Dilek İmamoğlu: Fedakarlık her zaman aileye düşüyor

Dilek İmamoğlu

Dilek İmamoğlu



RÖPORTAJ: Emek Karakaş 00 0000, 00:00

Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu, eşinin yoğunluğundan ötürü ailenin çekip çeviricisi olmuş. “Bir tarafta bir şeyler başarılırken öbür tarafta muhakkak eksik giden bir şeyler olacak” diyen Dilek İmamoğlu, “Bir yerden fedakarlık yapmak zorundasınız. Fedakarlık da her zaman olduğu gibi aileye, eve düşüyor” ifadesini kullanıyor.

Hani her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır derler ya, Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun başarısının arkasındaki en önemli isim de eşi Dilek İmamoğlu. Ekrem İmamoğlu'nun önce yoğun iş temposu, sonrasında da siyasi hayatı boyunca hep yanında olan Dilek İmamoğlu ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.  Ekrem İmamoğlu ile tanışmasından çocuklarla ilişkisine, kadına şiddetten siyasete kadar birçok konuyu konuştuğumuz Dilek İmamoğlu; en büyüğü 17 yaşında olmak üzere 3 çocuğunun olmasına inanılmayacak kadar genç, naif ve gerçekten güzel bir kadın. Ailenin çekip çeviricisi adeta. Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun sorumluluklarının farkında olduğunu ifade eden Dilek İmamoğlu, “Aslında ben aile yaşantısına çok önem veren bir insanım. Akşam yemek saatimiz belli olsun, herkes o saatte sofrada bulunsun, hafta sonları herkes beraber kahvaltı yapsın... Bunlara önem veririm. Hala da önem veriyorum ama maalesef Başkan hariç biz onu gerçekleştiriyoruz. Aslına bakarsanız çok da mücadele ettim. Hani, bir yere gideceksen bile o saatte gel, yemeğimizi yiyelim, tekrar çık dedim. Tabi ki olmadı. Ben de bir süre sonra artık mücadeleyi bıraktım” ifadesini kullandı.

Ekrem Bey'le ne zaman, nerede tanıştınız?
Ekrem Bey'le 1993 yılında ablamın düğününde tanıştık. Kendisi ağabeyimin arkadaşı. Sonrasında arkadaşlığımız ilerledi. 1995 yılı Kasım ayında da evlendik. 3 çocuğumuz var. Selim 17, Semih 10, Beren 3 buçuk yaşında.

Evlilik teklifi romantik miydi?
Genelde ben daha atak olduğum için öyle romantik bir evlilik teklifi olmadı aslında. (Gülüyor) Filmlerdeki gibi bir teklif gelmedi. Ama çok duygusal bir insan olduğu için belki gerek de kalmadı.

Ekrem Bey uzun süredir siyasetin içinde bir isim. Son bir yıldır da belediye başkanı. Çok da aktif bir insan. Böyle birinin eşi olmak zor mu?
Biz 1995 yılında evlendik. Belki ilk iki yılımız tamamen beraber geçti diyebilirim. Sonrasında yoğun iş temposu başladı. O zaman da siyasetle uğraşıyordu ama bu kadar aktif değildi, bu kadar ciddi bir şekilde değildi. Görev aldığı dernekler vardı. Sonrasında bir Trabzonspor olayımız oldu. Ondan sonra Beylikdüzü'nde iş çevresi, sosyal çevre, arkasından siyasi çevre derken daha da yoğunlaştı. Etraftan 'sen bu işi yapmalısın' diye destekler geldi. 2009 yılında belediye başkanlığı için aday adayı olmuştu ama bir başkası aday gösterildi. Sonrasında ilçe başkanı oldu. 4 yıl gerçekten bir belediye başkanı bile onun kadar çalışmadı diyebilirim. Ve bir yıl önce de Belediye Başkanı oldu. Neticede Ekrem hep meşgul bir insandı. Aslında böyle olması da iyi. Bir insan eğer bir şeyleri yapmayı hedefliyorsa ya da içinde varsa onu bir şekilde hayata geçirmek zorunda. Dolayısıyla biz örneğin planlı tatiller yapamadık, akşam belli bir saate eve gelmesi gibi bir düzenimiz olmadı. Tabiki bir tarafta bir şeyler başarılırken öbür tarafta muhakkak eksik giden bir şeyler olacak. Her şeyin dört dörtlük olması mümkün değil. Yani hem siyasette başarılı olayım, hem mükemmel bir baba olayım, hem mükemmel bir eş olayım; böyle bir şey yok... Bir yerden fedakarlık yapmak zorundasınız. Fedakarlık da her zaman olduğu gibi aileye, eve düşüyor.

