Hikmet Görhan: Her kurtlu elmayı organik sanmayın

Hikmet Görhan

Hikmet Görhan



RÖPORTAJ: Emek Karakaş 22 Nisan 2015, 09:37

Beylikdüzü’nde bulunan Toprak Organik Gıda Marketi’nin işletmecisi Hikmet Görhan, bir ürünün organik sayılması için tohumundan tüketiciye ulaşmasına kadar hiçbir evrede kimyasal kullanılmaması gerektiğini söyledi. Görhan, "elma eğer kurtluysa organiktir" anlayışının da yanlış olduğunu ifade etti.

‘Organik ürünler' son yıllarda hayatımızın bir parçası haline geldi. Organik pazarlar, marketler açıldı. Rafları organik denilen ürünler süslemeye başladı. Kadınlar evlerde organik diyerek kendi ekmeğini, reçelini yapmaya başladı. Hele ki 'elma eğer kurtluysa organiktir' cümlesi bir şehir efsanesi gibi yayıldı gitti. Ama gerçekten elma kurtluysa organik midir ya da evlerde yapılan ekmek organik sayılıyor mu?

2006 yılından beri Beylikdüzü'nde Toprak Organik Gıda Marketi'ni işleten Hikmet Görhan ile organiğin ne olduğunu konuştuk. Ve size maalesef kötü bir haberim var; her kurtlu elma organik değilmiş. 'Evimde mis gibi organik ekmek yapıyorum' diyorsanız da eğer yaptığınız un, kattığınız tuz gerçekten organik değilse o da sayılmıyor. Çilek organik bir tarlada üretilmiyorsa üzgünüm, evinizde yapsanız dahi reçel kimyasal katkı maddesi barındırıyor.

Bir ürünün organik sayılması için tohumundan tüketiciye ulaşana kadar tüm evrelerde kimyasal hiçbir etkiye maruz kalmaması gerektiğini söyleyen Görhan, “Eğer suni gübre kullanılıyorsa o buğday organik sayılmaz. Tavuk suni gübreyle besleniyorsa köyden gelse dahi yumurta organik olmaz. İnek suni yemle beslenmese bile, otladığı tarlada suni gübre kullanılıyorsa o süt de organik değildir” diye konuştu.

Organik ürünler, yiyecekler son dönemde moda haline geldi. Elma kurtluysa organiktir denir. Gerçekten organik ne demek?
Elma kurtluysa organik sayılmaz. Bir ürünün gerçekten organik olması için için tohumdan nihayi tüketiciye ulaşana kadar birincisi genetiği değiştirilmiş olmaması gerekiyor. Yani genleriyle oynanmamalı. Herhangi kimyasal bir etkiye maruz kalmayan, kontrollü ve sertifikalı ürünlere organik ürün diyoruz. Biz bir yönüyle sağlık gönüllüleriyiz. Çünkü bugün kısa yaşam süremizi tamamlayıp çocuklarımıza neler bırakacağız; biz onu da düşünüyoruz. Organik tarım demek çevreye duyarlı olmak demektir. Bugün kimyasal ürünlerin kullanıldığı toprak da, aktığı deniz de kirleniyor. Kanser hastalığının görülme sıklığı ortada. Ekolojik ürünler kullanmak bir yaşam biçimidir.

Türkiye'de bunların yetiştirilme oranı kaç?
Türkiye'de küçük çaplı işletmeciler bunları yapabiliyor. Büyük sanayi kuruluşları değil. Şu anda Türkiye'de tarımsal anlamda yüzde 10 civarıdır. Ama tüketicilerde de sürekli organik ürün tüketen tüketici grubu yüzde 4'tür.

3 türlü alıcı var


Bilinçlenme artıyor mu?
Hastalıkların artmasıyla bilinçlenme de artıyor tabi. Kabul edelim ki kanser grip gibi yayıldı. Bunda da yediğimizin içtiğimizin payı büyük. Biz aslında organik tüketiciyi üç gruba ayırıyoruz. Kemoterapi gören hastalar, genç anneler ve gerçek anlamda ekolojik yaşama, çevreye duyarlı olan insanlar bizim işlerin grubunu oluşturuyor.

Biz tüketiciler olarak bir ürünün organik olup olmadığını nasıl anlayacağız?
Organik ürünlerin paketli ise TC ambleminin olması ve sertifikasının olması gerek. Meyve sebzelerde ise mutlaka ürün sertifikası ve fatura, makbuz gibi bir mali belge olmalı. Ayrıca analiz raporları da olması gerekir.

