banner250
banner252

Kılıçdaroğlu’na teşekkür etmek gerek

Musa Sertel

Musa Sertel



RÖPORTAJ: Emek Karakaş 09 Nisan 2015, 09:14

Türkiye’deki siyasi atmosferi değerlendiren CHP Avcılar İlçe eski Başkanı Musa Sertel, “AKP iktidarda kaldığı sürece o yoksulluk kervanına katılacak insanların sayısı daha da artacaktır” dedi.

CHP’nin 7 Haziran Seçimleri’nde yüzde 30 bandını zorlayacağını ve bunda ön seçim yapılmış olmasının büyük etkisi olacağını söyleyen CHP Avcılar İlçe eski Başkanı Musa Sertel, «CHP’liler yıllardır ön seçim istiyordu. Bu dönem oluyorsa, burada Kılıçdaroğlu’nun demokratlığını göz önünde bulundurmak gerekir» ifadesini kullandı.

Musa Sertel, 2000 yılında CHP Avcılar İlçe Başkanlığı'nı yürütüyordu. O dönem Genel Merkez ve İl Yönetimi'ne muhalif olan Sertel, 2001 yılında görevden alınmış ve partiden ihraç edilmişti. Kemal Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkan olmasıyla tekrar CHP'ye dönen ancak aktif siyasetten uzak kalan Sertel ile CHP'yi konuştuk. Öncelikle ön seçimin partiye ciddi anlamda olumlu katkı getireceğine inandığını söyleyen Sertel, “Sayın Baykal döneminde insanlar Ankara'ya gidip merdivenlerde, kapı önlerinde bekliyorlardı. Adaylık sürecini böyle geçiriyorlardı. Burada Sayın Kılıçdaroğlu'nun demokratlığını mutlaka göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu nedenle Sayın Kılıçdaroğlu'na müteşekkiriz” diye konuştu. Ön seçimin doğru bir karar olduğunu ancak İstanbul'un coğrafi büyüklüğü ve üye sayısının çokluğu düşünüldüğünde farklı bir uygulamanın yapılması gerektiğini dile getiren Sertel, “Örneğin üçüncü bölge üçe bölünüp tıpkı hakim denetiminde yapılıyor gibi bir ön seçim yapılırsa çok daha sağlıklı sonuçlar alınacaktır” ifadesini kullandı.

Siz uzun süredir aktif siyasetten uzaksınız. CHP'den ayrıldıktan sonra ne yaptınız?
2001 yılında o dönemki CHP yönetimi bizi görevden aldıktan sonra arayışlara girdik. O dönem kadın ve gençlik kollarındaki üyeler de bizimle birlikte ayrılmıştı. Avcılar Çakıcı İş Merkezi'nde bir büro tutarak yaklaşık 1 yıl siyasi parti gibi çalıştık. Niyetimiz Erdal İnönü'nün kuracağı partiye katılmaktı. Ama rahmetli İnönü bu fikirden vazgeçti. Farklı bir sol parti kurulur mu diye arayışlar vardı. İçinde Ercan Karakaş ve rahmetli Aydın Güven Gürkan'ın olduğu çalışma grubu vardı. Ama Aydın Hoca dedi ki, 'biz denizde bir tane kum tanesi kadarız. Bu iş kolay değil' dedi. Aslında 'ben bu işte yokum' demeye getirdi. Daha sonraki dönemde Yeni Türkiye Partisi (YTP) kuruldu ve Ercan Karakaş, Doğan Taşdelen gibi isimler partiye katılmamız çağrısında bulundu. Biz de YTP'ye katıldık. Hatta ben bir yıl kadar il yöneticiliği yaptım. Sonrasında rahmetli İsmail Cem bu işin yürüyemeyeceğini gördü ve partiyi 2004 yılında CHP'ye kattı. Ama biz ayrılırken 'Sayın Baykal orada olduğu sürece partiye dönmeyeceğiz' diye söz vermiştik. O yüzden biz CHP'ye dönmedik. Bir müddet aktif siyasetten uzak, sivil toplum örgütlerinde görevler aldım. CHP'ye oyumu verdim ama parti içerisinde aktif olarak yer almadım.

