Kararname değil ferman

Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş



RÖPORTAJ: Nihal Altıngövde 09 Eylül 2016, 07:45

CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından çıkarılan OHAL yasasını ve bu kapsamda yayımlanan kararnameleri eleştirdi. “Kararname değil adeta ferman yayınlanıyor” diye konuşan Barış Yarkadaş, “Sadece padişahlık dönemlerinde, monarşik yönetimlerde görebileceğimiz uygulamalara şahit oluyoruz” ifadesini kullandı.

CHP'nin en aktif milletvekillerinden Barış Yarkadaş, Gazetem İstanbul'a konuştu. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra hükümet tarafından izlenen politikayı eleştiren Yarkadaş, yanlış uygulamaların toplumda derin yaralar açtığını savundu. İktidarın kendisine muhalif olan herkesi FETÖ'cü çuvalına doldurduğunu iddia eden Yarkadaş, CHP'nin mağdurlardan gelen şikayetleri değerlendirmek üzere 11 kişilik bir komisyon kurduğunu ve Anayasa'ya aykırı kararname maddelerini yargıya taşıyacağını belirtti.

OHAL ve Kanun Hükmündeki Kararnameler hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz? Bir çok kişide 'cadı avı yaşanıyor’ endişesi hakim...
AKP iktidarı 15 Temmuz darbe girişiminin ardından apar topar olağanüstü hal ilan etti. Biz kendilerine olağanüstü hal ilan etmeyin bu sorunları milli mutabakat yoluyla, uzlaşma yoluyla çözelim ve toplumun tamamını kapsayan yönetim anlayışı ortaya koyalım dedik. Ancak AKP ve saray bizim bu önerimiz yerine toplumu daha da baskı altına alan ve Türkiye'nin sorunlarını daha da karmaşıklaştıran bir yol izlemeye başladı. Fırsat bu fırsat deyip Kanun Hükmünde Karanamelerle kendisine muhalif olan kim varsa FETÖ torbasına soktu ve herkesi FETÖ'cü diye yaftalayarak muhaliflerin tamamını devlet dairelerinden bulundukları yerlerden atmaya başladı. Kanun Hükmünde Kararname adı verilen uygulamaya aslında ferman demek gerekir. Şu anda AKP Kanun Hükmünde Kararname değil adeta bir ferman yayınlıyor. Çünkü sadece ve sadece padişahlık dönemlerinde, monarşik yönetimlerde görebileceğimiz uygulamalara şahit oluyoruz. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir karar mahkemeye götürülemez diye bir kural yok. İktidar, yayınladığı kazrarnamelleri mahkemeye götürülemeyecek hale getirerek işleme kokuyor ve mağdur olacak olana hakkını arayabileceği bir mecra bırakmıyor. Ama biz buna itiraz etmeye kararlıyız. Önümüzdeki günlerde, bugüne kadar çıkarılan kararnamelerde Anayasa'ya aykırılığı açık olan 100'e yakın maddeyi Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğiz. Bununla ilgili gerekli imzalarımızı genel merkeze teslim ettik. Şu anda hukukçularımız ve grup başkanvekillerimiz 100'ün üzerindeki maddeyi Anayasa Mahkemesi'ne götürmek üzere hazırlık yapıyor.



Anayasa Mahkemesi'nden nasıl bir sonuç çıkar?
Tabi burada şöyle bir sıkıntı var; Anayasa Mahkemesi'nin 2 üyesinin sosyal çevresi Fethullahçı denilerek görevden alınması ve mahkeme ile ilişiğinin kesilmesi oradan çıkacak kararı da doğrudan etkiliyor. Siz kendinizi  Anayasa Mahkemesi üyesi olarak düşünün. Daha dün birlikte oturup karar aldığınız arkadaşlarınız somut ve maddi bir delil olmadan hem meslekten, hem mahkemeden atılmış. Atılırken de  Anayasa Mahkemesi bütün savcılara kötü örnek olabilecek bir içtihat ortaya koymuş, demiş ki; 'Bu kişilerin sosyal çevresi zaten Fethullahçılardan oluşuyor, o halde biz Anayasa Mahkemesi üyeliğinden atabiliriz.' Dünyanın hiçbir yerinde sosyal çevre diye somut bir delil olmaz. Bu olsa olsa  hukuki deyimle karine olur. Karinelerde hiçbir zaman hukukta karar vermek için yeterli ve geçerli bir sebep değildir. Şimdi siz bu tabloda KHK'ları Anayasa Mahkemesi'ne götüreceksiniz, o Anayasa Mahkemesi'nin üyeleri hangi güvenceyle iktidarın yaptığı yanlış uygulamalara 'bunlar yanlıştır bunlar anayasaya aykırıdır' diyebilecek. Hem de olağanüstü hal devam ederken. O üyelerin yarın iktidardan gelen baskıyla Anayasa Mahkemesi'nden atılmayacağının garantisini kim verebilir? Herkes kendini güvende hissetmeli tedirgin olmamalı. Ama şu anda Anayasa Mahkemesi'nin üyelerinin tamamı her an FETÖ'cü ilan edilebilme riskiyle karşı karşıya. Bu yüzden ben Anayasa Mahkemesi'nin vereceği kararı şimdiden merak ediyorum. Yine de umutsuz olmamak lazım. İktidar her ne kadar hukuki yolları tıkamaya çalışsa da sonuçta 1 Eylül tarihinden itibaren çıkarılan KHK'ların Danıştay'a götürülebilme hakkı doğdu. Yani işten atılan bir memur, bir işçi, bir öğretim üyesi bir sendikacı 1 Eylül'den itibaren Danıştay'a gidebilir, ayrıca Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda yapabilir.

