Kar altında yaşam ve İstanbul!


Mehmet Mert

Mehmet Mert

09 Ocak 2017, 20:03

Birkaç gündür İstanbul kar altında.
Ulaşım ana yollarda yüzde elli oranında, ara yollarda yüzde doksan oranında engelli.
Okullar tatil.
AVM'ler kapalı.
Çoğu iş yerleri kar tatilinde.
Hastahaneler tam donanımlı çalışmıyor.
Postacılar gelmez oldu.
Pastahaneler yarı açık cezaevi gibi.
Restaurantlar eh işte.
Oteller peh işte.
Devlet daireleri eli işte gözü oynaşta!
Belediyelerin sokakta çalışanları iş başında.
Masa başı çalışanları aş başında.
Belediyeye gelmeden maaş alanlar taş başında!
*
Dedik ya; birkaç gündür İstanbul kar altında.
Allah'tan kar İstanbul'a senede bir kaç gün yağıyor.
Düşünsenize Doğu ve Güneydoğu hatta Anadolu bölgelerimizdeki gibi senede bir kaç ay devam etse bu kar yağışı, İstanbullular'ın hali nice olurdu.
Ben hemen söyleyeyim.
Önce şehir bu kadar göç almazdı.
Şehir dünyanın sayılı şehirlerinden birisi olmazdı.
Türkiye'nin 1/4'üne sahip ekonomiye sahip olmazdı.
Yani kısaca 20 milyon nüfuslu, kocaman büyük metropol bir şehir olamazdı asla.
*
Bakın mesela benim doğduktan sonra ilk 17 yaşım (yılım) Kars'ın Arpaçay ilçesinde geçti.
Senede en az altı ay yerden kar hiç eksik olmazdı.
Değil 30-40 cm, abartmıyorum boyumuzu geçerdi kar yüksekliği.
Bizi bırakın yaşadığımız evlerin boyunu geçerdi.
Hatta çoğu zaman komşuların yardımı olmaz ise evden çıkamazdık günlerce.
Hadi köylerin çoğunda ilk okul vardı ama orta okul veya lise okuyanlar ilçelere gitmek zorundaydı ve ulaşım yok denecek derecedeydi.
En azından ben altı yıl orta okul ve lise okuduğumda, karda, kışta, yağmurda, çamurda, yaya olarak altı km yürüyerek okula giderdim, altı km'de geri dönerdim.
*
Bu durum bana özel bir durum değildi, seksenli yıllardan bahsediyorum ama bu yıllarda da çok farklı değil.
Aynı kar yine yağıyor.
Aynı hava şartları yine var.
Sadece insanların ekonomik şartları ve ulaşım şartları biraz daha iyileşti o kadar.
Gelin; Ağrı, Urfa, Erzincan, Sivas, Tokat, Antep, Malatya'ya.
Şartların çok farklı olduğunu zannetmiyorum.
*
Diyeceğim şu; İstanbul'da yaşayanlar senede 5-10 gün karlı, tipili hava şartlarını göze almak zorundalar.
Otobüs nerede kaldı.
Yollar neden kapalı.
Bu aksaklıklar nasıl olur.
Elektrik yok.
Su yok.
Doğalgaz kesildi v.s. gibi aksaklıkları sorun edenlere diyeceğim şu.
Maalesef bizler bu toprakların evlatlarıyız.
Bizim daha medeni ülkeler seviyesine gelmemiz için sanırım ne benim ömrüm yeter ne de çocuklarımın.
*
Doğduğumuz toprakların özelliklerinin çoğu zaman güzelliklerini, iyiliklerini, gururunu yaşarız.
Arada bir de gelişen ve değişen dünya normlarına uymayan şartlarının vermiş olduğu eksiklikleri hissederiz.
Kimi zaman kar yağınca hissederiz.
Kimi zaman yağmur yağınca, seller akınca.
Kimi zaman başımız sıkışınca.
Kimi zaman da belli başlı problemlerle karşılaşınca.
*
