Doğru İstersen olur

Şenel Akdemir

Şenel Akdemir



RÖPORTAJ: Nihal Altıngövde 13 Ağustos 2015, 14:32

Uzaktan gördüğüm, bir kaç kere koşuşturma içerisinde önünden geçtiğim ve hep merak ettiğim bir yerdi. Kocaman tabelasında ki ismiydi ilk başta dikkatimi çeken "Akademi Hiç Düşünce" Hemen altında yazan "Doğru istersen olur"sözü bir gün kesinlikle uğramalıyım düşüncesini oluşturmaya yetmişti bende. Bazen önünde ki küçük bahçesinde oturan insanları görür, bazen de taştan lambaların durduğu sade vitrininne takılırdı gözlerim. Orada neler olduğunu öğrenmek için giderken merakım daha da artmıştı. Hiç düşüncenin anlamını artık öğrenmeliydim. İçeri girdiğimde güler yüzüyle karşıladı beni Şenel Akdemir. Devamında uzun bir sohbet bizi bekliyordu.

Yaşamda bir seçimimiz var
Şenel Bey sizi ve Akademi Hiç Düşünce'yi tanıyabilir miyiz?
Buranın adı Akademi Hiç Düşünce. Bizler yaşamda bir seçimimiz olduğuna inanıyoruz. Arınmak yada arınmamak üzerine. Arınmak derkende sadece fiziksel arınmak yetmiyor, hem zihinsel, hem duygusal hem ruhsal olarak arınma ihtiyacında olduğumuzu düşünüyoruz. Özellikle kent insanının buna daha çok ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bunu yapmak size mi kaldı diyebilirsiniz. Yaşamda her birimizin bir görevi olduğuna da inanıyoruz açıkçası. Bende Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler mezunuyum. İstanbul'a beş yıl önce geldim bu akademiyi kurmak üzere. Yıllardır seminerler veriyorum üniversitelerde, hastanelerde. Bizim yaşamdaki amacımızın böyle bir işle örtüştüğünü fark ettik. 

İnsanlar su içmeyi unuttu
Amacınız arınmayı sağlamak mı?
Bu anlamda insanlara bilgi vermek, yol göstermek. Fiziksel olarak arınmaktan kastımız insanların bedenlerinin çok kirli olduğunu düşünüyoruz. İnsanlarımızın su içmeyi unuttuğunu düşünüyoruz. Su içmiyor insanlar. Hiç bir şey suyun yerini tutamaz. Ama tek başına su da bedende bir işe yaramıyor. Ben her zaman insanlara aynı şeyi söylüyorum göz yaşınız neden tuzludur, neden kanımız tuzlu neden terimiz tuzlu? Bunların cevabı çok basit. Hepimiz anne karnında tuzlu suyun içinde oluşmuşuz. Bir yazılım programı oluşmuş. Ölünceye kadar da bu kurguyla yaşayacağız. Bütün hücrelerimiz aslında bir bilgi bankasına sahip.Tüm mesele o bilgi bankasına uygun olan  bilgileri bedene göndermek. 

Peki gönderirseniz ne olur?
Hücreler kendini onarabilir, iyileştirebilir ve yenileyebilir. Hastalığın adı ne olursa olsun, yaş kaç olursa olsun hiç farketmez. Bu konuda çok iddialıyız. Şu duvarda gördüğünüz yazılar buraya gelen insanların iyileşme öyküleridir. Önce bir iki kişiyle başlamıştık. Sonra kalabalıklaşmaya başladık. Tüm bunları derleyerek bir kitap yazdım. Fakat bastıramadım. O da kısmet, inşallah bir gün o da olacak. 

Suyun önemini mi anlatıyorsunuz insanlara?
Amacımız insanlara önce su içmeyi hatırlatmak. Ama bu suyu tuzla beraber içmek. Tuz olmazsa olmaz. Şimdiki sistem insanlara tuzu yasaklıyor. Ama hangi tuzu sorusunu sormuyorlar. Kristal tuz. Bedenin ihtiyacı olan tuzu yasaklayamazsınız..
Kristal tuzun içerisinde 84 mineral var. Bedenin ihtiyaç duyduğu her şey var. Elinizde tuttuğunuz bu tuz direk sizi şarz etmeye başlar, enerjinizi artırır.