Süreci nasıl takip ediyorsunuz?
Süreci partimiz yakından takip ediyor. 11 kişiden oluşan komisyon bütün gelişmeleri mercek altına alıyor ve değerlendiriyor. CHP'ye şu ana kadar 14 bine yakın şikayet geldi. Bunların 4 bini yazılı başvuru olarak elimize ulaştı. Bu 14 bin şikayetin tamamı olağanüstü hal döneminde yapılan hukuksuzluklardan kaynaklanıyor. Bu hukuk dışı uygulamaları Genel Başkanımızın talimatıyla kurulan komisyonlarımız inceliyor. Sonrasında ilgili bakanlıklarla görüşüyor ve mağduriyetlerin ortadan kaldırılması için gerekli çabayı gösteriyor.

Bu müracaat edenlerin suçsuz olup olmadığı ile alakalı ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Biz yargı makamı değiliz. Kim suçlu, kim suçsuz bilmiyoruz ama bu kurulda 6 hukukçu milletvekilimiz var. Hukukçu milletvekillerimiz kendilerine gelen vakaları değerlendiriyor. Bu konuda tanıdık olmasına da gerek yok, örneğin bir devlet memuru 2010 -2011 yılında Bank Asya'ya 50 TL para yatırmış. Dünyanın hiçbir yerinde bir kişiyi herhangi bir bankaya para yatırdı diye  suçlayamazsınız. Eğer bir suçlu varsa  o bankanın faaliyet göstermesine izin verenlerdir. Siz bankayı açtırmışsınız, bankanın kurdelesini iktidar olarak kesmişsiniz, AKP'lli belediyelerin bu bankadan maaş vermesini sağlamışsınız, İstanbul'un 2 köprüsünün HGS ve OGS olarak adlandırılan geçiş kartlarını bu bankanın veznelerinden yatırttırmışsınız, yetmemiş her 2 köprünün çıkışına Bank Asya'nın gişelerini koydurtmuşsunuz. Adeta herkesi Bank Asya'dan alışveriş yapmaya, kredi çekmeye, kredi kartı almaya  zorlamışsınız. Burada suçlu olan varsa suçlu iktidardır.

