Bugün olup bitenlerin tarihsel kökeni; II. Mahmut'tan günümüze

Bu çalışma 2010 da aktolga.de adresinde yayınlandı. Şimdi, Askeri Okulların lağvedilmesi, ordunun bütünüyle halkın oylarıyla seçilen sivil otoriteye bağlanarak yeniden inşası kararlarından sonra (sadece bu da değil, bütün devlet kademelerinde yeni tipten devşirme sisteminin fiilen sona erdirilmesinden sonra) onu tekrar yayınlıyorum... Bugün olup bitenlerin tarihsel köklerini daha iyi kavramak istiyorsanız mutlaka okuyun...

Bugün olup bitenlerin tarihsel kökeni; II. Mahmut'tan günümüze

Yeniçerileri bir gecede kılıçtan geçirerek yok eden (http://www.aktolga.de/m41.pdf ) II.Mahmut’un  temellerini attığı yeni tipten Devşirme Sistemiyle iki yüz yıldır ayakta kalmaya çalışıyor Türkiye... Nasıl ki daha önce Osmanlı Devleti Yeniçeri ve Devşirme sistemi sayesinde ayakta kalabildiyse, bu süreç, fetihçilik dönemi sona eripte artık  ailelerinden zorla koparılan gayrımüslim çocuklarından oluşan Devşirme Sistemi işleyemez hale gelince II.Mahmut’tan itibaren Anadolu’dan devşirilen Müslüman çocuklarından oluşan yeni tipten devşirme sistemi sayesinde ayakta kalabildi. Genel olarak jöntürkler deniyordu onlara, sonra İttihatçılar, Kemalistler oldular, “asker-sivil aydın zümre” oldular; şimdilerde bir de bakıyoruz ki aynı sistemin bir de Fethullahçı kolu varmış! 

Türkiye, Osmanlı’dan bu yana kendi tarihsel gelişme diyalektiğine uygun bir şekilde zamana yayılarak gelişen bir burjuva devrimi sürecini yaşıyor demiştik... Biz, bu Devrimin Birinci Aşaması artık bitti, sıra yeni Türkiye’yi inşa aşamasına geldi falan derken bir de baktık antika Devlet yapısının sistemin derinlerine kök salmış bir kolu daha  varmış, şimdi o da temizleniyor... 
Osmanlı artığı eski Devlet yapısının tamamiyle parçalanarak yeni     Türkiye’nin yeni devletini inşa sürecinde Devrimin İkinci Aşamasına girmeye çalıştığımız şu günlerde ne olup bittiğini daha iyi kavrayabilmek için iki yüz yıl öncesinden başlayarak bugüne nasıl geldik onu bir kere daha hatırlamakta yarar olacağını düşünüyorum...

NASIL UYUTULDUK YA DA YENİ NÖRONAL AĞLAR NASIL DÖŞENDİ?

Şimdiye kadar bize hep, “ilerici Padişah” II.Mahmut’un, 1826’da, “ilerici-devrimci” bir hamleyle  Yeniçeriliği nasıl ortadan kaldırdığına dair hikâyeler anlatıldı! Osmanlı’nın bu “ileri görüşlü” Sultan’ı, artık köhnemiş, çağ dışı haline gelmiş olan yeniçerilik sistemini  bir gecede ortadan kaldırıyor, bütün bunların yerine yeni, “çağdaş-batılı-modern” bir ordu-bürokrasi ve Devlet yaratmak için kolları sıvıyordu!... II.Mahmut’la ve Tanzimat  Fermanı’yla açılan bu yeni “batılılaşma-modernleşme” süreci, daha sonra 1856’da İslahat Fermanı’nı, 1876’da Birinci Meşrutiyet’i, 1908’de de “Jöntürk Devrimi”ni yaratmış, Kemalist “Cumhuriyet Devrimi”ne giden yolu açmıştı... Bu anlamda, Cumhuriyet-ve yeni Devlet, II.Mahmut’la birlikte başlayıp gelişen burjuva devrimi sürecinin zaferini temsil eden bir yeniden doğuştu!...

