KHK ile getirilen mala el koyma rejiminin Türkiye'ye maliyeti (1)


Mustafa Kaykal

Mustafa Kaykal

18 Kasım 2016, 19:28

Bugünden itibaren 4 yazıyla birlikte, Olağanüstü Hal (OHAL)  uygulamasıyla birlikte adeta kurumsallaştırılan mala el koyma kararlarını masaya yatıracağım. Önce bir örnekle başlayalım. 

2014 yazında önce Lahey Tahkim Mahkemesi, ardında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Rus devletinin Yukos şirketine el koymasına karşı tazminat ödemesi yönünde mahkumiyet kararları verdi. Tahkim, 50 milyar Euro, AİHM ise 2 milyar Euro'nun hissedarlara ödenmesini kararlaştırdı. Ekim 2003'te Rus Yukos petrol şirketinin patronu olan Mihail Hodorkovski, 'vergi kaçakçılğı ve dolandırıcılık' gerekçesiyle tutuklandı. Tutuklandığında şahsi serveti 15 milyar dolar civarındaydı. Yukos, bunun sadece bir parçasıydı. 10 yıl hapis yatan işadamı şimdi İsviçre'de yaşıyor. Ancak uluslararası iki mahkemeden çıkan kararlar, Rusya'nın başını ağrıtmaya devam ediyor.

OHAL  kapsamında alınması gereken tedbirler kapsamında çıkarılan  668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK)  ile birlikte savcıların yetkilerinde bazı değişiklikler yapılarak genişletildi.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan koruma önlemlerinden biri olan ‘’Mal varlığına el koyma’’ ile bir malın suçtan elde edilen kazançla alındığı veya kara para ile elde edildiği veya söz konusu malın suç amacı ile kullanıldığı hususunda bir şüphe var ise, bu mal için tedbir konulup devri engellenebiliyordu. Suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe bu kararı doğrudan bağlıyordu. Ancak bu durumda şüpheli ve sanığa ait taşınmazlara, kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına, banka veya diğer mali kurumlardaki her türlü hesaba, gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki her türlü hak ve alacaklara, kıymetli evraka, ortaklığı bulunduğu şirketteki ortaklık paylarına, kiralık kasa mevcutlarına, diğer malvarlığı değerlerine el konuluyordu.

Yeni 668 sayılı KHK'nın 3/1 bendinde ‘’5271 sayılı Kanunun 128 inci maddesi uyarınca yapılacak el koymaya, maddenin birinci fıkrasında belirtilen rapor alınmadan, sulh ceza hâkimliğince karar verilebilir.’’ hükmü getirildi. Ki bu belki de en çok tartışılması gereken husus. Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi yasada kalıcı değişiklik KHK ile yapılamaz olmasına rağmen ben yaptım oldu mantığı ile hukuk dışı işlemler yapılmaktadır. Yani, artık el koyma kararı için BDDK, MASAK, SPK, Hazine gibi kurumlardan rapor alınması gerekirken bu zorunluluk tamamen ortadan kaldırıldı.

CMK’nın 127/3. Maddesi gereğince, hâkim kararı olmaksızın yapılan el koyma işlemi, 24 saat içinde görevli hâkimin onayına sunulmakta ve hâkim, kararını el koymadan itibaren 48 saat içinde açıklamakta idi. Aksi halde el koyma kendiliğinden kalkmaktaydı. Ancak 668 sayılı KHK ile yapılan düzenleme ile 24 ve 48 saatlik sürelere ilişkin değişiklikler yapıldı. Hâkim kararı olmadan yapılan el koyma işlemi 5 gün içinde görevli hâkim onayına sunulabileceği hükmü getirildi.

TCK'da "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar" başlığında sayılan "silahlı örgüt" veya  "örgüte silah sağlama" suçundan el koyma kararı verilirken; "Anayasayı ihlal", "yasama organına karşı suç", "hükümete karşı suç", "Hükümete karşı silahlı isyan", "silahlı örgüt", "silah sağlama" ve "suç için anlaşma" soruşturmalarında da el koyma kararı verilebilecek dendi. KHK yetmemiş olmalı ki, hükümet bir de yargı paketiyle el koymanın alanını genişletti.

Şimdi bu hükümlere dayanarak el koyma kararları veriliyor. Daha geçen hafta TMSF'ya Kaynak Holding'in otuz küsur şirketinin devri yapıldı. Mahkeme süreçleri tamamlanmadan hüküm ihdas edilerek, tasfiye ya da satışa doğru gidecek yeni bir süreç başlatıldı. Benzer uygulamaları 3-4 aydır görüyoruz. 'FETÖ' soruşturmaları gerekçesiyle TMSF'ye devredilen elle tutulan holding veya büyük şirket düzeyindeki işletme sayısı 400'leri buldu.  (Parantez içinde belirtelim, PKK, IŞİD ve benzeri silahlı terör örgütlerine dair bu tür el koyma kararlarını henüz duymadım. Uygulama olduğunda onları da yorumlarımıza dahil edebiliriz)

Gelelim bundan sonra yaşanabilecek hukuki süreçlere. Son da söyleyeceğimizi başta altını çizerek başlayalım. El koyma kararları, kamuya yansıyan bilgiler ve yorumlara göre, siyasi iktidar eliyle verildiği düşünüldüğü ve konuşulduğu için er ya da geç iç hukuktan başlamak suretiyle, uluslararası hukuki süreç ve tazminatlarla karşılaşacak Türkiye. Nedeni basit. Kararların hukuk güvenliği altında alınmadığını dair kuvvetli bir şüphe mevcut kamuoyunda. Ayrıca siyasilerin yargıya müdahale anlamındaki söylemleri, mahkemeleri hukuk normlarıyla başbaşa bırakmak yerine, tarafgir karar vermeye zorluyor.

Bugün için kanıksanmış gözüken bu durumun, ilerleyen tarihlerde yargının yanlış kararları nedeniyle maliyeti olacağı çok açıktır. Hakimler kılı kırk yararak bu kararları vermek zorundadır. Netice anayasal, yasal güvence altındaki mal edinme hakkının ihlalinin maliyeti vardır.

Ayrıca bu el koymaların şirketler, sermaye sahipleri ya da basit haliyle her bir birey için korku, çekince oluşturacağı, ekonomiyi ya da mal edinme rejimini yer altına, yani kayıtdışı ekonomiye iteceğini de hesaplamalı. Yani işin bir de sosyo-psikolojik ve sosyo-ekonomik yansımaları var.  Sonraki yazılarımıza mala el koyma rejiminin, mer'i hukuk,  evrensel hukuk, İslam hukuku kapsamında nasıl değerlendirildiğiyle devam edelim.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Veli Akçin - 3 hafta önce
Çok güzel konuya değinmişsin. Süper valla. Tebrikler.
Avatar
Mustafa Çakırtekin - 2 hafta önce
Tebrikler. Hükümet yetkililerine veya AKPlilere ulaşsa bu uyarıların ne kadar güzel olur. Teşekkürler.