banner250
banner252

Gereken cevabı örgüt verecek

Eren Erdem

Eren Erdem



RÖPORTAJ: Emek Karakaş 27 Mart 2015, 07:51

Ön seçimde 67'nci sırada bulunan CHP İstanbul 3'üncü Bölge Milletvekili Aday Adayı Eren Erdem, bazı aday adaylarının 'havuz medyası' olarak nitelendirdiği gazetelerde çıkan haberleri aleyhine kullandığını iddia ederek, “Onlar en büyük tepkiyi CHP'nin devrimci üyelerinden göreceklerdir. Biliyorum ki 29 Mart'ta taban onlara en büyük cevabı verecek” dedi.

İslamiyet üzerine yaptığı yorumlarla kamuoyunun ilgisini çeken gazeteci yazar Eren Erdem, CHP İstanbul 3. Bölge Milletvekili Aday Adayı oldu. Daha önce Karşı Gazetesi'nde genel yayın yönetmenliği yapan ve halen Halk Tv’de ‘Ezber Bozanlar’ programını sunan Eren Erdem, ön seçimde 67 sıra numarasıyla yarışacak. Pazar günü yapılacak ön seçim öncesi sorularımızı yanıtlayan Erdem, “Benim siyasete atılmamdaki etmenlerden bir tanesi 8 Haziran sabahına yönelik kaygılarım, sistemin radikal bir biçimde değişmesine yönelik kaygılarım, aynı zamanda bizim medya ve sivil toplumdaki etkinliğimizi artık sürdüremez hale gelmemizden kaynaklanan durum okumasıdır. Bu durum okuması üzerine biz bu işe giriştim ve  Türkiye'deki iktidar karşıtı cephenin omurgasını oluşturan parti olduğundan ötürü CHP'de mücadele kararı aldım” diye konuştu.
'Havuz medyası' olarak nitelendiriği bazı gazetelerde kendisiyle ilgili olumsuz haberlerin bazı aday adayları tarafından kullanıldığını söyleyen Erdem, “Bu bir yarıştır, ahlaki yürümesi gerekir. Ben biliyorum ki hiçbir üye böyle şeylere tevessül etmez. Şimdi o gazetenin benim hakkımda yazdıklarını sosyal medyada paylaşanlar en büyük tepkiyi CHP'nin devrimci üyelerinden yani tabanından göreceklerdir. Ben biliyorum ki 29 Mart'ta taban onlara en büyük cevabı verecek” açıklamasını yaptı. 

Sizi gazeteci kimliğinizle tanıyoruz. Siyasete neden atıldınız?
Esasen biz ülkedeki AKP iktidarıyla ortaya çıkan toplumsal kutuplaşmada zaten siyasal kimliğimizle kendimizi konumlandırdık. Bu konumlanış sivil toplumda yaptığımız çalışmalara yansıdı. Ama artık sivil toplum üzerinden demokrasi mücadelesi vermenin neredeyse önü tıkandı. İç güvenlik paketi, makul şüphe faşizmi ülkede bizim sivil toplum mücadelesi içerisinde kalarak demokrasi güçlerini harekete geçirme çalışmalarımızı engeller hale geldi. Burada bizim Parlamento içerisinde var olarak gidişatı durduracak çalışmalar yapmamız lazım. Benim siyasete atılmamdaki etmenlerden bir tanesi 8 Haziran sabahına yönelik kaygılarım, sistemin radikal bir biçimde değişmesine yönelik kaygılarım, aynı zamanda bizim medya ve sivil toplumdaki etkinliğimizi artık sürdüremez hale gelmemizden kaynaklanan durum okumasıdır. Bu durum okuması üzerine biz bu işe giriştik. Öteden beri zaten siyasetin sözcülüğünü yapıyorduk. Şimdi de siyasetin artık aktif bir ferdi olma kararıyla Cumhuriyet Halk Partisi'ne katıldık. 