CHP'ye dönüş nasıl oldu?
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkan olunca yeniden partiye döndük. Ben parti içinde demokrasi istediğimiz için Sayın Ali Topuz'un ihraç ettirdiği 19 kişiden biriyim. Mart'ta istifa etmeme rağmen Mayıs ayında beni ihraç etmişlerdi. İhraç edilenlerin partiye dönmesi için Parti Meclis kararı gerekiyor. Ben yeniden partiye bu meclis kararı ile dönebildim.Baykal döneminde Ankara'ya gidiliyordu

Aradan 10 yılı aşkın bir zaman geçti. CHP'de ciddi değişimler yaşanıyor. Ön seçim yapılması bunlardan belki de en önemlisi. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bazı aday adayı arkadaşlarımız bu süreçte ısrarla şunu söyledi, bunu bize kimse bahşedmedi. Kendi mücadelemizle ön seçim hakkını kazandık. Ama ben şunu söylüyorum, Sayın Baykal döneminde insanlar gidip merdivenlerde, kapı önlerinde bekliyorlardı. Adaylık sürecini böyle geçiriyorlardı. Burada Sayın Kılıçdaroğlu'nun demokratlığını mutlaka göz önünde bulundurmak gerekiyor. Ve bir de şartlar bizi zorluyor. Türkiye'de demokrasiye sahip çıkan güçler şunu biliyorlar ki, parti içinde demokrasi olmadan ülkede demokrasi olmaz. 1960 – 1980 arası siyasi partiler yasasında ön seçim zorunlu olduğu için Adalet Partisi'nden MSP'ye kadar bütün partiler adaylarını ön seçimle belirliyordu. 80 darbesinden sonraki yeni anayasa ile birlikte bunlar unutuldu. Ya da isteğe bağlı bırakıldı. Aslında bunu uygulamak demokrat olup olmamanın da bir göstergesi. SHP döneminde yerel genel tüm seçimlerde mutlaka ön seçim yapılıyordu. Ama Sayın Baykal bu partide genel başkan olduktan sonra biraz niyetini, demokrasiye bakış açısını gösterdi; partide ön seçim yapılamaz oldu. Bu nedenle Sayın Kılıçdaroğlu'na müteşekkiriz. 

Ön seçimle ilgili çeşitli eleştiriler de oldu. Sizce sağlıklı bir seçim oldu mu?
Parti elbette bu yönde iyiye doğru gidiyor. Ama tabiki bazı aksamaları var. Geçmiş dönemlerdeki bir takım kaygılarla yapılan ama partinin yolunu bilmeyen çok yığma üye var. Bizim Sayın Altan Öymen döneminde, yani 2000 – 2001 yıllarında yaptığımız üye çalışmasının mutlaka ve mutlaka yenilenmesi gerekiyor. Sosyal demokrat partilerde önemli olan fazla sayıda üye değil; birikimli, donanımlı, partinin kararlarına katılan, aidat veren, partinin programını ilkelerini bilen bilinçli üye önemlidir. Siz bununla ön seçim yaparsanız adaylarınız, tercihleriniz, kararlarınız çok daha doğru olur. Eğer bunu yapamazsanız, eğer üye dokunuz çok sağlıklı değilse o zaman bazı sapmalar olur. 
Ön seçim farklı uygulanabilir

Aday adaylarının bölgenin coğrafi olarak çok büyük olması ve üye sayısının çok olması nedeniyle herkese ulaşılamaması gibi şikayetleri de oldu?
Ön seçim bir bütün olarak çok doğru bir şey ama bir doğru her zaman, her yerde doğru değildir. Mesela bu seçim bu haliyle örneğin Tunceli'de yapılsa ya da Amasya'da yapılsa çok doğru olur. Çünkü nüfusu az. Fakat İstanbul gibi 17 milyon nüfusun olduğu bir yerde üç bölge var, her bölgede 6 – 6 buçuk milyon insan yaşıyor. Bizim bölgemizde 13 tane ilçe, 72 bin üye var. Peki Allah için bir ay içerisinde biz üye ile aday adayını nasıl karşılaştıracağız? Karşı karşıya getirmediğimiz zaman üye neye göre tercihte bulunacak. Halbuki böyle olduğu zaman demografik yapı da tam olarak yansımıyor. İnsanlar istiyor ki aday listesinin içinde bir Karadenizli, bir Trakyalı, bir Egeli de olsun. Buna göre parti genel seçimlerde daha rahat oy alabilsin. Alan bu kadar geniş olduğu zaman bunu yapma şansımız yok. Ama siyasi partiler yasasına göre bu iş böyle yapılmak zorunda.

