Ne tarihe ne geleceğe sahip çıkıyoruz

Türkiye’nin her yanı adeta turizm cenneti. Maalesef biz bu güzelliklere yeterince sahip çıkmıyoruz. Tarihi ve doğal güzellikleriyle İstanbul’un en gözde ilçelerinden biri olan Çatalca da gezginleri ve doğaseverlerin ilgisini bekliyor

Ne tarihe ne geleceğe sahip çıkıyoruz

Tarihi eserlerimizi koruyamadığımız, tanıtamadığımız için ve bunları bırakın tanıtmayı, kendimiz bile geç farkettiğimiz için üzgünüm. Maalesef, bizler ne tarihimize, ne de geleceğimize saygı duymayan, sanatına sahip çıkamayan bir toplum olma yolunda hızla ilerliyoruz. 
Rehberler,  turist olarak gittiğimiz yerlerde, küçücük bir taşın tarihini, işlemesini saatlerce anlatırlar. İlgi ile masal gibi dinleriz.  Fakat biz, kendi tarihimizi, güzellikleri, eserleri bırakın tanıtmayı, sahip bile çıkamamışız… 
Okudukça, araştırdıkça, konuştukça derin bir ilgi ile yaşadığım yerlerin tarihine daldım. Bu defa çok uzak yerlerden değil, hemen yanı başımızda bulunan bir ilçemizden bahsediyorum. Canım sıkıldıkça gidip gezdiğim, zaman zaman piknik yaptığım, ıssızlığa sessizliğe ihtiyacım olduğunda, kendimi attığım, rüzgar güllerinin tepelerden dönüp durduğu, göç yollarının üzerinden Avrupa’ya açılan kapı diye anılan, İstanbul’un batısında bulunan Çatalca’dan…
***
Burada gezilecek çok yer var. Günlük turizm yapılmasına çok elverişli. Şimdi size önemli tarihi bilgilerini aktararak bir tur yaptıracağım. Çoğu tarihi eser talan edilmiş ama, yine de pikniğinizi yaparken, daha çok haz alacağınızdan eminim.
Çatalca, Balkan savaşlarında çok önemli bir yer olmuş. Geçmişte Eyüp Mutasarraflığına bağlı bir bölgeymiş. Ayrıca 1800’lü yıllarda, Silivri, Büyükçekmece ve Terkos bucağı ile birlikte 82 köyü içine alan bir sancak haline getirilmiş. 1914 yılında, Osmanlı tarafından yapılan nüfus sayımında,  burada Rum Ortodoks‘lar daha yoğun olmak üzere Müslüman, Ermeni, Yahudi, Bulgar olmak üzere oldukça çeşitli toplulukların yaşadığı belgelenmiş. Osmanlı zamanındaki adı ise”Çatalburgaz”imiş.
Mübadelede, Türkiye’de İstanbul, Yunanistan’da ise Batı Trakya ve Atina mübadele dışında tutulunca, Çatalca bir süreliğine İl yapılmış. Çünkü köylerin nüfusunun tamamına yakını Rum halkından oluşuyormuş. Hepsi gittikten sonra yeniden İlçe yapılmış.
Osmanlı’nın sebze meyve deposu ve avlak bölgesi.
***
Çatalca, su açısından İstanbul için nasıl önemli ise, Bizans döneminde de çok önemli bir yer.  Kalfaköy’de, Akalan köyünde Ayazma var. Bunlar Bizans zamanından gelen sular. Bazı kaynaklarda bu suları korumak için Anastasius surlarının yapıldığından bahsediyor. Bazılarında ise, M.S. 507-511 yılları arasında şehri Trakya tarafından gelecek akınlardan korumak üzere yapıldığı söyleniyor. Bu surlar, Bizans İmparatoru 1. Anastasius tarafından yaptırılmış. Kurmay Yüzbaşı olan ve Ayasofya Müzesi Müdürlüğü görevinde bulunmuş, Araştırmacı/Tarihçi,  Feridun Dirimtekin tarafından yapılan araştırmalarda, surların, 52. km’lik bir uzunlukta olduğu belirtilmiş.  Karadeniz kıyısındaki Evcik iskelesi denilen yerden başlıyor, Silivri’ye kadar devam ediyor(muş)!... 
Surlardan geriye ne kadar ne kalmış derseniz, Karanlık Ayazma ile Çilingirtepe arasındaki on yuvarlak dışında, maalesef hiçbir şey!