Neden Cumhuriyet Halk Partisi?
Cumhuriyet Halk Partisi, cumhuriyetin kurucu partisi. İdeolojik açıdan baktığımızda birçok farklı Cumhuriyet sonrası ortaya çıkmış olumsuzluklarla da ilişkilendirilmiş. Fakat toplamda Türkiye'deki iktidar karşıtı cephenin omurgasını oluşturan; ana prensipleri ve doktrini ile tutarlı bir çizgi üstünde olan; Kılıçdaroğlu'nun da partinin başına geçmesiyle daha kapsayıcı bir ivme ve dil kazanmış bir siyasi hareket olması açısından Cumhuriyet Halk Partisi'nde olmamız uygun olacak diye düşündüm. Ve Cumhuriyet Halk Partisi saflarında mücadele etmeye karar verdim.

Üyelerden yoğun ilgi var

Ön seçim yapılacak olması kararınızda etkili oldu mu?
Öteden beridir zaten partiyle güçlü ilişkilerimiz vardı. Ön seçim yapılacak olması etkili oldu mu derseniz, çok da olmadı. Yapılmasaydı ben yine Cumhuriyet Halk Partisi'ne katılacaktım. O zaman usül ne olurdu bilmiyorum. Temayül mü, merkez ataması mı olurdu bilmiyorum ama bir şekilde biz başvurumuzu yapıp CHP saflarında mücadeleyi yükseltecektik. 
CHP'de popüler isimler milletvekili adayı olurlar. Ama örgütün onları içselleştirmesi biraz zor olur. Sizin örgütle aranız nasıl, örgüt sizi kabul edebildi mi?
Ben sanat camiası ya da dışarıdan gelen biri değilim. Partinin tanıdığı, mücadele alanlarında olan biriyim. Bu anlamda ben üyelerden müthiş bir ilgi görüyorum. Gittiğim her yerde salonlar hınca hınç doluyor. İnsanlar  bana oy vereceğini söylüyor, benim için gönüllü olarak çalıştığını söylüyor. Ama öte yandan benim bu çalışmalarım yapılırken bugüne kadar havuz medyasında, iktidar medyasında hakkımda çıkmış kumpas haberler kullanılarak bana karşı propaganda yapan az sayıda insan da var. Bu insanlar CHP'nin ilkelerine inanmış, partinin iktidar mücadelesine omuz veren insanlar olarak görmediğim kişiler. Artık nasıl bir hırsla ve ihtirasla bunu yapıyorlar bilemem fakat bu yapılanın etik olmadığını düşünüyorum. Çünkü ben başından beri temiz siyaset, temiz rekabet diyorum. Bütün aday adaylarına destek verilmesi gerektiğini söylüyorum, hiçbir polemiğin malzemesi olmuyorum. Ama sayısı 8 – 10 kişiyi geçmeyen birileri örgütte fısıltılar yaymaya, insanların kulaklarına soru işaretleri takmaya çalışıyor. Bundan rahatsız olmamım sebebi de söyledikleri şeye insanların inanması veya inanmaması noktası değil. İnsanlar beni tanıyor zaten. Fakat AKP'nin yöntemlerini kullanıyor olmalarından rahatsızım. Ve AKP faşizmini içselleştirmiş olmalarından rahatsızım. Bu anlayışın Cumhuriyet Halk Partisi'ne zarar verdiğini düşünüyorum. 

Bazıları AKP'li gibi hareket ediyor

Sizi eleştirmeleri mi rahatsız etti?
Hayır hayır... Herkes gibi ben de eleştirilebilirim. Fakat iktidar medyasının, MİT medyasının, havuz medyasının benim AKP'ye karşı olmamdan kaynaklı yaptığı kupmas haberlerini elinde sallayan arkadaşlar; o kumpas gazetelerinin Genel Merkez, Sayın Genel Başkanımız hakkında yaptığı haberleri yalanlıyorlar. Neden benimle ilgili haberde aynı tepkiyi göstermiyor? Acaba bu arkadaşlar başka bir kişinin milletvekili olması için bu metodla mı çalışılması gerektiğini düşünüyor? Ben buradaki bu metodolojik durumu eleştiriyorum. Bu bir yarıştır, ahlaki yürümesi gerekir. Ben biliyorum ki hiçbir üye böyle şeylere tevessül etmez. Ben bu mücadelede yıllarını veren ağabeylerine saygı duyan ve onlara omuz veren biriyim. O gazetenin benim hakkımda yazdıklarını sosyal medyada filan paylaşanlar en büyük tepkiyi CHP'nin devrimci üyelerinden yani tabanından göreceklerdir. Biliyorum ki 29 Mart'ta taban onlara en büyük cevabı verecek.

