Kayınvalidemin bereketi kapıları açtı

Elif Algün Er

Elif Algün Er



RÖPORTAJ: Emek Karakaş 23 Haziran 2015, 11:02

 Kayınvalidesine bakması için tuttuğu Özbek yardımcının önerisiyle önce evlere sonra da kurduğu firmayla restoranlara Özbek mantısı satmaya başlayan Elif Algün Er, kadın girişimciliğinin en güzel örneğini teşkil ediyor. Birbirini izleyen tesadüflerle kurduğu Afra Özbek Mantısı'nın bugün bir marka haline geldiğini söyleyen Er, “Hz. Allah bana şans kapılarını açtı. Ben bu işi kayınvalidemin bereketine bağlıyorum” diyor

Amacım bİr üretİm fİrması ya da restoran kurmak değİLdİ. Kendİmİ şeflerİn arasında bulunca bİraz tedİrgİn olmadım değİl. Ama başaracağım dedİm ve başardım

Kayınvalİdemİn 8 kızı ve 2 oğlu var, ona bakmayı ben İstedİm. Buna talİp olmasaydım belkİ böyle bİr lezzetle hiç tanışmayacaktım bİle. Ben bu İşİ kayınvalİdemİn bereketİne bağlıyorum

Elif Algün Er'in hikayesi adeta 'Allah yürü ya kulum demiş' sözünün pratiğe dökülmüş hali. Tesadüfler zinciriyle bugün onlarca restoran ve cafeye Özbek mantısı satan Er'in hikayesi cesaret, şans ve kararlılığın her işin başı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Hemen hemen her ev hanımı gibi çocuklarını büyüttükten sonra 'bir iş yapayım' düşüncesiyle evinden tanıdıklarına Özbek mantısı satmaya başlayan Elif Algün Er, 2 ay içinde bir katında üretim merkezi ve restoranı bulunan bir firmanın sahibi olmuş. 15 yıldır kayınvalidesiyle birlikte oturan Er, “Kayınvalidemin 8 kız, 2 de erkek evladı var ama ona bakmaya ben talip oldum. Bana yardımcı olması için aldığım Özbek yardımcımın öneresiyle Özbek mantısı yapmaya karar verdim. Hz. Allah bana şans kapılarını açtı ve 2 yılda marka haline geldim. Bir gelin olarak kayınvalidesine hizmet etmeye talip olmasaydım belki böyle bir lezzetle hiç tanışmayacaktım bile. Ben bu işi kayınvalidemin bereketine bağlıyorum” ifadesini kullandı. 

Daha önce çalışma hayatında bulundunuz mu?
Düzce doğumluyum. Evliyim. Bir oğlum, bir kızım var. Beykent'te oturuyorum. 2 yıldır da gıda sektöründeyim. Daha önce çalışmadım. Ben durumumu milattan önce, milattan sonra olarak değerlendiriyorum. İki sene öncesinde ev hanımıydım. Çocuklar büyüyünce bir şeyler yapmak istiyordum. Ama hep eğitim sektöründe bir şeyler yapmayı planlıyordum. Bambaşka bir şey çıktı ortaya. Şu anda ise gıda üreten bir firmanın sahibiyim. 

Bu hikayenin başlangıcı nasıl oldu?
Dediğim gibi her ev hanımı gibi çocuklar büyüyünce ben de bir şeyler yapmak istedim. Ben 15 yıldır kayınvalidemle beraber yaşıyorum. Onun rahatsızlıkları var. Yatağa bağlı maalesef. Ben de ona bakması için evime Özbek bir yardımcı aldım. O da karşıma Özbek bir ahçı olarak çıktı. Onun yaptığı lezzetlerle tanışınca ve aklımda hep bir şeyler yapmak olunca; bir gün 'neden ev hanımlarına Özbek mantısı yapıp satmıyorum' diye düşündüm. O an trafikteydim, frene basıp; yardımcıma telefon açtım ve 'ben iş kuruyorum, Özbek mantısı yapacağız. Bir hanım daha getirttir. Biriniz yapacak, biriniz de evlere götüreceksiniz' dedim. Akşam eve geldiğimde, bir Özbek kadın daha vardı. İkinci bir kadını görünce benim biraz renk filan gitmiş galiba. Çünkü iş bu kez ciddiye binmişti. Yardımcım isterseniz, gönderelim dedi. O an karar verdim, bu işi yapacaktım. 
İsim yok ama müşteri var