Üstelik, Çin seddinden sonra en büyük savunma duvarı olarak kayıtlara geçmesi de, bir o kadar üzücü…
***
Çatalca Surları hakkında da fazla bilgi yok. Ancak bu surların Makedon Kralı Büyük İskender’in komutanı tarafından yaptırıldığı varsayımlar arasında. Bu surlar, Evliya Çelebi’nin Seyehatnamesinde ise “Haniçe Surları” olarak geçmekte. Bir diğer önemli nokta ise, Fatih Sultan Mehmet’in toplarını denemiş olduğu bölge olarak geçmesi… Bu surlardan da geriye pek bir şey kalmamış.
***
Bir de, Subaşı köyünden bahsetmek gerek. Bu köyde, Cami bahçesinde Han mezarlığı var. Kırım Han’larından olan Selim Giray buraya gelip yerleşenlerden. Köyde, Han soyunun yaptırdığı Han Camisi, Selim Giray Sultan Çeşmesi ve sanat eseri niteliğinde mezar taşları var. Kaplan Giray Han, eşi ve çocuğunun mezarı burada bulunuyor. Mezarlar taşlarında kullanılan motifler ise muhteşem. Bu taşlardan Beyazıt’ta Cağaloğlunda Ziya Gökalp’in olduğu hazirede ve 2.Mahmut’un türbesinde de görülüyor.
Dışardaki tabelada ise şunlar yazılı;
"Ah kim gülgonca-i bağ-i cihandım bir zaman,
Nam aver Gazi-yi Kaplangiray-i Nevcican"
(Ah ki cihan bağının gülgoncasıydım bir zaman,
Şöhretli, Gençyiğit Kaplangiray Gazi idim.)
Burada iki tanede dev çınar var, kaç yıllık olduğu bilinmiyor. 
***
İkinci Bayezıt’ın avlak bölgesinin Kalfaköy olduğunu biliyor muydunuz? Buraya avlanmak için gelirmiş. Kalfaköy’de ilk Türk köylerinden. Tarihi bir cami ve çeşme var. Fotoğraflar yayınlanırsa çeşmeyi göreceksiniz, onun hemen arkasındaki arazide de atları, ahırları varmış. Burada eski bir hamam da var ama epey hasarlı.
***
Ve şimdi Alaiye Şehitliğindeyiz. Balkan Savaşı sırasında Çatalca müdafasında cepheye yorgun argın gelmiş askerlerin baskın yemesiyle 657 kişi şehit olmuş. Bu şehitlik onların anısına yapılmış. Anıt mezar, 1998’de Ahmet Serdar Pala ve Ahmet Hakan Sarı tarafından inşa ettirilmiş.
İleri Tabya’da 1912 muharebelerinde şehit olan, 87.nci alay 3. Tabur Binbaşı Mehmet Ali ve Alaiye taburundan Binbaşı Salim Teyfik, 1.Bölükten Yüzbaşı Hamdi, 3. Bölükten Yüzbaşı Mustafa Hilmi, 2. Bölükten Teğmen Mustafa ve misafir Teğmen Yusuf Ziya ile Trabzon Gönüllüleri reisi İzmir’li Arap Hafız ve 657 Erbaş ve Er’den müteşekkil, şehitlerimiz…
Ruhlarınız Şad olsun!
***
Çatalca Bölgesi’nde başka gezilecek ne var derseniz eğer, İnceğiz Mağaralarına mutlaka bir bakın derim. Oldukça dik ve katlı, çıkarken biraz zorlanabilirsiniz. Geçmiş yıllarda ziyaret ettiğimde, yukarıya merdiven yoktu, ancak şimdi tahtadan güzel bir çıkış yapılmış. Sadece, mağara içindeki kayalara oyulmuş basamaklardan çıkış biraz yorabilir.
Girişteki yazılı bilgilere göre; Çatalca-İnceğiz ve çevresindeki doğal oyuklarda ilk yerleşim tarih öncesi çağlarda (M.S.5500) başlamış. İnceğiz Mağaralarının doğal oyuklar dışında, insan eliyle oyularak genişletilmeye başlanılması, M.Ö.1200’lü yıllarda gerçekleştirilmiş. Mağaralar içinde süren toplu yaşam, yukarıdaki Maltepe Nekropol alanında kült ve cenaze törenleriyle son bulmakta.
***
Bu mağaralar daha sonra Manastır olarak kullanılmaya başlanmış. 11-12 yüzyıllarda en faal dönemini yaşamış ve yukarıya doğru kat sayısı artmış.