Hal böyle olunca tabi, bu yeni “Devlet kurucu Jakoben” burjuvalara-Kemalist ideolojiye karşı ortaya çıkan her türlü  muhalefet de daha yolun başında bir “karşı devrim hareketi”-kıpırdanışı-başkaldırışı olarak damgalanmaktan kurtulamıyordu! 1920’lerin II.Grub’u bu mantıkla ezilmişti. 1925’de TCF bu mantıkla saf dışı bırakıldı. 1930’da Serbest Fırka deneyimi bu mantıkla ortadan kaldırıldı. Fakat, “halkın cahil” olmasından dolayı “karşı devrim” o kadar güçlü idi ki, gösterilen her türlü çabaya rağmen bunlar-“karşı devrimciler” 1950’de “Amerikan emperyalizminin de yardımıyla” iktidara geldiler!... Ama, II.Mahmut’ların-İttihatçılar’ın  ve de Kemalizmin ilerici-devrimci ruhunu yok etmeye yetmedi güçleri!... 1960’da iktidarı ele alan “asker sivil aydın devrimciler” “karşı devrimi” geriletmeyi başardılar!...
Sonrası malum: Önce, “27 Mayıs’ın getirdiği demokratik özgürlükler ortamında” “cahil, gerici halka” karşı  bir yedek güç olarak Kemalist kökenli-kendine özgü bir “sol hareket” geliştirildi ülkede... Açılan bu yolda, kendisine Bursa Nutkunu rehber edinen yeni tipten İttihatçı-“solcu” bir “gençlik hareketi” çıktı ortaya, sonra da yeni darbeler... Kısacası, bugünlere gelişimiz kolay olmadı...
Bugün Türkiye toplumu kendi tarihiyle bir hesaplaşma içinde. Tarihsel oluşum sürecinde kaybettiği -aslında zorla elinden alınan-kimliğini arıyor! Onun, bugünün içinden çıkıp geldiği dünü kavramaya çalışmasının nedeni  bu. Bugün nerede durduğuna bakarak dünkü köklerini arıyor halklımız...

YALAN YALAN HEPSİ YALAN!

Evet, hepsi yalan, hepsi birer toplum mühendisliği harikası bunların! Ne II.Mahmut “gericiliğe karşı savaş açmış”-Osmanlı’da kapitalizmin gelişme yollarının açılması için   düğmeye basmış bir “devrimcidir”, ne de, İttihatçılardan Kemalizme uzanan yol “Jakoben bir burjuva devrimciliğinin” yoludur! Evet, II.Mahmut 1826’da “yeniçerileri ortadan kaldırmıştır”, bu doğru; ama bunu yaparken onun amacı burjuva devriminin yolunu açmak falan değildir! O sadece, devletin yarattığı biyolojik robotların (devşirmelerin) belirli bir insanlaşma süreci sonucunda artık robot-insanlar olmaktan çıkarak Devletin varlığını tehdit eden bir “eşkiya örgütü” haline gelmesine tepki duyuyordu. Onun, eski tipten devşirmeciliğin ürünü olan yeniçeriliği ortadan kaldırmasının nedeni budur. Yeniçerilerin de içinden çıkıp geldiği “Devşirme Sistemi”,  on altıncı yy’dan beri  artık fetihçilik dönemi sona erdiği için zaten fiilen ortadan kalkmış, eskinin yeniçerileri artık sıradan Osmanlı insanları haline dönüşmeye başlamışlardı. II.Mahmut, “batılılaşma” konseptiyle, Müslüman çocuklardan oluşan yeni tipten bir devşirme sistemi oluşturarak,  “modern” devşirmeler yaratıp bunlarla Devleti ayakta tutmaya-onu “kurtarmaya” çalışıyordu! Olayın özü bundan ibarettir!