Kararı vermek, başarmanın yarısıdır derler...
Kararımı verdim. İyi bir sosyal çevrem de var ama kime diyeceksin 'gel benden mantı al' diye. Elime kağıdı kalemi alıp, mantıyla ilgili bir şiir karalamaya çalıştım. Ertesi gün bu şiirin de yazılı olduğu bir broşür bastırmak için bir reklamcıya gittim. Reklamcı da gıda sektöründen geliyormuş. Özbek mantısının farkını sordu, anlattım. O sırada bizim bölgede kafeteryası olan iki kişi de geldi. Reklamcı beni tanıttı, Özbek mantısı yaptığımı söyledi. Onlar da bilmiyormuş, ben onlara da anlattım. Güzel güzel anlatınca 'Elif Hanım bunu bize tattırman lazım' dediler. Yardımcım evde yaptığı mantıdan getirdi, reklamcının komşusu olan restoranda pişirdik ve sunum yaptık. Hepsi bayıldı. 'Biz kaynat kaynat pişmeyen, içinde eti olmayan mantılardan bıkmıştık' diyen restoran sahipleri haftada 10 kilogram kendileri için üretmemi istedi. Benim el broşürü bastırmak için gittiğim yerde Hz. Allah bana iki tane restoran nasip etti ve olay bambaşka bir şey oldu. 

Daha isim filan yok ama...
Aynen... Broşür, kartvizit yaptırıcağım ama isim yok. (gülüyor) Orada adını ne koyacaksın, bu lezzet iyi noktalara gelir dediler. Adı Afra olsun dedim. Sonra arabaya bindim. Bir baktım el broşürüm var, kartvitim var, iki tane ürün verebileceğim müşterim var. (gülüyor) Bir anda ne olduğunu anlayamadım açıkçası. Ama bir taraftan da çok mutluyum. Eşim Beylikdüzü Medicana'da doktor. Onu aradım ve ben bir iş kurdum dedim. Adamın hiçbir şeyden haberi yok halbuki. Olanları anlattım, Medicana yönetimine de bir sunum yapayım dedim. İlk başta kabul etmek istemedi ama 10 dakika içinde tamam cevabı almazsan kendim ararım diye tehdit ettim. (gülüyor) Biraz sonra aradı, 'senden 5 buçuğa, 45 kişilik mantı istiyorlar. Ne yaparsan yap' deyip telefonu kapattı. Ben apar topar, yardımcılarımla birlikte sunumu yetiştirdim ve onlar da çok beğendi. Onlar da almaya karar verdi; bir gün içinde etti mi üç yer... İşte o zaman bu iş tutacak ve ben bu işi yapacağım dedim. Etrafımdaki kafeleri gezdim ve bir hafta içinde evimde 5 tane kadın çalıştırmaya başladım. 

Restoranı ne zaman açtınız?
25 gün geçti, iş bayağı arttı. Ama bu işi daha güzel biçimde yapmamız gerekiyor, evden üretim olmaz diye düşünüp yer aramaya başladım. Üstelik bir tarafımız sağlıkçı, hijyen kuralları var, gıda daha hassas, itinalı bir şey... Temizlik bir ortamda hem de insanların gelip yiyebileceği bir yer yapalım dedik ve burayı tuttuk. Burada hem üretim hem de restoran hizmeti veriyoruz. 25 günün sonunda kendimi bir firma sahibi olarak buldum.


Açılış büyük olay oldu

Açılışa Özbekistan Büyükelçisi de gelmiş. Bunu nasıl ayarladınız?
Ben burayı ararken eşim bana destek olmak adına Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimova'ya 'biz Özbek mantısı imal ediyoruz, restoranımızda sizin yemek kültürünüzü tanıtıyoruz. Vatandaşlarınızdan da çalıştırıyoruz. Tarafınızdan maddi manevi desteklerinizi rica ederiz' şeklinde  bir mail atmış. Hatta bu maili birkaç defa göndermiş. Bir gün beni Özbekistan İstanbul Başkonsolosu'nun asistanı beni aradı. Mail geldiğini söyledi. Konuyu tekrar kendilerine anlattım ve başkonsolosu davet ettiğimi söyledim. Ama bir taraftan da acayip kaygı duyuyorum. Ben bu işe evden servis yapacağım diye girdim. Amacım bir üretim firması ya da restoran kurmak değildi. Kendimi şeflerin arasında bulunca biraz tedirgin olmadım değil. Onlardan biri çıkar da 'bunun Özbek mantısıyla alakası yok' derse; ne yapacağım... Hayır deme şansım yok. Çünkü işler o kadar hızlı gelişti ki Özbekistan'a gidip yerinde görüp, tatma gibi bir şansım olmadı. Artık yapacak bir hiçbir şeyim yok. Başkonsolos geldiğinde bu işin doğrusu eğrisi ortaya çıkar diye düşündüm. Başkonsolos yanında üç yetkiliyle birlikte geldi, kendilerini ağırladık. Ve yemeklerimizin tadlarını çok beğendiler. Ben o anda ondan aldığım elektrikle Özbekistan Büyükelçisi'ni davet etmek istediğimi söyledim. Çok güzel karşıladı ve büyükelçiye telefon açtı. Bir İstanbul ziyaretine denk getirirlerse olur cevabı verdi. Aradan 15 gün geçti, Perşembe günü İstanbul Başkonsolosluğu'ndan aradılar. Büyükelçi Cumartesi günü İstanbul'da olacak, hazır olursanız açılışınızı yapacak dediler. Ben 'elbette' dedim ama telefonu kapattıktan sonra 10 dakika kendime gelemedim. 

