banner250

İşkembeden atmak


Nusret Yılmazer

Nusret Yılmazer

06 Ocak 2017, 20:24

İki ocak tarihinde Beylikdüzü Belediye Meclis toplantısını izliyorum. Meclisin açılışında Başkan İmamoğlu ’da CHP ve Ak parti grubu da eski yılın son günlerinde ve yeni yılın ilk saatinde yaşadığımız terör olaylarında yitirdiğimiz insanlarımızla ilgili düşüncelerini dile getirdiler. Malum kınama ve taziye dilekleri.
CHP grup sözcüsü Mülayim Demirtaş terör olaylarını kınarken, “sadece kınamak yetmez. Bu kadar olaya rağmen önlem alamayan sorumluların, yetkililerin de bedel ödemesi gerektiğini” söyledi ve sorumluların istifa etmeleri gerektiğini dile getirdi.
Arkasından Ak Parti meclis üyesi Ali Gürsel Ovalı söz aldı ve “ben görevim gereği 23 yıl dağlarda mücadele etmiş biriyim. Öyle oturduğun yerde işkembeden atmakla olmaz bu işler. Terörle mücadele o kadar kolay değildir” dedi. “Dünyanın her yerinde terör var, sadece bizde mi var” diye de ekledi.
Başkan İmamoğlu buna cevap verdiyse de Demirtaş ikna olmadı, kendisi cevap vermek istedi. Başkanın “gerginlik büyümesin” uyarısına rağmen, “sadece bir cümle bir şey söyleyeceğim” diye söz aldı Demirtaş.
“Dünyanın her yerinde terör olayı yaşanıyor ama oralarda önlem almakta yetersiz kalan yetkililer istifa ediyor. Neden bizde hiçbir istifa olmuyor” diye sordu.
Benim üzerinde durmak istediğim konu ise; işkembeden atmak cümlesinden yola çıkarak ülkenin geldiği duruma dikkat çekmek. Daha önce birkaç defa yazdım, ülkede acılarda bile ortaklaşamıyoruz diye. Kimse düşüncesini söyleyemez duruma geldi. Ülkeyi sevmeyi, birimizin diğerine hakaret etmesi olarak algılıyoruz. Konuşamayan toplum haline geldik. Hakaret etmeden düşüncemizi söylesek, bizim gibi olmayanın ne düşündüğünü merak etmek, belki de düşüncesinde doğruluk payı olabileceğine ihtimal vermek bu kadar mı zordur. Bir belediye meclis üyesi terörü önlemenin çok da kolay olmadığını anlatmak için illahi karşısındakine “işkembeden atma” demek zorunda mıdır?
Belediye meclisi böyle de TBMM farklı mı? TBMM’sine bakıyorsunuz milletin vekili diye seçtiklerimiz birbirini dinlemiyor, dinleme gereği duymuyorlar, birbirine hakaret ediyorlar.
Neden duymuyorlar?
Çünkü en güçlü siyasi parti milletvekilleri kendi özgür iradeleri ile karar vermiyor, karar alamıyorlar.
Bunu asla onlara hakaret etmek için söylemiyorum. Bu örneği daha fazla Ak Parti’de gördüğüm için yazıyorum. Bu son Anayasa değişikliği meselesinde bu durum bir kez daha ve çok da çirkin bir şekilde ortaya çıktı. Milletvekili teklifi bilmeden, okumadan, ne getirdiği hakkında bir fikir sahibi olmadan, gurubun bütünü, firesiz imza attı. Sonra kendi içinde tartışıp bazı maddelere karşı çıktılar.
Hakikaten bu kolay anlaşılır, kabul edilebilir bir durum değildi. Milletvekili iradesinin nasıl ellerinden alındığını göstermesi açısından ibretlik bir durum oluşturdu.
Milletvekillerinin bu kadar bağımlı olduğu, üst yöneticinin bu kadar belirleyici olduğu bir ülkede yeni getirilen Cumhurbaşkanlığı sisteminde yargının yarısını Cumhurbaşkanı atayacak, yarsını da bu üste bağımlı olan milletvekilleri atayacak. Yani dolaysıyla o yarısını da Cumhurbaşkanı atamış olacak. Böylece yargı bağımsızlığı ortadan tamamen kalkmış olacak.
Zaten son yıllarda bu yargı bağımsızlığı ortadan kalkmıştı. Sayıştay raporlarının hali ortada.
Hal böyle iken biz sade vatandaşlar bu ülkenin geleceğinden nasıl emin olacağız. İşlerin doğru yürütüldüğünden, geleceğimizin karartılmayacağından nasıl korkmadan yaşayacağız.
Söz konusu olan çocuklarımızın geleceği, ülkemiz vatanımız.
Demokrasilerde kurumlar denetim görevi görürler. Birileri yanlış yaparsa o yanlışı gören yetkili kurumlar önlem alırlar. Bütün kurumlar bir kişiye bağlıysa herhangi bir yanlışı kim, hangi kurum nasıl önleyebilir.
Hani Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere her siyasetçi söylüyor ya, “vatandaş her şeyin en doğrusunu bilir, yapar” diye. Ben de bir vatandaş olarak bu karamsarlık içindeyim.
Koca profesörler, okumuş, ülke yönetimleri hakkında bilgili kişiler bilmiyor ve ülkede bu konuda birlik sağlanamıyorsa, gariban vatandaş nasıl bilecek?
Gerçi bu ülkede okumuş bir üniversite rektörü “ben en çok okumuşlardan korkuyorum. En çok da ilkokul mezunlarına, hatta hiç okumamışlara güveniyorum diyorsa, vatandaş olarak ben nasıl endişelenmeyeyim. Hele bir de bu profesör Cumhurbaşkanı tarafından ödüllendirilip YÖK denetleme kuruluna atanıyorsa, benim ülkem bu hale gelmişse ben nasıl güvende olacağım.
Velhasıl endişeliyim. Siyasetçilerimizin birbiriyle konuşamaz, birbirini dinelemez hale gelmesinden endişeliyim.
Ülkeyi yönetenlerin; anayasa gereği laiklikle yönetilmesi gereken ülkede, laiklik karşıtı bildiri dağıtanları korumasından, laiklik yanlısı bildiri dağıtanları içeri tıkmasından endişeliyim.
Devlet yetkililerinin terörü önleyemeyip “vatandaş önlem alsın” çağrısı yapmasından, vatandaşın bundan vazife çıkarıp istemediği yeri yakmasından endişeliyim.
Kanunlar dururken, devletin kurumları dururken vatandaşın hoşuna gitmeyen insanı veya kitleyi linç etme noktasına gelmesinden ve buna devletin sessiz kalmasından endişeliyim.
Devletin bazı durumlarda sırf yapmış gibi davranmasından, vatandaşın aldatılmasından kandırılmasından endişeliyim.
Lütfen insanlığımıza geri dönelim. Hepimiz aynı gemideyiz. Birbirimizi kırmak, incitmek, ötekileştirmek bizi kötü bir yere götürüyor. Bunu yönetenler görmüyorsa vatandaşlar görsün istiyorum. Yönetenlerin sayısı az, biz 80 milyonuz.
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.