Kalbim Ege'de kaldı

Hani demiştim ya size burnuma melisa, kekik kokuları geliyor diye. Köy, kasaba kokuyu aramak üzere, fotoğraf makinamı sırtlanıp düştüm yollara. Seyehat için çok güzel bir zamanmış Eylül-Ekim ayları. El ayak çekilmiş, her yer sakin. Aşırı sıcak-soğuk yok, her yer çok rahat gezilebiiyor. Bu defa size gittiğim yerlerin tarihinden bahsetmeyeceğim. Bir yol haritası olarak aklınızda bulunsun diye, saklı kalmış cennet gibi yerlerden bazılarını anlatacağım. Haydi başlayalım gezmeye.

Kalbim Ege'de kaldı

Hani demiştim ya size burnuma  melisa, kekik kokuları geliyor diye. Köy, kasaba  kokuyu aramak üzere, fotoğraf makinamı sırtlanıp düştüm yollara. Seyehat  için çok güzel bir zamanmış Eylül-Ekim ayları. El ayak çekilmiş, her yer sakin. Aşırı sıcak-soğuk yok,  her yer çok rahat gezilebiiyor. Bu defa size gittiğim yerlerin tarihinden bahsetmeyeceğim. Bir yol haritası olarak aklınızda bulunsun diye, saklı kalmış cennet gibi yerlerden bazılarını anlatacağım. Haydi başlayalım gezmeye.

***
Tekirdağ üzerinden Çanakkale’ye vardım, sonra  güzelim dağların içinden geçerek ver elini  Altınoluk. Orada, artık benim için ritüel haline gelen dolunayı izledikten sonra ise istikamet  Behramkale. Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde, Edremit körfezi kıyısında antik bir kent burası. Antik adı ise Assos. Assos’ a giderken hiç sıkılmayacaksınız, çünkü mis gibi hava, zeytin ağaçları yol boyu eşlik edecek. Yola biraz daha devam edince, saklı bir cennet ile karşılaştım. Burası, Sokakağzı köyüydü.

Yıldızları seyredin
Sokakağzı  köyü, henüz keşfedilmemiş, tertemiz  ve sakin bir sahil şeridi. Sessiz, sakin, huzur içinde kafa dinlemek istiyorum diyorsanız, burası tam size göre. Gündüzleri çok kalabalık olmayan mis gibi kumsalda denize girin, akşam bir yerde oturup uzun uzun balığınızı yiyin. Gece de  bir şezlonga uzanın, yıldızları seyredin. Hemen karşınızda Midilli adası size bakıyor olacak.

Buraya en yakın köy Gülpınar köyü. Diğer köylerinden birkaç tanesi ise, birbirlerine çok benzeyen, Bademli köyü ve Koyunevi köyü. Burası fazla bilinen bir olmadığından, kalacak yer konusunda sıkıntı yaşamazsınız. Pansiyon, motel, lokanta mevcut. Yolda giderken, otlatılan keçi sürülerine dikkat edin. Buraya  istemeyerekte olsa veda etme zamanı geldi.  İzmir’e doğru devam ederken, yol boyu  daha ne gizli kalmış cennetler var acaba diye düşünürken heyecanlanıyorum . 
Sıra geldi o yerleri keşfetmeye…
***
Bu defa, gözüm Çandarlı yazan tabelaya ilişti. Daha önce önünden geçip gitmiştim ama bu sefer uğramadan geçemeyecektim. Tabeladan sağ istikamet girdim yola. Rüzgar gülleri dönüp duruyor tepelerde. Ne alakası var diyeceksiniz belki ama bu rüzgar gülleri bana ayrılığı anımsatıyor. Biri bir yana, diğeri bir yana dönüyor, bir türlü kavuşamayan sevgililer gibi…
Amaan, aşk değildi konumuz değil mi? Ben gezime döneyim.

