Mahmut Güneş: Karagöz sadece Ramazan’a sıkıştırıldı

Mahmut Güneş

Mahmut Güneş



RÖPORTAJ: Emek Karakaş 11 Mayıs 2015, 09:15

Üsküdar Karagöz Evi’nde tasvirler yapan Mahmut Güneş, Karagöz’ün sadece Ramazan’dan Ramazan’a hatırlandığını belirterek, «Ramazan bitince herkes sırtını dönüyor, Karagöz unutuluyor, kendi haline bırakılıyor. Bu da sanatın geleceği açısından çok acı bir durum» diye konuştu.

Üsküdar Kapalı Çarşı'ya ne zaman gitsem, Karagöz tasvirleri yapan o küçücük dükkanın yanından hayranlıkla geçerim. Dükkanın camına, duvarına asılan tasvirler el sanatının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha kanıtlar adeta. Küçücük dükkandaki tezgahta tek tek Karagöz tasvirlerini yapan Mahmut Güneş; halka bu sanatı göstermek, sevdirmek, halkın ilgisini çekmek için mecazen değil gerçekten elinden geleni yapıyor.

1988 yılında hafta sonu ek iş için başladığı Karagöz tasvirciğiline gönül verince esas işi haline getiren Güneş, tüm geleneksel sanatlar gibi bu sanatın da unutulmaya yüz tuttuğunu anlattı. Halkın ilgisinin neredeyse sıfır derecesinde olduğunu, Kültür Bakanlığı ve belediyelerin de sadece Ramazan'da hatırladığını söyleyen Güneş, “Bunun alıcısı yerliden çok yabancı. Acı olan şey de bu... Sadece Karagöz için değil diğer geleneksel el sanatlarında da bu böyle. Biz, bizim olan bu kültüre, geleneksel el sanatlarına millet olarak gereken ilgiyi pek göstermiyoruz” diye konuştu.

Kültür Bakanlığı ve belediyelerin verdiği desteğin sadece bir aya sığdırıldığını dile getiren Güneş, “O da Ramazan Ayı... Ramazan bitince herkes sırtını dönüyor, Karagöz – Hacivat'ı da unutuluyor, kendi haline bırakılıyor. Karagöz – Hacivat sadece Ramazan Ayı'na sıkıştırılıyor. Tamam Ramazan, Orta Oyunu ile özdeşleşmiş bir aydır. Fakat bu yılın sadece o ayına sığdırılmaması gereken bir sanat. Her an gündemde olmalı” ifadesini kullandı.

Bu sanatla nasıl tanıştınız?
Benim eski çalıştığım iş yerinde Cumartesi ve Pazar günleri tatildi. Ben de ek iş arıyordum. Karagöz yapan amcamın oğlunun yanına gittim. Ben de orada yapmaya başladım ve bu işi çok sevdim. Usta çırak ilişkisiyle öğrenilen bir sanat bu. Daha sonra ek iş olmaktan çıkıp esas iş haline geldi. O gün bugündür hayatımı Karagöz yaparak kazanıyorum. 27 sene oldu. Önümüzde yıl emekli olacağım.

Ne tür malzeme kullanıyorsunuz?
Deri kullanıyorum. Genelde sığır derisi kullanıyorum ama bazen isteyen olursa deve derisi üzerine çalışıyorum. Kimyasal boyalar kullanıyorum. Ama camdakiler kök boyası... Osmanlı'da Karagöz  yapılırken kimyasal boyalar olmadığı için kök boya, bitki ve böcek kökenli boyalar kullanılırmış. Doğal boyama yani. Ben de gelenekseli nasıldır öğrenmek istedim. Acıbadem'deki Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'ne gittim. Orada Prof. Dr. Recep Karadağ bana yardımcı oldu. Bitkileri verdi, 'siz yeter ki yapın ben size destek olurum' dedi. Camda gördüklerinizin hepsi yüzde 100 kök boya. Kontürleri bile meşe palamudu ile yaptım.

UNİMA kuklacılığı yaşatıyor

Yapımı nasıl oluyor?
İki teknikle yapılıyor. Birincisi yakma tekniği. İkincisi ise nevregan denilen özel bıçaklarla yapım. Kimyasal boyalarla yaptıklarımda yakma tekniği kullanıyorum. Ama geleneksel yöntemle yaptıklarımda nevregan kullanıyorum.

Türkiye'de bu işle uğraşan çok insan var mı?
Karagöz yapan, oynatan çok arkadaş var. Türkiye'de epeyce Karagöz yapan sanatkar bulunuyor. Yapanların yanı sıra oynatanlar var. Hem yapıp hem de oynatanlar var. Ama ben genelde tasvir yapıyorum, bunları satarak hayatımı kazanıyorum. UNİMA isimli kuklacıların bir araya geldiği bir dernek var. Türkiye'de de örgütlü. Ankara, İstanbul ve Bursa'dan birçok kukla sanatçısı bu derneğin üyesi.