O popüler isimlerin birçoğu seçilemeyince partiye de sırtını dönmüştür. Milletvekili olsalar bile örgütle çok iç içe olmadılar. Siz eğer ön seçimden çıkmazsanız tavrınız ne olacak?
Benim olumsuz bir tavrım olmaz çünkü ben partiye milletvekili olmaya gelmedim. Ben mücadeleye destek vermeye, omuz vermeye geldim. Bu mücadelenin zaten parçasıydım, medyada bu işin sözcülüğünü yapıyordum. Eğer 29 Mart'tan sonra tutuklanmazsak 7 Haziran'a kadar medyada çalışacağız, sokakta çalışacağız. CHP olarak iktidara yol almamız gerekiyor. Çünkü 8 Haziran'da bizim iktidar olmamız halinde demokrasi içselleştirilebilir, toplum tarafından özümsenebilir. Ben fabrikatör değilim, ben sosyalist olduğunu söyleyip de milyon dolarları bankalarda istifleyen, 300 bin liralık jeep'e binen bir adam da değilim. Kirada oturan bir adamım. İmkanların çerçevesinde bu mücadelenin bir parçası olmaya çalışacağım. Ama aday olduğum taktirde bu elbette daha etkin olacaktır. Ve benim AKP'nin güçlü olduğu yerlerde yapacağım çalışmaların ne boyutta ilgi yaratacağı az çok üyelerimiz tarafından bilinmektedir. Ancak ben aday olsam da olmasam da çalışacağım. Ön seçimi yapalım, oradan kim çıkacaksa çıksın ülkemizin geleceği için onların çantalarını taşıyalım. 7 Haziran yolculuğunu devam ettirelim.

AKP laikliğin içini boşalttı

Siyasette son dönemde dini argümanlar sıkça kullanılan bir olgu haline geldi. Din konusunun bu kadar çok konuşuluyor olması, toplumda kutuplaştırmayı derinleştiriyor mu?
Din toplumun tarihsel değerlerinden biridir. Yurtseverlik de böyledir, kimlik de böyledir, örf gelenekler de böyledir. Bunlar tarihsel değerleri oluşturan bileşenlerdir. Bu değerlerden birini öne çıkarıp diğerlerini geri planda tuttuğunuzda toplumda kutuplaşmayı tesis edebilirsiniz. Çünkü din herkes tarafından farklı yorumlarabilen bir durumdur. Alevi İslam anlayışıyla Sünni İslam anlayışı temel farklılıkları baz alırsak ve bunlar üzerinden siyaset yaparsak Türkiye'de bizim 70 milyonu kucaklama şansımız olmaz. Ben dinin, siyasetin argümanına dönüşmesine karşı bugünkü siyasal İslamcılığı eleştiren argümanlarla ortaya çıkmış biriyim. Bu karşı çıkışımı derinleştiriyorum ve diyorum ki bizim güçlendirmemiz gereken müessese laiklik müessesesidir. Ki herkesin kendi düşüncesini özgürce ifade edebileceği ideal ortam laikliğin içselleştiği, kurumsallaştığı bir ortamdır. AKP iktidarı dini söyleminin altını doldururken laikliğin içini boşalttı. Bundan kaynaklı olarak şu anda Türkiye'de devletin iktidar aygıtı toplum üzerinde bir kanaat dile getirirken dini argümanları siyaseten kullanabiliyor. Eğer gerçekten de dini argümanlar gerçekten kullanılacaksa kendilerine dönsünler baksınlar; dinin zekat müessesesi, barış ve hoşgörü temelinin hiçbirinin kendilerinde ihtiva etmeyen bu siyasi hareket sadece ve sadece dinin farklı yorumlanış şekilleri üzerinden şiddet ve kutuplaştırmaya neden olacak söylemleri öne çıkartıyor. Ben buna kökten karşı olan biri olarak diyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde 8 Haziran sabahı itibariyle CHP iktidarı eliyle laiklik daha da fazla kurumsallaşacak. Bu şu anlama gelecek; herkesin inanç özgürlüğü teminat altına alınacak. Aksi taktirde insanların inanma veya inanmama özgürlüğünü teminat altına alabilecek bir siyasi irade söz konusu değil. Bu ülkede Alevi'nin, agnostigin, ateistin ya da farklı dini inançlara sahip insanların varlığını sürdürebilmek tehlikesiyle karşı karşıya olduğunun herkes farkında olmalı. Bizim çabamız da dinin siyasallaşmaması adınadır.

