Kadınların sorunu aşırı duygusallık

Ayfer Güler

Ayfer Güler



RÖPORTAJ: Nihal Altıngövde 02 Mart 2016, 07:59

Çalışmalarıyla adından söz ettiren Aile Koçu Ayfer Güler, kendi yaşamında başarmanın mutluluğuna vararak şansını değiştirdiğini söyledi. Yıllarca bu konuda eğitim alarak insanlara yardım etmeyi amaç haline getirdiğini ifade eden Güler, kadınların en çok duygusallıklarına yenik düştüklerini ifade etti.

Aile ve birey koçu Ayfer Güler çocuk ve aile ilişkisinde yapılan yanlışların bireyin bütün hayatını olumsuz olarak etkilediğini söyledi. Çocuklara sorumluluk verilmesi gerektiğini dile getiren Güler, "Hassas davranarak çocukların elinden sorumluluklarını almayın" uyarısında bulundu. Kadınların en büyük düşmanının duygusallık olduğunu belirten Güler, beklentilerin yüksek olmasının hayal kırıklığına sebebiyet verdiğini belirtti.

Sizi mesleğinize nasıl başladınız?
Önce bir kadın olarak ayakta durma gayreti içerisindeyim. Bu anlamda kadınlara hep mesajım olmuştur. Sonra çocuklar ve genç kızlar doğrultusunda çalışmalarımı sürdürdüm. İlkem bu yönde, gönüllüsüyüm ben bunun. Öğrenmeyi ve öğretmeyi seviyorum. Amatör olarak sürekli değerlendiriyorum kendimi. Bir kız çocuğu annesiyim. 21 yaşında bir kızım var. Hayatta sürekli okuyup kendimi geliştirmeyi seven bir insanım ve toplum gönüllüsüyüm. Aile koçluğu yapıyorum.

Aile koçluğu nedir, kimlere hizmet eder, amaç nedir, bunların açılımını yapar mısınız?        
Aile koçluğu daha çok danışman merkezleri olarak çevrede görülür. Danışmanlık ve aile koçluğu şeklinde ama danışmanlıklar çok farklı, aile koçluğu çok farklı.

Hayat bir tekniktir
Hemen psikologlardan farklı yönlerinizi sorsam?
Psikologlardan farklı olarak özellikle drama yöntemi NLP doğrultusunda quantumla birlikte işimi yapmaya çalışıyorum. Özellikle seminerlerimi, derslerimi bu şekilde vermeye çalışıyorum. İnsan kaynaklarında aldığım davranış bilimleri tekniklerini uygulamaya çalışıyorum. Hepsini bir bütün halinde vermeye çalışıyorum. Aile Koçluğu sertifikasını Psikiyatristler Derneği'nden aldım. Hayat bir tekniktir. Psikologlara siz gittiğiniz zaman sadece konuşursunuz, sizi dinlerler ve size çok nasılı öğretmezler. Sadece bir tanı koyarlar. Bu tanının arkasında çok durmazlar. Biz tanıyla birlikte nasıl eylemini kullanmaya yönelik çalışıyoruz. Aile koçluğu tamamıyla farkındalık üzerine, kişinin ve ailenin özellikle ailede en yoğun olan kişi, kim odaklı gitmişssek eğer, o odak noktası farkındalığı ortaya çıkarmak yani çözümün kişinin kendisinde olduğunu ortaya çıkarmak amaçlı. "Sen yapabilirsin, aslında sende problem varsa çözümde vardır" şeklinde.

