banner250
banner252



İşten atılanlar konusunda Işıklar haklı olabilir mi?


Ali Tarakçı

Ali Tarakçı

17 Kasım 2015, 21:07

Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar'ın "işten atılan işçiler konusunda haklı olabilir mi?" sorusuna vereceğim yanıt. Olabileceği gerçeğidir.  Işıklar'ın, Emek Karakaş arkadaşımıza çıkarılan 2 işçi ile ilgili verdiği özel açıklamasında ki düşüncelerinde paylaştığım ve paylaşmadığım noktaları açmak istiyorum. 
Bu konuyla ilgili düşüncelerimi ifade etmeden önce bir ayrıntıyı paylaşmak istiyorum. Aylar önce DİSK Genel Başkanı Kani Beko ve Genel İş Sendikası yöneticileri ile beraber Çatalca Belediye Başkanı Cem Kara, Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar, Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, Avcılar Belediye Başkanı Handan Toprak'ı aynı gün ziyaret etmiştik. Bu ziyaretlerde bizzat bulunmuştum.
Silivri Belediyesi'nde yapılan görüşmeden ayrılırken, işten atılan iki işçiden biri ya da ikisi, Kani Beko'nun yanına gelerek çok ağır hakaret etmişlerdi. İnanın o gün, DİSK Genel Başkanı Kani Beko oldukça sakin davranarak hakarete uğramasına rağmen anlayışla davranmaştı. Şunu ifade edeyim 'kesinlikle Beko gibi sakin davranamazdım' söylenen sözler karşısında.
Sonra sendikacılardan konuyla ilgili detaylı bilgi almıştım. Konunun detayını özel olduğu için paylaşmak istemiyorum. 
Işıklar, taşeranloşmaya karşıymış! 
Gerçekten öyle mi?
Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar, konuyla ilgili şunları söylemiş: “Oradaki konu tamamen iş disipliniyle, işin ahlakıyla alakalı. Siz kalkıyorsunuz 6 bin 200 lira maaş alıyorsunuz. Düz, çıplak maaş bu. Yeni bir yönetmelik geliyor, 'yılda mesai 270 saati geçemez' diyor. Bu arkadaşların mesailerine bakıyorum, 1500 saat. Ayda 5 bin lira mesai parası tutuyor. Neredeyse maaşı kadar. Ben de bunlara yeni genelgeyi gönderiyorum. Bunlar yasaya itiraz ediyor ve benimle bu genelgeyi tartışmaya geliyorlar. Ne yapabilirim ki ben, kanun bu... 'Yapamazsınız, taşerondan yana mısınız' diyorlar. Hayır, taşeronlaşmaya karşı olduğumu defalarca söyledim. Ama yasal olarak ben bunu yapamıyorum."
****
Şimdi bir konuyu Işıklar'a hatırlatayım. Kamu kuruluşlarında yılda 270 saatlik mesai birkaç 10 yıldır var. Yeni bir genelgeye filan ihtiyaç yok. İki, Silivri Belediyesi'nde sadece bu iki işçi mi yılda 270 saatten fazla mesai kullanmış? Özcan Işıklar acemi bir belediye başkanı değil ki? 7. yılı görevde... Üç, belediye başkanı babasının parasını vermiyor işçilere... Aynı zamanda belediyenin tüm harcamaları da kamunun parası. Ve doğal olarak işçilere verilen maaş da, ihaleler de yaratılmayan rekabetten dolayı da kamunun parası çarçur ediliyorsa bunu takip etmek belediye başkanın temel görevi... İhalelerde rekabet şartlarına dikkat etmeyip, iki işçi ile ilgili maaşları üzerinden konuşuyorsa ayıp ediyor. 
Taşeronlaşmaya karşı olduğunu ifade eden Işıklar aynı zamanda belediyenin 300 işçisi, toplam çalışanının da bin 30 olduğunu söylüyor. Hadi bunun 400'üne de memur diyelim... Taşeron'a karşı olduğunu söyleyen Işıklar'ın yaklaşık 450 civarında taşeron çalışanı var.. İyi ki, taşeronlaşmaya karşı, birde karşı olmasa düşünün gerisini...
Ancak taşeronlaşmanın da piyasanın bir gerçeği olduğunu anımsatmak isterim. Herkesi kamuya işe alarak işsizlik sorununu çözemezsiniz...Sonuçta kamu çalışanlarına verilen ücretler, milletin vergileri...

Işıklar çalışanının odasını bastığını unutmuş!

