Halep’ten gelen sarı kanarya


Sinan Yerebakan

Sinan Yerebakan

23 Aralık 2016, 18:28

İstanbul’un hemen her yerinde Suriyelileri görmek mümkün. Bu gruplardan bir kısmı Beylikdüzü Kavaklı sahilde bulunan bir siteye yerleşmişler. Zamanla sayıları artmış ve 350 kişiye ulaşmışlar. Sanırım yarısı çocuk en azından.

Yakınımda oldukları için gidip görmek istedim. Bir sabah vakti çıktım gittim. İki katlı binalardan oluşan natamam bir siteye geçici olarak yerleşmişler. Evlerin pencereleri geniş tahtaları çakarak kapatmışlar. Çatılardaki keresteleri söküp, yakacak odun olarak kullanıyorlar. Bir aya kalmaz evlerin çatısı kalmaz.

Binaların arasında içi su dolu derin bir çukur dikkatimi çekti. Çocukların oyun oynadığı yolun tam ortasında. Yağmurla beraber su seviyesi bir adam boyunu geçmiş, kapatılmayı bekliyor. Çocuklar bir anda etrafımı sarıyorlar. Bakıyorum şu Aralık soğuğunda çoğunun ayağı çıplak. Üzerlerinde yazlık tişörtler, yırtık fanilalar. Çoğunun burnu akıyor. Kiminin dudakları çatlamış yara olmuş soğuktan. En büyük hayalleri bir bot, çoğunun ayağında terlik var.

GÖZYAŞIMI ZOR TUTTUM
12 yaşındaki Muhammet Ali’nin Türkçesi iyi. Bilmeyenlere de tercümanlık yapıyor. 4 sene önce Türkiye’ye ilk gelenlerden. Önce Mersin’e yerleşmişler sonra İstanbul’a gelmişler. Eliyle 2 yaşında sarı saçlı mavi gözlü bir kızı işaret ediyor: “Abi bu Hatice, hem anası hem de babası öldü, babaannesi bakıyor. Bunun da babası yaşıyor ama Suriye’de hapiste, anası ise öldü.”
O sırada içi erzak, halı, yatak ve giyim eşyası dolu bir minibüs geliyor. Bölgede yaşayan iş adamı Naci Torba bey organize etmiş. Çevresinden iyi yardım toplamış ve ihtiyaçları birer birer tespit etmiş, kolileri kapılara bırakıyor. Kargaşa olmuyor.  
İki yaşındaki yetim ve öksüz Hatice’nin evine davet ediliyoruz. İçeride emekleyen bir bebek, adı Muhammet. Soba yanıyor gürül gürül ancak Muhammet’in burnu sürekli akıyor. Bir iki çocuk daha var hanede. Dedeleri birini söndürüp diğerini yakıyor sıkıntıdan belli. Kalkmaya niyet etmişken oturun diye işaret ediyorlar zira içeriden kakuleli kahvenin kokusu geliyor. Sonra kahve görünüyor, fincanın kulpu kırıkmış ama kimin umurunda.
Ayağa kalkmışken duvarda asılı olan kuş kafesi dikkatimi çekiyor. İki tane sarı kanarya. Hem de limon sarı. Çok beğendim hatta resmini çektim. İlgilendiğimi gören dede "Bu kanaryaları Halep’ten getirdim. Bırakamadım oralarda. Bir ay sonra gel yumurtadan yavru çıkacak onu sana vereyim. Sözüm söz unutmam!”

VEREN EL ALAN ELDEN
Geçen hafta konu ile ilgili gazetemizde yayımlanan bir habere istinaden, Beylikdüzü Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Vakfı Müdürü Ömer Faruk Koçyiğit bey ile görüştük. Biliyoruz yaz aylarında her türlü yardımı yaptılar. Konuyu zaten çok yakından takip ediyorlar. Vakıf olarak çocukların ve ailelerin kış aylarında ortaya çıkan bu  ihtiyaçlarını gidereceklerini söylediler. Yaklaşık bir yıl önce adı geçen siteye yerleşen mültecilere Ramazan ayı ve bayramlarda gerekli yardımları yaptıklarını ifade eden Koçyiğit, “Bize birçok duyarlı vatandaşımız geliyor. Özellikle burada yaşayan mültecilere yardım yapmak istiyorlar. Biz bundan sonra da kendilerine yardımda bulunacağız. Sahipsiz kalmayacaklar” diyor.

Bölgemiz iş adamlarından Mehmet Gökhan bey de haberimizi okur okumaz gazetemizi aradı ve ellerinden gelen her türlü yardımı yapacaklarını söyledi. Sağ olsun yardımseverler mültecileri boş bırakmıyorlar, her zaman birileri geliyor bir şeyler bırakıyor. İnsanımız gece rahat uyuyamıyor yatağında. Penceresiz evlerde soğuktan titreyen yavrucakların yanı başlarında olduğunu düşünerek…
Veren el alan elden üstündür elbet!
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.