Tamircilere güncelleme şart

Söyleşi köşemizde bu sefer İstanbul Radyo Pikap Teyp ve TV Tamircileri Odası Başkanı Bahadır Tunceli'nin konuğu oluyoruz.

Tamircilere  güncelleme şart

 Odanın ismi birçok insanın geçmişinde iz bırakan elektronik aletleri temsil ediyor. Bir zamanlar ünlü olan pikapların ardından daha sonra Türk insanı radyo ile tanışır. Radyo için Türkiye'nin hayatında dönüm noktası desek yanlış olmasa gerek. Türkiye'de 6 Mayıs 1927’de yayına başlayan İstanbul Radyosu’nun ardından 1928 yılında Ankara Radyosu ilk yayınlarını yapıyor. İşte o yayınların yapıldığı sırada da ülkede kimileri radyonun ne olduğunu bilirken kimileri de bu dönemin teknolojik harikası ile tanışarak şaşkınlıklarını gizleyemiyordu. Bir çoğumuzun çocukluğuna damga vuran bu teknolojik aletin ardından Türkiye 31 Ocak 1968’de ilk deneme yayını yapılan televizyonla tanışıyor. İşte o zamana kadar sadece sesle iletişim yapılan radyodan siyah beyaz görüntülü yayına geçen Türk insanı bambaşka bir dünyaya meerhaba diyor. Türk insanı bu sayede 1969’da astronotların Ay’a ayak basmalarını Zeki Müren’in Ankara’da verdiği konseri, 1973’de ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün cenaze töreni naklen 20 Temmuz 1974’de ise Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan tüm Türkiye ve Avrupa TRT yayınlarıyla haberdar oluyor. Türk insanı bu teknolojik aletlerle tanışıp bambaşka bir alemde yaşarken bu teknolojik aletlerin bozulduğunada şahit oluyor. İşte burada devreye radyo ve televizyon tamircileri giriyor. Günümüzde bu sektör bambaşka boyutlarda olsada halen faaliyette olan İstanbul Radyo Pikap Teyp ve Tamircileri Odası mansupları ile hizmet vermeye devam ediyor. Odayı, odamınız üyeleri giderek eriyor diyen İstanbul Radyo Pikap Teyp ve Tamircileri Odası Başkanı

Bahadır Tunceli'ye soruyoruz.

Türk insanının bilgi dağarcığında yer alan teknolojik aletlerin tamircilerinin buluştuğu odanın başkanı olarak bize kendinizi tanıtır mısınız? 
İstanbul Fatih'te doğdum. Ortaokuldan sonra Tophane Erkek Sanat Enstitüsü'nün radyoculuk bölümünden mezun oldum. O zamanlar elektronik sektörünün adı geçmiyordu. Sadece elektrik vardı ve Köy Enstitüleri'nin kapanmasının ardından radyoculuk bölümünde eleman yetiştiriliyordu. O tarihte radyoculuk bölümünden mezun olanlar o teknolojiye yakın olan tüm cihazların işlemlerini yapabilmek üzerine eğitim aldılar. Bugün için çok çeşitlendi o dal. Sanayi, dijital, elektronik, ses ve görüntü sistemleri olarak ayrıldı. O zamanlar biz parmakla gösteriliyorduk elektronikçi olarak. Elmadağ'da 1958 yılında İstanbul Radyoevi'nde staja başladım. Radyo neredeyse tek bir düğme üzerinden kontrol ediliyordu o zamanlar. Canlı yayına girerdik, sesleri ayarlardık. Klarneti ön plana çekseniz ud'u kimse duymazdı biz bunu ayarlıyorduk. Arkadaşlarımın bir kısmı orada kaldı teknik ekip olarak. Askerliği yedeksubay öğretmen olarak yaptım. Bitlis'te kaldım. O günün öğrencileri ile hâlâ haberleşiriz. Oradan dönünce PTT'nin Yeşilköy'de bulunan Yurtdışı Haberleşme Sistemi'ne katıldım. Orada telsiz istasyonu vardı ve 30'lu yıllarda hangar olarak kullanılırdı. Birde bu telsiz muhaberesinde alıcı, verici vardır. Sirkeci'deki merkezde çevrilen frekanslar teks olarak gönderildi. Gemide mors alfabesi bilen memura gerek yok artık bağlatılar görüntülü ve sesli oluyor.

