Kemal Şimşek: Şapkayı önümüze koyup düşünme zamanı geldi

Kemal Şimşek

Kemal Şimşek



RÖPORTAJ: Emek Karakaş 14 Mayıs 2015, 08:23

Emniyete yönelik yapılan operasyonlarında görevden alınan polisler tarafından kurulan Çağın Mağdurları Derneği, tüm mağdurların sesi olma iddiasında. Dernek kurucularından Av. Kemal Şimşek, «Ülke hukukunun ayaklar altında olduğu bir dönemden geçiyor. Böyle bir süreçte zamanında Ergenekon’u destekleyenlerin de bugün emniyet güçlerine yapılan operasyonu destekleyenlerin de bir kez daha düşünmesi gerekiyor. Çünkü bu ülke patlarsa hepimiz o enkazın altında kalırız» dedi.

Kurucu Başkanlığı'nı 17 – 25 Aralık Operasyonları sonrasında görevden alınan ve geçtiğimiz 20 Nisan'da tutuklanan İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube eski Müdürü Nazmi Ardıç'ın yaptığı Çağın Mağdurları Derneği, tüm mağdurların sesi olma iddiasıyla yola çıktı. Kurucuları arasında ihraç edilen polislerin yer aldığı derneği ve amacını kurucular arasında yer alan Avukat Kemal Şimşek ile konuştuk.

Şimşek, “Biz Berkin Elvan’ın ailesinden, Hrant Dink’in ailesinden, Cumartesi annelerinden, Soma’daki mağdurlardan aklınıza ne geliyorsa, sadece 17-25 polisleri, emniyet teşkilatı değil, her türlü mağdurun sesi, temsilcisi olma noktasında faaliyetlerimiz olacak” diye konuştu.

En başta şunu sorayım, derneği neden açamadınız?
Derneğimiz resmi olarak kuruldu. Ama açılış kokteylimizi yaptırmadılar. Açılışımızdan bir gün önce Kurucu Başkanımız Nazmi Ardıç gözaltına alındı, sonra da tutuklandı. Buna rağmen biz açılışı yapma kararını verdik. Daha sonra başka bir otel ile anlaştık ama oraya da baskı yaptılar ve iptal etmek zorunda kaldık. Şu anda açılış yapacağımız mekan arayışımız devam ediyor. Biz mutlaka açılışımızı yapacağız, bundan geri adım atmak yok.

Mağduriyet çok geniş bir kavram. Böyle bir derneği kurma fikri nereden çıktı?
İsmimizde 'çağın mağdurları' tabirini kullanmamız büyük ilgi çekti. Ama isimle ilgili bir değişikliğe gidebiliriz. Çünkü çağ kavramı çok geniş bir perspektif çizdi. İşin ciddiyetine belki olumsuz etki verir diye düşündüğümüz için değişiklik yapabiliriz. Niye kurulduğumuza gelince, olağanüstü bir dönem yaşıyoruz. Özellikle 17 – 25 Aralık sürecinden sonra aşama aşama geldiğimiz noktayı hep beraber görüyoruz. Suçüstü yakalanmış siyasal iktidarın bir takım ayıp ve günahları ortaya çıkınca gösterdiği karşı refleks, bunun için hukuk dışına çıkmış olmaları, aslında büyük bir devlet aygıtını gücünü elinde bulundurup da hukuksuz yöntemlerle kendi ayıplarını örtmeye çalışmaları ortaya ilginç bir fotoğraf çıkardı. Bunu aslında Gezi Olayları'ndan bile alabiliriz. Çünkü Gezi bir sonuçtur, sebep değil. Taksim'e AVM projesi bardağı taşıran son damla oldu. İnsanların orada tepki gösterdikleri 'yeter artık şehri bu kadar boğmayın, yeşilimizi bu kadar katletmeyin, Beyoğlu’nun özünü bozmayın'dı. Bunun ötesinde 12 yıllık iktidarın insanların hayatına direk müdehale eder hale gelmesiydi. 12 yıl muktedir olan, her sözü geçerli, herkese sözünü geçirmiş bir iktidardan bahsediyoruz. 12 yıllık iktidar döneminde içki ve sigara yasağa bu geldi ama istatistiklere baktığımız zaman katlayarak devam eden içki ve sigara tüketimi var. Ya da dindar nesil diyorsunuz ama maksadınızın aksiyle sonuçlar doğuyor. Ben samimi olduklarına inanmıyorum. Tamamen kendi ifadeleriyle insanları ütüp şekli anlamda insanların gözünü boyama kaygıları var. Onların dini kaygıları olduğunu zannetmiyorum. Onların tek derdi oy ve makam kaybetmemek. Son dönemde de bu çok açık, anketlerde düşüşleri gördükçe dini argumanlara sarılmaları bana çok samimi gelmiyor. İmam hatip konusu bile ne kadar istismara uğramış konu...