Dinin siyasette bu denli çok konuşulması ya da bir argüman haline gelmesi CHP'de de çeşitli etkiler yarattı. Özellikle CHP'nin dini konulara bakışı ile ilgili eleştireler yapıldığında CHP de kendini savunmaya geçti. Dini söylemler daha çok kullanılmaya başlandı, örneğin Umre'ye giden vekiller fotoğraflarını sosyal medyada paylaştı. Bu da bir tehlike değil mi?
Katılıyorum, örneğin birisi 'Atatürk dinsiz' dediği zaman Atatürk'ün dindar olduğunu anlatmaya çalışan 10 tane kitap çıkıyor. Bizim Atatürk'ü tanımlarken onun dindarlığı ya da dine bakış açısını tanımlamaya ihtiyacımız yok. Bunun yapmanın kendisi sıkıntılıdır zaten. Bizim icraatları, yaptıkları, Cumhuriyet devrimleri üzerinden meseleye bakmamız lazım. Aynı şey Parti için de geçerlidir. Ben dindar dünyanın kavramlarıyla bütünleşmek için bir kişinin camiye gitmesine gerek olduğunu düşünmüyorum. Bu ülkede zaten yurttaşların böyle bir talebi de yoktur. İnsanların kafasında AKP tarafından oluşturulmuş soru işaretleri vardır. Gerçek olmayan soruların yarattığı soru işaretleri vardır. CHP'nin bu anlamda sadece demokratik özgürlüklere saygılı olduğunu vurgulaması bence yeterlidir. Toplumun inanç özgürlüğünün teminat altına alınması yeterlidir, bunu da yapıyor zaten. Bu anlamda bizim özellikle böyle bir davranış biçimi geliştirmemize gerek yok. Fakat şu var tabi, toplum bir anlamda belli ritüeller üzerinden değerlendirir hale getirildi. Namaz kılan kılmayan, oruç tutan tutmayan, başörtülü başörtüsüz... Bu kutuplaşmayı kırmanın yolu aslında bu kutuplaşmanın başörtülüye de başı açığa da zarar verdiğinin doğru anlatılmasıdır. Yani 'sen bu kutuplaşmanın tarafı haline getirelerek bu ülkede huzurun ebediyen yok olmasının sağlandığı bir aygıta dönüştürülüyorsun'un çok derinlikli bir biçimde anlatılıması gerekiyor. Bunun için insanların illaki kimliğini dönüştürmesi, kendini farklı anlatması gerekmiyor. Bu noktada ben partide özellikle Genel Başkan'ın çok derinlikli bir analiz yaptığı kanaatindeyim. Söylemlerin tümü benim ifade ettiğim bu noktada gelişiyor. Ve bu haliyle CHP'nin 7 Haziran'da olumlu karşılaşacağını biliyorum. 

