Kürk Mantolu Madonna


Hüseyin Şengül

Hüseyin Şengül

18 Ekim 2016, 16:58

(TV8'de yayınlanan 'Aramızda Kalmasın' programında Sabahattin Ali'nin "Kürk Mantolu Madonna" kitabının filme uyarlanması ile ilgili olarak magazin programı yapan Funda Kalyoncuoğlu "Kitaplar filme uyarlanınca ben sevmiyorum. Ama burada Madonna'nın hayatı da enteresan olabilir bizim için. Yani aşkları, ilişkileri filan" diyerek, tabiri caizse baltayı taşa vurdu.

Kalyoncuoğlu’nun bu bilgisizliği eleştirilebilir, ama üzerine abartılı yüklenilmesini doğru bulmuyorum. Hele onun üzerinden durumu fırsat bilip kendini kültürlü ilan eden feysciler… Kalyoncuoğlu tekil örnek değil, Türkiye’nin kültürel, sanatsal fotoğrafı bu! Sanatın içine tükürenlerin, heykeller için bilgiçlik taslayanların ve sanattan korkanların egemenliğindeki dünyamız bir cehalet, kurnazlık, nobranlık ve şiddet dilinin kuşatılmışlığında boğuluyor! Kaldı ki, Funda Kalyoncuoğlu, özür diledi.

Konuya dair 6 ay önce yayınlanmış yazımın bu vesileyle yeniden yayınlanmasını uygun buldum. Ancak bu yeniden yayınlamadaki amacım, Kalyoncuoğlu’na “Kürk Mantolu Madonna’yı nasıl bilmezsin” saldırısı için değil, tersine, bu zorba sistemin katil ürettiğini, binlerce cinayetin faili olduğunu haykırmaya vesile olması içindir. Yani… Dünyada iktidarı hedefleyerek eleştirmeyen hiçbir hareket demokrat değildir!)

Sabahattin Ali’nin katledilişinin 68. yılı. 2 Nisan 1948 yılında Milli Emniyetin parmağının olduğu Sabahattin Ali cinayeti tam olarak açıklığa kavuşturulmadı. Şaşırtıcı değil, nice cinayetlerin üzerinde ‘devlet’ markalı kalın örtüler var ki…

***
Kürk Mantolu Madonna”yı tekrar okudum.

Silik, sakin bir tip olan Raif’in iç dünyasındaki derinliğin ve Kürk Mantolu Madonna ile aşkının anlatıldığı yalın, tutkulu, kaygılı sayfalar karşısında, hayatın sonsuz çeşitliliğine yuvarlandım. İnsanın iç dünyasının karmaşık örgüsü ve çoğu kez ulaşılması zor olan kılcallarındaki ‘ruhsal’ akışlar…

***

Raif’in kişiliğinde, yazarı Sabahattin Ali’den bazı özellikler görür gibiyim. Roman sanatında yazar, yarattığı karaktere kendi dünyasından şu veya bu şekilde birkaç parça katabilir.

Havranlı Raif öldü, Raif’in yaratıcısı Ali katledildi!Uzandım ve Zorba filminin dul kadını, Akdeniz’in etkileyici esmeri, buğulu sesli Irene Papas’ın Vangelis ile birlikte yaptıkları gazel, epik, lirik özelliklerden oluşan bir armonikaya sahip “Odes” albümünden şarkılar dinliyorum. Bu albümü ilk defa 12 Eylül faşizminin karanlık günlerinde dinlediğimden olacak, melodisini unutamadım.

***

Sabahattin Ali’nin “Kuyucaklı Yusuf”unu, “Aldırma Gönül Aldırma” şiirini ve Sinop zindanında gördüğüm koğuşunu da unutmuyorum.

Sabahattin Ali’nin katledilmesini de unutmuyorum!

“Odes” albümündeki ağıtlar eşliğinde Sabahattin Ali’yi yâd ediyorum!

***

Şimdi ben 1948 yılında daha 41 yaşındayken katledilen bu yazarın resmine bakarak Irene Papas’ı dinliyorum.