Gezi ilk suçüstüydü

Nasıl bir istismar?
Anadolu liselerini ikiye bölüp bir tarafta yirmi kişilik sınıflarla imam hatip kurup da insanlar çocuklarını imam hatip altında yetiştirmek zorunlulu getirilmesi büyük bir istismar. Öteki tarafta imam hatibe 60 – 70 kişilik sınıflara mahkum ettiğiniz zaman insanlar tepki koyar. Okulun bir yarısını imam hatip yapıp oraya bütün imkanları verip de öteki tarafa ne olursa olsun deyip oranın cazibesini düşürüp insanları oraya mahkum etmek toplumu bölmektir. O zaman niyet sorgulanır. Son iki senedir kullanılan argümanlara baktığınız zaman toplumu bölmeye dönük, kendi tabanını kemikleştirip, karşı tarafı yok etmeye yönelik ifadelerle politika yürütülürse toplumda bunun dışavurumu gerçekleşir. İşte Gezi, bu dışavurumlardan biriydi. Onu da bastırmak için ve toplumun desteğini almak için yine camide içki içtiler, başörtülü kadının üzerine idrarlarını yaptılar gibi aynı argümanları kullandılar. Bunların yalan olduğu ortaya çıktığında çok zor durumda kaldılar. İlk suçüstü yakalanma halleri bence budur.

İkincisi de 17 – 25 Aralık mı?
17 – 25 Aralık da bir sonuçtur bence, sebep değildir. Artık minare kılıfına sığamamıştır. Yani minareyi çalmışsınız ama her yerinden patlak veriyor. Bu insanlar sonuçta emniyetçi, savcı ve hakim talimatıyla iş yapıyorlar. Zincirin son halkası aslında bunlar. Bu işte inisiyatif sahibi olanlar savcılar. Çünkü dosyanın sahibi savcıdır, hakim de karar vericidir. Bir tane dosyada hakim savcı kararı olmadan yapılmış bir eylem gösteremediler. Suçüstü yakalanmışlığın verdiği tepkiyle hukuk filan tanımadılar. Kır kapıyı al adamı, gerekirse biz o hukuğu arkasında yaparız gibi mantıkla gittikleri, anayasayı da delik deşik ettikleri için ortada artık bir hukuk devletinden söz etmek lüks oldu. Bunun yanında ayıplarını örtmek için daha yüksek yalanlarla, daha büyük aksiyonlar gerçekleştirdiler. Dikkat ederseniz her operasyon bir gündem sıkışmasından sonra yapıldı. 22 Temmuz operasyonları bir kırılma noktası oldu. Çünkü toplumun dini hassasiyetlerinin olduğu Ramazan'da bir sahur vakti yapıldı. Toplum buna büyük refleks gösterdi. Hukukun uygulanma şekline tepki gösterdi.

Gördük ki mağduriyetler bitmeyecek

Nasıl bir şekil?
Bu insanlar kaçmıyor, birçoğu kendi ayaklarıyla geldi. Ki Fuat Avni isimli internet fenomeni iki gün önce operasyon düzenleneceğini söylediği halde bu insanlar ellerinde çantayla evlerinde bekledi. Hatta benim müvekkilim Murat Çetiner, emniyette kayıtlı adresinde bulunmayınca internetten konum attı. Gözaltı süresi aşıldı. Artık yasa filan tanımayınca, biz gücüz ne dersek o olsun mantığıyla hareket edince, uluslararası kurallar dahi ihlal edilince tepki aldılar. Bununla da kalmadı 50 bine yakın emniyet personeli kışın ortasında sürüldü. Eşleri, çocukları perişan oldu. Biz baktık ki bu mağduriyetler bitmeyecek, derneği kurmaya karar verdik.

