Lale’nin öyküsü: Müjdeci ve göçebe

Anadolu’ya Türklerle beraber gelen lale, Selçuklu döneminden itibaren Türkler için özel bir yer tutar. En parlak dönemini ise Osmanlı İmparatorluğu’nun 1718 ile 1730 yılları arasında "Lale Devri'nde" yaşar.

Lale’nin öyküsü: Müjdeci ve göçebe

10. İstanbul Lale Festivali, "İstanbul'da Lale Zamanı" başlığı ile çeşitli etkinliklerle sürüyor. İstanbul'un park ve bahçelerini, yollarını rengarenk laleler süslüyor. Bu durumu eleştirenler de var, 'çiçek, bir kentin süsü, vitrinidir' diyenler de. Biz bu gündelik tartışmalardan uzaklaşıp lalenin öyküsüne, geçmişine bir göz atacağız.

Orta Asya'dan Türklerle geldi
12. yüzyıla tarihlenen Anadolu el sanatlarında görülen lale motifleri, bunu doğrular biçimdedir. Lale çiçeğinin asıl vatanının Orta Asya olduğu ve Türkler tarafından o zamanlarda Anadolu’ya getirildiği söylenir. Hun Sanatı’na ait belgelerin büyük çoğunluğunda lale adı geçer. Kurganlarda çıkarılan buluntularda ise lalenin motif ve desen olarak yoğun bir şekilde kullanıldığı görülür. Keza süs eşyalarında ve aksesuarlarda. Uygurlar dönemine ait bir mezardan çıkarılan ipek kumaş üzerinde görülen lale figürü ise söz konusu çiçeğin o coğrafyada boy verdiğine ve yoğunluğuna işaret eder.
Derler ki, bu nadide çiçeği şiirde ilk, Mevlana Celaleddin-i Rumi kullanmıştır. Ama lalenin öyküsü ve serüveni bununla sınırlı değildir. Osmanlının günlük yaşamına girer, ona ayna tutar lale. Şiirlere, fermanlara, hikayelere, süslemeye ve sanatın her dalına konu olur. Bir çiçeğin bir döneme ismini vermesi ise tarihte rastlanan ender bir olaydır. Bir yanıyla Osmanlıların güzele ve sanata verdiği önemi ortaya koyan imgedir lale, diğer yandan baharın müjdecisi.

Uğruna lale mecmuası basıldı
Lale, en parlak dönemini Osmanlı İmparartorluğu’nun 16. ve 18. yüzyılları arasında yaşar. 3. Ahmet (1673-1736) döneminde ise hem süs bitkisi hem de süsleme motifi olarak doruğa çıkar. 1718 ile 1730 yılları arasına denk düşen bu dönemi, tarihçiler ‘lale devri’ olarak  anarlar. Bu devirde basılan ‘lale mecmuası’nda 50 kadar çeşidi resimlenen lalenin, çeşitli kaynaklarda 2000’den fazla türü olduğu yazılır.
Anadolu’ya Türklerle birlikte gelen lale, Selçuklu döneminden itibaren Türkler için bambaşka bir yer tutar. İran Selçuklularının ve Büyük Selçukluların sanat eserlerinde, 12. Yüzyıldan itibaren lale motiflerine, süslemelerine rastlanır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti Konya’da bulunan birçok eserde  ise lale motifi, rengarenk ve envai çeşit figürle hayat bulur.

Lale için şiirler yazılırdı
Osmanlı Dönemi'nde lale, mimariden edebiyata, çiniden kumaşa kadar birçok üründe desen, motif ve figür olarak yer almış. Lale bahçeleri anlamına gelen lalezarlar, saray ve konakları süslemiş, bağ ve bahçelere renk katmış. İhtişamdan söz edilen hemen her yerde lale yer almış. Lale için şiir ve nesirler yazılmış. 

Arap harfleri ile ‘lale’ yazıldığında, Allah kelimesinin bütün harflerine rastlanır. Osmanlılar tarafından bu kadar kıymet görmesinin sebepleri arasında, bir de bu özelliği olduğu söylenir. Harf ve sayılar hesabına dayanan’ebced’ usülüne göre ‘Allah’ kelimesi ile ‘lale’ kelimesinin aynı rakama tekabül etmesi şaşırtıcıdır. Lale, Arap harfleri ile yazılır ve tersinden okunursa ‘hilal’ diye okunur; hilalse Osmanlı Devleti’nin amblemidir.Türk çiçekçilik tarihiyle ilgili araştırmaları bulunan Turhan Baytop, 2. Selim’in Kırım’ın güneyinde yer alan Kefe’den 300 bin lale soğanı ısmarladığını yazar. ‘Lale-i Rumi’ denilen ve ayırıcı özelliklere sahip olan Osmanlı Lalesi’nin Kefe’den getirilen bu lale soğanlarından elde edildiğini iddia eder. Ancak bu lalelerin, seçme ve melezleme yoluyla elde edildiği de yazdıkları arasındadır.

