Sokağı kaybeden hayatı kaybeder

İstanbul'un çeşitli ilçelerinde yaşanan önemli olayları ve yaşamış önemli kişileri sergileyen 'Heykel Adam'lar sokağın kendine has bir dili olduğunu, sokağı kaybedenlerin hayatı kaybedeceğini söyledi

Sokağı kaybeden hayatı kaybeder

Avcılar'da bulunan  'Çığlık Sanat Atölyesi'nin Genel Yönetmeni Cemal Uçarman, bugüne kadar İstanbul'un birçok ilçesinde heykel gibi hareketsiz dururken günlük koşuşturma içerisinde olan insanların birkaç dakikasını 'çalmaya', sosyal mesajlarını iletmeye, genç sanatçılar yetiştirmeye çalıştıklarını ifade etti. Uçarman, koşuşturma içindeki sokaktaki insanlara sözlü tiyatro yapmanın çok zor olduğunu, bunun yazılı bir metin veya doğaçlama yolu ile yapılamayacağını vurguladı. Uçarman, DHA muhabirine Türkiye'de 'Heykel adam' performansı sergileyen ikinci grup olduklarını hatırlatırken, sokakta belli bir izleyici kitlesi de bulunmadığını, Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde sokakta güldürme amaçlı performans sergileyen pandonim sanatçılarına ilişkin bir video izleyince 'Heykel Adam' performansına karar verdiklerini anlattı. 

Şaşırtmak bizim için çok önemli

Cemal Uçarman, Charlie Chaplin'in filmlerinde sessizliği ile çok şey anlatmasını kendilerine örnek alarak önceleri sokak tiyatrosu olarak 'Çığlık Sanat Atölyesi'ni kurduklarını, Türkiye'nin bulunduğu coğrafyayı göz önüne alarak, özgün bir şeyler denemeye karar verince inanılmaz ilgi ile karşılaştıklarını belirterek şöyle dedi: "İnsanlar önceleri çok şaşırdı. Bugün sokakta belki 1000'inci kez 'Heykel Adam' performansına çıkmamıza rağmen hala şaşırarak, 'Gerçek mi?' diye soran bir sürü insanla karşılaşıyorum. Şaşırtmak bizim için çok önemli. Yoldan geçenlere en kısa sürede derdimizi sanatla ifade ediyoruz. Örneğin canlandırdığımız Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş, Nazım Hikmet veya bir sanatçı, madenci ile ilgili yanımıza yazılı bir söz koyduk. İnsanlar, iki dakika içerisinde bize bakıp bunu okuyup geçebilecek hale geldi. Sadece hareketsiz durarak kısa sürede tonlarca şey anlatabiliyorsunuz. Size baktığında, karşısında Mevlana, Hacı Bektaş veya Aşık Veysel'i gördüğü zaman onunla ilgili hemen belleklerindeki bilgiler ortaya çıkmaya başlıyor. 'Bunu niye yapmış?'diye kendine sormaya başlıyor. Kısa da olsa 
düşünerek geçiyor."

Seyit Onbaşı ortak değer

Uçarman, geçen 18 Mart'ta Çanakkale Zaferi nedeniyle canlı heykel olarak ilk kez sergiledikleri Seyit Onbaşı performansına gösterilen çok büyük ilgiye şaşırdığını vurgularken, "Oysa Seyit Onbaşı ne bir siyasi, ne bir mezhep yapısını, ne de bir ırk temelinde bir şeyi temsil etmiyordu. Kurtuluş Savaşı'nda iman gücüyle inanarak yaptığı bir şeyin sonucuydu aslında. Sıradan bir adamdı. Önü, arkası olmayan, şuradan- buradan beslenen değil, sıradan Anadolu çocuğu. Hayatı ile ilgili kaynakları okuduğum zaman çok daha 
etkileyici oldu benim için" diye 
devam etti.

Bizi aşağılayanlar da var

Cemal Uçarman, sokakta, heykel adam performansı sırasında kendilerine dokunmaktan, fotoğraf çektirmekten keyif alan, sanatçıyı önemseyen insanların yanı sıra, kendilerini aşağılayan kişilerle de karşı karşıya kalabildiklerini söyledi. Uçarman, "İkisinin de bir zenginlik olduğunu reddetmiyorum" dedi. Cemal Uçarman, sokakta sosyal duyarlılık içerisinde birçok önemli şahsiyetin yanı sıra madenci,  simitçi, temizlik işçilerini, Ege'de boğularak ölen Aylan bebeği, eski İstanbul'un nezaket kimliğini anlatmak için hanımefendi veya beyefendiyi canlandırdıkları gibi, özel günlerde terör olaylarında terörü protesto eden, depremi anlatırken topluma bir hatırlatma görevi yaptıklarını kaydetti. 

