Kötü aletle iyi iş yapılmaz

Özcan Işıklar

Özcan Işıklar



Mehmet Mert 09 Kasım 2016, 07:41

Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar siyasi partiler kanununun bilinçli bir şekilde tartışmaya açılmadığını, bu durumun herkesin işine geldiğini belirterek, “550 tane milletvekilini Ankara’dan atıyolar, kimse ağzını açıp konuşmuyor. Kem alatla kemalat olmaz yani kötü aletle iyi iş yapılmaz” diye konuştu.

Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar Mehmet Mert'e konuştu. Terör konusu, sistem tartışmaları ve HDP'lilerin tutuklanmasına kadar birçok konuda görüşlerini açıklayan Işıklar, siyasi partiler kanununun değiştirilmesi gerektiği yönünde fikir beyan etti. Mevcut kanunun bir sonucu olarak gençlerin siyasetten soğuduğunu belirten Işıklar, "30 sene, 40 sene genel başkanlık, milletvekilliği ve belediye başkanlığı yapanlar varken toplum yeni heyecanlara, yeni projelere, yeni hayallere yelken açamıyorken, siz hiçbir şeyi değiştiremezsiniz" ifadelerini kullandı.

Ülke olarak ilginç bir süreçten geçiyoruz. Sizin dünyanızda nasıl ve neler yaşıyorsunuz, ülke gündemini nasıl okuyorsunuz ve  bir belediye başkanı olarak bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle teşekkür ederim. Ülkenin gündemini tek kelimeyle söylemek gerekirse, kaygılandırıcı bir dönem yaşıyoruz. Hepimiz kaygı duyuyoruz, sıkıntı duyuyoruz. Toplumun bütün kesimlerinde bu konuda bir rahatsızlık, bir sıkıntı, bir sıkışma söz konusu. Bu tabi yıllardır birikmiş temel sorunlardan kaynaklanıyor. Ülkemizin Güney'inde resmen bir savaş yaşanıyor. Tabi bunların getirdiği ekonomik bir tedirginlik var. Tüm bunlar hepimizi tedirgin ediyor. Nereden anlıyoruz? Bir belediye, yerel önetimler bunu en çabuk hisseden kesimdir. Çünkü hizmet üreten bir kesimiz biz. Genelde hizmet üretirken de insanlarımızın, hemşerilerimizin beklentileri var, bunları görüyoruz. Bir de hemşerilerimizin o kentle ilgili yerel ekonomiyi döndürürken çektiği sıkıntıyı yakinen izliyoruz. Bunların yansıma biçimleri bunlar. Türkiye güçlü bir ülke. Türkiye bütün bunların üstesinden gelebilecek birikime, deneyime sahip. Ama neden bir uzlaşı sağlanamıyor, neden bir uzlaşma kültürü yaratamıyoruz diye bir beklenti de var. İnsanlar çok haklı olarak böyle engin bir kültüre sahip güçlü bir ülkenin neden böyle basit sorunlar içerisinde sıkışıp kaldığını, çözüm üretemediğine şaşkınlıkla ve tedirginlikle izliyor.

özcan ışıklar mehmet mert

'Ülke tek elden yönetiliyor ve muhalefet de bir çözüm üretemiyor' gibi bir algı var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Muhalefetten kastımız yıkıcı, yıpratıcı bir tarz değil. Ülkenin yararına olan bir şey söylendiğinde de karşı tarafın onu hoş görüyle karşılaması lazım. Fakat iktidarın uzun sürmesi 'ne yaptıysam doğru, ne söylediysem doğru' anlayışını ortaya çıkarıyor. Bugün çok net görüyoruz; dünyanın gelişmiş ve demokrat ülkeleriyle, ABD, AB ve Rusya ile ilişkilerimizi normalleştirmeye çalışıyoruz. Bu tedirginlik dünyada bizi yalnızlaştırıyor. Dünyaya çeki düzen vermeye kalkışmak, onlara ayar çekmek bizim yapacağımız büyüklük değil. Devletler artık karşılıklı bağımlılık sürecine girmiş. Avrupa’da yaşayan en az 5 milyon insanımız var. En çok ihracatı Avrupa'ya yapıyoruz. Amerika ile öyle, Rusya ile öyle, Ortadoğu ile öyle. Yani bizim aslında herkesle iyi olacak bir modeli uygulamamız lazım. Tabi ki yıllardır söylenen bir şey var; “1923’ten bu yana pasif bir siyaset izlenmiştir, işte bunun sıkıntılarını çekiyoruz” Hayır pasif bir siyaset izlenmedi. Ortadoğu’ya özgürlük, bağımsızlık rüzgarı getirebilecek bir pencere açtı Atatürk. Kurtuluş Savaşı'yla mazlum devletlere bir umut oldu. Bu nasıl pasif politika olabilir? Bunun üstünden gidemediler. Tam tersi ben iktidarın ve tarihçilerin son zamanlarda söylediklerini ibretle izliyorum. Musul’du, Kerkük’tü, Halep’ti yeterince misakı millîye katılamamışmış! Hayır. Atatürk’ün yaptığı bir şeyi herkes unutuyor. Kurtuluş mücadelemizi mili bir model olarak mazlum ülkelere ihraç edebilirdik. İhraç etseydik bugün o tehlikeler olmazdı.

