Depreme 1999’dan daha hazırlıklı değiliz!

İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe, 17 Ağustos depreminin 16’ncı yıldönümü nedeniyle bir basın toplantısı düzenledi. Oda merkezinde düzenlenen toplantıda konuşan Gökçe, İstanbul’un olası bir depreme hazır olmadığını belirterek; aslında başka afetlere de gebe olduğunu söyledi.

Depreme 1999’dan daha hazırlıklı değiliz!

İstanbul’un deprem başta olmak üzere yeni beş afetle karşı karşıya kalacağını söyleyen Gökçe, “Ulaşım bugünden daha büyük bir sorun yaşayacak, sürekli olarak yeni kavşaklar ve yollar yapılacak, çeşitli kamu yapıları, köprü, havaalanı, iki yakaya iki kent, kanal projesi gibi projeler bir ihtiyaçtan daha çok 500 milyar dolarlık bir rant aktarma projesinin altlıkları olarak ortaya çıkacak” şeklinde açıklayan başkan “Bu yapılanlar da sorun çözen işler yerine yeni sorun alanlarının kaynağı olarak ortaya çıkacak” ifadelerinde bulundu.

17 Ağustos 1999 depreminin 16. yılında sorumlulara sorumluluklarının bir kez daha hatırlatılmasını belirten Gökçe “İstanbul AVM ve yerli yersiz yapılan gökdelenlere teslim edilmiştir. Depreme hazırlanmamız gereken yıllarda üzülerek söylüyorum 5 afetle karşı karşıya kaldık. İstanbul 1999 yılından daha içaçıcı durumda değildir” yorumunda bulundu. İnşaat sektörünün son yıllarda revaçta olduğunu hatırlatan Gökçe, “Kentlerimiz inşaat şirketlerinin birer arazisi haline dönmüştür” diye konuştu. 

