'Her şey gelir geçer gazetecilik kalıcıdır'

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 'OHAL'in Birinci Ayında Basına Baskılar' adı altında bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda basın özgürlüğünün sınırlanmaması gerektiğine vurgu yapıldı. Turgay Olcayto linç kültürünün sona ermesi gerektiğini söyleyerek, “Her şey gelip geçer ama gazetecilik kalıcıdır” dedi

'Her şey gelir geçer gazetecilik kalıcıdır'

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 'OHAL'in Birinci Ayında Basına Baskılar' ası altında bir toplantı gerçekleştirdi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Gazeteciler Restoranı'nda gerçekleştirilen toplantısında basın özgürlüğüm ve gazetecilerin sorunları gündeme getirildi. Toplantıda sadece gazetecilerin değil yazarların ve sanatçılara karşıda bir şiddet kampanyası yapıldığınında altı çizildi.

Her şey gelir geçer gazetecilik sürer

Türkiye'de gazetecilere yazarlara, sanatçılara, bilim insanlarına karşı bir şiddet kampanyasının sürdürüldüğünü söyleyen Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto, "Elimizden geldiğince halka ulaşmaya çaba göstereceğiz. Dün nasıl uğraştıysak bugün de aynı şekilde uğraşacağız. OHAL bütün  Türkiye’de etkili. En büyük görev valilere ve emniyet güçlerine düşüyor. Orada büyük bir zaaf var. Yalnız gazetecilere değil, sanatçılara, bilim insanlarına, yazarlara yönelik bir şiddet kampanyası sürdürülüyor. Ya da sürdürülmesine izin veriliyor. Bir linç kültürü. Buna zaman zaman hepimiz tanıklık ediyoruz. Demokrasi meydanına katılmayanları vatan haini ilan edenler, sosyal medyada linç etmeye çalışanlar ve gözaltına alınan yazarlar var. Mesela Hilmi Yavuz alındı. Türkiye’nin en büyük yazarlarından biridir. Aslı Erdoğan halen içeride. O da uluslararası alanda çok tanınan bir yazarımız. Ragıp Zarakolu’nun evine baskın yapıldı. Bunlar yazar, çizer sadece düşüncelerini ifade eden yazarlar. Yurt dışında da tanınan bir takım yazarlar. Gazeteler bugün hala iktidarın kontrolünde. Eskisinden daha fazla. Bazen ana akım medyaya baktığınızda iktidara yakın gazetelerden çok daha fazla iktidar yanlısı haberler veriyorlar. Satır aralarından zekice beyin yıkama operasyonları yapıyorlar. Bu yapılanlar doğru değil. Her şey gelir geçer ama gazetecilik kalıcıdır" dedi. 

Sesimizi yükseltmemiz gerekir

15 Temmuz'da gerçekleşen darbe girişiminin ardından başlatılan OHAL kararnameleri adı altında gazetecilerin derdest edildiğini söyleyen Basın Enstitüsü Derneği Başkanı ve IPI Yönetim Kurulu Üyesi Kadri Yüksel, "OHAL koşullarında olağanüstü şeyler yaşıyoruz. 15 temmuz başarısız darbe girişiminin ardından basına yapılan uygulamalar bir fırsatçılık olarak değerlendirilebilir. Bugün OHAL kararnameleri adı altında gazetecilerin derdest edilmeleri, gazetelere el konulmasının hukukla demokrasiyle hiçbir ilgisi yok, darbe ile de hiçbir ilgisi yok. Darbe girişimlerinin nasıl önleneceği bellidir. Önlenememişse bu Türkiye'yi yönetenlerin sorunudur. Eskiden kalma hesaplaşmalar bizde endişe yaratmaktadır. Ülkenin geleceği açısından kaygılanmamıza neden olmaktadır. Bu nedenle basın meslek kuruluşlarının olağanüstü halin süreklilik kazanması ve bağımsız medya kuruluşlarına yönelik yok edici tedbirlerine karşı sesini yükseltmesi lazım. Rakamlar, isimler ortada. Bu isimlerin darbe teşebbüsüyle herhangi bir ilgisi yok. Kaldı ki en kısa zamanda darbecilikle suçlanan gazetecilerin de bu darbeye nasıl katıldıkları ile ilgili delillerin ortaya çıkarılması gerekiyor. Türkiye’deki her türlü muhalefetin darbecilikle özdeş tutulması gibi tehlikeli bir yaklaşım söz konusu. Muhalefetin darbecilikle özdeş tutulması gibi bir amaç güdülüyor. Bence artık Türkiye’deki basın özgürlüğü mücadelesi ile fikir, demokrasi ve özgürlük mücadelesi aynıdır. Bu kesimlerin en geniş ittifaklara oluşturması gerekiyor. Bu artık bir zorunluluk olmuştur" dedi.