Işıklar özel açıklamasında; "Ben 7 senedir bin 30 kişiyle çalışıyorum. Benim hiçbiriyle bir tane tartışmam yok. Benim o iki işçiye ne kinim var, ne kırgınlığım var, ne kızgınlığım var. Hatta 7 sene içinde konuşmuşluğum bile yok. Tam tersi sorun şu; kapının önünde durarak, 'sana boyun eğmeyeceğiz' diyerek, kulaklarımla duydum bana küfrederek, bir karış sakalla Belediye'ye gelip gidene o imajı veren adamı ben yarın hangi birime koyayım da çalışsın? Siz işveren olsanız yapar mısınız?” diye sorarak işe almamasının gerekçelerini açıklamış. 
Başkan Işıklar'ın "kimseyle tartışmam yok" demesi gerçeği yansıtmıyor. Çünkü kendisini sadece biz değil Silivri kamuoyu da, çalışma arkadaşları da yakından tanır... Daha birkaç ay önce bir memur bayanın odasını nasıl basarak kavga ettiğini gazetemizin sayfalarından okudunuz. Yine, çalışma yasasında işverene bir çalışanın küfür etmesi, tokat atması işten atılma nedeni sayılıyor... Bu gerçeği bilmemesi mümkün değil... Tartışma bu değil... Ayrıca işçilerle ilgili kamuda sakal yasağı yok... Ne dün vardı ne de bugün... Sakallı olmalarından yola çıkması da anlaşılabilir gibi değil...
****
Işıklar açıklamasının devamında şunları söylemiş: “Bu belediyede huzuru, disiplini sağlayamayacağımı düşündüğüm için, geri kalan bin 30 kişinin huzurunu korumak adına böyle bir tasarrufta bulunduk. Bunlar uyum sağlayamıyor. Başkanına küfreden, başkan yardımcısını tokatlayan, birim müdürlerine küfreden bir adam belediye bünyesinde tutulur mu? Kim olsa benim yaptığımı yapar. Ben sivil toplum platformundan gelen arkadaşlara, bu iki işçiye bu uyumlu çalışmaları halinde bir ay süre tanıyacağımı söyledim. Bu bir ay içerisinde uyum gösterirlerse çalışırım, göstermezlerse yine çıkarırım, dedim. Cuma günü konuştuk, pazartesi iş başı yapacaklar. Ben de hatta internette yazımı yayınladım. Baktım Cumartesi sabah yine ordalar. Ne yapmak istiyorlar, 'kanırta kanırta aldık, onlara boyun eğdirdik' mesajı vermeye çalışıyorlar. Cuma günü tamam dedik ya, Cumartesi ne arıyorsun kapının önünde? Bunların derdi diğer insanları da bastırmak, sindirmek, efelik yapmak. Ahlaksızlık! Ahlak ve disiplin sorunu var burada. Ben gariban bir insana 'otobüs gönderiyorum ve ücret almayacaksınız' diyorum. O gidip adama cep telefonundan hesap yapıp 'benim mesaim 480 lira, ödeyeceksin' diyor. Neymiş, sendikalıymış... Gariban adam şok oluyor. Sonuçta da o parayı isteyeni değil belediye başkanı olarak beni suçluyor. Eğer ben suçlanıyorsam da kapının önüne de ben koyarım.”  
****
Işıklar'ın işten atılan işçilerle bir yığın olumsuzluk sayıp, sonra kendisinin demokrasi platformu tarafından ikna edilerek, işçileri geri alacağını açıklaması ise çelişkidir. İşçiler işten atılmalarına rağmen, direnmişler ve sonunda işe geri alındıkları bizzat atan kişi tarafından açıklanmış ise gurur duymaları kadar normal olan bir durumda yoktur. Bundan Işıklar'ın rahatsız olmasına da gerek yoktur. 
Bir not daha ekleyelim Işıklar ile ilgili. Açıklamalarını okuduğunuzda Işıklar'ın tüm kişilik dünyası ortaya çıkıyor. Her bir cümlenin başında 'BEN' demezse konuşamıyor, düşüncelerini ifade edemiyor(!) Hatta bir tane "BEN" kesmiyor, aynı cümle içersinde birkaç kez "BEN" demeye devam ediyor. Ah o içimizdeki şeytani ego, ben duygusu yok mu? Tüm kötülüklerin babası... Beni ortadan kaldırdığınızda karşınıza mütevazilik çıkıyor.

Işıklar'ın açıklamalarına neden hak verdim?

