FELAKET GELİYOR BİZ SEYREDİYORUZ!

Bugün, 17 Ağustos 1999 Depremi'nin 16'ncı yılı. İstanbul başta olmak üzere Gölcük, Sakarya, Kocaeli'nde can ve mal kaybı yaşatan depremin yıl dönümünde biz yine aynı soruyu soruyoruz: İstanbul depreme hazır mı?

FELAKET GELİYOR BİZ SEYREDİYORUZ!

 Nüfus, ekonomi, tarih, kültür, sanat, turizm... Hangi alanı sayarsanız sayın İstanbul, her alanda Türkiye'nin en büyük merkezi. Sıkça söylenen bir cümlede olduğu gibi, Türkiye'nin başkenti Ankara ama Ankara'nın başkenti ise İstanbul. Her anlamda gelişmiş ve büyük olan bu şehrin başındaki en büyük tehlike ise deprem. Uzmanlar, tam olarak tarih veremeseler de İstanbul'da en az 7 şiddetinde bir depremin bilimsel bir gerçek olduğunu söylüyor. 'Depreme hazır mıyız' sorusuna ise 'maalesef değiliz' diye cevap veren uzmanlar, 17 Ağustos 1999 Depremi'nde deprem gibi büyük bir afete hiç hazır olmadığı anlaşılan İstanbul'da aradan geçen 16 senede bir arpa boyu yol alınmadığını ifade ediyor. Başta binaların kalitesi olmak üzere birçok konuda acil ve kalıcı çözümler için adım atılması gerektiğini söyleyen uzmanlara göre vatandaşlar da gelecek tehlikenin farkında değil.

NE OLMUŞTU?
17 Ağusos 1999 Marmara Depremi Salı sabahı sabah saat 03.02 de gerçekleşti. Gölcük merkezli 7.4 şiddetindeki deprem İstanbul, Sakarya, Kocaaile'nde can ve mal kaybına neden oldu. 45 saniye süren sarsıntıda binlerce bina yıkıldı. Resmi raporlara göre 17 bin 480 depremde can verdi. Yine resmi raporlara göre 23 bin 781 kişi de yaralandı. Ancak gayriresmi bilgilere göre yaklaşık 50 bin kişi can verdi, 100 bine yakın kişi de yaralandı.

Deprem ciddiye alınmıyor
Prof. Dr. Görür, Marmara’daki fayları tek tek ortaya çıkardıklarını, hangisinin daha tehlikeli olduğunu, kırılması halinde İstanbul’u nasıl etkileyeceğini araştırdıklarını ancak, bu çalışmaların içinde olmadıkları halde çok sayıda deprem uzmanları, üstatları türediğini, hiçbir siyasi yetkilinin araştırma ile ilgilenmediğini anlattı.

Deniz Jeolojisi uzmanı Prof. Dr. Naci Görür, İstanbul’u bekleyen depremin yeryüzü gerçeği olduğunu, bugüne kadar yaptıkları bilimsel çalışmalarla dibinden gaz ve su sızıntıları olduğunu tespit ettikleri Marmara Denizi’nin röntgenini çekmeleri, tehlikeyi ortaya koymalarına rağmen gereken önlemlerin alınmadığını söyledi. Geçtiğimiz hafta CHP İstanbul İl Başkanlığı tarafından düzenlenen 'deprem' konulu seminere katılan Görür, “Türkiye’nin tamamın deprem riski bulunduğunu, Marmara’da riskin çok büyük olduğunu, ‘Buradaki kabuğun çatırdadığını' söyledi. İstanbul’da depremin ne zaman olacağına ilişkin “Hesaplamalar, bilimsel araştırmalara göre; dayansa, dayansa 30 sene. Artı – eksi 15 sene ileri – geri diye söylenmektedir” ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhuriyeti'nin katkısı sıfır
Marmara’daki fay hattının kırılması ve ortaya çıkacak felaketin ülkeyi yönetenler ve halk tarafından çok ciddiye alınmadığını ifade eden Prof.Dr. Görür, “Kuzey Anadolu fayı tehlikeyi doğudan batıya taşıyor. 1939 Erzincan’da başlıyor, İstanbul’a varışı; 1999. 7 büyük depremle 100 binden fazla insanımız öldü. Hiçbirinden ders almadık. Marmara Depremi olduğu zaman koca Türkiye Cumhuriyeti’nde hiç kimsenin bu faylar hakkında hiç kimsenin bilgisi yoktu. Üniversitelerin de doğru dürüst araştırması yoktu. Denizde araştırma yapacak ne gemi ne donanım vardı. Biz ortaya çıktık. NATO, BM, AB’ye başvurduk. Henüz bugünkü hükümette olmayan TÜBİTAK o zaman bizi destekledi. Oluşturduğum projelerin sonucunda ‘Sismik 1’, ‘Çubuklu’, ‘Le Suroit’, ‘Odin finder’, ‘Urania’, ‘Le Nadir’, “Marion Dufresne’, ‘L’Atalante', gemileri ile 2013’e kadar Marmara Denizi’nde araştırmalar yaptık. Bunları teknik üniversite ağırlıklı olarak özellikle Fransız, İtalyan, zaman zaman Amerika ve Japonlar’la, tamamen Avrupa Birliği fonları ile yürüttük. 100 milyon euro’dan fazla harcanan bu bütçeye Türkiye Cumhuriyeti’nin katkısı ise sıfırdır.”