Bahsettiğiniz operasyonlar öncesinde Türkiye'de Ergenekon, Balyoz gibi operasyonlar yaşandı. Cemaatçi olarak nitelendirilen kesim bu dönemde hükümete büyük destek verdi. Aynı destek Gezi döneminde de görüldü. Peki 17 – 25 Aralık sonrasında emniyetçilere yönelik operasyon düzenlenmemiş olsaydı böyle bir dernek kurulma ihtiyacı hissedilecek miydi?
Burada bir mağduriyet dile getiriliyorsa samimi olmak lazım. Berkin Elvan da bir mağdurdur, Cumartesi anneleri de mağdur olmuştur. Bir dönem bu emniyetçilerin yaptıkları operasyonlardan mağdur olmuş insanlar belki 'oh olsun' diyordur. Ki bu da çok normal. Ama artık Ergenekon, Balyoz gibi operasyonları destekleyenlerin de külahını önüne koyun muhasebe yapma zamanı geldi. Toplumsal anlamda varsa oranın hatasını konuşmak lazım. Bu platform biraz da bu işe yarayacak. O dönemin mağdurları varsa onların da bu platformda seslerini dile getirmek için zemin hazırlanacak.

Enkazın altında hepimiz kalacağız
Toplum bu kadar kutuplaşmışken sizin dediğiniz şey sanki bana biraz ütopya gibi geliyor. İnsanlar artık empati yapmak yerine 'oh olsun' diyor.Bunun bir ütopya olmadığını son geldiğimiz noktada artık görmeye başladık. Neden derseniz, bir hukuksuzluk dışına çıkılmışsa, aslında bu tabiri kullanmak istemiyorum ama bir yılan önüne geleni yemeye başlayıp daha da güçlenip karşısında güç tanımaz hale geldiğini görünce oh olsun diyenler de belki dönüp de bize zehrini şırınga edecek düşüncesi hakim olmaya başladı. Bakın artık Ergenekon'da, Balyoz'da mağduriyetlerini dile getiren insanların artık başka bir hukuksuzluk karşısında ses çıkardığını görüyoruz. Zaman Gazetesi yazarı Nedim Şener ve Ahmet Şık'tan özür diledi. Baro özellikle son olarak hakimlerin tutuklanması ile ilgili ciddi açıklamalarda bulundu. CHP Milletvekili Mahmut Tanal bile bu mağduriyete sahip çıktı. Yani muhatap kim olursa olsun aslında biz amacımıza yavaş yavaş ulaşıyoruz. Bir toplumsal barış, bir toplumsal buluşma hissedilmeye başladı. Herkes kendi muhasebesini yapar, ondan sonra ne kadar doğruydu ne kadar yanlıştı oturulur konuşulur belki hesaplaşma da yapılır. Bu platform bunu yapmaya çalışıyor. Çünkü toplum bu kadar kutuplaştırmayı kaldıramayacak noktaya geldi. Bir gün patladığında da bunun enkazı altında hep birlikte kalacağız.

Bugün baktığımızda farklı kesimlerin birbirleriyle ilgili muhalefet yapmadığını ya da kimi konularda aynı fikirde olduğunu görüyoruz. Örneğin CHP, MHP, HDP ve hatta cemaat aynı noktada bir araya gelebiliyor; o da AK Parti'ye muhalefet. AK Parti bütün bu safları bir araya mı getirdi?
Aslında muhalefetin bir arada olması tamamen görünüşte; böyle olmak zorunda yani. Karşınızda bir güç var ve silindir gibi sizi ezmeye çalışıyor. Taraf olmayan bertaraf olur anlayışıyla hareket ettiği için kendi saflarını sıkılaştırıyor. Bu durum karşı tarafta da safların sıkılaştırılmasına neden oluyor. Örneğin bahsettiğiniz CHP, MHP ya da HDP'nin fikri anlamda bir araya gelmesi mümkün değil. Ama şekli anlamda aynı hareketin mağduru olduklarında için beraber hareket etmek zorundalar. Çünkü karşı tarafta herkesi tek düşman olarak gören bir yapı var. Ben Cemaatle CHP'nin ya da HDP'nin bir araya geleceğine inanmıyorum. Ama belki 'düşmanımın düşmanı dostumdur' mantığıyla ortak politika üretmeleri çok doğal. Çünkü ülke elden gidiyor, çünkü ülke yangın yerine dönmüş durumda. Ortada büyük bir yangın varken siz tutup başka türlü davranamazsınız zaten. “Önce ülkeyi bir kurtaralım. Sonra döner, kendi içimizde muhasebemizi hesaplaşmamızı yaparız” dersiniz. Bu nedenle belki görünüşte bir birliktelik varmış gibi gözükebilir.