Gazeteci tutuklamakla olmaz

Gazetecileri tutuklamakla terörün önlenemeyeceğini söyleyen Pen Türkiye başkanı Zeynep Oral, "Dünya Yazarlar Birliği PEN adına burada bulunuyorum. Her türlü teröre karşı mücadele vereceğim diye bir devlet terörü yaşamaktayız. Askeri ve sivil tüm darbelere karşı olduğumuz bildirdik. Anayasaya ve kuvvetler ayrılığının önemini vurguladık. Aynı zamanda siyasetin camilerde yapılmasını kınayan bir açıklama yaptık ve bunun şiddetle kınadık. O günden sonra itiraf ve ihbar yarışına tanıklık ettik. O günden sonra adı OHAL olan cadı avı başladı. O günden sonra gelen tutuklamalar, gazetelere yapılan baskılar, tutuklamalar, kitapların talan edilmesi gözaltılar... Yazarlar tutuklanarak mı terör önlenir. Nazlı Ilıcak’ı hapiste tutarak, Gürkan Karataş’ı darp ederek mi terör önlenir. Halkın haber alma hakkını yok ederek mi terör önlenir. Kimse kimseyi linç edilebilir mi? Bu sorulara hepimizin yanıt vermesi gerekir. İntikam tutkusuyla adımlar atılması bu ülkeyi yaşanılır bir ülke olmayı hızla bırakmaktadır. Yapılanlar demokrasi adına kabul edilmez. Bütün bunları hiçbir şekilde dünyaya anlatamazsınız. Yaşanmakta olan derin travma daha çok intikam kin öfke bizleri hepimizi ve tüm yöneticileri demokrasinin olmazsa olmazlarına yöneltmelidir. Daha çok demokrasi, daha çok sağduyu. Eşitlik, vicdan. Şiddetten baskından talandan yalandan arınmış bir ülke istiyorsak başka bir yolumuz yok. O yol eşitliktir, hukukun üstünlüğüdür, laikliktir. O yol güç birliği ve dayanışmadan geçer" diye konuştu. 

Tek sesli medya var 

Türkiye'de medyasını tek sesli bir hale getirildiğini söyleyen Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Uğur Güç "Meslek örgütleri olarak söyledik buna benzer uygu daha demokratik bir ülke özlemiyle darbelere karşı olduğumuzu söyledik. Tek sesli hale gelmiş bir medya ile karşı karşıyayız. Ülkeyi bir iç  savaşa sürükleyecek bir durumla karşı karşıyayız. Her türlü fikrin toplumda serbestçe dolaşmaması durumunda tehlikelere gün doğmuş demektir. Fikir ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların kaldırılmasını talep ediyoruz. Hapisteki gazetecilerin serbest bırakılmasını istiyoruz. 134 yayın kuruluşu ve binlerce gazeteci işsiz kaldı. Malları hazineye devredildi. Kapatılan kurumlarla ilgili hazineden hak talep edilemez. Bunun karşısında işsiz kalan işçiler hiçbir hak sahibi ve muhatap bulamıyorlar. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'da birşey yapamıyor. Onbinlerce insan açlıkla ve işsizlikle yüz yüze kalmış durumunda. OHAL sürecinde 71 gazeteci tutuklu biz bütün gazetecilerin serbest bırakılmasını istiyoruz. Nasıl derdest edildiklerini tecavüz tehditleri aldıklarını polislerin nasıl bir kinle arkadaşlarımıza saldırdıklarını gördük. Güvenlik güçlerinin bu şekilde militanlaştırılması ve kendilerini yargı yerine koyması insan hakları açısından  doğru bir hareket değil. İçişleri Bakanlığı'nın bu konuda harekete geçmesini istiyoruz. 
Bugün 19 Ağustos Dünya İnsani Günü. Bu gün dolayısıyla din, dil, mezhep ayrımını bırakalım, gazeteciliği mesleğine uygun bir şekilde yapalım, demokratik bir ülke olalım. Burada dün gözaltına alınan arkadaşlarımız var onlara da geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum" şeklinde konuştu.