Peki bunun bir çözümü var mı? 
Bu konuda ben biraz kafa yordum, bana göre bu işin bir çözümü var. Seçimi resmi yapmazsanız, parti denetiminde yaparsanız bu iş olur. Parti denetiminde yaptığınız zaman da en az hakim denetiminde yapılan kadar ciddi, vakur yapmak zorundayız. Aydın Güven Gürkan 'siz partinizi nasıl idare ederseniz memleketi de öyle idare edersiniz' derdi. Bunun için CHP öncelikle kendi içinde seçimleri düzgün yapabilmeyi becermelidir ve bundan korkmamalıdır. Burada parti denetimli ön seçim yaptığımızda bölgeyi üçe ayırabiliriz. Silivri, Çatalca, Büyükçekmece, Beylikdüzü ve Arnavutköy bir bölge olur. Avcılar, Esenyurt, Küçükçekmece ve Başakşehir bir bölge; Bakırköy, Güngören, Bağcılar, Bahçelievler de ayrı bir bölge. Böyle yaptığınız zaman her kesimden isim çıkar. Burada sıralama nasıl olacak diye sorabilirsiniz, üç bölgeden birinci çıkacak. Üç bölgenin birincileri aldıkları oya göre esas listede ilk üçe girecek, sonra ikinciler, sonra üçüncüler... İnanın çok güzel bir demografik bir yapı çıkar. Şu haliyle bir başlangıç, bence çok daha iyi devamı gelecektir. 
Doğru işler yapanlar öne çıktı

Ama bu ön seçim hakim gözetiminde olduğu için insanlarda son dakika değişir mi korkusu yoktu. Sizin dediğiniz bu yöntemle yine o endişe yaşanmaz mı ya da yine insanlar Ankara yollarını arşınlamaz mı?
Tam da bu noktada ben demin bir şey söyledim. Devlet idare etmek ciddi bir şey ama devleti idare edenler siyasi partilerdir. Siyasi partiyi iddia etmek de çok ciddi bir şey. Bir karar alırsanız kesinlikle ve kesinlikle o kararların dışına çıkmamanız gerekiyor. Dersiniz ki, biz parti denetimli ön seçim yapıyoruz ama buradan çıkacak sıralama neyse bir resmi ön seçimden çıkmış gibi uygulanacaktır. Ve buna da uyarsınız. CHP bir ön seçim yapmayı becermelidir derken burada çıkan iradeye saygı göstermeli ve listeye yansıtmalıdır. Bu partiye bir inanç getirir, bir güven getirir.

SOSYAL DEMOKRAT PARTİLERDE ÖNEMLİ OLAN FAZLA SAYIDA ÜYE DEĞİL; BİRİKİMLİ, DONANIMLI, PARTİNİN KARARLARINA KATILAN, AİDAT VEREN, PARTİNİN PROGRAMINI İLKELERİNİ BİLEN BİLİNÇLİ ÜYE ÖNEMLİDİR

Çeşitli eksikleri olsa da bir ön seçim yapıldı. Bunun sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence ne yaptığınızdan ziyade nasıl yaptığınız daha önemli. Mesela diyelim ki bizim bölgemizde ikinci olan Sayın Ali Şeker'in partide ilçe başkanlığı çok uzun bir süre değil. Ama buna rağmen çok doğru ve atak bir biçimde bunu yapmış ve o geçmişteki şeyler insanların aklında kalmış. Örgütten geldiği için bana göre ön seçimin birincisi Ali Şeker'dir. Bir ilçemizde çok uzun süreler ilçe başkanlığı yapan başka bir arkadaşımız ise arka sıralarda yer aldı. Çok uzun süre siyaset yapmak mutlaka bunun bu anlamda karşılığı olacak anlamına gelmiyor demek ki... Eğer siz orada çok doğru şeyler yapmışsanız, üyelerin gönlünde yer etmişseniz karşılığı oluyor. Liste daha iyi olabilir miydi, evet olabilirdi. Ama kesinlikle kötü değil.

