Numan Kurtulmuş: Toros'tan Mercedes'e

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, partisine yönelik “kibir” ve “devletçi dil” eleştirileri için “Bir ilimize gittik arkadaşlarımızla toplandık, kadın kollarının eski başkanı olan bir arkadışımız çok enteresan tespitte bulundu.

Numan Kurtulmuş: Toros'tan Mercedes'e

Eskiden bir Toros arabamız olurdu. Halkımız gelir ‘gidin başka yerlerden oy isteyin biz veririz’ derdi. Şimdi 10-15 siyah mercedes onlarca siyah takımlı adamlar, ‘niye geldiniz’ deyip soğuk davrandılar. Halkın içinde olma, halkın diliyle konuşmak. Milletin diliyle iktidara geldi, millet bunu gördü verdi, şimdi bizim devletin diliyle milleti yönetmememiz lazım, anahtar budur” dedi.

Kurtulmuş, Tuğrul Türkeş’in seçim hükümetinde görev kabul etmesinin doğru bir adım olduğunu belirterek, “Maalesef biz siyasetteki kutuplaşma kamplaşma dilinden kurtulamadığımız için siyasi partiler birbirlerini düşman telakki ediyor. Görüşleri zıt da olsa siyaset bir mücadele alanıdır, rekabet alanıdır, bir savaş alanı değildir. Ben en azından Türkeş’in isminin bu açıdan olumlu bir katkı olacağını düşünüyorum” dedi.

Türkeş’in Ak Parti’ye katılıp katılmayacağına ilişkin ise Kurtulmuş, “Bundan sonrası Türkeş’in kendi kişisel tercihidir. Siyasette var olacaksa bu da kendi kişisel tercihi olacak. MHP’lilerin kararıyla ihracı da kesinleşmiş oldu. MHP ile ilişkisi kalmadı. Siyasete devam edecekse karar kendisinindir” açıklamasını yaptı. Kurtulmuş, “Kabul edenlere de etmeyenlere de kişisel kararlarından dolayı saygı duymak zorundayız. Sayın Başbakan’ın da böyle güle oynaya yürüttüğü bir süreç değil. Keşke çağrılarımız karışılık bulsaydı, parlamentoda alınmış bir kararla erken seçime gidilseydi. Keşke teklif götürülenlerin hepsi kabul etseydi, Türkiye’yi bu olağanüstü seçime gidilen dönemde rahatlatmış olurdu” yorumunu yaptı.

FABRİKA AYARI KONGRESİ
Kurtulmuş, bir grup gazeteciyle sohbetinde, 12 Eylül’deki kongrenin, seçim kampanyasının da başlangıcı olacağını belirterek, “Ümit ediyorum ki 7 Haziran’da halkın bize verdiği mesajın anlaşıldığı, bu anlamda bir yenilenme ruhuyla AK Parti’nin fabrika ayarlarına döndüğü, ekonomik ve hukuki reformları tamamlama iradesini ortaya koyduğu, geniş kesimlerin bu kadro geleceği kurabilir mesajının çıktığı, geniş kesimlere yayıldığı bir kongre olacağını düşünüyorum. Partinin üslubuna, esasına, sloganlarına yansıyacaktır. Bu kongre abdestiğinin tazelediği bir kongre olacaktır” dedi.

TOROS’TAN MERCEDES’E
Partisine yönelik “kibir” ve “devletçi dil” eleştirileri için de Kurtulmuş, “Bir ilimize gittik arkadaşlarımızla toplandık, kadın kollarının eski başkanı olan bir arkadışımız çok enteresan tespitte bulundu. Eskiden bir Toros arabamız olurdu. Halkımız gelir ‘gidin başka yerlerden oy isteyin biz veririz’ derdi. Şimdi 10-15 siyah mercedes onlarca siyah takımlı adamlar, ‘niye geldiniz’ deyip soğuk davrandılar. Halkın içinde olma, halkın diliyle konuşmak. Milletin diliyle iktidara geldi, millet bunu gördü verdi, şimdi bizim devletin diliyle milleti yönetmememiz lazım, anahtar budur” dedi.

Kurtulmuş, özetle şunları söyledi:

SONUCUN BAŞIMIZIN ÜSTÜNDE YER VAR
“Siyasette bazen matematiksel denklem kurarsınız, matematiksel olarak doğrudur ama siyaset sosyolojisine uymaz. AK Parti’nin içinde olmayacağı hiçbir formülün olmayacağı aşikar. ‘Koalisyon olmazsa da bu dünyanın sonu değildir’ dedik. Olmazsa erken seçim işletilir ve bu oldu. Allaha şükür Türkiye, çevremizdeki ülkelerden ayrışıyorsa en temel nedenlerden birisi önümüzde sandığın olması ve sandığın belirleyici olmasıdır. Türkiye, 7 Haziran seçimlerinden sonra da bu anlamda önemli bir kazanım elde etti. Bu koalisyon kurulması aşaması da büyük bir tecrübedir, geçici hükümet olması da tecrübedir. Normal bir süreç işledi. 1 Kasım’da sandıktan ne sonuç çıkarsa başımızın üstünde yeri var. Ne sonuç çıkarsa saygıyla karşılarız.