En önemli soru ‘nasıl’dır
Farkındalığı ortaya çıkarmak, geliştirmek dediniz, bunu biraz açabilir misiniz?
Bazen bizler kendimizin farkına varmayız, gerek aile kültürü, gerek çevresel kültürler, geçmişten gelen anane bizi biraz baskın kılar. O noktadan çıkma gereği hissetmiyor bazen insan beyni. Süreç aynı yönde olduğu için tamamıyla farklılığa doğru gitme eğilimini kabul etmiyor. Bununla birlikte ben ne yapalım şeklini ne kadar düşünsek de eyleme geçirme şansımız yoktur. Bu şansı 5N 1K tekniğiyle yapmamız lazım. Evet 5N 1K tekniğini herkes biliyor fakat kimse hayatına doğru oranda uygulayamıyor. Uygulayamadığı için nasıl kavramını geşliştiremiyor. 5N 1K tekniğinde en önemli soru 'Nasıl'dır.

Nasıl sorusu, içinde biraz çözümü çağrıştırıyor değil mi?
Nasıl dediğiniz zaman kendinizi farketme gereği duyuyorsunuz. Nasıl dediğiniz zaman bir arayış içindesiniz. Nasıl dediğiniz zaman çevrenize, kendinize bakasınız var. Nerede dediğiniz zaman sadece bir odak noktası söz konusu. Hepsi birbirine yardımcı ama asıl noktası nasıldır. Ben nasıl bir anneyim, ben nasıl bir ebeveynim gibi.

Tıkanma noktası olarak algıladım şu an ben nasıl sorusunu. Nasılı sorduktan sonra tıkanıyoruz belkide değil mi?
Kesinlikle. Nasıl doğrultusunda gittiğiniz zaman kendinize bir dönüşüm yapmış oluyorsunuz. Eleştirel bir yaklaşımla herkese baktığımız için kendimize bakma gereği hissetmiyoruz. Şayet ben kendime özeleştiri yapabilirsem kendimi yetiştirip, zaaflarımı iyileştirip kendimi dönüştürdüğüm zaman bir adım atmış oluyorum. Her bir adımı attığınızda diğer bir adımınız sizi takip eder ve öne geçer. Önemli olan cesaretlenip bir adımı atabilmektir. Ama vazgeçmemek kaydıyla. Ben kendimi eleştirdiğim zaman, özeleştiri yaptığım zaman  kimsenin beni eleştirmesine gerek kalmıyor. Çünkü ben  kendimi yetiştirmiş oluyorum. Her bir soruya, her bir davranışa karşı bir cevabım oluyor. Biz aile koçluğunda daha çok ailelerle bunu görüşmeye çalışıyoruz. Bir babanın, bir annenin çocuğuyla ilişkisi doğrultusunda daha çok babaların 2. planda kaldığını görüyoruz. İstisnaslar vardır tabi. Ama babaların biraz dışarda kaldığını görüyoruz. Çünkü bütün yük anneye biniyor. Hele de iki çocuk varsa.

İletişimde anne köprü oluşturuyor
Anneler iletişim aracılığını yapıyor diyebilir miyiz, iletişimde?
Evet, iletişimde anne köprü oluşturuyor. Çünkü yük anneye biniyor ama anneye de yaradan o gücü veriyor. Kadın erkek eşitliğine bakıldığı zaman biz kadınlar olarak erkeklere, "ben yapıyorum o neden yapmıyor" gözüyle bakıyoruz. "Ben böyle yapıyorsam o da yapacak" düşüncesine hakim oluyoruz. Bu yanlış bir düşünce. Ben her zaman haktan, hukuktan yanayım ama biraz da kimlik olarak karşıt cinslerimize baktığımız da bizler dünyaya gelirken farklı karekter, farklı güçlerle geliyoruz. Kadın en büyük güçtür. Yüklenen en büyük güç kadında vardır. Kadın bunu biliyorsa neyine yeniliyor da başarısız oluyor?