Sadece iki gün var... 
Evet, sadece iki gün var ve ben ömrümde böyle bir şey yaşamadım. Hemen ilk gittiğim reklamcıyı aradım ve bir saat içinde davetiye basmasını söyledim. 1 saatte olmadı ama 2 buçuk saat sonra davetiyeler elimdeydi. Aldığım gibi Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün'e gittim. Kendisiyle buraya ruhsat alırken tanışma fırsatım olmuştu. Şansıma makamındaydı ve kendisini bizzat davet ettim. Büyükelçinin geleceğini öğrenince, bölgedeki tüm mülki amirleri davet etmemi tavsiye etti. Ben daha önce gitmediğim yerlerdi ama tek tek arayıp bularak Büyükçekmece, Beylikdüzü'ndeki tüm idarecilere davetiye bıraktım. Hepsi de çok olumlu karşıladı. Bu arada bir de organizasyon firmasıyla anlaştım. Bu arada Özbekistan Cumhuriyeti Başkonsolosluğu'ndan açılışa Tacikistan, Tataristan, Kırgızistan, Hindistan başkonsoloslarının da katılacağını bildirdiler. Hasan Akgün, bunu öğrenince Allah razı olsun çok yardımcı oldu. Bölgeyi trafiğe kapattı, yolları yıkadı, temizledi. Özbekistan Büyükelçisi gelirken bizim İbrahim Tatlıses gibi kendilerinde meşhur olan Hasıla isimli bir sanatçıyı getirdiler. Burda birde konser verildi. Yani hiç düşünmeyeceğim, tahmin edemeceğim bir açılış oldu. 

2 yılda sektörün markası olduk

Bütün bunlar 2 yılda mı oldu?
Evet, 15 Şubat'ta ikinci yılımızı doldurduk. Şimdi adımız 'markaların lezzetçisi'ne çıktı. Şu an Dilek Pastaneleri, Nossa Cafe, Chocolate gibi birçok yerin mantılarını biz veriyoruz. Burası toptan üretim firması, aynı zamanda da yerinde sunum restoranı. Şimdi hedefim Afra Özbek Mantı Cafe Restoranlar açmak. Çok ortaklık teklifi aldım. Bunları da değerlendiriyorum ama çok çilesini çektim. Kendim götürebildiğim yere kadar götürmek istiyorum. 

Biz Kayseri mantısı biliriz, Sinop mantısı biliriz. Ama Özbek mantısını duyanımız çok azdır. Farkı ne diğer mantılardan? 
Özbek mantısı bir kere hamur olarak çok farklı. Döve döve yoğrulan bir hamura sahip. Yani yoğrulan hamur 30 santimetre olarak açılıyor, bir saat dinlendikten sonra mermere çarpa çarpa tekrar yoğuruluyor, tekrar açılıyor. Dolayısıyla ince bir hamura sahip ve dinlendiği için yağı hiç çekmiyor. Suda da çok çabuk pişiyor. Bizim 5 dakikada sunuma hazırlanan bir mantımız var. 

Başka çeşitler var mı?
Kendi buluşumuz olan cips mantımız var. Suda pişmiyor, yağda kızartılıyor. Yağ çekmediği için de çok hafif... Bizim donmuş olarak sattığımız mantıdan müşteriler tek ürün alıp iki ayrı lezzet elde ediyor. Suya atıp pişirdiklerinde mantı, yağa atıp kızarttıklarında cips... Biz burada mantı ağırlıklıyız ama Özbek pilavımız da var. Köfte de yapıyoruz. Fırınımız da olduğu için alternatif olarak pide – lahmacun da devreye girdi. Ama benim esas işim üretim. Biz bununla isim yapıyoruz. İstanbul'da Özbek mantısı olarak ilk kafe restoranlara giren, Orta Asya mutfağını tanıtan firma biziz. Ahçılarımız da ödüllü. Bunun yanında bir ev hanımı olarak etrafımdaki 15 ev hanımına istihdam sağladım. Tabi bunun verdiği gurur da ayrı. Bu işe planlamadan ve çok tecrübesiz başladım. İşi öğrene öğrene devam ettim. Biraz çarpıla çarpıla gidiyoruz diyebilirim. Ama yine de 2 yıl gibi kısa bir sürede bir marka haline gelmek çok mutluluk verici.