Tüketici olarak bunları sorabilir miyiz?
Tabii ki... Tüketicinin bunları istemesi lazım.

Denetimler çok fazla

Peki devletin bu konuda tutumu nasıl? Organik ürün satan ya da yetiştiren kişileri teşvik ediyor mu?
Çiftçiler için bir yardımı var. Sanırım dönüm başına 35 lira. Ama satıcılar için böyle bir durum sözkonusu değil. Bunun yazılmasını özellikle istiyorum; ben burada organik ürün satıyorum haftada en an iki defa denetleniyorum. Aynı denetimin diğer marketlere uygulandığını görmüyorum. Ayrıca ben sertifikalı ürünler satıyorum. Organik adı altında sertifikasız, hiçbir bakanlığın izni olmayan, bir emaresi olmayan satılan yerler de var. Yani bu pazarda rekabet şansımı azaltıyorsa devletin buna da müdahale etmesi gerekiyor.

Mesela organik buğday üretimiyle diğer buğdayların üretimi arasındaki fark nedir?
Verim kaybı çok ciddi. Çünkü organik ürünlerde kesinlikle ve kesinlik herhangi bir ot ilacı, hayvansal gübre hariç kimyasal bir müdahale olmuyor. Ot mücadelesi dahi elle yapılıyor. 1 dönümde 500 kilogram ürün alınıyorsa organik üretimde 150 kilogramdır. Bunun için de verim düşük oluyor ve bu nedenle de fiyatı yüksek oluyor. Şu anda organik buğdayın kilogramı 14 lira; diğeri iki lira.

Benim babam çiftçilik yapıyor. Buğday üretirken gübre kullanıyor. Onun ürettiği buğday organik olmuyor mu?
Organik olmuyor. Üretim yapılacak tarlanın yola, sanayi kuruluşlarına, yerleşim yerlerine en az beş kilometre uzak olması gerekiyor. Hiçbir gübre kullanmasa bile organik olabilmesi için 3 yıl o tarlanın bir kimsayal kullanılmadan, sürülerek dinlenmesi, eskiden kullanılan gübrenin etkisinin geçmesi gerekiyor. Sonrasında sertifika kuruluşlarının yaptığı analizlere göre organik tarım yapılabilir.

Sertifikasyon giderleri azaltılmalı

Burada ne gibi ürünler satıyorsunuz?
Biz burada Türkiye'de üretilen meyveden sebzeye, çoraptan deterjana, yumurtadan ete kadar organik ürünler satıyoruz. Mesela tavuk Samsun'dan, et Kaz Dağları'ndan geliyor.

Fiyat aralığı nasıl? Piyasa ürünlerine göre pahalı mı?
Organik tavuğun fiyatı 22 lira, yumurtanın 15 tanesi 8 lira. Kıymanın kilosu 48, etin kilosu 60 lira. Aslında Beylikdüzü marketlerine baktığımız zaman meyve sebzede ben çok büyük bir fark göremiyorum. Mesela elma bende 5, portakal 4 lira. Normal şeker aslında bir zehirdir, tuz keza aynı. Rafine edilmiş tuzlar ciddi rahatsızlıklara sebep oluyor.Ama günümüz şartlarında insanlar 30 liraya et alamazken nasıl 60 liraya alsın. Ya da en ucuz gıda sayılan tavuğu 22 liraya nasıl alsın?
Organik üreticisinin en büyük sorunu sertifiyakson giderleridir. Bugün bir sertifika almaya kalktığın zaman 3 bin Euro'dan aşağı alamazsın. Bu iş sertifika almakla da bitmiyor. Bunun analizleri var, her bir analiz 200 Euro. Bunların hepsi üretici için büyük bir maliyet ve fiyatlara da yansıyor. Devlet bunları sübvanse ederse halka yansıması daha ucuz olacaktır. Çünkü rekabet artacak; bu da ucuzluğu getirecektir. Ben burayı ilk burayı acarken bir kilogram zeytin 25 liraydı ve çok az üretici vardı, 700 gram salça 20 liraydı. Zaman içinde üretici arttı, rekabet çoğaldı. Şimdi o salçanın fiyatı 17 liraya indi. 
İnsanlar kendini avutuyor.

