Bir ömre on ömür sığdırdım

Halis Karabenli

Halis Karabenli



RÖPORTAJ: Nihal Altıngövde 27 Kasım 2015, 23:46

Edebiyat dünyasının önemli isimlerinden olan Yazar Halis Karabenli’yle son kitabı, ‘Aklımda Güzel Kal’a dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Hayata dair, aşka dair samimi açıklamalarda bulunan Karabenli, «1 ömre, 10 ömür sığdırdım» diyerek kendisine dair de önemli bilgiler verdi.

Röportaj kuşağımızda bugün, edebiyat dünyasının sevilen isimlerinden olan ve birçok başarılı kitaba imzasını atan Yazar Halis Karabenli var. 'Aşkın Yazarı' olarak tanınan Karabenli hem aşka dair hem hayata dair çoğumuzun keyifli bir tebessümle okuyacağı anekdotları paylaştı. Son kitabı 'Aklımda Güzel Kal'a dair de konuştuğumuz Karabenli, 37 yıllık hayatını anlattı. “Herhangi biri elimden tutsun diye beklemiyorum ve yollara da küsmedim.Koynumda sakladığım hüzünlerle sarılacağım biri var benim. Ölümsüzlüğün çaresini bulmuş gibi ciddi, önemli, hasretle sarılacağım biri var” gibi satırların sahibi olan Karabenli ile gerçekleştirdiğimiz sohbeti, arkanıza yaslanıp okuyabilirsiniz...

Önce kitapları olmadan ki sizden bahsedelim. Kendinizi tanıtır mısınız bizlere?
3 Haziran 1976 Ankara doğumluyum. Ankara'dan da hiç ayrılmadım zorunlu haller dışında. Zorunlu hal derken sadece askerlik için ayrıldım. Yani 37 yıldır Ankara'da yaşıyorum.

Nasıl bir ailede yetiştiniz?
Bir kız kardeşim bir ablam var. Ben evin tek oğluyum. Beni her zaman nazlı büyüttüler. Çok da duygusalım, küçük yaşlardan itibaren hep duygusaldım. Böyle bir yapım vardı. Çekingendim aynı zamanda. Askerden sonraya kadar da hiç konuşkan biri değildim. Aslında yine konuşkan değilim. Ama 30 yaşından sonra hayatımda bir şeyler değişti. O zaman çok konuşkan olmaya başladım.

Ne değişti hayatınızda, sizi böylesine değiştiren ne oldu?
Aşkla, sevgiyle ilgili bir durum. Sevdiğim bir kadınla ilgili bir durum diyeyim.

Sevgi insana güven veriyor
Bu aşk size nasıl etki etti?
Konuşmaya kendimi ifade etmeye başladım. Çünkü sevgi hem insana güven veriyor, aynı zamanda acıda veriyor. İkisini birden birarada içinde tutamadığın için hem konuşmaya başlıyorsun, ifade etmeye başlıyorsun istediklerini, yaşamak istediklerini ya da yaşayamadıklarını anlatmaya başlıyorsun. Olay bundan ibaretti yani, bir şeyin tetiklemesi gerekiyor.

Eğitim hayatınızda yazmanın yeri ne kadardı? O zamanlarda yazıyormuydunuz, adım atılmış mıydı?
4 sene öncesine kadar hiçbir şey yazmadım. Tek bir kelimem dahi yoktu, yazdığım.

Hiç yazmadınız, çok ilginç...
Evet, hiç yazmamıştım. Aynı şekilde kitapta okumuyordum, en fazla 3 kitap okumuşumdur o yaşıma kadar. Hatta ilk okuduğum kitapta Orhan Pamuk'un "Yeni Hayat" isimli romanıydı. Ondan çok etkilenmiştim, güzel bir kitaptı. Ama yaşadığım bir ayrılık neticesinde küçük küçük sözler dökülmeye başladı içimden. Onları insanlarla paylaşmaya başladım. Ondan sonrada durum iyice değişti zaten. Yani içimden gelenlerin kelimelerle şekillenişi, kendimi anlatışım daha edebi bir şekle bürünmeye başladı. 3 tane kitabımın hepsi, hatta çıkmamış 5 tane kitabımın hepsi son 4 yıl içinde yazılmıştır.