Sokağın dili halkın dilidir

İnsanlar televizyonda sürekli aynı şeyleri görmekten bıktığını sokağın kendine has bir dili olduğunu dile getiren Uçarman, "Hep söylerim; Sokağı kaybeden hayatı kaybeder. En iyi futbolcu, en iyi siyasetçi, en iyi sanatçılar sokaktan çıkar. Çünkü, sokağın dili, halkın dilidir. 'Heykel' gibi dururken karşınızdakinin kültür düzeyinden, estetik algısından siyasi görüşüne kadar tüm özelliklerini algılayabiliyorsunuz. Küçücük bir yaklaşımı onun kimliği hakkında bilgiler veriyor. Karşınıza geçip, konuşuyorlar. Canlı olduğumuzu bildikleri halde 'Duymadığımızı' zanneder gibi aralarında, 'Nedir?', 'Neden böyle yapıyor?', 'Buna bir şey yapsak bize karşılık verir mi?', 'Önündeki kumbarayı  alıp gitsem' yine durabilir mi?' diye konuşuyorlar. Sizin karşınızda oyun oynuyorlar. Yaptığınız tiyatral gösteriye, oyuna katılmak istiyorlar. Çoğu gerçek olduğunuzu biliyor. Ama orada toplanmış kitleye kendini gösterebilmek için sizinle küçük oyunlara giriyor. Sizinle birlikte eğleniyor veya fotoğraf çektiriyorlar. Birçok insanın anılarındayız artık. Orada biz olmaktan çıkıyor; temsil ettiğimiz bir kişi, heykel oluyoruz. Böyle olunca onu alıp fotoğraf albümüne koyabiliyor; 'Yunus Emre veya Aşık Veysel ile fotoğraf çektirdim' diyebiliyorlar. Onların dünyalarında bir karşılığımız var bizim" ifadelerini kullandı.  

Aynı coğrafyada iki farklı çağ

Uçarman, sokakta hareketsiz durmanın da  dezavantajları ile karşılaştıklarını bir anısıyla birlikte şöyle anlattı: "Silivri'deyim. 3-5 arkadaşını toplamış bir genç  Pitbull köpeğini yanıma kadar getirdi, beni birkaç kez korkutmaya çalıştı. Rahatsız olduğumu belli ettim. Yine devam etti. Köpeğe eğilerek 'Lütfen sahibinize sahip çıkar mısınız? Beni rahatsız ediyor' deyince orada kıyamet gibi büyük bir alkış aldı. Toplum sizi bir şekilde mutlaka koruyor. Çoğu parayı çocuğuna attırırken, 'Lütfen amcaya, ablana teşekkür et' diyor. Hem para atıp, hem teşekkür etmek çok özel bir nezaket. Sokakta o kadar zıt davranışlar görüyorsunuz ki. Bazen düşünüyorum; Aynı coğrafyada, aynı topraklarda Ortaçağ ile modern çağ insanını aynı sokağa salmışlar herhalde diye."

Çığlık atanlar bile var

Cemal Uçarman, kendilerini heykel zannedenlerin küçük bir hareketlerini gördüklerinde çok şaşırdıklarını, çığlık atanlar bile olduğunu, bu tür korkulara diğer izleyenlerin kahkahalarla gülebildiğini söyledi. Nitelikli çalışmaların mutlaka karşılık bulduğunu, yerel yönetimlerden ilçelerindeki sanatçılara daha fazla destek olabilecekleri birçok yol olmasına rağmen kendilerine 'Yok' gibi davranıldığını, 'Demokrat bir belediyenin' kendilerini işportacı gibi değerlendirebildiğini, sokakta sanata izin vermediğini anlatırken, "Performansımız için bağış olarak atılan paralarla öğrencilerimizi eğitmede kullanıyoruz. Sanat atölyesinin kirasını, aydınlatma, ısınma, makyaj, kostüm, dekor giderlerini karşılarken yaşamlarını sürdürmeye çalışıyoruz. Tiyatro sadece bir yerde bir eseri  oynamak değildir. Onun ön hazırlığını yani mutfağını bilmeden bunu yapmanın çok karşılığı, değeri yok. Burada hiçbir her şey paylaşılır. Bir şehrin dokusu estetiği gelişmişlik düzeyi sanatıyla karşılık bulur. Bizim derdimiz halka bir şeyler anlatmak kendimizin hikayelerini paylaşmak" diye konuştu.

DHA

Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.