Peki sizce bugün Sayın Cumhurbaşkanı'nın ve AK Parti iktidarının böyle bir amacı var mı? Bütün bu yapılanların altında bu mu yatıyor? 
g Onu görmeyince insan üzülüyor. Keşke öyle olsaydı. Kurtuluş Savaşı'nın lideri Atatürk’tü ama bu savaş, kendine özgüveni çok yüksek bir milletin kazandığı başarıdır. Bu zafer neyle taçlandırıldı? Bağımsızlıkla, özgürlükle ve eşitlikle. Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi olmuştur. Hilafeti bir kenara bırakıp Cumhuriyeti'n benimsemesi, bir köylü çocuğunun Cumhurbaşkanı olabilmesini sağlamıştır. Bu modeli eğer  Irak’a, İran’a, Sudi Arabistan’a ne bileyim Mısır’a ve diğer ülkelere ihraç edebilseydik her şey çok farklı olurdu. Şimdi yaşanan birçok sorun olmazdı. Bugün yanlış pencereden bakıyorlar gibime geliyor. O günkü kısır çekişme içinde bakmamak lazım. Yani kısaca şunu söylemek lazım; Biz doğru yoldayız. Doğru bir yerden gidiyoruz. Demokratik, laik, Cumhuriyet temelleri üzerinde; bağımsız, özgür, en önemlisi üretken, çalışkan, gelir getiren, farklılıklar yaratabilen, teknoloji geliştirebilen bir ülke olabilme şansı sadece Türkiye’de var. Bakın etrafımıza.

Bütün bunlara rağmen Türkiye neden bu sıkışıklığı aşamıyor?
Bu sıkışıklığı aşamamasının nedeni bir anlamda tarihi geçmişe takılıp kalması. Geçmişi değiştirme şansımız yok. Geçmiş yaşanmıştır. Geçmişten doğru dersler çıkarmamız gerektiğine inanıyorum. Bunu da doğru çıkarmadığımızı düşünüyorum. Çünkü hala bir devletin tapusu ve senedi olan Lozan'ı tartışıyorsak konu çok tehlikeli bir yere gider. Biz tartışıyorsak dünya da bunu tartışabilir. Lozan’ı yok saydığınız anda 8 parçaya bölünür bu memleket. Onun için Allah korusun. Tarihimizle uğraşmayı bırakalım. Geçmişi değiştirme şansımız yok ama, geleceği barış ve huzur içinde kurabilme şansımız var. Onun için Yenikapı’daki o ruh, bence doğru okunmadı. 15 Temmuz sadece bir kişiye yapılmış bir darbe gibi algılandı. Öyle değil. Bu Türkiye Cumhuriyeti'ne yapılmış bir darbeydi. Öyle bakarsak bu sorunu aşarız. Birlikteliği kişilerin hırslarında, kişilerin beklentilerinde ve düşüncelerinde aramak doğru değil. Bir kişinin üzerine birliktelik sağlamak doğru değil. Birliktelik ancak toplumda genel olarak sağlanır. Bu işte aşılması gereken konu bu. Türkiye’nin bugün bir anayasa sorunu var mı? Doğrudur var. Rejim o kadar içinden çıkılmaz bir duruma getirildi ki, neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Başta ABD olmak üzere birçok ülkede Başkanlık sistemi uygulanıyor. Ama çok güçlü bir senato denetimi var. Hukuk var, bağımsız bir medya var. Bunlar Türkiye’de var mı? Bunlar olduktan sonra rejim, parlamenter olmuş, başkanlık olmuş inanın hiç fark etmez. Yeter ki güçlü, onu denetleyen, kuvvetler ayrılığına uygun bir model otursun Türkiye’de. Sistemi güçlendirmek lazım, kişileri değil! Bugün İngiltere’de bir başbakan gitti, öbürü geldi. Referandum yapıldı ülke hiç etkilenmedi. Neden? Çünkü sistem çok güçlü. Sistemlerden kastımız hukuk, adalet, medya, bağımsız sivil toplum örgütlerinin güçlenmesi, yargı, yürütme, yasama, basın, medya bunlar hepsi bir özerk ve bağımsız güçlü kurumlardan oluşursa o zaman Türkiye de bu kaygıların tamamını aşabilir.