Evet gerçekten bu sorunun cevabı nedir?
Kadınlar duygusallıklarına yeniliyor. Ben duygusallığımı nerede kullanmalıyım felsefesini yanlış kullanıyoruz. Kadın detaycıdır, bu anlamda fazla konuşur belki ama yerinde konuşma şeklini çok iyi ayarlamak gerekiyor. Erkekler ise daha yüzeysel bakar, mantık zekası farklıdır. Nasıl bir beklenti içine giriliyor ki, sonucunda hayal kırıklıkları ortaya çıkıyor. Kim hayal kırıklığı yaratıyor, ben yaratıyorum çünkü beklentimi fazla kılıyorum. Beklentimi fazla kıldığım zaman hayal kırıklığımı da kendim yaratıyorum, kimse bana hayal kırıklığı yaşatmıyor aslında. Bu yaş kaç olursa olsun aile içerisindeki tüm ilişkilere baktığınız zaman, anne baba, eş, kardeş, akraba, arkadaş ilişkilerinde tamamıyla fazla beklentiden hayal kırıklığı oluyor. Kim bu hayal kırıklığını yaratıyor ben, o zaman bakış açımı farklı şekilde kılmalıyım.

Nasıl bir bakış açısına sahip olmalıyız?
Aile içerisinde farklı bir bakış açısına sahip olmalıyız, öncelikle kendimizi tanımalıyız. Kendimizi tanıdığımız zaman, kendime değer verdiğimiz zaman başkasına değer veririz. Değer kavramı günümüzde bir çok kavramlar doğrultusunda dahi içi boş kullanılıyor. "Bana değer vermiyor "sözü örneğin. İyi de sen kendine ne kadar değer verdinki. Önce sen kendine değer vermelisin. Örneğin ergenlerde geçici problemler vardır, anne diyor ki çocuğum bana saygısız davranıyor. Çocuk saygısız davranmıyor, çocuğun kriz anı o. Hormonal bir denge, onun mantığını mantık dışı bırakıyor ve sen orayı iyi bir yönetici olarak yönetmek zorundasın. Bana saygısızlık yapıyor, bana değer vermiyor diyen anneye iyi de sen bunu büyük olarak yapmak zorundasın diyorum. Tepkiye etkiyi verebilirsen şayet o da etkili olacaktır zamanla. Bağıran bir çocuk karşısında veya bağıran öfkeli bir insanla karşı karşıya geldiğinizde siz o öfke karşısında daha da öfkeli bağırdığınız zaman öfke cinnet haline gelir. Oysaki tepkiye etkimi kullanırsam eğer, ses tonumu ve davranışımı sakin ve dingin kılarsam karşı taraf tamamıyla balon gibi sönmeye başlıyor ve hatalarıyla yüzleşerek senin yanına gelmeye başlıyor.

Önce kendimizi kabullenmeliyiz
Tepkiye etkiyi yönetmek zor mudur?
Çok zor değil fakat bizim zor olarak benimsediğimiz nokta kabullenememek. Önce bir kendimizi kabulenirsek, başkalarını kabulleniriz. Kendimize değer verirsek, değer veririz, kendimize saygı gösterirsek başkası da bize saygı gösterir. Önce sizin değer vermeniz lazım ki değerinizi de alabilesiniz.

Siz seminerler veriyorsunuz, aynı zamanda ailelere seanslara gidiyorsunuz. Bu seanslar ailelerin talepleri doğrultusunda mı gerçekleşiyor? 
Tabi ailelerin isteği ile evlerinde seanslar düzenliyorum. Aynı şekilde birçok okulda seminerler veriyorum. Çocuğun bir özel durumu varsa, iletişim bozukluğu veya bir sorunu varsa, ne tür bir bozukluk olursa olsun aile kaynaklıdır. O halde beni ya önerirler, ya da gruplarımdaki çocukların velileri ile zaten konuşurum, onlarla da çalışma işbirliği içerisine girerim. Örneğin iki kardeş bana geliyor ve birbirlerini çok seviyor görünüyorlar, ama kardeşlerden birisi lider durumda, diğeri tırnak yiyor.  Anne baba bunu farketmiyor.