DEVŞİRME SİSTEMİ NEDİR?

Önce şu “Devşirme Sistemi” nedir onu bir görelim: 
On yedinci yy’a kadar 300 sene boyunca, Osmanlı hükümeti Hristiyan teb’anın 10-15 yaş arası yetenekli çocuklarını ailelerinden alarak eğitiyor, her bir öğrencinin kapasitesine göre, onları en alt seviyeden en üst seviyeye kadar kamu hizmetine yerleştiriyordu. Buna, askere alma işi çeşitli vilayetler arasında sırayla gerçekleştirildiği için, ‘rotasyon’ anlamına gelen “devşirme” adı veriliyordu. Ailelerinden koparılan çocuklar, önce, kırsal bölgede tarımsal faaliyette bulunan Müslüman ailelerin yanına verilirdi. Bundan amaç, burada kaldıkları süre içinde çocukların yerli kültürle temasa gelmelerini sağlamaktı. Bunu, onların zihinlerini yeni yaşam bilgileriyle-kültür- donatarak onları tıpkı bir robot gibi yeniden programlamak şeklinde de  ifade edebiliriz.  
Osmanlı’nın Devlet olmaya başladığı daha o ilk dönemden itibaren uygulamaya koyduğu bu sistemin başlıca iki nedeni vardır. Bunlardan birincisini ünlü tarihçi Toynbee’den dinleyelim:

“Bozkırda bir kır adamı olarak yaşamak, hayli beceri ister.. Bu, düşman bir tabii çevre ile sürekli harp halidir ve tıpkı düşman bir insanla savaşırken gereken alışkanlıkları ve halet-i ruhiyeyi ister. Göçerler için sosyal birlik ve dayanışma, varolmanın vazgeçilmez bir şartıdır ve bu şart, bozkırların yetersiz ve çabucak bitiveren otlarından kendi yiyeceklerini temin ettikleri sürece, toplumun geçimini sağlayan ehli hayvanları da içine almaktadır. Lidere itaat, birbirine sadakat ve hayvanlarla ilgilenmek, çetin hayat şartlarının bir göçer topluluğundan istediği üç temel özelliktir.
Hayvan yetiştirmek ve onlarla ilgilenmek, göçer mesleği olmakla birlikte, onların asıl becerisi, bazı hayvanları, topluluk ve sürülerine göz kulak olma konusunda kendilerine yardımcı-askeri deyimle astsubay- olarak yetiştirmekte ortaya çıkar. Bineklerinin (at veya deve) ve köpeklerinin eğitimi, işlerinin önemli bir parçasıdır.

Göçerler bozkırlardan yerleşik bölgelere atıldıkları zaman, ya almak, ya da ölmek zorundadırlar. Buraları aldıkları zaman ise, insanlara sürü muamelesi yaparlar ve aralarından seçtikleri bir azınlığı çoban köpekleri niyetine eğitirler. Sürüler, değerli canlı emtiadır. Emtia oldukları için  esir sınıfına sokulurlar; değerli oldukları için de kendilerine bebek gibi dikkatle bakılır. Bu yüzden çoban, çoban köpeğinin yardımına muhtaçtır. Fakat çoban köpeği, eğitilmediği taktirde çobanın işine yaramayacaktır. Çoban köpeğinin yardımı o kadar önemlidir ki, onu en etkili bir seviyede kullanılır hale getirmek için hiçbir emek esirgenmez.
Osmanlının insan “çoban köpekleri”, kamu hizmeti için eğitmek üzere devşirdikleri Hristiyan teb’anın çocuklarıydı. Eğitim çetin, yoğun rekabetçi ve seçici, daha ileri sınıflara hak kazanan çocuklar için ise kapsamlı idi. İleri sınıflardaki eğitim, Fars ve Arap edebiyatını da içine alıyordu.. Çocuklara Müslüman olmaları için baskı yapılmazdı; zaten buna lüzum da yoktu. Sonunda hepsi de Müslüman oluyordu. Aileleriyle irtibatları kesildikten sonra katıldıkları kamu kurumunun onlar üzerindeki etkisi karşı konulamaz seviyedeydi.