Listeyle ilgili en büyük eleştirilerden birisi de Alevi ağırlıklı olması... Bu seçimler için handikap olur mu?
Bence handikap olmayacak. Çünkü Genel Merkez'in 5 kontenjan kullanmasının sebebi işte bu. Ben bunu söyleyenlerin çok iyi niyetli olduğuna inanmıyorum. Çünkü üçüncü bölge bazında konuşursak üyelerin yüzde 65'e yakını Alevi kökenli olduğu söyleniyor. Şimdi listenin böyle çıkması doğal bir sonuç değil mi? Eğer yüzde 65 üye Alevi'yse ve aday adayları içerisinde de ciddi bir Alevi varsa bu sonuç doğaldır. Biz demokrat insanlar olarak insanların kökenini sorgulamayız, insanlar arasında ayrım da yapmayız ancak bunu söyleyenler elini vicdanına koysunlar; şu anki milletvekillerinin kaçı Alevi? Yüzde 10'u bile değil... Oyların yüzde 65'ini Aleviler'den alıyorsunuz ama temsili yüzde 10 bile değil. Üçüncü bölgeden 3 – 4 Alevi sıralamaya girdiği zaman bunu dillendirmek iyi niyet değildir. Üstelik sadece üçüncü bölgede böyle bir sonuç çıktı. Gidin İzmir'e, gidin Giresun'a, gidin Aydın'a böyle mi? Bence bu fikirden vazgeçmek gerekiyor.

CHP yüzde 30'u zorlar

Listelerin açıklanmasıyla da 2 aylık seçim maratonu başlıyor. Siz bu seçim dönemini ve sonrasını nasıl görüyorsunuz? 7 Haziran Seçimleri'nin sonuçları sizce nasıl olur?
Ben bir CHP'li olarak partimin bir yükseliş göstereceğini, 30 bandını zorlayacağını hatta üzerine çıkacağını ümit ediyorum. Özellikle bu ön seçimin buna çok olumlu katkı sağlayacağına inanıyorum. Türkiye'de bence demokrasinin geleceği için bu seçimler gerçekten çok önemli. İnsanlar oylarını kullanırken de bence şuna karar vermeliler; biz bu ülkede demokrasinin devamını istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Biz Osmanlı'ya dönüşü istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Çağdaş dünyadan mı yanayız, Ortaçağ'a geri dönmek mi istiyoruz? Avrupa'yı mı istiyoruz, yoksa Ortadoğu'yu mu? Bu anlamda çok ciddi bir seçim. Bazıları yüzünü Ortaçağ'a dönmüş, Osmanlı'yı istiyor, tek adamlığı istiyor, demokrasi bize göre değil diyor. Ama ben Türkiye insanından umut kesilmemesi gerektiğine inanıyorum. Ecevit'in son dönemlerinde bir ekonomik kriz yaşandı ve halk sandıkta öyle bir şamar attı ki dört parti birden baraj altında kaldı. Ben bu reflekslerin çok fazla değişmediğini; halkımızın bu seçimlerde bunlara gereken cevabı verecektir. Birileri yine hilelere, sandık oyunlarına başvuracak, halktan alamadığı desteği kalem oyunlarıyla, bilgisayar hileleri ile almaya çalışacak ama bu kez bunlar işe yaramayacak.

CHP'yi bu dönem şanslı görüyorsunuz ama yıllardan beri de iktidar olamıyor. Bunun sebepleri neler olabilir?
Hep denir ki biz de sevgisizlik var, biz birbirimizi çekemiyoruz, birbirimizle kavga ediyoruz. Ama kimse de bu nereden kaynaklanıyor, nasıl çözeriz diye düşünmez. Demokrasilerin en ideal olanı nisbi temsil usulüdür. Burada aldığınız o oranına göre temsil vardır. Biz de mahalle temsilciliklerinden ilçe başkanlığına kadar bu sistemi uygularsak tüm sorunlar da ortadan kalkar. Yani örneğin mahalle delegeliği seçimine giren iki listeden en çok oy alanın tüm delegeleri alması yerine alınan oy oranına göre dağılım yapılırsa kırgınlıklar, küskünlükler, kavgalar, iç muhalefet sorunları da büyük oranda ortadan kalkar. 