Kayınvalidemin bereketi

Kadın girişimcilerin en güzel örneklerinden biri sizsiniz. Biraz da tesadüflerle yol almışsınız. Eğer kartvizit bastırmak için gittiğinizde o iki restoran sahibi orada olmasaydı belki bu noktalara gelmeyecekti.
Ben burada; bir insanın adının bir yerde anmanın ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Onun önünü neler açabileceğini öğrendim aslında. Orada o iki restoran sahibi olsa dahi reklamcı ağabey beni onlarla tanıştırmasaydı; belki benim bu sürecim bu kadar hızlı ilerlemeyecekti. Yani bir insanın adının onunla alakalı yerlerde anılıp anılmasının ona çok kapılar açacağını öğrendim. Ben de artık buna dikkat ediyorum ve bir şeyler yapmak isteyen birileri varsa denk gelen bir ortamda muhakkak ondan bahsediyor ya da tanıştırıyorum. Öte yandan ben olaya başka türlü de bakıyorum. Kayınvalidemin 8 kızı ve 2 oğlu var, ona bakmayı ben istedim. Hem bizim yanımızda bir büyük olsun, hem çocuklarımız bir büyüğe bakıldığını hizmet edildiğini görsünler. Onlara örnek olalım. Hem de bereketi olur diye düşündüm. Ona bakmak için yanıma aldığım kadının bana verdiği bir fikir ile başladı bu işler. Bir gelin olarak kayınvalidesine hizmet etmeye talip olmasaydım belki böyle bir lezzetle hiç tanışmayacaktım bile. Ben bu işi kayınvalidemin bereketine bağlıyorum.

Sizin bu işe girmenize daha doğrusu bu kadar büyütmenize eşiniz ve çocuklarınızın tepkisi nasıl oldu? Sonuçta siz bir evhanımı olarak onların her şeyiyle ilgilenirken şimdi iş kadını olarak çok ilgilenme fırsatı bulamayabilirsiniz. 
Çok doğru, 7/24 çalışıyorum. Hiç mesai kavramım kalmadı. Allah'tan şöyle bir avantajım var; çok düzenli, düzgün, alt yapısı sağlam bir aile kurmuşuz. Eğer o sağlam temeller üzerine kurulmasaydı, şu fırtınalı dönemde çok başka noktada olabilirdik. Onlar bir annenin evde varlığını, annenin anneliğinin ne olduğunu çok güzel biçimde yaşadılar. Eşim de öyle, ev hanımının ne olduğunu biliyor. Çok da güzel yaşatmışım zamanında. Bu sebepten şimdiki süreçten çok şikayetçi değiller. Fedakarlıkları şu an onlar yapıyorlar. Hepsi destekçim. 

Ben bir lokantada kadın işletmeci ya da aşçı varsa gönül rahatlığı ile orada yemek yerim. Daha temiz olduğu hissi verir. Siz ve sizin gibi kadınları sektöre girmesiyle erkek işletmecilerde de değişim yarattı mı?
Maalesef böyle bir gerçek var. Tarım İl Müdürlüğü'nden kontrole gelenler 'Elif hanım sizden gittikten sonra erkek işletmecilerden verdiğimiz belgeleri toplamak istiyoruz' diyorlar. Ben de kimi zaman mutfaklara giriyorum, inanın bazen çok vahim manzaralarla karşılaşıyorum. Ama kadınlar sektörde çoğaldıkça erkeklerde de değişim oluyor.

Ben de kayınvalide adayıyım
15 yıldır kayınvalidesiyle oturan Elif Algün Er, bakmaya kendisinin talip olduğunu belirterek, “Gelinler kayınvalideleriyle oturmak istemezler aslında... Ama ben öyle düşünmüyorum. Kadınlar bugünün genç kadını, yarının gelini, sonra annesi, ilerleyen zamanda da kayınvalidesidir. Bu açıdan ben de bir kayınvalide adayıyım. Onlara bakmayı da biz evlatların vazifesi olarak görüyorum. Bir de 'hizmet eden, hizmet görür' disturuyla hareket etmeye çalışıyorum. İnsanlar hizmet ettiğini düşünürler ama bence değil. Biz onlara hizmet etmiyoruz, kendimize hizmet ediyoruz. Hizmet eden kendine bir yer edenir. Ben de bu şiarla hareket ediyorum” diye konuştu. 

KELİME OYUNU
Aile: Temel, huzur, güven
Çocuk: Sevgi
İstanbul: Aşk
Türkiye: Sevda
Geçmiş: Mutluluk
Bugün: Yoğunluk
Gelecek: İdeal
Kadın: Hayat
Siyaset: Olmazsa olmaz
Muhalefet:  O da 
olmazsa olmaz
İktidar: Güç
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.