Vatandaşın da umrunda değil
Prof.Dr. Naci Görür, Richter ölçeğine göre İstanbul’da 7’den büyük depremin mutlaka olacağını, bunun ‘Değişmez yeryüzü kaidesi’ olduğunu, “Ne zaman” sorusunu duyunca ‘oklu kirpi’ haline döndüğünü anlatırken, “Çünkü sen olmasan bile benim insanım ölecek. Onun için zaman hiç önemli değil” dedi. Prof. Dr. Görür, İstanbul’da yaşayanların da büyük tehlikeye rağmen yerel veya merkezi yönetimi baskı altına almadığını, hiçbir zaman bir yürüyüş düzenleyip “Neden can ve mal güvenliğimizi sağlayan önlemleri almıyorsunuz?” diye sormadığını söyledi. İnsanların deprem olduğu zaman, ilkel bir tepki göstererek korkuyla kaçıştıklarını, 2 gün sonra sorun bitmiş gibi herkesin evlerine döndüğünü, oysa bir yer bilimci olarak hiç beklenmedik bir anda 30- 40 saniyede on binlerce insanın kaybedebileceğini bildiği için endişelendiğini belirtti.

İstanbul’da boş alan oluşturulmalı
tmmob İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe de 16 yılda ders çıkarmadığımızı belirtti. Gökçe, “Afet konusunda yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmamıza rağmen bilgi ve birikimimizin bize yüklemiş olduğu sorumluluğu yerine getirmek yerine, afete açık yeni kentler yaratmak için yapılmaması gereken her şey yeniden yapılıyor. İstanbul başta olmak üzere kentlerimizi depreme hazırlamak adı altında yapılan yeni uygulamalarla, deprem afeti başta olmak üzere, kentlerimiz yeni afetlere açık bir hale getirilmiştir. Bu bağlamda orman, kıyı, su havzaları ve diğer kamu alanları gibi doğal kaynaklarımız ticari bir meta gibi görülerek kullanılmıştır” diye konuştu.

Bilim baz alınmalı
Boş alan yaratılmasının gerekliliğinin her fırsatta altını çizdiklerini belirten Gökçe, “İstanbul’un bu kadar büyümesi, üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, iki yakaya iki kent gibi projeler İstanbul’u yeni sorun alanlarıyla yüz yüze bırakacaktır. İstanbul 25 milyon nüfusu kaldıramaz. İstanbul nüfusu aritmetik olarak artarken, ulaşımdan diğer alt yapı sorunlarına kadar yeni sorun alanları oluşuyor ve bunlar da geometrik olarak artıyor. Doğalgaz, su, yağmur suyu ve atık su kanalları artık yetersiz kaldı. Bu nedenledir ki her yağmur sonrası İstanbul göle dönüşüyor. Başka ülkelerde belediye başkanları park ve spor alanları yaparak kent insanına hizmet ederken bizim belediye başkanlarımız AVM ve gökdelenlerin önüne geçip fotoğraf çektiriyorlar” dedi. Gökçe, bilimsel-mesleki bilgi ve gerekliliklere dayanarak, depremin yıkıcı etkisinin ancak bilimsel ölçekte yapılması gereken bir planlama ile olanaklı olacağını söyledi.