Son 4 yıla bu kadar kitap sığdırmak...Muhteşem, nasıl sığdı onun sırrı da sizde.
Ben bir ömrüme son 4 yıl içerisinde sanki 10 tane ömür sığdırmış gibiyim. Herşeyi öyle tepesinde öyle zirvesinde yaşadım ki. Öfkemde dahil buna. Bütün herşeyi sıkıştırdım resmen içerisine, ya da içimde yaşamadığım şeylerin hepsi çıktı birdenbire ortaya.

İçinizde bir volkan varmış, o patlamış bir şekilde.
Evet, aynen öyle. Dediğim gibi depremin tetiklenmesi gibi bir durumdu bu.

Bunu tetikleyen şey aşk aslında, böyle de diyebilir miyiz?
Kesinlikle o, zaten benim şu bir gerçeğimdir. Hep hayalimde bir kadın vardı. Devamlı benimle konuşacak, iyi davranacak, benim onunla ilgileneceğim, maalesef onun resmi var ama yüzü yoktu. Sadece bir çizgi olarak düşünün, içi boş. Ben içini doldurmak istiyordum onun ve hayallerimde zaten dolduruyordum. Onuda bir gün gördüğüm zaman yaptığım tek şey elinden tutmak oldu.

Aşk kavuşamamak durumudur
Onu buldunuz yani siz, hayalinizde ki kadını buldunuz...
Evet, onu buldum ve aşık oldum. Ama geç gelmişti.

Ve kalmadı galiba ki, size bu duygu fırtınasını yaşattı.
Kalmadı, kalamadı. Çok defa geldi, çok defa gitti. Zaten bu kitabımda yazdım.

O gelip gitmeler belki sizin içinizi daha da acıttı diyebilir miyiz?
Belki değil, kesinlikle öyle. Muhteşem şeylerdi, acısıda, gel gitleride, yaşadığım her şey olağanüstü zirvedeydi. Yani ben günlerce uyumadığımı bilirim. Bu çok tuhaf bir durum. Hatta hastalıklı bir duruma geliyorsunuz. Bana göre zaten aşk ayrı bir haldir. İlahi ve beşeri diye ikiye ayrılır.  Aşk kavuşamamak durumudur. Herkes ortada aşkım aşkım diye dolaşıyor ama bu değil aşk.

Tam da aşkın sizdeki tanımını soracaktım...
Kavuştuğun zaman sevgi, kaybettiğin zaman aşk başlıyor. İmkansız olan aşktır. Beşeri aşklara baktığınızda Leyla ile Mecnun, Aslı ile Şirin kavuşmuş mu? Diğerleri de öyle. Kavuşmadıkları için aşk zaten. Bunların hepsi kavuşamayanlardır. Ben ayrılıktan sonrası aşk diyorum.

Yazdıklarınızı kitap haline getirme fikri nasıl oluştu?
İlk başta yazdıklarım hakikaten çok komik şeylerdi. Neler yazdığımıda hatırlıyorum ama şu an söylemeyeceğim.

Komik derken?
Gerçekten komik şeylerdi, gülüyorum şimdi. Tamam hepsi kendi duygularımdı ama ifade etme şeklim ve basit örneklerle anlattığım yazılardı. Hepsini hatırlıyorum o yazılarımınında hiçbiri aklımdan çıkmadı. Ama komik şeylerdi, yani düşünsenize, ketum bir adam var ortada, kimseye hiç bir duygusunu belli etmeyen. Ama bir gün ortaya çıkıyor küçük kelimeleri birleştirmeye başlıyor. Sonra herkes senin başka bir yönünü görüyor ve yadırgıyorlar. Bu defa toplum garipsiyor, sen böyle değildin sana ne oldularla karşı karşıya kalıyorsunuz.Gerçekten bile isteyerek yazar olanlar var, bu işin eğitimini alarak yazar olanlar var. Aramızdaki fark bu. Benim gibi bir olayla yazmaya başlayanlarla onlar arasındaki fark kendini topluma kabul ettirme noktasında başlıyor. Bizler kendimizi topluma kabul ettirene kadar çok zorluk çekiyoruz. Bunu önemsemezsen kitaplaştırırsın. Zaten ilk kitabımın önsözünde "Tamamen unutulmak istemiyorum, yerimde bir şey bırakmak istiyorum seninle ilgili" diyorum.  İlk kitabımın önsözünde ben herşeyi anlatıyorum. Önsöz diyorum ama önsözde değil aslında ilk 2 kitabımda "Gülüşüme" diye başlar. 3. kitabımda ise "Sen bittin" diye değiştirdim artık.İçimdeki seni bitirdim anlamında.