Aynı şekilde bu gruba bağlı okullara çocuklarını gönderenler sorun yaşıyor... 
Bank Asya'da yaratılan mağduriyetle Fethullah Gülen Cemaati'ne ait olduğu okullara giden öğrencilerin yaşadığı mağduriyet aslında aynı. Her ikiside iktidarın sorumsuzluğundan ya da iktidarın sorumluluğundan kaynaklanan mağduriyetler. Ne zamanki 7 Şubat MİT krizi, 17- 25 Aralık operasyonları ortaya çıktı ve bu  iktidarın ilişkileri cemaatle bozulmaya başladıysa bu bankada o okullarda adeta suçlu ilan edildi. Şimdi o okullar Milli Eğitim Bakanlığı'nın denetiminden geçti, YÖK'ün denetiminden geçti. Üniversiteler, okullar açılırken AKP'li belediyeler ruhsatlarını verdi, okullar açılırken kaymakamlıklar bunların ruhsatlarını verdi. Bu okulların yapılabbilmesi için  başta İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları yeşil alanların konut alanına çevrilmesi için imar planlarında değişiklik yaptı, bu okulların hizmete girebilmesi için adeta AKP'liler canla başla çalıştı, kendi çocuklarını o okullara yolladı. Ama ne zaman ki kavga çıktı bu okullar suçlu ilan edildi. Burada suçlu aranıyorsa suçlu bunları teşvik eden, bunlara izin veren, AKP'lilerden başkası değildir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bile G20 Zirvesi dönüşünde "At izi, it izine karıştı, FETÖ ile alakası olmayanlar da FETÖ'cü olarak suçlanıyor" açıklamasını yaptı...
Cumhurbaşkanı çıkıp, 'Tanıdığınız FETÖ'cüleri ihbar edin, savcıya, kaymakama, polise yardımcı olun' açıklamasını yaparsa bu işin içinden çıkamazsınız. Cumhurbaşkanının büyük sorumluluğu var. Savcıların, polislerin tarihi sorumlulukları var. İhbar mektuplarıyla siz insanları göz altına alıp onların hayatını karartamazsınız. Zaten az önce de söylediğimiz üzere KHK adı verilen fermanlarla insanların hayatını karartıyorsunuz. Buna bir de açtığınız ihbar hatlarıyla katkı sunduğunuzda Türkiye'nin yarısı birbirini ihbar eder hale gelir ve toplumsal çatışma çıkar. Oysa ki 15 Temmuz sonrası  AKP'nin yapması gereken yeni bir çatışma ortamı yaratmak değil yeni bir uzlaşı ortamı yaratmaktır. Yaşanan süreç Ortaçağ'daki cadı avı operasyonlarını andırıyor. Cadı avı operasyonu cadı kazanına dönüştü ve herkes o kazanın  içine atılıyor. İktidar ve iktidar yandaşları da o kazanın altını habire ateşlemek ve odun atmakla meşgul. Bütün bir toplum şu anda acaba beni de FETÖ'ye bulaştırırlar mı korkusuyla yaşıyor. Ucuz olduğun için A 101'den alışveriş yaptığını söyleyen esnafımız, 'Oranın sahibi göz altına alınmış benim başıma da bir şey gelir mi?' diye korkuyor. Bu şekilde FETÖ operasyonlarından sonuç alamazsınız. Bunun adı; FETÖ operasyonlarını sistemli bir şekilde sulandırmaktır. Toplumun önemli bir kesimi bu operasyonların ciddi bir şekilde yürütüldüğüne inanmıyor. Atilla Taş'ı siz FETÖ'cü diye gözaltına alıp tutuklarsanız bu operasyonun darbe ile hesaplaşma operasyonu olduğuna toplumu inandıramazsınız. Cumhurbaşkanı'nın "At izi, it izine karıştı" lafı önemlidir, belli ki Cumhurbaşkanı'na da bu konuda çok sayıda şikayet geliyor. Dünyanın her yerinde siyasi davalar ne yazıkki bu hale dönüşür ve bir süre sonrada  kadük hale gelir, tıpkı Ergenekon, Balyoz, Oda Tv davası gibi.



Peki FETÖ ile mücadele neden sulandırılıyor?
Çünkü iktidar adeta bir paranoya ile hareket ediyor. Bize darbe yapıldı, yeniden darbe yapılacak paranoyası hareket eden her şeyi kendileri açısından tehlikeli olarak görmelerine yol açıyor. Bu ruh hali de iktidarın sürekli yanlış yapmasına yol açıyor. İktidar şu anda  yanlış üstüne yanlış yapar bir vaziyette. Umarım 15 Temmuz'dan sonra arabayı duvara çarpmazlar. Ama ne yazıkki şu anda iktidar arabası hızla Çin seddine doğru ilerliyor.