Tanınmış isimler CHP'yi güçlendirecek

7 Haziran gerçekten çok farklı bir seçim olacağa benziyor. AK Parti içinde yaşananlar, CHP'nin ön seçim yapıyor olması, HDP'nin parti kararı bu seçimi farklı kılıyor. Seçim sonuçlarını nasıl öngörüyorsunuz, AK Parti bu seçimde de tek başına iktidar olabilir mi?
8 Haziran sabahına AKP iktidarıyla uyanmak düşük bir ihtimal. Uyansak dahi AKP'nin tek başına anayasa ve kanun yapamayacağı iktidarla uyanabiliriz, en iyi AKP senaryosu bu şu anda. Genel olarak Ankara kulislerinde ve bazı gizli anketlerde görülen şu; Cumhuriyet Halk Partisi'nin çok büyük bir sıçrama yaratacağı... Aslında biz öngörüyoruz fakat bu ön seçim ve kontenjan adaylarının simalarıyla mümkün olan bir şey. CHP tabanı ön seçimden partisine puan kazandıracak isimleri çıkartmayı başarır ve kontenjan atamalarında da böyle bir kriter gündeme gelirse bu CHP'nin iktidar yolculuğuna ivme katabilir. Ama üyelerimiz puan kazandırmaktan ziyade örgüt içinde sempatisi olan ama dış dünyaya kapalı ve çok tanınmayan bir kararda bulunursa, ki buna da saygı duymak gerekir, bunun toplumsal karşılığının ne olacağını ben çok kestiremiyorum. Çünkü adayların kendilerini anlatması için harcamaları gereken süre ile seçime kadar olan süre çok orantısız. Hale hazırda toplumun tanıdığı, bildiği, herkesin hakkında fikir sahibi olduğu isimlerle yürümek bence CHP'nin meydanlarda elini güçlü kılacaktır. Aynı şeyi ben kontenjan adaylar için de söylüyorum. Çünkü ben bu seçimi bir milletvekili olma seçimi olarak görmüyorum. Bu seçim bir varlık yokluk savaşı noktasındadır. 8 Haziran'da AKP'nin iktidara gelmesi demek, AKP'nin rejimi çok radikal biçimde dönüştürmesi anlamına gelecek. Ve başkanlık sisteminin tartışılmaya başlayacağı bir süreç yaşayacağız. Bu süreç içerisinde iç güvenlik paketi adı altındaki faşist sistem tüm yönleriyle uygulamaya geçecek. Pratikte de kendisini hissettirecek çünkü AKP 4 yıllık bir avantaj sağlamış olacak. Ondan sonra da zaten hepimiz cezaevinde olacağız veyahutta hepimiz başka türlü muameleler göreceğiz. Bunu engelleme mücadelesi bence milletvekili olmaktan, bakan olmaktan çok daha değerlidir. Bu da toplumun geniş kesimlerine hitap eden MHP'den, HDP'den farklı siyasi kesimlerden CHP'ye oy ivmesi kazandıracak figürlerle mümkündür diye düşünüyorum. 


Siz yeni isimlerden bahsediyorsunuz ancak CHP'nin bir kısmında da 'yıllardır bu partiye emek verenler o koltuklara' gelmeli düşüncesi ağır basıyor...
Tabi ki bu kanaatte olmayan insanlar olabilir. CHP şöyle davranmalı diyebilirler. Her davranış biçimi toplumda karşılık yaratır, parti farklı bir davranış da geliştirebilir. Fakat 30 Mart ile 7 Haziran arasında 2 ay var. Bu süre içinde bir davranışın toplum tabanında karşılık bulması mümkün değil. Dolayısıyla o kısa zaman içerisinde halihazırda toplumda karşılığı olan davranışları öne çıkartmanın seçimdeki sayısal avantajı daha üstün olacaktır. Ben bu yüzden daha pratik düşünmek gerektiği kanaatindeyim. Tüm kadroların sokağı düşünerek hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. 