İstanbul gökdelenlere teslim edildi
1999 yılındaki depremden sonra bazı tedbirler hayata geçirildi. Bunların başında da deprem toplanma bölgeleri geliyordu. Ancak o alanlar sessiz sedasız rant bölgelerine dönüştürüldü.Arama Kurtarma Derneği (AKUT) Başkanı Nasuh Mahruki acil durumlar için tüm toplumun faydalanması ve sağlıklı hareket edebilmesi için belirlenen toplanma noktalarının imara açıldığını belirtti. Mahruki “Depremden sonra 480 farklı nokta toplanma alanı ilan edildi. Bu alanların yarısından fazlasını imara açtılar. 270’inin üzerine  AVM, rezidans, bina diktiler. Birilerinin bunlardan dolayı yargı önüne çıkıp hesap vermesi gerekir. Bu kadar toplanma alanını siz hangi yetkiyle imara açtınız? Kamuya, millete, devlete ihanet edildi, ceplerini doldurdular” diye konuştu. Şişli, Bahçelievler, Zeytinburnu, Üsküdar, Tuzla, Maltepe, Esenler, Bağcılar, Bakırköy, Beşiktaş, Gaziosmanpaşa ilçelerindeki acil toplanma alanlarına 5 AVM, 5 rezidans ve 8 lüks site inşa edildi.

Kaliforniya Depremi’ni geride bırakır
İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Oğuz Gündoğdu ise beklenen İstanbul depreminin 300 yıllık bir geçmişi olduğunu söyledi. Marmara fay hatlarında en son 1742 yılında kırılma yaşandığına dikkat çeken Gündoğdu, “Sıkışma ve enerji yoğunluğu 300 yıla yakın bir süredir büyüyerek devam ediyor. Elbette bir gün kırılma ve enerji patlaması gerçekleşecek. Bu kadar uzun bir zaman meydana gelen sıkışmanın getireceği sonuç 9 şiddetinden bile fazla olur. Yani Kaliforniya Depremi'ni bile geride bırakır” dedi.

Erken uyarı sistemi gerek
“Ancak bu kırılma meydana gelmeden önce depremin ne zaman oluşabileceğine dair verilerimizi sağlıklı bir hale getirebilmeliyiz” diyen Gündoğdu, “Bu yüzden fay hatların ve hareketlerin yoğun bulunduğu bölgelerde 'deprem tahmin cihazı' diyebileceğimiz, prop ve sismoloji cihazlarına ihtiyacımız var. Ayrıca verileri yorumlayacak, fizikçi, jeofizikçi, jeolog, maden mühendisi, inşaat mühendisi, sismologlar, meteorologlar, çevre mühendisleri, yerel ve merkezi yöneticiler bir arada hareket edebilmeli. Henüz daha yolun başındayız ama aldığımız sonuçlar mükemmele yakın. Denizcilerden bile rapor alıyoruz. Umarız bu istasyonların sayısı artar da felaket öncesi 'tahliye' kararını halka duyuracak olan Başbakan'a en sağlıklı bilgiler ulaşır. Bunun için de merkezi yöneticilerin bu işin uzmanı bilim adamlarını dikkat alması gerekir” diye konuştu.

Kaliforniya’da ne olmuştu?
18 Nisan 1906 San Francisco depremi San Francisco ve Kuzey Kaliforniya'yı  vuran yüksek şiddetli depremdir. Depremin şiddeti genel olarak 7,8 kabul edilir. Buna karşın depremin şiddeti en az 7,7 en fazla 8,25 olarak ileri sürülmüştür. Esas sarsıntı merkezi şehrin 3 km uzağında, denizdeki Mussel Kayalıkları'dır. Bölge; San Andreas Fay Hattı'ndan kaynaklanan bu depremle kuzey-güney doğrultusunda 477 km ikiye ayrılmıştır. Sarsıntı Oregon'dan Los Angeles'ya; hatta denizden oldukça uzak olan Nevada'nın merkezine kadar geniş bir alanda hissedilmiştir. Deprem ve sonucunda oluşan büyük yangın, Birleşik Devletler tarihinde meydana gelen en kötü doğal afet olarak kabul edilir. Deprem ve bunun sonucunda oluşan yangın sebebiyle ölenlerin sayısının 3 bin'den fazla olduğu tahmin edilmiştir. Bu rakam Kaliforniya tarihinde bir doğal afetten dolayı hayatını kaybeden en fazla kişi sayısıdır. 
Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.