İçinde bir kilise, kaya içine oyulmuş mezar yerleri ve vaftiz teknesi olarak kullanıldığı düşünülen bir çukur bulunuyor. Buradan çıkartılan tarihi eserleri merak ederseniz, İstanbul Arkeoloji Müze’sinde sergilenmekte.
***
Üzücü olan şu ki, bu mağaralarda çok önemli olmasına rağmen tanıtılmıyor. İçerisi pis, çöplük olmuş. Eğer bu mağara, başka bir ülkede olsaydı, hastaneye girer gibi galoş takıp girerdik. Birkaç tane de güvenlik görevlisi bekletilirdi. Bu işim esprisi tabii ama, ne yapayım üzülüyorum.
Bir de, buradan selamlarımı iletmek istediğim isimler var;
Vaftiz çukuru denilen yere, kocaman ve kırmızı yazılarla “Seviyorum” diye yazan şahsa, bilgi tabelasının üzerinde aşkını ilan eden “Ali ve Özlem’e”, duvarlara isimlerini kazıyan “Selin ve Özgür’e” selam ederim. Gerçekten de isimlerini dağlara, mağaralara yazabilmişler…
***
Bir dönem burada güzel işlerde yapılmış. Onlardan da bahsedeyim biraz. Çatalca Kültür Varlıklarını Koruma Derneği, Türk Kanser Derneği ile burada “yerli tohum projesi” için çalışmışlar. Köylerden yerli tohum toplamışlar, Belediye Başkanı Cem Kara destek vermiş ve ve ekilecek alanın tahsisinde yardımcı olmuş. Eski Kaymakam ise, bu yerin etrafını tel ile çevirmiş. Başka bir siyasi ilçe başkanı, tohum yardımında bulunmuş. 
Bu projedeki ortaklık ise şu sözlerle daha iyi anlaşılıyor; “İlk defa Çatalca siyasetinin ortak yaptığı bir iş.”diye anılmış. Devamını görebilmek dileğiyle…
Peki bu proje devam ediyor mu diye sorarsanız, tabii ki hayır. Çünkü yol geçeceği için, iki yıldır ekim yok.
***
Bir diğer önemli bilgi daha var. Kısaca ondanda bahsedip, Çatalca turunu bitirelim.
*(Kaynak; wikipedia.org)
Çatalca’da, “Çakmak Hattı” bir savunma hattı var. İkinci Dünya Savaşının çıkacağının anlaşılmasının ardından, yapılmış bu hat.
Marmara Denizi'nden Karadeniz'e uzanıyor. 
*Genelkurmay başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Fransızların Majino Hattı'nı örnek alarak, Trakya'da bulunacak ve beton ile çelik karması bir savunma merkezi olacak bir hat planı hazırlamış. Bu savunma hattına kendi soyadını vermek istemiş. 
Ancak Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, bu plana karşı çıkmış ve şöyle demiştir:
“Savaş, oldum olası toprak üstünde yapılır ve toprak üstünde kazanılır, yahut kaybedilir. Çakmak Hattı ne kadar güçlü olursa olsun ömrü, bir muharebeninki kadar kısadır. Ben milletimin parasını bir kapris uğruna toprak altına gömdürmem.” 
***
Çakmak Hattı, Terkos Gölü (Durusu) yakınlarından başlayıp Büyükçekmece'ye kadar iki hat şeklinde yapılmıştır. Bu hatlarda bir kısmı büyük, bazıları ise küçük olan askeri koruganlar vardır. Duvar tel ve demir engellerle bu mevzi birbirine bağlanmıştır. Çakmak Hattı İnşaatı, çimento ve demir yetersizliğinden dolayı ilerleyememiştir. 
Nazi Almanyası, Yunanistan 'ı işgal ettikten sonra Çakmak Hattı savunma işlevini yitirmiştir. Çünkü bu savunma hattı Bulgaristan'dan gelebilecek saldırılara göre düzenlenmiştir.Çakmak Hattı'nda soğuktan dolayı birçok asker hayatını kaybetmiştir. *(Kaynak; wikipedia.org)
***
Çatalca’da, daha başka gezilecek çok yer var. Yalıköy (Podima), Karaburun, Çilingöz, vs…
Kısacası, hem tarih olarak, hem de gezilecek, dinlenilecek birçok yeri olmasının yanında, İstanbul’a da yakın olması sebebiyle, iyi bir alternatif.
Bu arada;
Bilgilerini benimle paylaşan, Çatalca Kültür Varlıklarını Koruma Derneğinden, Sn. Emre Toker’e teşekkür ediyorum.
***
Sevgiyle Kalın

Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.