Düşünün bir defa; çok değil elli yıl önce Türkiye'de insanların yüzde 70'den fazlası köylerde (taşrada) yaşardı, yüzde 30'a yakını şehirlerde.
Şimdi bunun tam tersi söz konusu.
Doğduğu evde yaşayanlarımızın sayısı yok denecek kadar az.
Bırakın doğduğu evi, doğduğu şehirde, okuduğu şehirde yaşayanlarımızın sayısı çok az.
Dolayısıyla dengesiz bir kentleşme içerisindeyiz.
*
Bakın mesela yaz aylarına denk gelen bayramlarda insanlarımızın çoğu tatil bölgelerine gidince o dengesizliği bu defa oralarda 3-5 gün hissediyoruz.
Alın onu ve üzerine 20 milyon insanı koyun.
İstanbul gibi bir megakent yaratın.
Buyurun işte size ürününüz.
Bunu ben yarattım, bunu sen yarattın bu yazıyı okuyan arkadaş.
Bunu biz yarattık.
Hep birlikte yarattık.
Ve şartlarına da katlanacağız.
*
Peki böyle gelmiş böyle mi gidecek?
Üzgünüm ama bir tedbir alınmaz ise böyle gidecek.
Hatta İstanbul'da giderek yaşam daha da zorlaşacak.
Ben şuna İstanbul diyorum, alın size Bursa, Ankara, Kocaeli hatta İzmir'de de aynı sorunları yaşayacağız.
Şayet devlet taşraya el atmaz ise yatırım götürmez ise teşfik edici yaşam koşulları geliştirmez ise korkarım ileride bu günleri aramak zorunda kalacağız.
*
Hadi bakalım şimdi kar yağışının, tipinin, yağmurun, selin yarattığı sorunlarla karşılaşınca bundan böyle bir de bu gözle bak arkadaş.
En azından ben öyle bakıyorum.
Bu şehirde yaşamayı göze alanlar, bu şehrin şartlarına ayak uydurmak zorundadır...!
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Figen - 2 hafta önce
Güzel anlatmışsınız İstanbu'u biz insanlar hayatımızı kolaylaştırdığını düşündüğümüz pekçok noktada aslında zorla mücadele etmeyi,iklim değişimlerini,tabiatı ve bunun gibi pekçok şeyi farkında olmadan silmişiz hafızalarımızdan.Yazınızla geçmişe özlem duydum ozamanın zor şartlarında bile mutlu olan bireylerdik.Umarım bu yazınızı okuyan herkes anlatmak istediğiniz farkındalıktan kendine düşen payı almıştır.Teşekkürler Mehmet Mert Bey elinize sağlık.
Avatar
çemeceliali - 2 hafta önce
Yaziyi okumadan yorum yapmayalim;
Dikkat ederseniz mesele nüfusun dagilimi,kirsal, köy köylü olmazsa üretim olmaz sonuçta sanayi devrimini gerceklestiremeyen bir toplumuz bu sebeple uretimimiz tarim ve hayvanciliga dayali peki nufusun sehire kacmasi ne demek tüketim toplumu oluyoruz demek. Avm ler buna delalettir, bu arada kimse koyde memleketinde aç kalmaz.
Avatar
kürşat - 2 hafta önce
Pekş güzel kardeşim Karslı - Erzurumlu vatandaş ne yapsın.
Avatar
kemal44 - 2 hafta önce
Ben sorunun nüfusta olduğunu düşünmüyorum. Hatırlayınız bir ara bir bakan keşke nüfusumuz az olsa o zaman memleketi yönetmek daha kolay olur demişti peki çinli hintli abd li bu işi nasıl beceriyor. Sorun plansız program sız çalışma daha doğrusu çalışmama.
Avatar
NediyemMahmutmu - 2 hafta önce
Bence işe kendinden başla ilk sen git doğduğun ama aç kalacağın memleketine.