Erdoğan tecrit edildi
Eren Erdem, “Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 400 vekille birlikte başkanlık sistemini getirmek istemesine yönelik tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusunu şu şekilde yanıtladı; “Erdoğan uluslararası kamuoyu tecrit edilmiş bir adam. Geçtiğimiz günlerde Amerika Esad'lı Suriye'den bahsetti, Esad'ın devrilmemesi gerektiğini söyledi. Esad orada kaldığına göre Ortadoğu'da uluslararası emperyalizmin dizaynı değişecek. Orada olmaması gereken kişi de Tayyip Erdoğan'dır. Erdoğan uluslararası kamuoyunun kendisine karşı döndüğünün, rüzgarın tersten estiğinin farkında. Buna karşı kendisini korumak için bir tedbir öngörüyor ve sistemi daha kapalı hale getirmeye; tabir -i caizse Esad gibi direnebilecek bir yapıya dönüştürmeye çalışıyor. Bunu yapması mümkün mü, değil. Çünkü toplumsal karşılığı Esad'la mukayese edilemez. O yüzden 400 vekille başkanlık sistemini tesis ederek, katı yaptırımlar getirerek, halkın sokağa çıkmasını engelleyerek, öldürerek, asarak, keserek bir hanedan rejimi var edebileceğinin farkında. Bunun dışında var olma şansı kalmadığını çok iyi biliyor. Dolayısıyla bu kırılmada Türk toplumu iki tercih yapacak. Bir çatışmanın, kanın, ölümlerin, krizlerin, kutuplaşmanın derinleştiği bir Türkiye mi; yoksa barışın, refahın, özgürlüklerin derinleştiği bir Türkiye mi? Bu tercihlerin bir tarafı AKP'dir öbür tarafı CHP'dir.”

İstanbul'u kişiliksiz hale getiriyorlar
İstanbul bugün maalesef rant ve talanın kurbanı olmuş bir metropol. Ama Anadolu'dan gelen yurttaşlar İstanbul içerisinde tabiri caizse gettolar oluşturarak metropolizmin gelişmesini engelledi. Bu insanlar İstanbul'un can damarı olan, kültürel kimliği tetikleyen mahallelere dönüştü. AKP en büyük zararı kentsel dönüşüm adı altındaki projeyle bu mahalleleri hedef alarak hayata geçiriyor. İktidar ruhsuz, kimliksiz, karaktersiz, kişiliksiz bir şehre dönüştürmeye çalışıyor. Bu elbette İstanbul Milletvekili'nin çözüm bulabileceği bir konu değil. Yerel yönetimler üzerinden çözümlenebilecek bir süreç ama ben vekil olursam bu anlamda da İstanbul'un o tarihi kültürüne kavuşması, getto diye tabir edilen mahallelerin iyileştirilmesi için elimden ne geliyorsa yapacağım. Öte yandan İstanbul olağanüstü nüfus yoğunluğuna sahip olan bir şehir. Sürekli göç alıyor. Türkiye'yi İstanbul'dan ibaret görmemek gerekiyor. CHP iktidarında tüm illerimizde insanların emeğiyle var olacağı yaşamsal standart getirilecek. Herkes kendi şehrinde mutlu olacak. 

'Abdestli Kapitalizm' ile tanındı
İstanbul Fatih doğumlu yazar, ilk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra üniversite hayatına başladı. Üniversiteyi yarıda bırakan yazar, 2000’li yılların henüz başında Türkiye’de tartışılmaya başlayan 'Kur’an odaklı İslam' düşüncesinin toplumsal tartışmalara dahil olması adına çok sayıda çalışma yürüttü. Kurduğu internet forum siteleri üzerinden, “Kur’an ve Akıl Sempozyumu” gibi önemli bir sürece varacak çalışmaların olgunlaşmasına katkı sundu. Yaklaşık 15 yıllık eğitim ve mücadele süreci ile birlikte 2008 yılı ile birlikte yaptığı araştırmaları kitaplaştırdı.
İran’ın ve ekseriyetle 3.dünyanın ezilenlerinin önemli bir simgesine dönüşen Dr. Ali Şeriati’nin ilk olarak dile getirdiği 'Abdestli Kapitalizm' kavramını kitaplaştırdı. Ve toplam 7 kitap yazdı. Eren Erdem, halen bağımsız kitap çalışmalarını sürdürmek ile birlikte, çok sayıda konferansa katıldı, birçok televizyon kanalında programlara katıldı, çok sayıda söyleşi yaptı.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.