartesi'nin yanı sıra Salı ve Çarşamba günleri de doluya yakın oluyordu. Hafta sonları dolu ama Salı ve Çarşamba günleri için gözle görülür düşüş var. Dediğiniz gibi daha önce haftanın birkaç günü gelenler bir gün gelir oldu. Birçok mekan hafta içi açmıyor. Sadece Cuma ve Cumartesi günleri açıyorlar. Çünkü en azından elektrik, su faturası ödemek istemiyorlar. Bu da bir çözüm mü tabi ki değil. Boşu boşuna kira veriyorlar. Yaz sezonunun açılması ile umarım düzelir.

Uyku sese çok iyi geliyor

Haftanın kaç günü sahne alıyorsunuz?
Salı, Çarşamba, Cuma, Cumartesi ve Pazar. Şimdi Pazartesi günleri de sıra gecesi yapacağız. Bunda ben de olacağım. Perşembe günleri de fasıl düzenleyeceğiz ama onda ben sahne almayacağım.

Geç saatlere kadar da sahnedesiniz. Ses telleri, beden yorulmuyor mu? Nasıl koruyorsunuz?
6 gün doluyum. Yoruluyorum tabi ki... Bol uyku çok iyi geliyor. Sıcağa soğuğa dikkat ediyorum. 

Haftanın her günü geç saatlere kadar çalışıyorsunuz. Eşiniz ne diyor, isyan etmiyor mu?
Her gün zılgıt yiyoruz. (Gülüyor) O da haklı, gecemiz gündüzümüz yok. Mekan sahibi olduğun zaman da işin başında durmak zorundasın. Ben 11 gibi buraya geliyorum, gece 2 – 3'te eve gidiyorum.  Ama evimi geçindirmek için bunu yapmak zorundayım. Biri üniversite, diğeri lisede okuyan iki kızım var. Başka çare yok. O da kimi zaman isyan etse de kaderine razı oluyor. Böyle ortamlarda olduğum halde içkim, sigaram yoktur. Aile yaşantısını da çok severim. Burada 2'de işim bittiyse, 15 dakika sonra evdeyim.

Cironun çoğu sanatçıya gider
Ahmet Yiğit, “4 kişilik bir arkadaş grubu gelse; burada ortalama ne kadar ücret öder?” sorumuza şu yanıtı verdi; “Yemek ve içki dahil ortalama 200 – 210 liraya burada gönüllerince eğlenebilir, müzik dinleyebilirler. Çok fahiş fiyatlarımız yok.” “Çünkü müziği ben yaptığım için sanatçıya para vermiyorum” diyen Yiğit, “Diğer mekanlara git; para kazandığını zannediyor ama hiçbiri para kazanmıyor. Sadece kira ve sanatçıya çalışıyorlar. Adam 3 bin, 4 bin lira ciro yapıyor. Sanatçı en az 1500 lira alıyor. Bunun yanında garsonu var, komisi var, faturaları var, mutfak giderleri, içki giderleri var... Sıfıra sıfır, elde var sıfır. Yani adam 15 – 20 bin lira ciro yapacak, ki öyle bir şey de yok, ancak o şekilde kar elde edecek. Ben biraz para kazanıyorsam sahneye az para verdiğim için. Yani sazcılara ve vokaliste para veriyorum” diye konuştu.

Yaklaşık 20 yıldır Büyükçekmece’de
1965 Erzincan'ın Tercan İlçesi'nde doğdum. 1978'de İstanbul'a geldim. İlk albümü 1994 yılında Selami Şahin'in prodüktörlüğünde çıkardım. Arabesk tarzda bir albümdü. 1997'ye kadar 3 tane daha aynı tarzda albümüm oldu. Bu tarihten sonra türkü albümü yaptım. Piyasada 15'e yakın albümüm var. 1996 – 97 yılları arasında Büyükçekmece'ye geldim. İlk olarak Capri diye bir mekan açtım ve burada sahne aldım. Daha sonra Belediye'nin bir yerine geçtim. Üç dört ay öncesine kadar Bestem Türkü Evi olarak orada devam ediyorduk. Belediye kendi yeri olduğu için orayı sosyal tesis yapınca Limanay Restoranı kiraladık. İşimize burada devam ediyoruz.

KELİME OYUNU
Aile: Saygı
Çocuk: Her şey
İstanbul: Olmazsa olmaz
Türkiye: Bir bütün
Dostluk: Samimiyet
Geçmiş: Anı
Bugün: Gelecek
Gelecek: Güzellikler
Siyaset: İnanmıyorum, değişken
Muhalefet: Dostlar bizi pazarda görsün
İktidar: Onları da pazarda görsün
Müzik: Her kötülükten geri alır. Bağlamamı 
çalıyorum tüm dertlerim dağılıyor
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.