Başkanlık sistemini Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AK Parti istiyor. İktidarda CHP olsaydı ve Kılıçdaroğlu böyle bir sistemi talep etseydi, Özcan Işıklar yine aynı şekilde mi düşünecekti?
Kişi üzerinden giderseniz bütün sistemler kötüdür. Hitler parlamenter rejimle geldi. Başkanlık sistemi kötüdür, parlamenter sistem çok iyidir, ya da başkanlık sistemi iyidir, parlamenter sistem kötüdür böyle bir şey yok. Doğru olanı şudur; Bir ülkenin gelenekleri, teamülleri, normları olmalı. Yani 'ben başkanlık sistemine yüzde yüz karşıyım, parlamenter sisteme karşıyım' demek doğru değil. Hukukun üstünlüğünün sağlandığı bir dönemde başkanlık sistemi olsa ne fark eder? Biz yanlış bir şeyi tartışıyoruz. Şu anda adalete güvenebilir misiniz? Ben kişisel olarak söylemiyorum, Türkiye’deki algıyı söylüyorum. Yapılan anketlere bakıyoruz. Hakimlerimiz, savcılarımız gerçekten bağımsız mı? Özgürce irade ortaya koyabiliyor mu? Emniyetimiz özgürce görevini yapabiliyor mu? Basın, bugün istediğini yazıp, eleştirebiliyor mu? Tabi ki ulusal kaygıları, tehlikeyi bir kenara bırakıyorum. Yazabiliyor mu bunlara bakmak lazım. Bunlar güçlü olduktan sonra Başkanlık mı, parlamenter sistem mi? Ne fark derer? Mesela Avustur’ya ve İsviçre’de halk seçiyor Cumhurbaşkanı'nı. Ama Cumhurbaşkanı'nın yetkileri anayasayla sınırlandırılmış. Bizim öncelikle özgürlükçü, çağdaş, halkın kendisinin yaptığı bir anayasaya ihtiyacımız var.

özcan ışıklar

Sistemin revize edilmesi gerektiğini mi söylüyorsunuz?
Bugüne kadar siyasi partiler kanununu konuşan var mı? Bunu hiç duydunuz mu? Bugün devleti yöneten mekanizmanın başı siyasi partiler kanunu. Hiç ağzına alanı görmedim. 550 tane milletvekilini Ankara’dan atıyolar, kimse ağzını açıp konuşmuyor. Siyasi partiler kanununun değişmesi lazım. Kem alatla kemalat olmaz. Kötü aletle iyi iş olmaz. Bir kere bunu kimse konuşmuyor. Çünkü herkes mutabık orda. Herkesin işine geliyor açıkçası. Onun için biz toplumda bu karartmayı, bu yanıltmayı bir kenara bırakıp doğru pencereden bakmamız lazım. 30 sene, 40 sene liderlik yapan, milletvekilliği yapan, başkanlık yapanlar varken toplum yeni heyecanlara, yeni projelere, yeni hayallere yelken açamıyorken, siz hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Siyaset yapma biçiminden dolayı gençler partilere girmiyor. Gençler, kadınlar, toplumun yoksul kesimleri, siyasi partilerde sesini duyurabiliyor mu? Bütün siyasi partiler için söylüyorum. Artık tıkanmışlık var. Burada  ki tıkanmışlığı hepimiz görmemiz lazım.