İyi ki gelmişim!
Çandarlı, İzmir’in Dikili ilçesine bağlı. İzmir’e uzaklığı 100 km. Buraya girdikten sonra, iyi ki gelmişim dedim. Tam benlik burası da. Ufak, şirin bir yer. Havanın güzel olmasından dolayı, çay bahçeleri, kafeler, banklar, denizi  izleyenlerle dolu. Yollar bakımlı, tertemiz. 
Bir süre bende oturup etrafı izliyorum, o çok sevdiğim maviliğe bakıyorum. Canım buradan da ayrılmayı hiç istemiyor. Zoraki yeniden yollara düşüyorum, arkama baka baka ama ileriyi merak ederek. Bundan böyle tatil için yer seçmekte zorlanacağım sanırım. 
***
İstikamet Kuşadası. Fakat yolumun üzerinde bir sürü tabela var ve hepsi de birbirinden şirin görünüyor. Bir yerde mola vereyim diye bakınırken, Yukarı Kızılca köyü tabelasını gördüm. Vardıktan sonra anladım, “İşte dedim, beni çağıran o kekik kokuları buradan geliyormuş.”

Yukarıya çıkınca, ormanlık bir park alanına girdim. Tepeden dağları, köyleri izliyor, mis gibi kekik kokularını içime çekiyorum. Taptaze ürünlerle kahvaltımı edip, tavşan kanı bergomatlı çayımı içerken de burada yaşayan insanların ne kadar şanslı olduklarını düşünmekten kendimi alamıyorum.Buraya nasıl gideceğiz diye sorarsanız; Bornova’yı geçtikten sonra, Kemalpaşa’ya doğru devam edeceksiniz. Eski Turgutlu yolu üzerinden, dağın eteklerindeki  bu şirin köye ulaşacaksınız.
Bu civarda doğa sevenlerin hayran olacağı bir yer daha var. Kemalpaşa’da, Kurudere köyü. Ağaçtan evler yapılmış ama kullanımda olup olmadığını anlayamadım. Çok güzel tahta köprülü bir kamp yerinde sıcacık çayımı içerken, ruhumun dinlendiğini hissettim. Köprü altından sular akıyor, içinde ördekler yüzüyor. Boş hamaklar, boş masalar kendini  önümüzdeki yaza hazırlıyor.

Kaldırımlar boncuklarla süslü
Sonra ki  durağım ise Nazarköy. Köyün içinde dolaşırken bir gördüm ki burası gerçekten de Nazar köy. Maaşallah, bütün kapı girişleri, yollarda kaldırım taşları bile boncuklarla süslü.  
Sokakta, tezgahlarda boncuklar ve hediyelik eşyalar satan kadınlar var. Buna ayrıca seviniyorum, kadınların bir şeyler yapması beni oldum olası mutlu eder. Karnım acıkmış hissedince, bir yere girdim. Karı-koca çalışıyor. Güleryüzlü, misavirperver. Ekşi ayranımla beraber, sıcacık gözlememi  yerken, yan tarafta  bulunan camlı bölmenin ardında çalışan erkekleri gördüm. Boncuklar burada yapılıyordu. Ortaya kocaman bir fırın kurulmuştu, ellerinde uzun çubuklarla camlara şekil veriyorlardı.
Fotoğraf makinamı aldım ve içeriye girdim. İzin isteyerek fotoğraflarını çektim. Öyle sıcaktı ki içerisi, makine biraz buğulansa da, birkaç kare fotoğraf çekmeyi başarabildim. Buradan da mutlu ayrılıyorum, hem de çok mutlu.