Eve gelmeyen babam geldi

Çocuklarla arası nasıl? Çocuklar bu durumdan şikayetçi mi? Mesela Beren'in yaşı daha küçük ve babasıyla belki daha fazla vakit geçirmek istiyordur. Görememekten dolayı bir tepkisi oluyor mu?
Büyük oğlan babasının yoğunluğunda büyüdü. Ortancanın ise önünde zaten bir ağabey vardı. Bir de onun babasından ayrı bir anne düşkünlüğü var. Beren daha 3 buçuk yaşında. Tabi 'benim babamı görmem lazım, geçirdiğimiz vakit bana yetmiyor' gibi cümleler kullanmıyor. Bu bilinçte değil zaten. Ama babasına düşkün bir kız çocuğu. Buna rağmen çok da tepki göstermiyor. Geçen Pazar, Ekrem'in öğle vakitlerinde bir görüşmesi vardı. Çıktı, yeniden eve geldi. Beren 'anne eve gelmeyen babam geldi' dedi. (Gülüyor) Kızım dedim, nerden öğreniyorsun bunları dediğimde, 'anne eve gelmiyor ya babam' dedi. Bu şekilde idare ediyoruz.

Burada tabi sorumluğun büyüğü sizin omuzlarınızda...
Evet, tabi ki... Değil desek yalan olur. Büyük sorumluluk benim üzerimde. Çocuklar da alışıyor, ben de bir süre sonra alıştım. Yani çok mu kötüyüz, hayır. Şöyle tabi ki normal çiftler akşam saat 7'de yemekte bir araya gelir. Hafta sonları beraber olur. Biz böyle şeyler yaşayamıyoruz. Biz akşam 7'de buluşabiliyorsak ya da bir pazarımızı çoluk çocuk beraber geçirebiliyorsak bizim için büyük bir lüks oluyor. Ama olsun. Bir şeyler başarılacaksa bedeller ödenmeli. O bedeli biz ödüyoruz ama yapacak bir şey yok. (Gülüyor)

Her şeyin dört dörtlük olması mümkün değil. Yani hem siyasette başarılı olayım, hem mükemmel eş ve baba olayım; böyle bir şey yok... Bir yerden fedakarlık yapmak zorundasınız.

Nasıl bir annesiniz. Çocuklarınızın hayatı keşfetmesine izin mi verirsiniz yoksa pimpirikli bir anne mi?
Genelde rahatımdır. Ama tabi ki kendine zarar verecek bir şey yapmasına izin vermem. Mesela salonda top oynamak isterlerse onlara izin çıkmaz. Çünkü her taraf kırılabilecek ve kırıldığında onlara zarar verecek eşyalarla dolu. Bizim evimiz daha müsait olduğu için bodrum katta onlar için bir oyun odası var, orada istedikleri gibi davranabiliyorlar. Titizlik anlamında titiz değilim diyemem. Eğitim anlamında ise otoriter bir anneyim. Geniş bir anne değilim ama geniş olmaya çalışıyorum. Beren'le beraber tedavi oluyorum. (Gülüyor)



Diğer eşlerle ilişkimiz yok

Belediye başkanı eşi olduktan sonra hayatınızda değişiklik istediniz mi? Mesela yanımda korumalar olsun, özel şoförüm olsun istekleri gelişti mi?
(Gülüyor) Yok tabi ki... Her yere kendim tek başıma giderim. Çok uzun bir yola çıkacaksam yanıma birini alırım. Zaten söylediğiniz şey tarzım değil...