ÇOK UZUN SÜRE SİYASET YAPMAK MUTLAKA BUNUN BU ANLAMDA KARŞILIĞI OLACAK ANLAMINA GELMİYOR DEMEK Kİ... EĞER SİZ ORADA ÇOK DOĞRU ŞEYLER YAPMIŞSANIZ, ÜYELERİN GÖNLÜNDE YER ETMİŞSENİZ KARŞILIĞI OLUYOR

Ekonomik krizi siyasi istikrarsızlığa tercih ederim

Siz mesleğinizden kaynaklı olarak ekonomiye daha yakınsınız. Şirketlerle ilişki içindesiniz. Onları baz alarak düşündüğünüzde siz Türkiye ekonomisini nasıl görüyorsunuz?
Bunlar eğer seçimlerle gidemezlerse bile bence ekonomi bunları götürecek. Çünkü ekonomi hiç iyiye gitmiyor. Cumhuriyet'in kazanımlarından kalan KİT'lerin tamamını sattılar, artık satılacak bir şey kalmadı. Sıcak parayla ekonomi dönmüyor. Herkesin gözü Amerika'da, acaba Amerika Merkez Bankası faiz arttırır mı, faiz arttırdığı zaman dışarıdaki paralarını oraya çekerler mi, sıcak para gider mi diye düşünüyor. Üretime dayalı, istihdam yaratıcı bir durum yok. Herkes hayatından memnun tavrı da çok doğru değil. Bence AKP'nin bu kadar uzun dönem iktidarda kalmasının sebebi yıllarca yoksullaştırdıkları insanların yoksullukları üzerinden prim yaparak oylarını tahvil etmeleridir. Sadakayla, yardım paketleriyle o insanları kandırarak onların geleceklerine ipotek koymalarındandı. AKP iktidarda kaldığı sürece o yoksulluk kervanına katılacak insanların sayısı daha da artacaktır.  Ama yoksulluğa çözüm bulmak sosyal demokratların işidir.

Bir de iktidar değişir veya koalisyon olursa istikrar bozulur korkusu var...
Ekonomi bozulur, sonra düzelir. Ama bir ülkenin düzeni bozulursa, devlete ve onun hiçbir kurumuna güven kalmazsa bu çok daha tehlikelidir. Bugün hangi ülkenin insanı Suriyeli birinin yerinde olmak ister? Böyle düşündüğümüzde ekonomiden daha büyük önceliklerimiz var. Belki biraz sendelersiniz, 6 ay daha fazla çalışırsınız ama sonra düzelir. Ancak evinizi barkınızı kaybederseniz, çoluk çocuğunuzun geleceğini bilinmez hale getirirseniz en vahimi, en dönülmez olanı odur. Siyasi istikrarsızlık, iç kargaşa, ülke içindeki kaos olabilecek felaketlerin en kötüsüdür. İnşallah ikisi de olmaz ama hangisini tercih edersiniz derseniz ekonomik istikrarsızlığı iç kargaşaya tercih ederim.

Genel başkanı bile delege yapmadılar
Nisbi temsil uygulamasının CHP içinde birçok sorunu gidereceğini söyleyen Musa Sertel, “Şirketlerde olduğu gibi siyasi partilerin de bir hafızası, geri dönüşleri olmalı. Bir yerde bir hata varsa onu düzeltmeye yönelik tedbirler alınmalı. Mesela CHP'de biz geçmiş yıllarda şunu gördük; Genel Başkanlık yapmış Altan Öymen delege olarak yazılmadı. Milletvekilliği, İl Başkanlığı yapmış Berhan Şimşek'i mahalle delegesi yapmadılar. Bunu hiç kimse sorun olarak görmedi. Halbuki bir parti için bir genel başkanın mahalle delegesi yapılmaması çok önemli bir sorundur. Bir siyasi parti, ben bunu nasıl çözerim diyebilmelidir. Bunun çözümü de nisbi temsildedir. Eğer nisbi temsil olsaydı 50 buçuğu alan tamamını götürürken; 49 buçuğu alan dışarıda kalmazdı. Bu o mahalledeki önder kadroların da liste içerisinde yer almasını sağlayacak; ilçe veya il kongrelerinin niteliği çok daha düzeyli olacaktır” diye konuştu.

KELİME OYUNU
Aile: Varlık sebebimiz
Çocuk: Göznurumuz ve geleceğimiz
İstanbul: Dünya şehri
Türkiye: Dünyanın gözbebeği ama üçüncü sınıfa düşürüldü
Dostluk: Alınıp satılamayan 
Geçmiş: Yürüdüğünüz yolda bıraktığınız izler
Gelecek: Beklentiler, özlemler
Muhalefet: Doğru yapıldığında geliştiren, olgunlaştıran yapı
İktidar: Adalet dağıtmak için, güçsüze sahip çıkmak için iyi bir mevki
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.