15 Temmuz'dan sonra 7 Ağustos mitingi ile milli bir ruh yakalandı. Fakat zaman zaman tartışmalar oluyor, iktidarın bu milli ruhu istismar ettiği söyleniyor...
AKP iktidarı 15 Temmuz sonrası oluşan havayı ve 7 Ağustos'ta Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'nun katıldığı mitingi Yenikapı Ruhu olarak yansıttı. Evet, oabilir. Türkiye'de yeni bir sürecin işaretiydi bu. Belkide dünya tarihinde görülmemiş bir mitingdi. Cumhurbaşkanının, iktidar partisinin, meclis başkanının, genelkurmay başkanının, ana muhalefet partisinin ve diğer muhalefet partisinin  katıldığı bir miting dünya tarihnde sanırım yok. Buna Yenilkapı Ruhu adı verildi ki bu bir fırsattı. Türkiye açısından toplumsal ayrışmaların ortadan kaldırılmasının, çatışma ortamının yok edilmesinin miladı olabilirdi. Yenikapı Ruhu olarak adlandırılan süreç AKP tarafından ne yazıkki istismar edildi ve kısa sürede çürütüldü. AKP Yenikapı Ruhu adı altında ruhumuzu onlara teslim etmemizi istedi. Biz Yenikapı ruhu derken herkes gelsin ruhunu Tayyip Erdoğan'a ya da iktidar partisine teslim etsin diye bir şey anlamadık. Bizim ruhumuzu teslim etmemizi istiyorlar. CHP eğer ruhunu AKP'ye veya saraya  teslim edecekse bizim siyasete varlığımızın bir anlamı yok. AKP Yenikapı ruhunu istismar ettiği için Türkiye ne yazıkki 15 Temmuz'dan sonra  daha kötü bir sürece girdi. AKP 15 Temmuz öncesi yapmaya cesaret edemediği icraatları da  fırsat bu fırsat diyerek gerçekleştirmeye çalışıyor. Bunun bir örneği de yeni 14 bin öğretmenin işten atılacağı. AKP kendisine muhalif olan kim varsa olağanüstü halin kendileri açısından yarattığı fırsatı değerlendirerek ortadan kaldırmaya, üzerinden bir buldozerle geçmeye çalışıyor. 14 bin öğretmenin suçu nedir? Bu 14 bin öğretmen AKP'ye oy vermemiş, iktidar partisini de  desteklemeyecek olan öğretmenlerdir. Bu öğretmenlerle ilgli hangi somut kanıt ellerinde var da  PKK terör örgütüne yardım ettikleri iddiasıyla görevlerinden el çektirilecekler. Ben buradan başka bir bilgi daha vereyim; İktidar partisi sadece 14 bin öğretmeni değil 63 bin polisi de işten atmaya hazırlanıyor. Yeni bir bilgi bu. 63 bin polis daha önümüzdeki süreçte atılacak. İktidar aklınca kendi deyimiyle terörle hesaplaşırken yeni bir terör dalgasınında zeminini yaratıyor.

Peki Türkiye nereye gidiyor?
Yayınladığınız KHK'larla  insanları işsiz bırakmakla kalmıyor, aynı zamanda o insanların hayatını  karartıyorsunuz. Artı bu kararnamelerle özel sektörde çalışmanın bille önü kesiliyor. Yani bu insanlara adeta ölün deniyor. Şimdi siz kamu kurumundan atıldınız, mesleğiniz var  ama özel sektördede çalışamıyorsunuz. Sizin yüzünüzden eşinizde görevden alınıyor. Siz bu insanları açlığa dolayısıyla ölüme mahkum ediyorsunuz ve bu insanların ne yapacağına ilişkin sosyal bir politikanız yok. AKP büyük bir sosyal yara açıyor. Kolay kolay kapanmayacak büyük travmalara yol açacak bir sosyal yara açıyor. Bakın daha dün medyaya yansımadı ama partimize gelen somut 2 bilgiden bahsedeyim, dün işten atılan 5 kişi intihar girişiminde bulundu. Bunların 2'si hayatını kaybetti 3'ü hastanede tedavi görüyor  Bunlardan biri öğretmen, bir diğeri kamu kurumunda çalışıyor. İntihar girişimleri başladı. Çünkü insanlar işine güvenerek ev taksitine girmiş, kredi kartı kullanmış, araba almış, çocuğunu okula yazdırmış. Siz bu insanları elinizde hiçbir somut delil olmadan görevden alıyorsunuz, işten atıyorsunuz, haklarında terör örgütüne yardım ettikleri iddasıyla ceza soruşturması açıyorsunuz ve bu insanları toplumdan yalıtırken aynı zamanda ölüme mahkum ediyorsunuz. Böyle bir tablo hiç bir akıllı bir iktidarın ortaya  koyacağı bir tablo değildir.