Diğer belediye başkanlarının eşleriyle görüşüyor musunuz? Örneğin ortak sosyal sorumluluk projeleri gibi çalışmalar oluyor mu?
Öyle bir ilişkimiz yok. Hiç öyle bir şey oluşturulmadı. Böyle bir ortamla da hiç karşılaşmadım. Yani öncesinden de olmamış. Sanırım herkes kendi halinde.

Siz de Beylikdüzü halkı tarafından tanınan birisiniz. Vatandaş sıkıntılarını ya da başkana ulaştırmak istediği sorunları size de anlatıyor mu?
Seçim çalışmaları döneminde ve seçildikten sonra başın çok ağrıyacak, herkes bir istekte bulunacak diyenler oldu. Benim gözüm hiç korkmadı. Benden istekte bulunanlar elbette oldu. Ama hep şunu söyledim; yardımcı olmaya çalışırım ama işin işleyişine karışmam. Çünkü böyle bir şey etik olmaz. Hani öyle çok afaki istekler de gelmedi. Hani 'Dilek hanım şu ihtiyacım var, bu ihtiyacım' var diyene de belki de gönlü geniş insanlar olduğumuz için duyarsız kalamıyorum.

Örneğin bizim sokağımızın asfaltı bozuldu, caddemizin kaldırımı eski gibi şehirle ilgili istekler geliyor mu?
Olmuştur, söylemişimdir. Mesela geçenlerde yıllardır görüştüğüm bir abla var; Yaşam Vadisi ile ilgili 'Dilek Hanım n'olur Başkan'a söyleyin ben sadece nilüfer çiçeği bahçesi istiyorum' dedi. Bu çok güzel bir istek. İnsanların bu tür isteklerini bana iletmesi de çok normal. Ben bir rahatsızlık duymuyorum. Belki beni rahatsız edecek boyutta bir istek olmadığı içindir.

Kadın hep yuva yapan dişi kuş olarak görülüyor. Aslında bizim bütün tutsaklıklarımız 'yuvayı dişi kuş yapar'ın içinde. Kadınlarımızın kendi güçlerinin farkında olması gerekiyor.

Kadınlar birey olduklarını görmeli

Türkiye'de özellikle son dönemde kadınlara yönelik şiddetin tavan yaptığını görüyoruz. Sizin kadınların sorunlarıyla ilgili de farkındalık yaratmak ya da kadınların kendi farkına varması için bir çalışmanız olacak mı?
Şu an için böyle bir konuda bir faaliyetimiz yok. Ama ileriki günler için düşünülüyor. Bizim bayan meclis üyelerimizle birlikte hayata geçireceğimiz projelerimiz var. Siz ne güzel bir cümle kurdunuz, kadınların farkındalığını arttırmak... Bu kadına şiddet olayında önce kadınların farkındalığının artması gerekiyor. Kadınlarımız şunu bilmeli, ben bir bireyim. Karşı cins veya kendi cinsimiz tarafından özgürlüğümüzün kısıtlanmasına müsaade edemeyiz. Kadınların önce bunu benimsemesi lazım. Kafada, beyinde ve kalpte özgürleşmemiz lazım. Yoksa başka türlü aşamayız. Eğitimler verseniz de, anlatsanız da; kapıdan çıktığı anda yine eskisi gibi olacak. Bize yüklenen bazı şeyler var, onlar bizim görevimiz haline geldi. Ama kadın onları yaparken aslında bir anlamda hayattan uzaklaştırılıyor. Yani bu yetişirilmeden tutun ölünceye kadar çok uzun bir mesele. Kız evladı olarak doğuyorsunuz anne babanızın yetiştirme tarzıyla karşı karşıya kalıyorsunuz, evleniyorsunuz eşiniz var karşınızda, eğer erkek çocuğu doğuruyorsanız size karışan biri olarak bir de onu görüyorsunuz. Konu komşu eş dostun söyledikleri, bakışları, lafları ayrıca baskı unsuru. Kadın hep, yuva yapan dişi kuş olarak görülüyor. Aslında bizim bütün tutsaklıklarımız 'yuvayı dişi kuş yapar'ın içinde. Kadınlarımızın kendi güçlerinin farkında olması gerekiyor.