Depremden ders almadık
Başkan Cemal Gökçe basın toplantısında Türkiye’de yaşayan insanların 1999 depreminden az veya çok ölçekte etkilendiğini belirtirken “Yaşadığımız Gölcük merkezli depremin üzerinden 16 yıl geçti. 16 yıl önce başta Gölcük olmak üzere neredeyse tüm Marmara Bölgesi 7.4 büyüklüğünde olan depremin yıkıcı etkisini yaşadı; binlerce insanımız hayatını kaybetti, binlercesi yaralandı, ülkemizin ekonomisi ağır ölçüde etkilendi. Açıkçası 17 Ağustos 1999 depremi toplumsal psikolojimizi derinden etkiledi. Türkiye başta deprem olmak üzere çeşitli doğa olaylarından sıkça etkilenen bir ülkedir. Sık aralıklarla yaşamış olduğumuz depremler, ülkemizin önemli bir gerçeği olarak büyük ölçüde can ve mal kayıplarına neden olmakta, bir doğa olayı olarak kalması gerekirken çok büyük acıların yaşandığı bir “afet” olarak karşımıza çıkmaktadır. Deprem ve afete dönüşen diğer doğa olayları nedeniyle çok ağır kayıplar yaşayan bir ülkenin insanları olarak, yeterli ölçüde ders almadığımızı ortaya çıkan yeni  ‘afetler’le bile öğrenemiyoruz” şeklinde açıklamaları dile getirdi.
Yapılmaması gereken her şey yapılıyor
Gökçe, afete açık yeni kentler yaratmak için yapılmaması gereken her şeyin yeniden yapıldığını belirterek “Ülke topraklarımızın yüzde 66’sı 1. ve 2. derece deprem tehlikesi altında bulunuyor. Nüfusumuzun yüzde 70’i, büyük sanayi kuruluşlarımızın yüzde 75’i, deprem tehlikesi altında yaşıyor. Yapı stokumuzun deprem güvenlikli olmadıklarını da biliyoruz. Yaşamış olduğumuz depremlerin, deprem büyüklüğü ile orantılı olmayan can kayıplarını ortaya çıkardıklarını da biliyoruz” diye konuştu.
Doğal kaynaklarımız ticari bir meta değildir
Kentlerin doğa ve teknolojik tehlikelerle de iç içe yaşamadığının altını çizen Gökçe gerekli olan önlemlerin alınmamadığını söyledi. “İstanbul başta olmak üzere kentlerimizi depreme hazırlamak adı altında yapılan yeni uygulamalarla, kentlerimiz yeni afetlere açık bir hale getirilmiştir. Bu bağlamda orman, kıyı, su havzaları ve diğer kamu alanları gibi doğal kaynaklarımız ticari bir meta gibi görülerek kullanılmıştır” diyen Gökçe, bu durumun su, hava ve toprağın daha da kirlenmesine neden olduğunu söyledi.
İstanbul AVM ve gökdelenlere teslim 
AVM’lere ve yerli yersiz gökdelenlere teslim edilmesinin İstanbul’da deprem sonrası toplanılacak boş alan kalmamasına sebep olduğunu işaret eden Gökçe, “1999 Gölcük Depremi sonrası İstanbul’u depreme hazırlamak için, benim de içinde bulunduğum 14 kişiden oluşan İl Afet Merkez Kurulu, dönemin valisi başkanlığında üç yıl çalışarak, 493 Toplanma Alanı ve Çadır kurulacak yer belirlemiştir. Bu yerlerin 3/4'ü ranta teslim edilmiştir. Bugün İstanbul depreme 1999 yılından daha hazırlıklı değildir. Bu durum bir yandan doğal kaynaklarımızı tüketirken, diğer yandan yeni risk alanları yaratmıştır. Kentlerimizin açık ve kapalı alanları aynı zamanda birer yaşam çevresi olarak görülmesi gerekirken, bu anlayıştan giderek uzaklaşılmış, kentlerimiz sadece mekan düzeyinde ele alınmıştır. Böylece deprem afetine hazırlanan kentlerimiz, beş afetle karşı karşıya bırakılmıştır” şeklinde konuştu.
Bir afetten beş afet yaratıldı
Kamusal ve kamu yararına kullanılan alanların bir çoğunun bugün ranta çevrildiğini vurgulayarak açıklamalarına devam eden Gökçe, “Kentsel dönüşüm” adı altında plan bütünlüğünden koparılarak ranta teslim edilmiştir. Doğal kaynakların yanlış kullanımı, kaynakların tükenmesine ve doğal afetlerin giderek artmasına neden olmuş, daha da olacaktır. Açıkçası kentlerimiz depreme hazırlanırken, bir afetten beş afet yaratma başarısı gösterilmiştir. Sel ve su baskınları giderek artıyor. Isı adaları oluşuyor, yaşam alanları daha da sorunlu hale geliyor. Hava kirliliği her geçen gün biraz daha artıyor. Kentsel dönüşüm uygulamaları sosyal ve toplumsal sorunları daha da arttırıyor” diyerek kentsel dönüşümün rantsal dönüşüm olduğunu sözlerine ekledi.