Dağdaki Efes!
Şirince’ye doğru yola devam ediyorum. Adı gibi şirin mi, şirin Şirince. Eski kaynaklarda “Dağdaki Efes” adı ile anılıyor. İzmir’in  Selçuk ilçesine bağlı. Gezdiğim  yerlerin  tarihini anlatmayacağım dedim ama buranın bir önemi olduğundan kısaca hatırlatarak geçeyim.
Burası, 19.yy’da 1800 haneli bir Rum kasabasıymış. 1923 yılında Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadesei'nden Rumların ayrılmasıyla, Kavala’nın, Müstiyan ve Somokol  köylerinden gelen mübadillere verilmiş. Şirince’deki evlerin önemli bir özelliği, hiçbir ev diğerinin manzarasını kapatmaması. Bağcılık ve zeytin burada yaygın.
*** 
Daha yol sapağından, Şirince’ye doğru  ayrıldığınızda, mandalina ağaçları, narlar sizi keyiflendiriyor. Hatta, bahçelere girip, satın alacağınız meyveyi ağaçtan toplayabiliyorsunuz. Burası, turist cenneti. Yerli turiste çok az rastlıyorsunuz. Üstelik bu benim gördüklerim de, az haliymiş. Normalde daha kalabalık olurmuş. 
Bağcılık gelişmiş olduğundan, burada şarap çeşitleri oldukça fazla. Şarap tadım evleri var, dilediğiniz şarabın tadına bakıp satın alabilirsiniz. Meyveli  şarapları nefis. Şirince taş mektep diye “Tanzimattan Cumhuriyet’e Eğitim Tarihi Müzesi” var. Duvarlarda önemli ve sıra dışı bilgiler var. Okumak keyifli oldu.
“Kadehimi  vurdum, karşı  sahile,
Efeler kalktı şerefe
Sevgimi attım, dostlar tuttu,
Bir ağıt yaktı kadere”

Meryam Ana hayatına buradan son verdi
Sırada, Hıristiyanların hac yeri olan Meryem Ana Kilisesi var. Kilise, Bülbül dağı üzerinde yer alıyor. Hz.İsa’nın ölümünden sonra, Meryem Ana’nın  Aziz St. Jeans tarafından buraya getirildiği ve burada hayatına son verdiği söyleniyor. 1961 yılında, papa 23. Johannes tarafından da, bu kilise hac yeri olarak ilan edilmiş.
Buraya Efes Antik kentten çıktıktan epey sonra, tepelere doğru çıkarak ulaşılabiliyor. Yol üzerinde muazzam bir Meryem Ana heykeli var. Meryem Ana evi oldukça büyük bir alan içerisinde. İçeride fotoğraf çekmek yasak. Bahçe içerisinde  büyük bir duvar var. Buraya gelenler dileklerini bağlamışlar, yazmışlar. Yaz aylarında burası da çok kalabalık oluyormuş. Burası bana tepeden bakar bakmaz, Yunanistan’ın  Kavala şehrini hatırlattı. O kadar benzer bir görüntüsü var ki, inanın bir an nerede olduğum konusunda şüpheye düştüm. Önce, etrafı bir taradım sonra kaleye doğru ilerledim.

Kahvaltıda bira içenler var
Güvercinada kalesi, Kuşadası körfezinin ağzında limanı korumak için, Barbaros Hayrettin Paşa tarafından yapıtırılmış. Etrafı surlarla çevrili. Bu surlar Moro isyanı sırasında, adalar ve denizden gelebilecek saldırılara karşı yapılmış. Kale’yi gezemedim, tadilattan dolayı kapalıydı. Ancak dışarıdan fotoğraflayabildim. Güzel ve epey uzun bir sahil şeridi var. Uzun yürüyüşler yapabilirsiniz. Balık bolluğu olan bir yer olduğundan, akşam için kendinizi balık, salata, bol mezeli bir masaya da hazırlayın. Sabahları bira ile kahvaltı edenleri görürseniz şaşırmayın. Ben burayı da özlemişim. Yıllardır gelmemiştim. Daha gezemediğim çok yer kaldı. Onlarda yakında inşallah.

***
Geri dönüş vakti yaklaşıyor. Tanıdığım güzel dostları, insanları bir yana ayırıyorum.
Burnumda kekik , lavanta, melisa kokuları, dilimde bir Sezen  şarkısı, kalbim Ege’de kaldı…
Sevgiyle kalın..
Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.