Sevginin en yoğun olduğu kişiler
Aynı zamanda engelli bireylerle çalışmalarınız olduğunu biliyorum...
Türkiye'de zihinsel engellilerle çalıştım. Bunların içinde 10 yaşından 50 yaşına kadar down sendromlu, mental bozukluğu vs. olan hem fiziksel hem zihinsel engelliler otistik olanlar vardı. Haftanın bir günü benimle görüştüğünde hem fiziksel hem zihinsel olarak ilerlediler. Sevginin ve saflığın en yoğun olduğu  bir karekter onlar. O sevgiyi normal insanlarda bulamazsınız ve onlar şimdi çok daha iyi durumdalar. Bu işle uğraşabilmek için gönüllü olmak gerekiyor. Çünkü bir insanın yüreğinde ve beyninde yer almak dünyanın en büyük zenginliklerinden birisidir. Ben bunun arkasından gitmeye çalışıyorum. Bu anlamda birçok çalışmam oldu. Başarılı sonuçlar almak gerçekten beni inanılmaz mutlu ediyor. Örneğin  2 yıl boyunca otistik bir öğrenci ile çalıştım. Şu an 9. sınıfa gidiyor, kitaplar yazıyor ve iletişimi muhteşem.

Bazı insanlar özeleştiriye yakınken bazılarının kendilerini mükemmel addederek bundan uzak durması sizin işinizi zorlaştırıyor mu, bunu nasıl aşıyorsunuz?
Aslında bu söz ettiğiniz insanların dışa verdiği bir görüntüdür. Kendi içlerinde bu kesinlikle öyle değildir. Ben sizin karşınızda hava atabilirim, çok sorunsuzmuş gibi görünebilirim, ama asıl sorun içindedir. Siz onu göremezsiniz, siz sadece onun o gösterdiği noktaya takılırsınız, içeriğine bakamazsınız, ciddi sıkıntılar vardır orada. Yetersizlik vardır. Bir insan yeterliyse bunu yapmaz. Cesaret ve özgüven her zaman karıştırılır. Kendini tanıyan, barışçıl, zaaflarını, günahlarını, sevaplarını tanıyan kişi özgüven sahibidir. Bu şekilde ilerlemeye de gayret eden kişidir. Başarıya doğru gider, basamak basamak. Diğer türlü ben kendimi her ne kadar farklı göstermeye çlışsam da giyimimle, hareketlerimle ama kendi içimde kendimi yanıltırım.

Merhamet hissini çok kullanmayın
Çocularla yaptığınız seanslardan biraz daha söz edecek olursak bilinç altında sorunlara yol açan nedeni bulup, ortaya çıkarıp, aile ilede destek çalışması  yaparak çözümlüyor ve yok ediyorsunuz diyebilir miyiz?
Kesinlikle, her bir noktası aile kaynaklıdır. Çünkü çocuk sosyal alanı ilk ailede tanıyor. Bu anlamda ailenin çok dikkatli olması gerekiyor. Acıma ve merhamet hissinin çok fazla kullanılmaması gerekiyor. Acıma ve merhamet hissi çok fazla kullanıldığı zaman çocuk yetersiz oluyor. Ben yazdığım "Hayalim çocuğumda mıydı?" isimli kitapta da anlattığım gibi birçok sorun aile kaynaklı oluyor. Ben çocuğuma nasıl davranmalıyım, sorumluluğum ne çocuğumun sorumluluğu ne? Eğer çocuğun sorumluluğunu alan veliysem çocuğuma yapmış olduğum en büyük kötülük budur. Çocuğun sorumluluğunu yerine getirmesi gerekiyor.