Kentsel dönüşüm konusunda da açıklamalar yapan Gökçe, “Kentlerin bir bütün olarak ele alınması ve planlanması, kentsel değerlerin korunarak geleceğe devredilmesi büyük öneme sahiptir. Kentsel yenileme ve dönüşüm konusu çağdaş ve demokrasisi güçlü ülkelerde sadece mekan düzeyinde ele alınmıyor. Sosyal, ekonomik, çevresel ve mekansal gelişmenin bir bütünü olarak ele alınıyor. Ayrıca geleceğe yönelik toplumsal bir öngörünün oluşturulması ve yönetilmesi süreci olarak da düşünülüyor ve değerlendiriliyor. Bizde ise, kentsel dönüşümün mekansal düzeyde ele alınması bile ortak akıldan, estetikten, yaşanabilirlik ve sürdürülebilir bir yaşamı hedeflemekten oldukça uzak kalıyor” dedi.
Yık - yap anlayışı yeni sorunlar üretiyor
Açıklamaların devamında “İmar planları kentsel rantın dağıtılması noktasında bir araç olarak kullanılmaktadır. Üretime dayalı bir ekonomik model yerine, ihtiyaç temelli olmayan, inşaata dayalı bir ekonomik model tercih edilmiştir. Bu tür uygulamalar siyasal sistemi bir “rant dağıtıcısı” olarak karşımıza çıkarmıştır.” şeklinde konuşan başkan Gökçe “Deprem ve güvenli yapı konusu toplumsal bir travmaya dönüştürülerek, kent topraklarının kullanılma biçiminin başka afetleri de gündeme getirdiği ne yazık ki dikkate alınmıyor. Kentlerimizde bulunan yapılar bir mühendis, mimar ve kent plancısı anlayışıyla ele alınmıyor. Bir müteahhit anlayışıyla, sadece YIK-YAP anlayışıyla yeni sorun alanları yaratılıyor. Kentsel dönüşüm uygulamaları rantı yüksek yerlerde yapılıyor. Kentsel dönüşümden anlaşılan; daire alanları küçültülerek daire sayısını artırmak olarak uygulanmaktadır. Bu durum yeni bir alt yapı sorunu doğuruyor. Nüfus artıyor, ulaşım sorunlu hale geliyor. Demografik yapı bozuluyor. Yıkılan yapıların geri dönüşüm yoluyla yıkımdan çıkan malzemelerin yeniden kullanımının sağlanması gündem dışı kalıyor. Yıkılan yapılardan çıkan molozlarla deniz doldurularak eko sistem bozuluyor” yorumunda bulundu.
Boş alan yaratılmalı
Boş alan yaratılmasının gerekliliğinin her fırsatta altını çizdiklerini belittiği konuşmasında “İstanbul’un bu kadar büyümesi, üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, iki yakaya iki kent gibi projeler İstanbul’u yeni sorun alanlarıyla yüz yüze bırakacaktır. İstanbul 25 milyon nüfusu kaldıramaz. İstanbul nüfusu aritmetik olarak artarken, ulaşımdan diğer alt yapı sorunlarına kadar yeni sorun alanları oluşuyor ve bunlar da geometrik olarak artıyor. Doğalgaz, su, yağmur suyu ve atık su kanalları artık yetersiz kaldı. Bu nedenledir ki her yağmur sonrası İstanbul göle dönüşüyor. Başka ülkelerde belediye başkanları park ve spor alanları yaparak kent insanına hizmet ederken bizim Bugün ulaşımdan depreme, doğal dokunun korunmasından tarihi yapıların güçlendirilerek geleceğe devredilmesine, İstanbul siluetinin bozulmamasına kadar önemsenmesi gereken alanlar, birer sorun alanı olarak karşımızda duruyor. Boş alan yaratılmasının gerekliliğinin her fırsatta altını çizdik” dedi.

Belediye başkanları fotoğraf çektiriyor
 İstanbul’un bu kadar büyümesi, üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, iki yakaya iki kent gibi projeler İstanbul’u yeni sorun alanlarıyla yüz yüze bırakacağı “ İstanbul 25 milyon nüfusu kaldıramaz. İstanbul nüfusu aritmetik olarak artarken, ulaşımdan diğer alt yapı sorunlarına kadar yeni sorun alanları oluşuyor ve bunlar da geometrik olarak artıyor. Doğalgaz, su, yağmur suyu ve atık su kanalları artık yetersiz kaldı. Bu nedenledir ki her yağmur sonrası İstanbul göle dönüşüyor. Başka ülkelerde belediye başkanları park ve spor alanları yaparak kent insanına hizmet ederken bizim belediye başkanlarımız AVM ve gökdelenlerin önüne geçip fotoğraf çektiriyorlar” şeklinde açıklandı.
Yapılması gerekenler
Başkan Cemal Gökçe İnşaat Mühendisleri Odası, bilimsel-mesleki bilgi ve gerekliliklere dayanarak, depremin yıkıcı etkisinin ancak bilimsel ölçekte yapılması gereken bir planlama ile olanaklı olacağınısöyledi. Ayrıca yapı üretiminin ve yapı denetiminin nitelikli hale getirilmesinin gerekli olduğuna sürekli olarak vurgu yapıldığını bu konuda ki çalışmaların “Topraklarımızın ve nüfusumuzun büyük bir bölümü değişik derecelerde deprem tehlikesi altındadır. Ne yazık ki bir doğa olayı olması gereken depremi kendi ellerimizle afete dönüştürüyoruz. Bu durum sorunun asıl kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi, onarılması ve güçlendirilmesi onarım ve güçlendirilme çalışmaları rasyonel ve ekonomik değilse yıkılıp yeniden yapılması, yeni yapılacak yapıların yeterli ölçüde mühendislik hizmeti alması ve denetlenmesi deprem riskini gidermek için yapıların sigortalı olması gerekir” şeklinde olacağını ifade etti.

Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.