Burada aslında erkek çocuğu olan annelere biraz daha iş düşüyor. Onların yetiştirilme tarzı gelecekte nasıl bir birey olacaklarını da belirliyor. Siz oğullarınızı bu noktada nasıl yetiştiriyorsunuz?
Benim büyük oğlum 17 yaşında. Onun da zaman zaman yaptığı yanlışlar oluyor. Çünkü sadece sizin eğitiminizle olmuyor; dışarıda rol model aldığı bir sürü insanlar var, sınıfta arkadaşları var, onların anneleri var. Oğlum bazen bana, 'niye başkalarının annesi gibi olmuyorsun' diyor. Bunu söylerken aslında ne demek istiyor biliyor musunuz; erkek çocuklarını pofpoflayan, yiyeceği yemekten içeceği suya kadar önüne getiren, ne derse yapan annelerden niye olmuyorsun. Ben çocuklarıma insana saygılı olmayı öğretmeye çalışıyorum. Kız olsun, erkek olsun arkadaşlarına saygılı olman gerekiyor. Fiziksel güç, güç değildir. Ben bunu oğullarıma da aşılıyorum. Kadın erkek ayrımı ancak bu şekilde ortadan kalkar diye düşünüyorum.

Son yaşanan kötü olaylar nedeniyle kız çocukları olanlar biraz daha korkar hale geldi. Sizin böyle bir korkunuz var mı?
Bana göre bu ortam içerisinde Selim, Semih ne kadar tehlikedeyse Beren de o kadar tehlikede. Anne baba olarak gösterebileceğimiz ilgiyi en maksimum şekilde gösteriyoruz. Aile sevgisi, güveni veriyoruz. Kendisini korumasını öğretiyoruz. Bunun dışında yapacak çok da bir şeyimiz yok. Herkes böyle düşünse, çocuğuna kendisini korumasını öğretse risk en aza inecektir.

Aile yaşantısı bana göre

Bir çok kadın siyaseti sevmez. Sizin ilginiz nasıl?
Benim lise yıllarından beri siyasete ilgim vardı. Tabi böyle aktif olarak değil. Öğrenci grupları olarak bir araya gelir memleket meselelerini konuşurduk. (Gülüyor) Düşüncelerimde aktif siyasetin içinde olmak sözkonusu muydu diye sorarsanız, hayır. Çünkü bu işin içinde olmak aile yaşantısından çok fedakarlık yapmayı gerektiriyor. Ben aile yaşantısına çok önem veren bir insanım. Akşam yemek saatimiz belli olsun, herkes o saatte sofrada bulunsun, hafta sonları herkes beraber kahvaltı yapsın... Ben bunlara çok önem veren biriyim. Hala da önem veriyorum ama maalesef Başkan hariç biz onu gerçekleştiriyoruz. (Gülüyor) Aslına bakarsanız çok da mücadele ettim. Hani, bir yere gideceksen bile o saatte gel, yemeğimizi yiyelim, tekrar çık dedim. Tabi ki olmadı. Ben de bir süre sonra artık mücadeleyi bıraktım. Siyasette değil de ben daha çok derneklerde, sosyal çalışmalarda bulunmayı seviyorum.