HDP Eş Genel Başkanları ve milletvekillerinin tutuklamalarını nasıl karşılıyorsunuz?
Şunu bir kere kabul etmek lazım; PKK canidir,cellattır. HDP'ye oy veren vatandaşlarımızın hepsini bu şekilde göremeyiz. HDP yüzde 13 oy aldığında vatandaş onlardan çözüm istedi. Fakat HDP bunu iyi kullanmadı. Belki de kullanmasına müsaade edilmedi. PKK’nın büyük bir baskısı var. Biz HDP’nin elini güçlendirebilseydik, toplumda onların onurunu, onların seçilmiş haklarını ve hukuklarını korusaydık, devlet bütün sistemiyle birlikte onları sahiplenseydi, onlar PKK’ya karşı çıkabileceklerdi. Siyasi bir partiyi PKK’nın kucağına atan bir siyaset bence doğru değil. Bir kere parlementoya girmiş her fikre saygı göstermemiz gerektiğine inanıyorum. Kim olursa olsun. O zaman aynı mantıkla AK Partiye’de de saygı göstermememiz gerekecek. Yarın meşruiyet tartışması yaratırız. Seçilmişlerin kürsü dokunulmazlığı devam etmeliydi. Ben terörü savunmuyorum. PKK’ya işbirliği halinde olan, yardım eden belediyeleri nefretle kınıyorum. İş makinelerini vererek teröristlere hendek kazdıranların vatan haini olduğunu kesinlikle söylüyorum. Hiç bunlardan geri adım yok. Aynı fikirdeyiz. Ama kanı kanla yıkayamazsınız, kanı suyla 
temizlersiniz. Bunlar daha önce yapıldı. 40 yıldır uğraşıyoruz bir sonuç alınmadı. Tutuklamalara gelince bence tutuksuz yargılanabilirlerdi. Yurtdışı yasağı koyarsınız, tutuksuz yargılarsınız, savunma hakkını elinden almazsınız. Yani bunların tutuklanmaları bir hukuk gereğidir bilemiyorum. Ama daha önce ifade veren tutuklanmıyor, ifade vermeyen tutuklanıyor. Alın gözaltındayken ifadesini bırakın. Yani en azından bu yapılabilirdi. Daha çok germemek gerekirdi. Ben bunun çok doğru olmadığını, toplumda çok büyük gerginlik yarattığını düşünüyorum. Teröre sonuna kadar karşıyız. FETÖ’nün terörüne de, PKK’nın terörüne de, PYD’nin terörüne de, İŞİD’in terörüne de hepsine karşıyız. Terör terördür! Terörün savunucusu olmaz. Senin teröristin, benim teröristim olmaz. Hepsine karşıyız ama, Türkiye HDP’nin yarattığı iklimi korumak zorundaydı. Aynısını iktidar mensupları da yaptı. Çadır kurup yargılanma yaptılar. 'Seni başkan yaptırmayacağız' noktasına gelindiğinde bütün kırılma orda yaşandı. Demek ki o gün onu demeseydi HDP’de barajın altında kalsaydı, bugün bu sorun yaşanacakmıydı diye sormak lazım. AKP’ye oy veren, CHP’ye oy veren, MHP’ye oy veren, HDP’ye oy veren herkesin oyu kutsaldır.

özcan ışıklar

Biraz da çok tartışılan OHAL'den bahsedelim. Silivrililer OHAL’den etkileniyor mu? OHAL’in size bir olumsuzlukları oldu mu?
FETÖ'nün ne kadar büyük bir örgütlenme, ne kadar derin bir hain çetesi olduğunu şimdi daha iyi gördük. Ve dün Bakırköy’de bir Cumhuriyet Savcısı arkadaşımı ziyarete gittim, dinledikçe tüyleriniz diken diken oluyor. Hain çetesinin Cumhuriyeti yok etmek için yıllardır yapılmış bir organizasyon olduğunu gördük. Bu bir kere son kişisi bulunana kadar devam etmeli. Bunda hiç şüphe yok. OHAL bu iş için süreci hızlandırdı. Ama baştan söylendiği gibi işlemedi. İlk anda dediler ki,1.5, 2 ay sürecek, sonra selamete çıkmak için baktılar ki süre yetersiz 3 ay daha uzattılar. E doğrudur, haklıdır. Ama Numan Kurtulmuş, “OHAL millete yansımayacak” demişti. Fakat bugün Cumhuriyet Gazetesi'ne yapılanlar, bazı sendika üyelerine yapılanları görünce tedirgin oluyoruz. Silivri’de mağdur olanlar çok var. Bize de geliyorlar haklarını aramak için. Ama ben sapla samanın ayrılacağı kanaatindeyim. Yargının bu konuda hassasiyet gösterdiğini düşünüyorum. Ama Silivri’nin OHAL'den çok etkilendiği söylenemez. Yapılan mücadele doğru yapılıyorsa milletimiz bu konuda gerçekten hak veriyor. Ve diyorlar ki bu hain çetesinin üzerine gidilsin ama mazlumla, gariple uğraşılmasın.