Şimdi gelelim Işıklar'ın açıklamasında söylediklerine neden katıldığıma:
Bir, işçiler artık her koşulda haklı değiller... Bugün kamuda çalışan işçilerin, sadece "işçiyiz haklıyız" boş sloganı ile kamuoyunu ikna etme şansları inanın asla yoktur. Haklı olmak ancak ve ancak kamuoyunu, doğru ve yerinde argümanlarla ikna ederek mümkündür. Ve bugünün gerçeği, özellikle belediyede ki sendikalı işçilerin kamuoyunu bulundukları pozisyonlarla ikna etme şansları yoktur. 
İki, kamuda sendikalı çalışanlar ayrıcalıklı ve aristokrat işçilerdir. Salt işçilik üzerinden ajitasyon çekmenin bir karşılığı yoktur. Ve belediyelerde çalışan sendikalı işçilerin çoğu aslında yönetici düzeyindedir. Ve taşeron işçilerle aynı işleri yapmalarına rağmen özellikle belediyelerde aldıkları ücret oldukça yüksektir. 
Üç, kamuda işçilerin verimliliği ve üretkenliği düşüktür. Ayrıca sendikalı bir işçinin aldığı maaşa üç dört işçi çalıştırmak mümkündür. Ayrıca burnundan kıl aldırmayan sendikalı kamu işçileri işsiz kaldığında dışarıda sözde nitelikleri karşılığında aynı işi de, aynı maaşıda almaları mümkün değildir. "İşçi hakları, filanca insanca yaşam vs." deyip sakına hikaye anlatmayın. Bugün maaşlarıda, ürünlerin fiyatınıda belirleyen piyasadır. 
Dört, yarın bir duyuru yapılsa ve "asgari ücretle işçi alacağız" denilse inanın Silivri Belediyesi'nin kapısında binlerce insan birikecektir. Demek ki, sendikalı işçiler aldıkları maaşları hak etmek için herkesten daha çok verimli ve üretken olmak zorundadırlar. Ki, bugün kazın ayağı hiçte öyle değildir. 
Beş, şayet birgün önce işe dönüş ile ilgili bir anlaşma yapılmış ise, ertesi gün kapıda durarak slogan atmanın da bir anlamı yoktur. 
Altı, işçilerin geri alınacağı başkan tarafından açıklanmış ise, atılanların da geri alanın onurunu kıracak davranıştan kaçınmaları gerekmektedir. Sorun yenilgi ve galibiyet meselesi değil, varsa bir haksızlığın ortadan kaldırılması meselesi olduğunun mutlaka bilince çıkması gerekir.
Yedi, kamuda işçilerin saat mesaisi üzerinden mücadele yürütmeleri anlamlı değildir. Ücret üzerinden yürütülen her mücadele bugünün Türkiyesi'nde kaybetmeye mahkümdur.
Sekiz, kentin şehr-i emin-i olan yüzde 40'dan fazla oy alarak ikinci kez Silivrililer'in oylarıyla seçilmiş olan Işıklar'a hakaret ederek, aşağılayarak da işe dönmenin mümkün olmadığını en çok atılan işçiler ve onlara destek verenler bilmek zorundadır.
Dokuz, ister kamuda ister özelde olsun; işverenlerin, sorun olan ve sorun yaratan işçilerle asla çalışmayacaklarını ve de sendikaların onları savunma şansı olmadığını eski bir kamu çalışanı olarak özellikle belirtmek isterim. 
On, Silivri'de işten atılan iki işçinin sorunu neden işçilerin tamamının sorunu değildir? Neden Silivri'de çalışan sendikalı işçilerin tamamı bugüne kadar işten atılan işçilerin yanında olmamıştır? İşten atılan işçiler haksız nedenle işten atılmış iseler neden çalışma arkadaşları bu işçilere sahip çıkmamaktadır? "İşten atılma korkusundan" diye açıklama yapabilirsiniz o zamanda sorumuz şudur: Silivri'de işçilerin haksız yere atıldığını söyleyen, savunanlar birkaç yüz kişi toplanıp büyük yürüyüşler düzenleyerek işçilerin yanında olmamışlardır? Yanıtınız korkudan olabilir... Ancak onların işten atılma korkuları yok ki!

Son söz:
Baştan dedik ya, kamuoyunu ikna etmeyen, haklılığını ve haksızlığı ortaya koyamayanların bir mücadeleyi kazanma şansları yoktur. Bugün Silivri'de yaşanan iki işçinin demokratik bir mücadelesi olarak kamuoyuna yansımaktadır. Ve gittikçe yalnızlaşmaktadırlar. Varsa haklı olduğuna inananlarda (bunların çok az olduğunu söylemek zorundayım) başkanla araları bozulmasın diye susmaktadırlar.
Işıklar'ın kendisine karşı yapılmış olan olumlulukları çabuk unutan, olumsuzlukları ise mutlaka sürekli olarak kendisine hatırlatan "kocaman bir beni, yani egosu" olduğunu kamuoyu ile paylaşmak isterim. Yenebilir mi egosunu... Bugüne kadar yenemediği içinde bugünde sonrada yenmesi mümkün değildir.. 
Bu köşe yazısı 17 Kasım 2015, 21:07 tarihinde ve saatinde eklenmiştir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.