Yazmak için yaşamayı bekliyor
Bitirebildiniz mi? 
Bitmedi. Ama o mesajı ona verdim çünkü herkes yoluna bakmalı.

Neden olduramadınız, neden kalınmadı?
Geleneksel aile yapısı. Türkiye'de aileler evlenir. Yani aile ilk önce onay verecek, sonra siz. Buradada kadının dirençli olması lazım.Bir yerde ikinci planda kalabilirsiniz, çok sevse bile vazgeçer.

Bu anlamda kitaplarınızı sevgiliye yazılmış çok uzun mektuplar anlamında da değerlendirebilir miyiz?
İlk kitabımda sevgiliye mektup diye bir bölüm var. Çoğu yazdığım deneme olduğu içinde zaten sevgiliye mektuptur, doğru söylüyorsunuz. O'na gönderiş ama asla içerisinde acıtasyon yok, şu andaki popüler edebiyat tarzı yok.Asla. Son kitabımda her denememde tek isim var. 17 isimli bir yazı var. "Tam 17 mevsim oldu sen gittiğinden beri" diyorum ve bu gerçektir. Tam 17 mevsim bekledim gelecek diye. 4 yıldan fazla bir zaman yapıyor. Öyle güzeldinki seni hiç unutmayacağım diye bitiriyorum.

O bitti,  bundan sonra yazacaklarınız ne olacak?
Bundan sonra yazacaklarım yaşayamöadıklarımdan ibaret olacak yada bunu bana yeni birileri yaşatırsa onları yazacağım bu seferde.

Okurlarım beni dengesiz sayabilir 
nKendinizi yazar olarak nasıl tanımlıyorsunuz? Aşkın yazarı diyebilir miyiz size?
Diyebiliriz ama aşkın dışında aklımda bilim kurguda var. Onu da şekillendirdim. Aynı zamanda bu kitap aşk kitabıdır ama sadece seni seviyorum yok farklı şeyler anlatıyorum. Mesela buz dolabımda bir nar ekşisi vardı ben onun üzerine bir yazı yazdım. Onu sevgiye bağladım. "Buzdolabındaki nar ekşisi kadar kendimi unutulmuş hissediyorum" diyorum. Çünkü uzun zamandır kullanmıyorum öylece duruyor orada nar ekşisi. Beni unuttum artık diyorum kısaca. Nesnelerin basitleştirilmesinden rahatsızım. Çünkü her şey inanılmaz anı. Hepsi bir şey çağrıştırıyor insana. Okurlarım beni dengesiz olarakta tanımlayabilirler. Ben bunu kabul etmiş biriyim. En kısa kendi tanımım bu olabilir.

Kitaplarınıza ve size olan ilgi nasıl?
Belirli bir ilgi var ama yeterli değil elbette. Çok büyük bir kitleye ulaşmak için bu zamanda arkanızda bir desteğin olması gerekir. Bu yok. Kendi başımıza, kendi, tırnaklarımızla kazıyarak birşeyler yapmaya çalışıyoruz. 3 yıl önceki halime göre çok iyi bir yerdeyim ama bundan sonra nereye gider onu bilemiyorum. 
nOkur portföyünüz nasıl, en çok bayanlar mı okuyor kitaplarınızı?
%80'i bayanlardan oluşuyor. Ama ben bayan kelimesini kullanmıyorum, kadın demeyi tercih ediyorum. Kadın muhteşem bir varlık çünkü, neden bayan diyeyimki. Öyle bir şey yok.