Şarkıları ilahi bir adaletten mi bahsediyor?

Herhalde öyle!

Ben müziğinden öyle anlıyorum ya da öyle anlamak istiyorum.

***

İktidarların zulmünde yitirilen ömürler…

Vicdanı küllenmiş toplumda törpülenen ömürler…

Adaletin çölleştiği ülkemde kahredici kuşatılmışlığın içe akıtılan acıları…

Oğullarının acılarından doğan analar…

***

Bakın kaç yıl oldu, Hrant’ın katilleri açığa çıkarıl(a)madı!

Dokunulmuyor, dokunulmuyor, dokunulmuyor!

Egemenlerin zorbalığı ve sırıtkanlığında baskılanan bir toplum; hem suçlular hem güçlüler!

Irene Papas’ı dinliyor, müziğe sığınıyorum; insan olmak ne demek?

Bir yandan da, Sabahattin Ali’nin neredeyse yumuk gözlü fotoğrafına bakıyorum.

Gözlüklerinin arkasındaki o bakışın derinliğinde Gramofon Avrat’ı görüyorum.

Eğer bu toplum Gramofon Avrat kadar cesur ve fedakâr olsaydı, zalimleri tükürüğüyle boğardı!

***

İçim sızlıyor!

Şimdi Kuyucaklı Yusuf’un, Maria Puder’ın, Raif Efendi’nin bende bıraktığı o buruk ve ince hüzünden çok farklı bir durumdayım. Onlar roman kişilerinin tatları.

Ya yazarın bende bıraktığı tat?

Ya o amansız gerçeklik…

Ayazdaki demire yapışmış dil gibi, bir öfke ve yoğun hüzün yapıştı yüreğime de, Hasan Hüseyin gibi acıyı bal eyleyemiyorum.

***

68 yıl önce Sabahattin Ali katledildi.

O gün bugündür Sabahattin Ali cinayeti ortaya çıkarılmadı.

Bu bir siyasal cinayetti.

Bütün siyasal cinayetlerin iktidarla şu veya bu şekilde bağı olduğu gibi, Kırklareli il sınırları içinde, Bulgaristan sınırına 34 km mesafede katledilen Sabahattin Ali cinayetinde de açığa çıkarılmamış bağlar var!

***

Bu ülkede (çok gerilerine gitmeye gerek yok), 100 yıldan bu yana binlerce faili meçhul cinayet işlendi.

Sabahattin Ali’de onlardan biri.

Onlarca edebi ürün vermiş ve yazın hayatında geleceği parlak bir kalemi kim kırmış olabilir?

Nice yazarların, gazetecilerin, aydınların kalemi kırıldı.

Ahmet Samim’den, Uğur Mumcu’ya, Abdi İpekçi’den Turan Dursun’a, Metin Göktepe’den Hrant Dink’e kadar nice değerlerimiz katledildi.

Kim bunların katilleri, kim?

Biliyoruz katilleri; eşkâllerini, onursuzluklarını…

Cinayet, korku ve soygun tezgâhını da, tezgâhlayıcılarını da biliyoruz!

Kokuşmuş düzeni biliyoruz.

Bilmediğimiz ise, defterlerinin ne zaman dürüleceği!

***

Bugün dinlediğimiz “Ben Yine Sana Vurgunum”, "Melankoli", “Benim Meskenim Dağlardır”, "Eşkıya Dünyaya", “Aldırma Gönül”, "Leylim Ley" şarkıları, Sabahattin Ali’nin şiirleridir. Sabahattin Ali’nin duygu yoğunluklu, kırılgan kişiliğini bu şiirlerde bile görmek mümkün.

***
Ne demişti Sabahattin Ali: “Aldırma gönül aldırma”.

Aldırıyorum be!

Nasıl aldırmayayım Raif Efendi? Senin bir Maria Puder’in öldü, benim binlerce Maria Puder’im öldürüldü.

Bakma bana öyle gözlüklerinin arkasından sevgili Sabahattin Ali.

Bil ki içimde onlarca Kuyucaklı Yusuf dolaşıyor.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.