Görünenin her şeyin çok ötesidir.
Bizim bedenimiz kristalize bir yapıdan oluşuyor. Bununla ilgili yüzlerce  bilimsel araştırma var. Bizde ışık olmaya çalışıyoruz. Her hafta sonu cumartesi günleri saat 5'te burada halka açık ücretsiz seminerler veriyoruz. Bu seminerlere bir çok üstat, bilgi sahibi arkadaşımız katılıyor ve tamamen ücretsizdir. Akupunktur noktalarını çalıştırmayı öğretiyoruz. Nefes alma terapileri yapıyoruz. Yogayı meditasyonu öğretiyoruz.Bu çalışmaları yaparsanız yaşlanmazsınız. Yaşımı biliyor musunuz, bir tahmin edin cildime bakarak.

Tahmin edemeyeceğim, çok genç duruyorsunuz
.
50 yaşındayım.Bunun sırrı sudur. Çay içmem, kahve, kola içmem. Sadece su içerim. 

Hücrelere can suyu gerekli
Size göre ne kadar su içmek gerekir biliyorsunuz çok değişken oranlar söyleniyor.
Günde en az 2,5 litre su içmek gerekir. Herkes bir kilosunu 30 mg ile çarparak içmesi gereken su miktarını bulabilir. Örneğin 60 kg olan birisi 30 ile çarparak 1.800 litre su içmesi gerektiğini en az bulabilir. Hücrelerinizin içerinde adına 'Can suyu' dediğimiz bir barajımız var. Eğer o barajlarda su olmazsa vücudumuzun ihtiyacı olan o elektiriği enerjiyi üretemezsiniz. Bu da stres yaşamanıza sebep olur. 

Stresin kaynağı da susuz kalmak o zaman size göre?
Herkes stresi dış kökenli zannediyor. İşten, eşten şundan bundan sanıyor. Oysaki eğer hücreleriniz enerji mekanizmalarını devre dışı bıraktıysa stres başlar. Korku, panik, endişe, tasa, keder, elem başlar. Bunların olmaması için yapmanız gereken şey o kadar basit ki, su içeceksiniz. Dünyada on binlerce insan  hiç yemek yemeden yaşıyor. Su, tuz, güneş. Niye denize gittiğimizde yaralarımız daha çabuk iyileşir. İnsanlar denize girmiyor, herkes hasta. Herkes rafine tuz kullanıyor. 

Ben sizin hayatınızda bu akademiyi kurma fikrinin ne zaman, nasıl başladığını merak ettim.
Söylediğim gibi Ankara'da yaşıyordum. Kendimle ilgili bir sağlık sorunu yaşadım. Bu tuzla İstanbul'da ki bir insanın kanseri yendiğini duydum. Ben de kalp spazmı geçiriyordum. Bunu kullanmaya başladıktan sonra spazmlarım geçti o süreçte panik atak oluşmuştu bende hastanelerin kapılarında yatmaya başlamıştım neredeyse. O günden bugüne Allaha şükür bu tür problemler yaşamadım. Sadece tuzla bu gerçekleşti.

Tuz derken?
Himalaya kristal tuzla.Tabi bu tuzu kullanmanında yöntemleri var. Bu tuzla dişinizi fırçalayabilirsiniz, yüzünüzü yıkayabiliyorsunuz, burnunuza çekiyorsunuz, gargara yapıyorsunuz. Örneğin ben 6 yıldır diş macunu kullanmıyorum. Diş etlerim ve dişlerimle ilgili hiç bir problem yaşamıyorum bu sayede. Ağız kokusu, diş etleri kanaması hepsine iyi geliyor. Bu tür sorunlar yaşamazsınız. Tuzlu suyla  hakiki zeytinyağını karıştırıp cildinize sürün örneğin inanılmaz güzel sonuçlar alırsınız. Tuzlu suyla yüzünüze buhar banyosu uygulayın beş dakika sonra cildinizde ki oluşan farklara inanamayacaksınız. 