İlk radyo borç karşılığıydı
Siz teknolojik aletlerle nasıl tanıştınız. O dönemlerde en önemli teknolojik aletlerden bir tanesi radyo idi. Bununla ilgili yaşadığınız bir anınız var mı?
4. sınıftaydım rahmetli dedem kasaptı ve bir alacağına karşı evimize Philips marka tuşlu büyük bir radyo geldi. Renkli ışıkları, kocaman tamburu vardı. Merak sebebiyle elimi uzatınca dedemin dördüncü evliliğinden olan eşi şap diye elime vurdu. Bozarsın dedi. Elim değince bozulacakmış radyo (gülüyor); daha sonra babam bana AC/DC yani taşınabilir radyo aldı. Küçük bir radyo, 1959 yılıydı. O radyo uzun seneler bende kaldı. Mezun olunca evimizde küçük bakalit bir radyo vardı. Haberleri, Arkası Yarın Kuşağı'nı dinliyorduk ailecek. O günlerin sonunda ben okuldan mezun oldum. Deniz Kuvvetleri'nde işe başladım. Halıcıoğlu'nun Taş Kızak Deniz Fabrikaları'nda. Oraya gemilerle tamir olacak mekanik aletler gelirdi ustalarda işlem yapardı. Ben telsizcilerin içerisindeydim. Radar, sonar, telgraf gibi cihazlara bakıyorduk. Ben burada kısa bir süre çalıştıktan sonra sıkıldım. İmtihanla 90'nın altında olanı almıyorladı. Ben 96 almıştım. Buradan çıkınca Philips Radyo Fabrikası'nın tamir bölümünde işe başladım. Dolmabahçe'ye nazır bir binaydı sınavla alındım buraya. Daha sonra askere gittim. 
Bize odayı tanıtır mısınız? Peki siz odaya nasıl nasıl başkan oldunuz? 
Dernek 1969 yılında dernekler kanununa göre kurulmuş. Laleli'de Türk Hava Kurumu'nun apartmanları vardır. Selami Ogan başkan ve onunla birlikte Selami Uysal öncülük yapıyor 7 kişi ile birlikte oda kuruluyor. O dönemde radyo var sadece ama televizyon henüz deneme yayınında ona rağmen oda bugünkü ismini alıyor. Televizyonun adı var ama yayın yok. Derneğin adını Radyo Televizyon ve Teyp Pikap Derneği olarak konuluyor. Bugün cep telefonu, yazıcı, internet var. O zaman bu isim konulmuş. Artık elektronik eşyalar artık ufalıp cebe girdi. Teknoloji değişince isimler değişmeli eğitimler güncellenmeli. Ama biz yasalardan dolayı hâlâ aynı isimle odamızın faaliyetlerini sürdürmekteyiz. Ama bana soracak olursan başkan olmaktan memnun musun diye 'ben başkan olduğuma bin kere' oldum cevabını veririm.  

Dükkan açana necisin denilmiyor
Neden pişman oldunuz peki başkan olduğunuza. Bir de odaya nasıl başkan oldunuz? 1990'da başkan oldum. 1991'de dernek statüsü kalkınca oda ünvanını aldık. Oda'ya da güncelleme yapılabilir düşüncesi ile atladım başkanlığa. 1990'dan bu yana dernek hâlâ yerinde sayıyor. Çünkü genel anlayış gelişime yönelik değil. 86'dan önce 2279 sayılı kanunla belge gerekliliği oluyor. 3308 sayılı kanunla bu mesleği yapanlar ustalık belgesi sahibi olur deniliyor. 'Tezgahı başında vergi 
mükkelefi olanlar çalışır denilmiş. Ama kişi anneannesinin, babaannesinin üzerine dükkan  açtığı için bu belgeleri onlarda aldı. Sonra anayasa Mahkemesi bu belgelerin geçerliliğini kaldırdı. Ama belgeyi alan almıştı bir kere. Adamın anneannesinin de, babaannesinin de diploması var ama kendinde yok belge. Ben bu odayı güncellerim diye düşündüm benim ekibimdekilerde böyle düşündü ama maalesef kendimizi güncelleyemedik. Derneğe güncelleme yapılması için çalışıyoruz. Hareketin kendisi başarıya ulaşmadı. Dijital elektronik yeni bir teknoloji kurs açtık. Ama kurslardan sıkıldılar. O sıkılanların bir çoğu tasviye oldu. Odaya gelmeyen gelen ne oldu ki ben niye geleyim diyor. Kişi o imkânı kullanmıyorsa o da aynı görüşe sahiptir. Onun bu imkândan yararlanmadığını yarıda bırakıp gittiğini bilmiyor. Kanunlarda sahiplenmiyor, belediyelerde sahiplenmiyor. Dükkan açana sen necisin denilmiyor. İşte bu nedenle pişmanım