FIRTINA ÖNCESİ DÖNEMLE KARŞI KARŞIYAYIZ
AK Parti 7 Haziran’a göre oylarını artıracaktır. Toplumun belli ke imlerinde önemli kesimlerinde gerçekten bir istikrar arayışını getirebilir. Önümüzdeki dönemlerde dünya piyasalarında ekonomik krizle burun buruna geldiğimiz, belki fırtına öncesi bir dönemle karşı karşıyayız. Hem terörle mücadele edilmesi, barışın sağlanması, terör örgütünün bütünüyle silahları gömerek barışın, kardeşliğin, birliğin sağlanması konusunda ciddi bir irade olduğu görülüyor.

AZGIN NEHRİN YÜZDE 80’İ GEÇİLDİ
12 yıla baktığınız zaman adına ne derseniz deyin çözüm süreci, hak ve özgürlükler... Çok büyük mesafeler alındı. Azgın bir nehirden karşıya geçiyoruz. Yüzde 80’ini geçtik, yüzde 20’si kaldı. Birden hiçbir gerekçe ortada yokken, Suruç katliamıyla birlikte Türkiye yeni bir senaryoyla karşı karşıya kaldı. Devletin, hükümetin isteyerek girdiği birşey değil. ÇÖzüm sürecinde çok önemli adımlar, çok riskli ortamlarda, siyasi riskli olarak atılmış. Bunun mutlaka sonlandırılması lazım. Bu mücadele sürdürülürken, asla doğu ve güneydoğudaki arkadaşlarımızla terör örgütünü birbirine karıştırmayız. Özellikle seçimin güvenlik içinde yapılması önemlidir. Silahların barutun olduğu yerde sağlıklı bir seçim yapılmaz. Kimsenin kılına zarar gelmesin istiyoruz. Bu da uzun süre sürdürülebilecek birşey değildir. Türkiye çözüm sürecine kolay gelmedi, 35-40 bin ölü, 1.5 trilyon dolar maddi kayıp.

ELDE KALAŞNİKOFLA HALAY OLMAZ
Keşke haklı olmasaydık, bir eliyle halay çekerken diğer eliyle kalaşnikof bombayla halay çekilmez. Burada HDP’nin varlığı, siyasetin aslında önündeki imkanlardan birisidir. HDP’nin de örgütle arasına mesafe koyarak, terörle bombayla arasına ciddi mesafe çekerek, sivil ve meşru bir aktör olarak TÜrk siyasetinde yer almalıdır. Bu sadece Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanmıyor. Türkiye buradan bir çıkış sağlayacaktır. 90’lara geri dönüş asla olmayacaktır. Asla ekonomi ve özgürlüklerden geri adım atmayacağız.

EKONOMİDE FAZ DEĞİŞİKLİĞİ
AK Parti tek başına iktidar olsaydı, ekonomide dış etkiler olmasaydı, Türkiye ekonomide bir faz değişikliğine gitmek zorundaydı. Makro ekonomideki bu dengelerin mikro ekonomide kurulması gerekiyordu. Makro istikrarı, mikro başarılarla taçlandırma dönemi. Türkiye’de orta direğin güçlendirilmesi ve alt gelir gruplarının alım gücünün artırılması için adım atılması gerekiyor. Seçim öncesi de ortaya koyduk ama çok anlatamadık. Küresel piyasaların etkilerini çok iyi hesap edeceğiz. Kendi ayakları üzerinde durabilecek çok güçlü bir üretim ekonomisini sağlamak zorundayız. Bu alanda finans piyasaları, bankacılık sektörü ekonomi alanında bütün reformlar yapılıp, başka birşey kalmadı. Artık yapacağımız üretim ekonomisini artırmak. Bizim kontrol etmemiz mümkün olmayan krizler dolayısıyla da maalesef Türkiye’deki bu reform ve değişim iradesi zayıfladı, geri plana düştü. Millet şimdi diyor ki buna sahip çıkın ve adımlarınızı atın. AK Parti’nin hiçbir mazereti olmaksızın bu reform ve dönüşüm taleplerini yerine getirme yükümlülüğü vardır. Ne sonuç çıkarsa çıksın Türkiye bu adımları atmaya mecbur yoksa daha büyük sorunlar olarak karşımıza çıkacaktır.

DÜDÜKLÜ TENCERENİN SÜBABI
82 anayasası öyle mayınlı alan bırakmış ki, cumhurbaşkanına olağanüsütü yetkiler vermiş ki, bir sistemin emniyet sübabı, düdüklü tencerenin basıncını alan sübabı haline getirilmiş. Bu sistem Türkiye yönetiminin yeni ihtiyaçlarına karşılık vermiyor. Türkiye bunu tartışmadığı sürece önündeki sistematik sorunları aşma irkadesi ortaya konulmayacağı sürece herhangi bir sorun gelip Türkiye’nin önünü tıkayacaktır. Bunu ne Erdoğan ismi üzerinde ne de AK Parti üzerinde konuşabiliriz. (Erdoğan) Cumhurbaşkanlığının gerektirdiği tarafsızlık içinde hareket ediyor. Bu kadar karizmatik bir siyasi kişiliğin kendi kurduğu partiyle bugünden yarına ilişkisini kesmesi mümkün değil. Anayasal sınırları içinde hareket ediyor.”

Hurriyet.com.tr
Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.