Üye olduğunuz dernekler var mı?
Kendi bünyemizdeki sosyal projelerle uğraşıyorum. Bir de Atatürkçü Düşünce Derneği'ne üye oldum.

Bir vatandaş olarak 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarını nasıl öngörüyorsunuz?
Bana göre AK Parti bir düşüşe geçecek. Bundan nasiplenecek olan MHP oylarını arttıracak bu seçimde. Biz de iyiyiz, CHP'nin de oylarında artış yaşanır. Ama HDP'nin durumuyla ilgili fikrim yok açıkçası. Bu seçim kritik bir seçim olacak; inşallah bizim (CHP) için iyi olur.

Çarşı pazar çok pahalı

Evin market alışverişini siz mi yapıyorsunuz?
Evet, ben yapıyorum.

Kadınlar çarşı pazarda pahalılıktan şikayetçi. Size göre nasıl?
Gerçekten çok pahalı. Daha dün alışveriş yaptım. Hani derler ya, tencereye koymalık bir şey bile almadım ama ciddi ücret ödedim. Aldıklarıma bakıyorum, o parayı tutacak bir şey yok. Eskiden pazarlara gidilirdi daha uygun diye... Ama artık oralar da marketlerden farksız, oralar da çok pahalı.

Beylikdüzü'ndeki pazar tartışmasına ne diyorsunuz?
Beylik Pazarı yok edilmedi. Sadece 400 – 500 metre yukarıdaki Çarşamba Pazarı'na taşındı. Şimdi burada Çarşamba ve Pazar günü olmak üzere iki gün semt pazarı kurulacak. İnsanlar bana göre çok da bilmeden tepki gösterdi. Tabi ki onların fikirlerine saygım var. Pazarcıların elinden işi alınmadı, 500 metre yukarıya daha da rahat edebilecekleri bir yere taşındı. Üstelik orası vatandaşlar için de daha rahat ve ferah.

Binalar yapıldı, rüzgar kesildi

İstanbul'da bir çok örneği yaşandığı için insanlar Beylik Pazar'ın olduğu yer birilerine verilecek, ranta kurban olacak korkusu yaşadı. Bazı tepkilerin nedeni de buydu?
Kesinlikle haklılar, çünkü bunların örneğini çok yaşadık. Ama yine de bu tepkiyi vermeden önce bir araştırmak, soruşturmak lazım. Burası kamu malıysa zaten Belediye imar planı dışında bir şey yapamaz ki. Yani kamuya yararlı bir şey yapılmalı. Sanırım oraya da daha kullanışlı, işlevli bir belediye binası yapılacak.

20 yıldır Beylikdüzü'nde olduğunuzu söylediniz. Eski ve bugünkü Beylikdüzü'nü kıyaslarsanız nasıl bir manzara çıkıyor?
Bizim geldiğimiz dönemden tabiki daha yüksek bir ivme kaydetti. Biz geldiğimizde her yer çamur içerisindeydi. Kış geldiği zaman, rüzgarlı havalarda evden çıkamıyorduk, çünkü rüzgar uçuruyordu. Şimdi sağolsunlar yüksek yüksek binalar dikildi, rüzgarlar da kesildi, evimizden rahatça çıkabiliyoruz. (Gülüyor) Bence burası daha güzel yapılanabilirdi. Sosyal anlamda evet, ciddi bir gelişim var. Yemeğimizi yiyeceğimiz, eğlenebileceğimiz, dinlenebileceğimiz, alışveriş yapabileceğimiz çok yer açıldı. Daha da güzel olabilirdi, inşallah bundan sonra daha da güzel olacak.