Şiir yazmak çok zor
Aklımda Güzel Kal" birazda kitaptan söz edelim mi?
Aklımda güzel kal derken orada hafifte sitem var. Bundan sonra başkasının olacaksın diye kitabın içinde açık açık yazdım. Bende başkasının olacağım. Hatta bana sarılanlar hala senin kokunu şikayet ediyorlar diye yazdım. Bundan sonra hayatıma gelecek hayatımı alt üst edecek diye de yazdım. Çünkü bu böyle oldu şimdiye kadar. Bir kaç denemem oldu ve hepsi geçmişime takıldı.

Bu sorun aşılacak gibi de görünmüyor.
Aşılmaz. Ben yazdığım sürece bu böyle olacak.

Ben bir de asıl mesleğinizin ne olduğunu merak ettim. Mesleğiniz nedir?
Asıl mesleğim Mali Müşavirlik. Aslında edebiyatla hiç alakası olmayan rakamlarla haşır neşir bir mesleğim var.

Nasıl bir yaşantınız var bu kitapları ne zaman yazıyorsunuz?
İlk kitabımı ve ikinci kitabımın bir kısmını neredeyse 24 saatlik bir zaman diliminde yazdım. Ama artık genellikle gece  23'ten sonra 3'e kadar yazıyorum. Tamamen herşeyin sustuğundan emin oluyorum ve yazmaya başlıyorum.

Kitaplarınızda şiirlerde var, aynı zamanda şiir de yazıyorsunuz öyle değil mi?
Evet, şiir yazıyorum, bir çok şiirim var ama onları paylaşmıyorum. Onlara kıyamıyorum çünkü.

Şiirlerinize neden kıyamıyorsunuz?
Onlar çok özel ve şiir yazmak çok zor. Düz yazıyı herkes yazabiliyor ama şiir yazılmıyor. Zaten 3 ayda bir yazılan bir şey en iyi ihtimalle.Belki 6 ayda bir. Bir şiirimi tam 6 ayda yazdım, 3 sayfa. 'Ahraz isimli şiirim Bedirhan Gökçe tarafından seslendirildi. Bu şiirime hiç kıyamıyordum ben ama Bedirhan Gökçe'ye çok yakışır bir şiirdi.

Seviyorsan git sarıl!
Sizden aşka dair tavsiyeler almak isteyenler oluyor mu?
Onlarcası var ama hepsinin anlattıklarıda komik şeyler. Çoğunun anlattığının sevgiyle alakası yok. Bana aşkını anlatıp ne yapayım diyenlere önerim "Git sarıl" oluyor. Gerçekten seviyorsanız kendinize benzetmeye çalışmayacaksınız. Ortak noktalarınız varsa orada buluşacaksınız, değiştirmeye çalışmayacaksınız. Bir miktar değişebilir insan kesinlikle değişmez değil. Alışkanlıklarından vazgeçebilir, huylarından vazgeçebilir. Kaybetmeye başladığınız zaman bir şeyler yapamazsınız artık. O noktaya gelmeden tedbirler almalısınız. Onu bir daha yaşayamacağınızı bileceksiniz. Bir insanın gitmesi karşındakini ferahlatmakta olabilir, tam tersine  bir zulümde yaşatabilir. Seviyorsan sarıl sevmiyorsan bırak, bu kadar basit. Sürümcemede kalmanın, birini bekletmenin gereği yok. Dünyaya bir kere geliyor insan. Olmuyorsa bırak ve gitsin, git.

Bir çift göz bir hayatı anlatıyor
Etrafınıza duyarlı mısınız?
İnsanların hayatları ilgilendiriyor beni. Bir çift gözden bir hayatı anlamanız mümkün. Gözlerden herşey okunuyor. Kimin ne anlattığı belli. Herkesin ne anlattığını tahmin etmek bilmek de çok yorucu. Bazen üstünkörü yaşamak lazım diyorum. 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mert Kahraman - 1 yıl önce
bu röportaj kime aittir