Osmanlının bu çiçek ve lale merakı istanbul'a gelen yabancıları bir hayli etkilemiş. Fransız şair ve devlet adamı Lamartin de bu tesire kapılanlar arasındadır. Miss Julia Parabe adındaki bir İngiliz kadınsa istanbul’un o yeşilliğe ve çiçeğe boğulmuş sokaklarını, evlerini, yalılarını görünce hayretler içinde kalmış ve ’Keşke Shakspeare, Romeo ve Juliet’in bahçe sahnesini yazmadan önce Boğaziçi’ni görmüş olsaydı” diye sözler etmiş.



Çinilerin motifi oldu
16. yüzyılın birinci yarısında ilk olarak kullanılmaya başlayan kırmızı renkle beraber, çinilerde lale motifi görülmeye ve yaygın olarak kullanılmaya başlanır. Bursa Şehzade Mustafa Türbesi, Rüstem Paşa Camii, Ramazan Efendi Camii, Kula Kurşunlu Camii ve benzeri yapılarda lale motifinden örnekler taşıyan çiniler, izleyiciyi büyüleyen niteliktedir. Lale, giyim ve kuşamda da karşımıza çıkar. II. Süleyman, Yavuz Sultan Selim, III. Murat ve diğerlerinin yalnızca lale motifi kullanılmış kaftanları bilinir. Aynı zamanda lale motifine sultanların ayakkabı ve çizmelerinde de rastlanır. Halı ve kilimlerde, cami, mescid, türbe ve okul gibi yapıların duvarlarına her renkten lale işlenmiştir. Özellikle Süleymaniye Camisinde bulunan Mimar Sinan’ın ters lalesi bu önemli örneklerin başında gelir.

Anadolu’dan Avrupa’ya göç etti
Lale'nin Anadolu’dan Avrupa’ya hangi tarihte götürüldüğü kesin olarak bilinmiyor. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Kanuni Sultan Süleyman nezdindeki büyükelçisi Ogier Ghislain de Busbeck, 1554 yılında geldiği İstanbul’dan Avusturya’ya lale soğanları gönderdiği ve soğanları alanınsa Carolus Clusius olduğu söylenir. Daha sonra Hollanda’ya giderek Leiden Üniversitesi’nde göreve başlayan Clusius, bu ülkelerde laleyi ilk yetiştiren ve lale endüstrisini kuran kişi olarak kitaplara konu olur.14. yüzyılın ortalarında Avrupa’ya giden lale,  özellikle Hollanda ve Almanya’da aranan bir meta haline gelir. Lale merakı bir ara kelimenin tam anlamıyla bir çılgınlık haline gelir. Charles Mackay’ın ‘Tuliptomania’ adındaki makalesi bu konu hakkında çarpıcı bilgiler sunar. Bu dönemde bir lale soğanına bütün servetini yatıranlar vardır. Schinler 1922’de yazdığı bir eserde, “Bir lale soğanının 9 bin altın marka satıldığı olmuştur.” der. ‘Naibi Kralı’ adındaki bir lalenin soğanı içinse 2 araba yulaf,  4 araba arpa, 4 semiz öküz, 12 semiz koyun, 8 semiz domuz, 2 fıçı şarap, 4 fıçı bira, 2 fıçı tereyağı, 50 kilo peynir, 1 karyola, 1 kat elbise, 1 de gümüş vazo verildiği yine bu eserde yazılıdır. Avrupa’ya özellikle de Hollanda’ya giden lale soğanları melezleme yoluyla, yeni türler elde edilerek Osmanlı İmparatorluğu’na rakip bir duruma gelmiş, hatta Osmanlı İmparatorluğu’nda sürdürülen laleciliği geçmiştir. Artık lale Osmanlı Devleti’ne Hollanda’dan getirilmeye başlamıştır.

Osmanlı lalesi kayboldu
NADİR lale soğanı elde etme tutkusu, bir ‘delilik’ olarak 17. yüzyıl başlarında ve kısa sürede Hollanda’ya da sıçrar. III. Ahmet devrinde laleye olan ilgi daha da artar.  Eskilerin Lale-i Rumi dedikleri, Osmanlı Lalesi denilen cinsin yaklaşık 2 bin çeşidinin adları, özellikleri ve yetiştiricileri çiçek tezkirelerinde ve lale mecmualarında kayıtlıdır. Lakin Lale-i Rumi Avrupa lalelerinden çok farklıdır. Zaman içinde yüzlerce lale çeşidi yetiştirilir. Ancak Lale Devri’nin (1730) sona ermesiyle birlikte İstanbul yani Osmanlı Lalesi de yavaş yavaş ortadan kaybolur.

Engin KABAN
Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.