Özellikle okullarda rehberlik bölümü dışında sizlere daha fazla imkan verilebilir mi?
Çok haklısınız. Amacımız bu, ama bizler yetersisiz. Bir kişiye el uzatabiliyorsam ne mutlu bana. Gayretim budur. Bu anlamda çalışmaların fazlalaşmasının  gerçekten çok yararlı olacağına inanıyorum. Fakat sistem olarak o kadar sıkıntılı süreçlerde geçiriyorki öğrenciler ve veliler, bu sıkıntılar içerisinde gidiyor. Çocuklara sorumluluğun temelde en güzel verilecek zamanı 8 yaşına kadardır. En önemlisi rol model olmaktır. Aileler ben yapamadım çocuğum yapsın mantığından uzaklaşmalıdırlar. Çocukların üzerinden kalkınamazsın. Sen çocuklarından sadece sorumlusun, önce bunu anlamaları gerekiyor. Şu kursa gideceksin, buraya gideceksin şeklinde bir davranış yanlış oluyor. Bir öğrencim yüzmekten nefret ediyordu, ailesinin isteği ile kursa gidiyordu. Anne baba bile durumun farkında değildi. Grup öğrencilerimden bir çocuktu, 8 yaşında, bir gün içeriğine girdim ben böyle bir acıma hissi duymadım şimdiye kadar.

Hayalim çocuğumda mıydı?
Anne babalar kendi içlerinde kalan şeyleri çocuklarından mı istiyor?
Aynen öyle. İşte bu konu bana bir kitap yazdırdı "Hayalim çocuğumda mıydı?" diye. Neden böyle bir konuda kitap yazayım ki, birçok konu varken. Fakat gelen örnekler o kadar bu yöndeydiki, herkesin bir ders alması gerekiyordu.

Bu gibi durumlarla karşılaştığınız zaman aileyi uyarıyorsunuz, peki aile bu durumu kabullenip değiştiriyor mu?
Grup içerisindeki bir öğrencimin bu tür sorunu varsa veliyle konuşuyorum fakat çok kabul görmüyor. Yine bir örnek verecek olursak bir aile geliyor, çocuğum bizden ayrılıp okula gitmek istemiyor, çocuğumu değiştirin diyor. Çocuk değişmez, görüşmelerim sonucunda ailenin çocuğa olan tutumunun yanlış olduğunu gördük.

Şansınızı değiştirebilirsiniz
Beyninizi hareket ettiren sözel ifadelerdir. Eğer doğru söylemler gönderirseniz kendinize beyin o şekilde kullanır ve davranşa koyar. Siz ben yapamam derseniz beyin onun üzerine odaklanır ve yapamaz, sizin gücünüzü alır. Ben yapabilirim sevgiyle söylerseniz ve bunun mübalağasınıda yaparsanız beyin ona inanır ve bir süre sonra bakarsınızki sizin bütün işleriniz rast gidiyor. İşte şansınızı değiştirdiniz. Yakında çıkacak kitabımda da bunu anlatıyorum. "Kadetimi değiştirdim" ismiyle. İnsan mutlak kaderini değiştiremez yaradan tarafından yapılır ama normal kader değiştirilir. Ben kaderimi değiştirdiğime inanıyorum.

Eğitmen eğitimcisi olarak çalışıyorum
1992 İzmir Devlet Tiyatrolarının katkılarıyla AFSEM tiyatrosunda oyunculuk yaptım. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunuyum. 2004 ila 2006 yılları arasında çeşitli radyolarda Hayata Dair, Sağlık ve Örnek Kadınlar üzerine programlar hazırlayıp sundum. Bir dönem Kadınca Dergisi'nde kadınlar üzerine röportajlar yaparak aynı zamanda konuyla ilgili yazılar yazdım. Bir süre reklam müdürlüğü deyaptım. İnsan kaynakları danışmanlığı personel eğitimi görevlerinde bulundum. Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfında Eğitmen Eğitimciliği'ni yürütüyorum. İki yıl Sogüyev zihinsel engelli çocuklara ve yetişkinlere drama ve motivasyon teknikleriyle dersler vererek Türkiye’de sistemli bir çalışma şeklini geliştirdim. Özel kolejlerde tiyatro ve drama öğretmenliği yapıyorum ve Eğitmen- Eğitimcisi olarak çalışıyorum. 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.