Silivri’de Fetö rakamları var mı eliniz de? Gözaltına alınan, işinden olan var mı?
Bizde yok. Özellikle adliye çalışanları arasında olduğunu duyduk. Öğretmenler arasında da alınanlar var ama sayılarını bilmiyorum. Belediyemizde soruşturma yaptık, iki arkadaşımız çıktı. Onların da dediğim gibi gerçekten hiç FETÖ ile alakası yok. Bir kuzeni Asya Bank'ta çalışırken bir ödeme yapmış, onun da dışında herhangi bir bağı zaten mümkün değil. Baktık soruşturması da bitmek üzere, görevlerine iade edeceğiz bu arkadaşlarımızı.

2017 toparlanma yılı olacak
2016 yılının da sonuna yaklaştık. 2017 için belediye olarak hedefleriniz nelerdir?

Fatih Mahallesi'nde kentsel dönüşüm, bir anlamda kentsel yenileşme ve tarihi sit projesine başladık. Hazırlıklarımız tamamlanıyor. Malzeme tedarikiyle uğraşıyorlar. O başlayacak. Hayırlısıyla yılbaşına kadar çarşıda otoparkımıza başlıyoruz. Bütün E-5 kenarları, dere yatağının ıslahı, yani bundan sonra 2017 yılı Silivri’nin derlenip toparlanma yılı olacak. Müzemiz bitecek. Tiyatro salonlarımız bitti. İki salonumuz daha olacak. Ve teknopark kurumuyla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Yani Silivri’yi çok güzel bir gelecek beklediğini söyleyebilirim. Bir teknoloji ve insani gelişme merkezi haline getireceğiz Silivri’yi. Bu betona, arazi yağmasına, bu arsa yağmacılarına, bu kooperatif yağmacılarına, araziyi sanayi diye insanı dolandıran bu zihniyetlerin hepsine karşı duracağız. Silivri İstanbul’un yaşanacak, nefes alacak  bir yeri olarak kalacak. Ve öyle de devam edecek.

Referandum yapılacak
İzmir’de bir belediye başkanları toplantısı yaptı partiniz. Neler konuştunuz, bir seçim izlenimi aldınız mı? 
Ben seçim konusuna ihtiyatlı bakıyorum. Seçim yapılacaksa yapılacak. Kimse senetle sepetle gelmiyor buraya. Ama Türkiye’nin önünde şu anda bir referandum var, o kesin. Bir referandum var, bir genel seçim var, bir yerel seçim var, bir Cumhurbaşkanlığı seçimi var. 4 tane seçim var. Şimdi bunu da 2019’a kadar konumlandırırsanız 3 seçim kesin. Bahçeli’nin getirin demesiyle, hükümet hazırlık içersine girdi. O da meclisten geçerse bir referandum da gündeme gelecek ve o zaman 4 seçim olacak. Şimdi burada Cumhurbaşkanlığı seçimi vaktinde yapılacak o bir. Milletvekilliği seçiminin öne veya ileriye alınma ihtimali var, bu iki. Üçüncüsü yerel seçimlerin öne alıma ihtimali var. Çünkü ileriye alınamaz. 2019 Mart’ında yapılması düşünülen yerel seçim belki 2018 Ekim’inde veya 2018 Mart’ında yapılabilir. Veya 2017 Kasım’ında da yerel seçim olabilir. Bu tarihler gösteriliyor. Yani bu tarihlerde yapılabilir. Başka tarih yok. Ama görünen şu ki, ben yerel seçimlerin 2019’da zamanında yapılacağını, genel seçimlerin erkene alınabileceğini, Temmuz ya da Haziran’da Türkiye’nin bir genel seçime gideceğini düşünüyorum. Çünkü doğru olanı o. Genel seçimden sonra 2018 Mart’ında yerel seçim olabilir. Bir yıl öne de alınabilir o zaman. Bana göre mantıklı olanı o görünüyor. AK Parti iktidar olma avantajını kullanarak kendini hazırladığı zamanda seçime gidebilir. Biz yerel seçime de, genel seçime de hazırız. 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Baki Karakol - 3 hafta önce
Başkan, Türkiye'yi iyi tanımıyor, Başkanlık Sistemi de iyi bilmiyor. Öğrenmesi gerekir...