500 milyon yıllık tuz
Himalaya kristal tuzdan biraz daha söz eder misiniz?
500 milyon yıl yaşında şu an elinde tuttğunuz tuz. 6,5 milyarlık bir gezegenin  500 milyon yıllık tüm bilgisini bedeninde tutuyor. Bundan yüzyıllarca yıl önce yağan yağmurların dağa, taşa, toprağa çarparak bu gezegende var olan sizin bedeninizin ihtiyaç duyduğu tüm mineraller sular yoluyla nehirlere oradanda okyanuslara taşınmış Okyanuslar kuruyor ve kuruyan okyanuslar daha sonra değişik doğa olaylarıyla dağları oluşturuyor. O dağların içeriside kristal tuzla dolu.

Ülkemizde de kaya tuzu var. Bu tuz farklı mı?
Kaya tuzumuz da çok değerli ama evrimleşmesini tamamlamadığı için hücrenin üzerine girebilme özelliği yok. 

Hastalıklara inanmıyoruz
Himalaya tuz nereden geliyor?
Pakistan'dan geliyor. Bu tuz bir çok rahatsızlığada çok iyi geliyor. Biz hastalık diye bir şeye inanmıyoruz. 

Biz dediğiniz kimler?
Dünyada böyle bir grup var. Yeni bir tıp anlayışı var 'Holistik Tıp'. Klasik tıp insanları ilaçla ve keserek biçerek iyileştirmeye çalışıyor. Bedeninizin bir noktasında ağrı varsa  sadece lokal olarak oraya odaklanıyor. Oysaki bir ağrı tüm bedeni ağrıtır. Hiç bir hastalık yoktur ki zihinsel kökenli bir kaynağı olmasın. Herşeyin bir zihinsel kökeni vardır. Biz burada  yaptığımız tüm çalışmalarda  önce o zihinsel kökeni ortaya çıkarıyoruz sonra fiziksel olarak yapabileceği bir kaç şey varsa onu söylüyoruz. Asıl alanımız kanser. Biz kanserle ilgili bütün söylenenlerin yalan olduğunu iddia ediyoruz. Sadece iddia etmekle kalmayıp bunu ispatlıyoruzda. Bu konuda yazılmış bir çok kitap var.Kanser hücresi bedene düşman bir hücre değildir. Kanser hücresi oksijenle solunum yapamayan hücredir. Bedene su gitmediği için hücreye oksijen gitmediği için oluşan bir şeydir. 

Suyu hücrelere tuz taşır
Su hücrelere himalaya tuzu ile mi taşınıyor?
Su molekülü tuz molekülüne tutunursa hücrenin içine gidiyor, yoksa gitmiyor. İstediğiniz kadar su için osmoz dediğimiz işlem bu şekilde gerçekleşiyor. Her birimiz enerji üreten birer fabrikayız çünkü tüketiyoruz. Enerji üretmek zorundasınız, enerji üretmek içinde o enerjiyi oluşturacak bileşenleri bedeninize göndermeniz gerekiyor. Su, tuz ve oksijen. Oksijeni hücrelerinize su taşıyor ama içeriye tuz sokuyor. İnsanlara tuz yemeyin diyorlar yani ölün diyorlar.

Sağlık konusu insanlar için en fazla suistimal edilen konulardan birisi. Bu anlamda sizler klasik tıp anlayışını reddetmekle büyük bir sorumluluk almış olmuyor musunuz?
Toplumda çok fazla bilgi karmaşa yaratıyor. Aslında herkes haklı tuz denildiği zaman önce bir korkuyor. Üç zararlı şey olarak un, tuz, şeker denilmiş. Aslında tuz olmasa insan düşünemez bile, hareket dahi edemezsiniz. Sistem toplumun hasta olması üzerine çalışıyor. Dünya global bir köy. Üç beş tane aile Latin Amerikalı'da olsak Uzak Doğulu'da olsak Türkiyeli'de olsak aynı şeyleri yediriyor içiriyor bizlere. Aptallaşmak ve hastalanmak zorundayız. Ama toplumlarda çok ciddi bir bilinç sıçraması oluşuyor artık. İnsan bedeni hiç hastalanmadan 120 yaşına kadar yaşayabilir bunu öğretmemiz lazım insanlara. Bizler bilimsel çalışmaların sonuçlarına göre konuşuyoruz. Özellikle kanser konusunda insanları kanserin değil radyoloji ve kemoterapinin öldürdüğünü gösteren bir çok araştırma var. 