Asıl operasyon fikir özgürlüğüne

DİSK Basın İŞ Başkanı Faruk Eren ise şunları söyledi: "Her geçen gün bir önceki günü arıyoruz. Ahmet Şık, Nedim Şener'in içerde olduğu dönemi hatırlayın. Arkadaşlarımızın serbest bırakılması için mücadele ediyorduk. Çok sayıda gazeteci tutuklanmıştı. Biz OHAL'den önce de cezaevleri nöbetleri tutuyorduk. Adliyelerde açıklamalarda bulunuyorduk. Kapatılan Özgür Gündem Gazetesi yüzlerce dava ile boğulmaya çalışılıyordu. Gazeteciler, aydınlar gazete ile dayanışmaya gittiler. Gazeteye bir saatliğine uğrayan gazeteciler için 14 yıla varan cezalar verilmek istendi. Kurumlar kapanıyor, çok sayıda meslektaşımız işsiz kaldı. Malum 15 temmuzda darbe girişimi oldu. OHAL ilan edildi. İlk Kanun Hükmünde Kararname’de mülki amirler isterlerse basın yayın organlarını kapatabilir kararı alındı. Aynı gün 30 gazetecinin basın kartının iptal edildiğini öğrendik. Pasaportlar iptal edildi. Bu operasyonlarda sektörün yüzde üçü işsiz kaldı. Böyle bir durumdayız. Ama bir algı var. Cemaate yönelik operasyonlar yürütülüyor diye. Ama asıl operasyon basın ve fikir özgürlüğüne yapılıyor. Gazeteler kapatılırken bunlar olurken hemen hergün bir iki gazeteci gözaltına alınıyordu. DİHA’nın neredeyse hergün bir muhabiri gözaltına alınıyor, çeşitli bahanelerle tutuklanıyor ve haklarında davalar açılıyor. Var olan Anayasa 12 eylül Anayasası. Özgür Gündem'de bu anayasaya aykırı bir şekilde kapatıldı arkadaşlarımıza yapılan canlı yayında işkence edildi. Artık insan hakları mücadelesine dönüştü basın özgürlüğü. gözaltında kaybedilen insanlar var. Şu anda üç tane arkadaşımız gözaltında tutuluyor. Gazete binasında bunları yapanlar orada neler yaparlar bilemiyoruz. Korkuyoruz ama vazgeçmiyoruz. Elimizde hangi mecralar kaldıysa kamuoyuna gerçekleri aktararak bu karanlıktan kurtulabiliriz. Benim halen umudum var." 

Haber alma hakkına  müdahale ediliyor

Haber Sen Genel Başkanı Cemalettin Yüksel'in yerine konuşan Engin Başçı, "5 nolu şube HABERSEN TRT'de örgütlü bir sendika. Çok sayıda haberci var. Cemiyet üyesi olan çok sayıda gazeteci var. Emek ve hak arama mücadelesi veriyoruz. Demokrasi ve insan hakları mücadelesine parelel bir mücadele veriyoruz. Bunlar birbirinden ayırt edilemez. Şimdi bu gerçeği ortaya koyduktan sonra sizlere paylaşmak istediğim bir bu ülkede artık en son yapılacak meslek gazetecilik mesleği haline geldi. Ama bu ülkede tüm ilke ve kurallarıyla yapılması gereken bir noktaya gelen meslek yine gazetecilik oldu. Biz bu mesleği olan bitenler hakkında bütün gerçeklerle ilgili insanların bilgi sahibi olması için yapıyoruz. Bu yapılanlar bizlere yapılan bir müdahale değil bu ülkede yaşayan insanların en temel hakkına müdahaledir. Hangi görüşten olursak olalım bizi gazeteciler olarak bir araya getiren şey halkın haber alma hakkıdır. Bu bizim namusumuzdur. Bizim meslekteki namusumuza bir müdahale varsa buna sesimizi çıkarmakla yükümlüyüz. Olağanüstü bir süreçten geçiyoruz. Demokrasi adına yapıldığı söylenen herşey demokratik alanlarla ilgili sınırlamalar anlamına geliyor. Demokrasi adına bir gazeteyi kapatamazsınız. Bu çelişen bir durum. Buna bizim itiraz etmemiz gerekir. Basın özgürlüğünü sınırlayamazsınız. Şimdi arkadaşlar bizim hangi inançtan olursak olalım fikirlerimizi söyleme ve açıklama özgürlüğümüz var. OHAL sıkıyönetim. Biz darbelere karşıyız" diye konuştu. 

Biz gazeteciyiz

Toplantıda gazetesi basılan Özgür Gündem editörü Günay Aksoy ise yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: "12 Eylül koşullarını aratacak şekilde bir baskıya maruz kaldık. Gazetemiz halen kapalı mühürlü hiçbir şekilde gazetemize giremiyoruz. Dışarıda gündem toplantımızı yapmaya çalışıyoruz. Bilgisayarlarımız, hard disklerimiz yağmalanmış, savaş manzarasından beter durumlar var. Ellerimiz ters kelepçelenerek 7-8 saat bekledik. Beni terörist ilan edip linç ettirmeye çalıştılar. Biz gazeteciyiz. Bunun için bunları yaşıyoruz. Gazetecilik ilkelerini yaşamak bunu anlatmak günden güne zorlaşıyor. Ama bize verilen destek bizleri rahatlatıyor. Bu ülkenin yasaları ve anayasası olmasına rağmen bu yasaların hepsi çiğneniyor. Arkadaşlarımız serbest bırakılana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz" dedi.

UFUK ÇOBAN 

Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.