7 Haziran'daki seçimin sonuçlarını nasıl öngürüyorsunuz? 
Sonuçları tahmin etmek güç. Her gün bir anket yayınlanıyor. İktidar tarafı kendisinin 55'lerde gösteriyor ama diğer tarafta 36'lara indiğini gösteren anketler var. Ben bu seçimin çok güzel ve renkli olacağını düşünüyorum. Eğer sandıklarda bir kaos ortamı oluşmazsa, yine trafolara kedi girmezse çok renkli bir seçim olacağını, milletimizin hukuksuzluklara gereken cevabı vereceğini ve yüksek bir katılımla toplumsal yansımanın meclise gideceğini düşünüyorum. Aynı şekilde HDP'nin Meclis'e girmesi sevindirici olacaktır. Aynı şekilde Cemaat'in bağımsız adaylarını da kendilerini göstermeleri açısından önemli buluyorum. Çünkü Cemaat bu toplumun bir gerçeği, seçilmeseler bile temsil noktasında çok güzel bir gösterge olacak. Umarım bütün bu dalgalanmalar geçer ve toplum rayını bulur. Böyle sıkıntılar her dönem olmuştur. Anadolu insanı her daim sessiz kalır fakat onu özgür ifadesi ile baş başa bıraktığınız zaman vicdanıyla doğruyu seçtiğine her daim şahit olduk. Tabi bugün iktidarın gücü sandığa yansıyacak ve AK Parti yine birinci parti olarak çıkacaktır. Ama orada gücünü de yitirecek. İşte biz bu refleksi gösterebilirsek; hiçbir siyasal zannetmiyorum ki hukuk dışına çıksın. Bugün yaşanan hukuksuzlukların hesabı da ayrıca sorulur.

Ülkenin hukuka ihtiyacı var
1976 İstanbul doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne 1994 yılında girdim, 2000 yılında mezun oldum. Yüksek lisansımı İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde yaptım. Askerliğimi de askeri savcı olarak yaptım. Şu anda da doktora öğrencisiyim. Amacım hukukçu kimliğimle avukat olmak. Yani hukukçuluğun ön planda olduğu bir avukatlık özlemi içerisindeyim. Ülkemizin buna da çok ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum.

7 polisin avukatlığını yapıyor
Selam Tevhid Terör Örgütü dosyası kapsamında tutuklanan ve ortak özellikleri 17 – 25 Aralık Operasyonları'nda görev almak olan emniyetçiler Ömer Köse, Osman Özgür Açıkgöz, Murat Çetiner, Muhammet Kaya, Mehmet Işık, Erkan Ünal ve Necati Aslan'ın avukatlığını yapan Kemal Şimşek, davanın seyri ile ilgili umutsuz olduğunu söyledi. “Bütün  hukuk yollarını zorladık. Anayasa Mahkemesi'ne de başvurduk. Ama sonuç alamadık” diyen Şimşek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurmaya hazırlandıklarını ifade etti.

Şimşek, “Hükümetin bir şekilde içeri atılanları çıkarmamak isteyen bir tavrı var. Bizim isteğimiz bir an önce iddianamenin yazılıp davaya başlanması ve müvekkillerimizin tutuksuz olarak yargılanması. Son umudumuz AİHM. Biz oradan olumlu bir karar çıkacağını umuyoruz ama uygulanıp uygulanmayacağı noktasında kuşkularımız var. Çünkü hükümet imza attığı uluslararası kanunları bile uygulama konusunda taviz vermeyecektir. Akaçıkçası ben uygulanacağını düşünmüyorum. Bekleyip, hep birlikte göreceğiz” diye konuştu. 7 Haziran seçiminin sonuçlarının da davanın seyrini etkileyebileceğine dikkat çeken Şimşek, “Pembe tablolar çizmek afaki olur. Ama tek umudumuz ülkenin çıktığı raya tekrar oturması ve hukuk düzeninin tekrar yerleşmesi” şeklinde konuştu.

KELİME OYUNU
Aile: Toplumun en önemli katmanı 
Çocuk: Gelecek  
İstanbul: Sevda 
Türkiye: Vatan
Dostluk: İhtiyaç 
Geçmiş: Ders çıkarmak anlamında önemli 
Bugün: Yaşamak lazım 
Gelecek: Şimdiden planlanması gereken bir kavram 
Siyaset: Önemli
Muhalefet: En büyük ihtiyacımız 
İktidar: Kontrolsüz güç
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.