Tuzu nasıl kullanıyorsunuz?
Biz kristal parçaları suyun içerisinde bekletiyoruz, erimiyor zaten. İçerisindeki mineraller tuzu kurutan güneşle beraber suya geçiyor ve bir çözelti oluşuyor. Klasik adına tuzlu su deniliyor ama bunu çok ötesinde ışık suyudur. Sizin bedeninizle buluştuğu anda sadece 6 dakika içerisinde bedeninizde bulunan 650 çeşit bakteri ve virüsü yok ediyor. Aynı zamanda elektronik dengenizi düzenliyor. 

Madde ve manayı birleştirmeliyiz
Hiç Düşünce'nin açılımı hakkında neler söyleyeceksiniz?
Burada aynı zamanda insanlara çakraları öğretiyoruz. Enerji ve frekans kapılarının nerede ne olduğunu öğretiyoruz. Bugün tıp sadece madde ile ilgileniyor. Düşünce sistemimizle başarabileceklerimiz hakkında bilgiler veriyoruz.

Kuantum teorisi aklıma geldi.
Kuantumu bilmek lazım. Siz madde ile manayı birleştirmediğiniz sürece hep yarım kalırsınız. Bugün kuantumu artık inkar etmek mümkün değil. Çok basit bir ifadeyle kainatın emrinizde olduğunun habercisidir kuantum. Düşünce gücüyle düşünerek, kalbinizi doğru duygulara yönlendirerek neler yapabileceğini bilse insanlar ne savaşlar kalır dünyada ne de bu kadar kaos olur.Hiç bir bilinç bu dünyaya öyle rast gele gelmiyor, hepsi seçilerek geliyor. Biz hiç düşünceye inanıyoruz. Ne kadar çok düşünceniz varsa o kadar kirlisiniz. Bu da sizin ahuzuru mutluluğu bulmanızı engeller. Bunları dışsal maddeler de aramak anlamsızdır. Sıfır noktasındaysanız siz o ilahi zekayla kozmik enerjiyle bir olursunuz. Tasavvufun, Budizmin,İslamiyetin asıl anlatmak istediği, temel mantığında bu vardır. Arınmak, teslim olmak. Anahtar teslimiyettir. Hiç düşünce bize lazım olan tek şeydir. "Arınmak ruhunuzdaki ipoteğin düşmesidir" sözünde olduğu gibi hepimiz arınmak zorundayız. Tek seçeneğimiz var arınmak yada arınmamak. 
Yaşamak için düşünmemiz gerekir hiç düşünce dediğiniz şey belirli aralıklarla düşünce yoğunluğumuzdan uzaklaşmamız mı?
Sadece fiziksel olarak arınamazsınız, zihinsel ruhsal olarakta arınmalısınız. Hiç düşünce ruh arınmasıdır bu nedenle içinde umut barındırır. İyimserlik ve acıdan uzaklaşma vardır. Bu anlamda düşünce sistemimizi arındırıyoruz. Bunu yaptığımız zaman yaşamı birbirinizi ve kendinizi daha çok sevmeye başlıyorsunuz.

Büyükçekmece dışında bir yerde şubeniz var mı?
Hayır yok, sadece Büyükçekmece'de ki bu gördüğünüz yerde üyelerimizle bir araya geliyoruz. Bir çok farklı alandan dostlarla burada buluşuyoruz. Hiç birini tanımıyorum burada tanışıyor bilgi alışverişinde bulunuyoruz. Birbirimizle bütün bilgilerimizi birleştiriyor aynı yolda yürümeye başlıyoruz. Çok keyifli bir alan burası. Devlet destekliyor burada ki çalışmalarımızı. Kosgep'e bağlıyız. Bir projeydi burası kabul ettiler. Harcalamalarımızın belirli bir kısmı oradan geliyor.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.