Evlerde organik ekmek, organik salça, organik reçel gibi gıdaların yapımı çoğaldı. Evde yapıldığı için bunları organik olarak görebilir miyiz?
Kesinlikle hayır. Git bir markette un al, tuz al evde ekmek yap; sonra da organik de... Yok böyle bir şey. Bir ürünün girdilerinin de organik olması gerekiyor. Yani o unun da organik buğdaydan yapılması şart. Ya da reçel yaparken çileğin, salça yaparken domatesin organik tarımla üretilmesi gerek. Bu sadece bir avutmadır aslında. Türkiye'de aslında sağlıklı ve güvenilir gıda arayışındaki tüketici çarpılıyor. Çünkü sağlıklı bir liman arıyor. Örneğin köy yumurtası adı altında yumurta satılıyor. Ama o yumurta köyden gelse bile tavuğun neyle beslendiği çok önemli. Eğer suni yem ile beslendiyse organik değil. Çünkü fenni yemin içinde insan cenininden tutun da kimsayal ürünlere kadar her şey var. ya da sokaklarda köy sütü satanlar var. İyi de o inek neyle beslendi?

Son dönemde internette ya da kimi televizyon kanallarında ucuz bal gibi satışlar görüyoruz. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dünyada ineksiz süt ve arısız bal üreten toplumuz. Bana göre bu siyasi bir oyundur. Mesela Türkiye’de şeker  kotasının kaldırılması, Bursa'nın en verimli yerinde GDO'lu mısır şurubu glikoz şurubu üretilmesi, dünyada herkes mısır şurubuna kota koyarken Türkiye’nin kotayı kaldırması insanın aklına farklı şeyler getiriyor. Baklavanın kilogramının 5 lira olmayacağını herkesin bilmesi lazım, eğer 5 liraysa burada bir sıkıntı vardır. Bugün eğer 6 yaşındaki bir çocuk kansere yakalanıyorsa bunları hepimiz ince düşünmemiz lazım.

Kapitalizm bizi alıştırdı
“Organik sektöründe uğraşanlar, satıcılar, alıcılar da dahil olmak üzere hiç kimse rahat değil ama dayanışma içerisindeyiz” diyen Hikmet Görhan, “Çoğu zaman para mevzu bile olmaz. Çünkü normal bir market ya da manav zaten o organik elmayı almaz. O satıcı da alıcı da parlak elmaya şartlanmıştır. Anadolu'dan İstanbu'un modern hayatına geldik ve kendi köyümüzdeki hiçbir şeyi beğenmedik, marketteki elmaları beğendik. Kapitalizim bizi böyle alıştırdı. Mükemmel bir coğrafyaya sahibiz, her türlü ürün üretilebilir ama biz maalesef kıymetini bilmiyoruz” ifadesini kullandı.

GDO kadın cinayetlerinde bile etkili
Genetiği değiştirilmiş orgazmalar olarak bilinen GDO'lu ürünlerin büyük bir tehdit olduğunu söyleyen Görhan, “GDO'lu ürün tüketimi insanların davranış şekillerine de yansıyor. Kadın cinayetlerinin bu kadar artmasını ben buna bağlıyorum. Gıdalar insanları değiştiriyor, düşünme yetisini yitirtiyor. Hamburgerlerde kullanılan sodyum diye bir madde var ve kesinlikle insanı bağımlı hale getiriyor. Devletin buna el atması lazım. Bunlar ben satmamla sizin satın almanızla olacak işler değil bunlar. Bunun için bir devlet politikası gerekli” diye konuştu.

Ekolojik pazarlara da gidiyor
1972 yılında Elazığ'da doğdum. Uzun yıllar tekstil sektöründe çalıştım. Daha sonra Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği'nin Türkiye'de organik ürünlerin gelişimi ile ilgili çalışmaları ile tanıştım. Beylikdüzü'nde organik ürünlerle ilgili bir talep olduğunu görünce 2006'da burayı açtım. Aynı zamanda Bakırköy, Şişli, Küçükçekmece'de açılan ekolojik pazarlara katılıyorum.

KELİME OYUNU
Aile: Mutluluk
Çocuk: Gelecek
Siyaset: Yalan
İstanbul: Mukaddes bir şehir
Türkiye: Bedeller ödendi ve ödenmeye devam edecek 
Dostluk: Köprü
Gelecek: umut
Muhalefet: Yapıcı
İktidar: Yalan
Toprak: Mukaddes
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.