Peki tamirciler neden odaya kayıt olmalı?
Odaya kayıt olmanın gerekliliği yasanın kendisinden geliyor. Hem müşterinin hem de ustanın hakkını korumak için varız. Odamızın üyeleri Tüketici Hakem Heyetleri'nde çalışıyor. istanbul'da 39 ilçe var ve her ilçede hakem heyeti var 39 üyemizin görev yapması lazım. Bizim odamızın bir üyesi Fatih işlemlerini diğer Beykoz'da 37'si boş. Bu mesleği icra eden bilirkişinin olması başka, sen bu iş yaparsın diye birini almak başka.
Bugün odanız ne durumda? Üye sayınız nedir? Farklı odalar bir araya gelse var olan sorunlar aşılabilir mi?
Odaya kayıtlı olan sayısı 2500 kişiden 600'lere düştü. Kanunların neyi amaçladığı konusunda bilgi sahibi olan kimselerin hareketleri ben yaptım oldu mantığına karşı mücadele edemedik. Biz üye olması gerekenler sicil tarafından bize yollanmıyor. 1,5 yıl içerisinde bayağı performansımız düştü. Maalesef üyelerimiz değişen teknolojiye uyum sağlamakta zorlanıyor. Teknoloji onları devre dışı bıraktı. Ancak bu meslekte altyapısı iyi olmayan zaten eliyor. Odaların bir araya gelmesi konusunda yasada bilgide yok. Kendi isminizi değiştirmekte bile sıkıntı yaşıyorsanız iki odanın bir araya gelmesi zor. Türkiye'ye entegre olamadık kaldı ki dünyaya nasıl entegre olacağız. Odalar ne işe yarıyor diye bir laf var ortada. Denetim istenmiyor. Esnaf teşkilatını kimse denetlemiyor denetlensede karşılığı yok. 

Peki siz ne yapıyorsunuz? Üyelerinize bir çağrınız var mı?
Üyelerimizin teknolojiyi takip etmek için odanın çağrılarına uymaları gerekir. İşim yok siftah edemiyoruz diyorlar eğitime gel dediğimizde ise ben dükkanımı bırakamam diyorlar. Odanın eğitimini alınca o kişinin bilgi birikimi artacak. Dolayısıyla kazancıda artacak. Oda'nın işçilik ücret tarifesi var. Bu tarifenin hükümleri var ve fiyatları var. Mesela bilgisayar diye bir oda yoksa elektronikçiler odasına kayıt olmalı o bilgisayarcı. Bu tarife sizin güvenceniz. Bunu görürse müşteri bana cihaz getirmez deniyor ama telefon tamircileride bize kayıtlı olmalı. Mesela o telefoncular elektrikçiler odasına kayıtlı. Onların kayıtlarını Odalar Birliği yapıyor ama bize kayıtlı olmalı. Bir elektrik tesisatçısı bunu nasıl tamir edebilir. Meslek mensupları bu koşullar altında işlem yaptığını belirtir. Bunun zorunluluğu var ama kullanılmıyor.

İş yok diyenler çağa uymuyor

“Üyelerimizin teknolojiyi takip etmek için odanın çağrılarına uymaları gerekir. İşim yok siftah edemiyoruz diyorlar eğitime gel dediğimizde ise ben dükkanımı bırakamam diyorlar.”


Bİr zamanlar cİhaz çok müşteri de çoktu. Televizyonun çalıştırılması için anten gerekiyordu. Anteni çevirip görüntüyü getiren 'usta' oluyordu. Şimdi ise dijital elektronik devrideyiz. Odaya kayıtlı olan sayısı 2500 kİşİden 600'lere düştü. Kanunların neyi amaçladığı konusunda bilgi sahibi olan kimselerin hareketlerine ben yaptım oldu mantığına karşı mücadele edemedik

Ufuk Çoban

Bu haber tarihinde eklenmiştir.

Etiketler; #haber #haberleri

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.