Devşirilen öğrencilerin en az zeki olanları saray bahçıvanı yahut denizci yapılıyor, bunların bir üst zekâ seviyesindekiler yeniçeri (üniformalı ve tüfekli, seçkin bir piyade sınıfı), daha yüksek seviyedekiler tımarlı sipahi oluyor; en zeki olanlar ise İmparatorluğun idari kademelerinde görev almak üzere ayrılıyor ve sonunda vilayetlere vali yahut Padişahın Divanına üye, ya da Divan Başkanı, yani Sadrazam olabiliyorlardı.
Böylece devşirmeler, bahçıvanlıktan Sadrazamlığa kadar değişen çok farklı mesleklere sahip olabiliyorlardı. Aldıkları ödüller de rütbe, güç ve para olarak, buna paralel şekilde birbirinden çok farklıydı. Başarının anahtarı yetenek ve gönüllülüktü; ailelerin sosyal durumu hiçbir anlam ifade etmiyordu. Onlar devşirilirken aileleriyle bütün bağları kesilmiş ve hepsine tek bir hukuki statü verilmişti. Sadrazamdan bahçıvana kadar hepsi Sultanın kuluydu ve tam bir teslimiyetle ona itaat etmeleri bekleniyordu. İhmal, tıpkı bir bahçıvan gibi, Sadrazamın da kellesine mal olabilirdi.”

Burada söylenilmek istenilen şeyin özü şudur: 

İnsanların düşüncelerini-kafa yapılarını-bilinçlerini belirleyen onların dış dünyayla-çevreyle ilişkileridir-etkileşmeleridir-Bunun temeli ise üretim faaliyetidir. Çünkü, insan toplumsal bir varlıktır, yani, toplumsal olarak kendini üretirken varolur. Barbarlığın orta aşamasından  sınıflı topluma geçen Osmanlı fetih yoluyla elde ettiği toprakları ve insanları yöneterek devlet haline gelme zorunluğuyla karşı karşıya geldiği zaman, o ana kadarki bilinci, bilgi temeli ne ise bunlardan yararlanarak yola devam edecektir. Önünde başka yol yoktur. Asırlardır çobanlık yaparak varolan, kendini üreten bu insanlar için, o zaman, Devlet de daha büyük bir aşiretten başka birşey değildir! Devletin yönetimi altındaki teb’a bir tür “sürü” (reaya), Devletin “asıl kurucu  sahipleri” olarak kendileri de “çobandılar”. Nasıl ki bir sürüyü yönetmek için çobanın bir çoban köpeğine ihtiyacı oluyorsa, Devletin de bu yeni tipte sürüyü yönetmek için insan çoban köpeklerine ihtiyacı olacaktı. Peki kim olacaktı bu çoban köpekleri? Nerden bulacaktı Devlet bu özel tipte köpekleri? İşte, Osmanlı Devşirme Sistemi bu soruya verilecek cevabın ürünü oldu. Aslında Osmanlıdan çok daha önceleri, ta İspartalılar’dan bu yana uygulanan bir sistemdi bu. Çocukları ailelerinden koparıp onları yeniden eğiterek bir tür robot askerler elde etmekti bu sistemin özü..

“Devşirme Sistemi”nin, bilinç altında yatan  ikinci gerekçesi ise, Devletleşme süreciyle birlikte, Devlet kurucu aşiret toplumunun sınıflara ayrışması oldu. Aşiret şefinin etrafında toplanan  ve artık Yönetici Devlet Sınıfı olarak şekillenmeye başlayan  egemen unsurun,  eşit koşullara sahip oldukları diğer aşiret üyelerini saf dışı bırakabilmek için onların dışında bir bürokrasiye ve kolluk kuvvetine ihtiyacı vardı.

Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.