Formunuzu nasıl koruyorsunuz. Spor yapıyor musunuz?
Biraz genetik diyelim ona. Sporu hayatıma 4 ay önce soktum. Onun öncesinde yürüyüş dahi yoktu. Yaşlanıyorsun Dilek, artık bir şeyler yapman gerekiyor, dedim ve spora başladım. Bir de yapı olarak zaten yemeğe çok düşkün bir insan değilim. Çok fazla tatlı sevmem, yağlı, ağır yemekler yemem. Sanırım bu özelliğim babamdan geliyor. Babam da sık sık ama az yer. Bizim de böyle bir yaşam tarzımız oldu. Allah hastalık vermediği sürece herhalde kilo almam.

Kaldırımdan düştüğüme değdi

Ayşe Arman 3 gün boyunca tekerlekli sandalye ile İstanbul'u dolaşmıştı ve ben o röportaja hayran kalmıştım. Sizin Omurilik Felçlileri Derneği ile benzer bir çalışmanız oldu. Tekerlekli sandalyeyle ilçeyi dolaştınız. Empati noktasında gerçekten önemli bir çalışma... 
Zaten biz Ayşe Arman'dan esinlendik. Niye ben yaptım bu işi; hem belediye başkanının eşi olarak topluma örnek olmak gerektiğini düşündüm. Hem de gerçekten istedim yapmayı. Evet, empati yapıyorsunuz, onların yaşadığı zorlukları görüyorsunuz. Hatta ben kaldırıma çıkmaya çalışırken düştüm. (Gülüyor) Ama açıkça söylemek gerekirse ben bir günde bile çok yoruldum. Hatta OFD Başkan Yardımcısı Semra Çetinkaya'ya 'n'olur ertesi gün değil yeniden devam etmeyelim; araya biraz zaman girsin' dedim. Çünkü gerçekten çok zor. Ayşe Arman 3 gün arka arkaya yaptı, bir de İstanbul'un en zor bölgelerinde dolaştı. Takdirle karşıladım kendisini.

Sizin bu yaptığınız bir farkındalık çalışmasıydı aslında. Engellilerin yaşadığı zorluklar ilçeyi yönetenler en başta da Ekrem İmamoğlu tarafından farkına varıldı mı? İlçede engellilerin yaşam şartlarının kolaylaşması için değişimler gerçekleşti mi?
Tabi ki... Biz zaten dolaştığımız noktalarda yapılması gerekenleri not ettik. Zaten Beylikdüzü'nün yolları çok da engelliler için kötü değil. Ufak tefek değişimler yapmak gerekiyordu. Rampa eğimlerini ayarlamak, belirli noktalarda engelli tuvateli yapmak gerekiyor. Yani engellinin bakkala gitmesi kolaylaşsın, ATM'den para çekmesi kolaylaşsın, apartmandan çıkması kolaylaşsın; yani o şehirde rahatlıkla yaşasın. Bunların bir çoğu yapıldı. Şu anda bile mahalle mahalle çalışmalar devam ediyor. Amaç buydu zaten. Farkındalık bence oluştu.

Yüksek lisans tezi hazırlıyor
18 Kasım 1974 yılında Trabzon'da doğdum. İlkokulu orada okudum. Orta okul, lise ve üniversiteyi İstanbul'da bitirdim. Daha sonra işletme masteri yaptım. 10 yıl önce bir master eğitimi almıştım. İkinci oğluma hamile kalınca dondurdum. Şimdi yeniden başladım. Şu anda da tezimi hazırlamak üzereyim.

KELİME OYUNU
Aile: Güven
Çocuk: Hayat bağı
İstanbul: Aşk
Türkiye: Memleketim
Dostluk: Çok güzel
Geçmiş: Birikim
Bugün: Huzur
Gelecek: Umut
Kadın: Birey
Siyaset: Yapılması gereken
Muhalefet: Yapılması şart
İktidar: Güç
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
yalçın firikçi - 1 yıl önce
dilek abla her zaman size katılmışımdır haklısınız aile olmak için fedakar olmak gerek.