Sürekli eleştiriyorsunuz. Bu sorunun çözümü nedir?
Çözüm Cumhurbaşkanı'nın Anayasa'nın 104. maddesine göre yetkisini kullanıp tüm partileri bir araya getirerek bir çıkış yolu bulmasıdır. Bunun en önemli yolu en önemli aracı da bir milli mutabakat hükümetidir. AKP iktidarı iktidarı paylaşmayı öğrenmediği taktirde Türkiye'nin devasa sorunlarının altından kalkabilmesi mümkün değildir. Çünkü kendisine oy vermeyen herkes iktidarın yaptığı her icraatı kuşkuyla karşılamaktadır. Siz eğer Türkiye'yi bu beladan kurtarmak istiyorsanız herkesin üzerinde uzlaşabileceği, toplumun en geniş kesimlerinin temsil edildiği bir milli mutabakat hükümeti kurmak ve bunu hayata geçirmek zorundasınız. Aksi taktirde AKP yüzde 49,5 oy almış olsa da Türkiye'yi yönetebilme yeteneği yoktur.



Milli mutabakat hükümeti diyorsunuz, 15 Temmuz'dan sonra kurulan darbe komisyonu çalışmıyor...  
Darbeye ilişkin komisyon muhalefetin ısrarıyla kuruldu. AKP iktidarı bu komisyonun kurulmasını istemiyordu. Komisyon araştırmasından ancak siyasi bir sonuç çıkarır. AKP darbe komisyonunun ortaya çıkaracağı siyasi sonuçtan korktuğu için komisyonun çalışmasını istemiyor. Çünkü AKP iktidarı yaşanan sorunlar masaya yatırıldığında FETÖ adlı oluşumun kendisini işaret edeceğini ve darbeye giden yolun bizzat AKP tarafından tertip edildiğinin ortaya çıkmasından korkuyor. FETÖ'yü CHP icat etmedi, FETÖ'yü MHP icat etmedi. FETÖ denilen yapı AKP'nin 14 yıllık iktidarında kurumsallaştı.

Şu anda tek dokunulmayan kesim siyaset. Siyaset ne kadar daha gözardı edilecek, CHP bu konuda ne yapacak?
AKP bu konuda net bir tavır alamıyor net bir adım atamıyor, çünkü attığı an partinin yüzde 60'ı 70'i bu meseleden doğrudan etkilenmiş olacak ve belkide AKP 'yi çatlatacak bir sürece girilecek. O yüzden bu operasyonun derinleşmesini istemiyorlar. AKP içinde değil de AKP dışında kalan kesimlere yöneliyorlar. Şu ana kadar MHP, CHP bu süreçten etkilendi, FETÖ'ye ilişkin soruşturmalar CHP 'ye MHP'ye uzatıldı ama AKP 'ye bir türlü uzanamıyor. AKP bunun önünü bir şekilde kesiyor. Ama bunu siz nereye kadar kesebilirsiniz?

CHP Lideri Kılıçdaroğlu hükümetin elinde bulunan bir darbe kitapçığından bahsetti. Bu kitapççık  hakkında ne söyleyeceksiniz?
Bu kitapcığı iktidar yetkilileri Genel Başkanımıza söylemişler, böyle bir kitapçık var ve onda da darebenin siyasi ayağına ilişkin isimler yazıyor demişler. Şimdi gazeteciler bu soruyu başbakana soracağına Kemal Kılıçdaroğlu'na soruyorlar.

Ak Partililer Efkan Ala'yı sevmiyordu!
Efkan Ala'nın istifasına dair düşüncelerinizi alabilir miyiz? 

Efkan Ala'nın istifasının bir çok sebebi var.  Bir kere en başta Efkan Ala'nın çok başarısız olması ve parti tabanının özellikle AKP tabanının son dönemlerde artan terör eylemleri karşısında hükümetin yetersizliğinden şikayet etmesi. Elazığ, Van, Gaziantep saldırıları Sayın Genel Başkanımıza yönelik Artvin'de gerçekleştirilen saldırının önlenememesi Efkan Ala'nın görevden alınmasındaki etkenlerden bir kaçıdır. Ama Efkan Ala'nın görevden alınmasının en önemli sebeplerinden biri de FETÖ operasyonlarının saray tarafından yeterince hızlı olmamasıdır. Yani saray şu anda süren operasyonların yeterli olmadığını ve yavaş gittiğini ndüşünüyor. Ayrıca Başbakan Binali Yıldırım'la  ufak tefek anlaşmazlıkları olduğu biliniyor. Bütün bunları üst üste  koyduğunuzda Efkan Ala görevden alındı, kimi getirdiler Süleyman Soylu'yu. Süleymen Soylu şimdi yeni bir yapılanmaya gidecek, sanırım Mehmet Ağar'la da yakın ilişkileri var. Mehmet Ağar'la birlikte emniyeti, valiliği yeniden biçimlendirecekler ve FETÖ operasyonları daha da hızlanacak. 
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.