Yeni nesille devrime yaklaştık

İstanbul Film Festivali kapsamında Akbank Sanat'ta gösterilen 'Kosmos' filminin ardından sinema dersinde konuşan sinemasının usta yönetmeni Reha Erdem, “Temsil etmek yerine katılmayı tercih eden ve yıkıcı olan’’ diye nitelediği yeni nesille birlikte devrime yaklaştığımızı ve bu çağın içinde doğan neslin zihninin bambaşka, muhafazakar düşüncenin normlarından uzak olacağını söyleyerek taşıdığı umudu dile getirdi.

Yeni nesille devrime yaklaştık

 İstanbul Film Festivali kapsamında Akbank Sanat'ta gösterilen 'Kosmos' filminin ardından sinema dersinde konuşan sinemasının usta yönetmeni Reha Erdem, “Temsil etmek yerine katılmayı tercih eden ve yıkıcı olan’’ diye nitelediği yeni nesille birlikte devrime yaklaştığımızı ve bu çağın içinde doğan neslin zihninin bambaşka, muhafazakar düşüncenin normlarından uzak olacağını söyleyerek taşıdığı umudu dile getirdi.

Usta yönetmen Reha Erdem, 2009’da festivalden ‘ Hayat Var’la FIPRESCI Ödülü ve bu ödülü kazanan yönetmene sonraki filmi için verilen Anadolu Efes’in yapım desteğini kazanmıştı. Bu destekle çektiği filmi ‘Kosmos’ (2010) dün Akbank Sanat’ta gösterildi. Ardından gerçekleştirilen sinema dersine de ilgi büyüktü. Salondaki genç kalabalığı gören Erdem, “Temsil etmek yerine katılmayı tercih eden ve yıkıcı olan” diye nitelediği bu yeni nesille birlikte devrime yaklaştığımızı ve bu çağın içinde doğan neslin zihninin bambaşka, muhafazakar düşüncenin normlarından uzak olacağını söyleyerek taşıdığı umudu dile getirdi. Kendi sinemasında da muhafazakar düşünceden olabildiğince uzaklaşıp beklenenin dışında, özgür bir dil kullanmaya çalıştığını belirten yönetmen, sinemasını “beklenmeyen sinema” olarak tanımladı.

Sosyalleşme insanı özgürleştirir

Bu bağlamda, içinde bulunduğumuz dijital dünya ile birlikte değişen dinamiklerin ve sosyalleşmenin özgürleştirici etkisi üzerine yorumlarını sunan Erdem “Bu akışkanlık çok boyutluluğu ve interdisiplinerliği getiriyor, yaşadığımız çağ gibi sinema da böyle, ben sinemayı bu yüzden seviyorum” diyerek sinema yapmak için gerekenin her türlü sanat dalından ve kanaldan beslenmek olduğunu sözlerine ekledi.Yapım destekleri, fonlar ve sinema dağıtımı konusunda, teknolojiyle birlikte sinema yapmanın kolaylaştığını ve ucuzladığını, böylelikle daha da demokratikleştiğini dile getiren Erdem, yeni dünyada filmlerin artık sinema salonları dışında da rahatlıkla izleyiciye ulaştığının altını çizerek, yeni sinemacılara para bulmak ya da filmlerini seyirciyle buluşturmanın yollarını dert etmek yerine mümkün olduğunca fazla film çekerek, deneye yanıla sinema yapmalarını tavsiye etti.“Festival filmi” adı altında üretilen kopya filmleri ve bu noktada Türkiye’deki film okullarını da eleştiren yönetmen, öğrencilerin film çekmeye ve yeni şeyler denemeye teşvik edilmediğini, oysa sinemanın sürekli film seyrederek ve film yaparak öğrenileceğini söyledi. Kendi sinema serüveninden, onu etkileyen yönetmenlerden ve izlediği yöntemlerden de bahseden Erdem o zamanlar Fransa’ya gitme sebebinin film seyredebilmek olduğunu; fakat artık dijital çağ ile birlikte sinemateklerin ayağımıza geldiğini, yani film indirerek de kolaylıkla yeni yönetmenler ve sinemalar keşfedebileceğimizi belirtti.

Film ideolojilerini anlattı
Seyircilerden özellikle ‘Kosmos’ filmi üzerine gelen yorumlar ve sorularla birlikte sinemada “gerçeklik” ve “gerçekçilik” üzerine yorumlarını aktaran yönetmen, yarattığı mekânlarda “gerçekçi” olmak gibi bir kaygısının bulunmadığını ama aynı zamanda sinemasını “gerçeküstü” olarak da tanımlamadığını söyledi. “Kosmos’daki şehir Kosmos’un şehri, Hayat Var’daki İstanbul filmin İstanbul’u. Ben o ‘uydurmalık’ kurgusal şeyi seviyorum. Sanatı ve sinemayı köleleştiren bir şey gerçekçilik, bence bu realiteyi yaratmak televizyonun işi olmalı” diyerek sinemanın gerçekçiliğe saplandığı zaman ilerlemeyeceğinin altını çizdi. Filmlerinde kurgu, oyuncu ve diyalog kullanımına da değinen Erdem Kosmos’u oldukça politik bulduğunu söylerken seyircilerle filmin ana karakteri (yönetmenin tercih ettiği haliyle “figür”ü) ve ideolojisi üzerine konuştu. 

Yılmaz'ın yeri ayrıdır
Ayrıca Türkiye sineması hakkında ne düşündüğünün sorulması üzerine Erdem, sinema tarihimizde onun için Lütfi Ö. Akad, Metin Erksan ve Yılmaz Güney’in ayrı yeri olduğunu; fakat bu sinemacıların çok değerli işler yaptıkları halde tıpkı Yeşilçam gibi bir miras bırakamadıklarını ifade etti. Kendi kuşağının yani Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz ve Tayfun Pirselimoğlu gibi “Yeni Türkiye Sineması” yönetmenlerinin bu noktada daha çeşitli ve birbirinden farklı üsluplar yakaladığını belirten Erdem, içinde bulunduğumuz dönemde sinemanın daha üretken ve aktif olduğunu, yeni kuşakla birlikte bunun daha da artacağını sözlerine ekledi. 
Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.