Devletin sizin gibi geleneksel sanatları yapan sanatçılara bir desteği, katkısı oluyor mu?
Kültür Bakanlığı'ndan gelir vergisi muafiyeti belgem var. Burada biz sanatçı statüsünde iş yapıyoruz. El sanatları sürsün diye devlet bunu süsbanse ediyor, bir bakıma el sanatı yapanlara zırh çekiyor. Fakat bu destek Karagöz yapanlar için yeterli değil. Çünkü Karagöz'ün artık rakibi çizgi filmler. Karagöz her ne kadar var gözükse de, benim gibi böyle halkın gelip gittiği yerde yapanlar çok az. İki ya da üçtür. Diğerleri genelde sanatlarını kendi evlerinde icra ediyor. Tasviri yaparlar, gidip bir mekanda ya da bir sınıfta oyunlarını yapıp gelirler. Ama ben devletin bana verdiği korumanın sayesinde halk içerisinde, onların görebileceği, gelip sorular sorabileceği bir ortamda yapıyorum. Yoksa gelir vergisinden muaf olmasak başedemeyiz.

Vergi muafiyeti yetmiyor

Sadece vergi muafiyeti sağlamak bu sanatın yaşaması için yeterli mi?
Çok da yeterli sayılmaz. Karagöz bir kaç açıdan çok sıkıntıda. Birincisi meslek olarak bir kişiyi ya da ailesini geçindirebilecek düzeyde bir sanat değil ne yazıkki. İkincisi Karagöz'ün artık eskisi gibi çok popüleritesi kalmadı. Evet, Kültür Bakanlığı'nın ya da belediyelerin verdiği bir destek var ama bu sadece yılın bir ayına sığdırılıyor. O da Ramazan Ayı... Ramazan bitince herkes sırtını dönüyor, Karagöz – Hacivat'ı da unutuluyor, kendi haline bırakılıyor. Karagöz – Hacivat sadece Ramazan Ayı'na sıkıştırılıyor. Tamam Ramazan, Orta Oyunu ile özdeşleşmiş bir aydır. Fakat bu yılın sadece o ayına sığdırılmaması gereken bir sanat. Her an gündemde olmalı. UNİMA, Kültür Bakanlığı ile birlikte okullara da sokmaya başladı. Müfredata soktular bunu. Türkçe dersinde çocuklara performans ödevi olarak Karagöz oynatılıyor. Bu güzel bir şey fakat yeterli mi derseniz, ben yeterli olduğunu düşünmüyorum.

Masraflı bir sanat mı bu? 
Deri pahalı bir materyal. Fakat masraftan çok talep önemli burada. Yaptığınız zaman satmalısınız, alıcısı olmalı. Yalnız bunun alıcısı yerliden çok yabancı. Acı olan şey de bu... Sadece Karagöz için değil diğer geleneksel el sanatlarında da bu böyle. Yani tüketicisi yabancı. Biz, bizim olan bu kültüre, geleneksel el sanatlarına millet olarak gereken ilgiyi pek göstermiyoruz. Bunun nedeni de ekonomik... İnsanları da suçlamak doğru değil. Belli bir bütçeyle geçinmeye çalışan insanların buna bir bütçe ayırması mümkün değil. Ayda 1000 – 1500 lira kazanan bir vatandaşın bir tasvire 50 – 60 lira vermesi zor. Genelde biraz ekonomik düzeyi yüksek olan Batı Avrupalı turistler buna ilgi gösteriyor. Doğu Avrupa da değil, Arap da değil; Batı Avrupa yani Akdeniz havzasındaki ülkeler tasvire ya da minyatüre daha ilgili. Bu haliyle nereye kadar gider bilmiyorum.

Genç turistler de almıyor

Turistlerin alması da yetmiyor sanırım... 
O turist tipi de bitiyor aslında. Onların çocuklarının içi boş yani kültürel anlamda bu işlere çok önem vermiyorlar. Elektronik çağ çocukları gibi yetişiyorlar. Artık o kültür turisti dediğimiz turistlerin çocukları ve torunları da geleneksel el sanatlarına pek ilgi göstermiyor, çünkü bilmiyorlar. Okumuyorlar, araştırmıyorlar, sadece elektroniğe, tekniğe önem veriyorlar. Batı Avrupa'da da böyle bir kuşak yetişiyor. Bizde zaten bunun gibi bir ilgi gösterme durumu yok.

El sanatlarının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Karagöz ya da diğer el sanatları nereye kadar gidecek bilemiyoruz. Açıkcası pek umutlu değilim. Geçenlerde Karagöz yazarı Ünver Oral geldi; Karagöz artık bitti, talep yok dedi. Bizim Karagöz tasvir satışlarımız zayıf. Çünkü halkımıza pahalı geliyor. Performans ödevleri için çocuklarına alanlar var. Onlar da ekonomik olduğu için küçük boylu olanları satın alıyor. Aslında bunlar oynatılmak için uygun boyutta değil ama ödevi kurtarmak adına alıyorlar. Tabi ki bu yeterli değil. Biz müze çıkışlarındaki hediyelik eşya dükkanlarına, Karagöz oynatıcılarına veriyoruz. Anadolu'da talep olursa onlara gönderiyoruz. Bu şekilde bir süre daha gideceğiz. Ama daha sonra ne olur, bilemiyorum.

Halkın ilgisi çok zayıf

Yaşatılması için ne yapılması gerekiyor. Vatandaşa, devlete ne görevler düşüyor?
Bu umutsuzluk sadece geleneksel el sanatlarında değil sanatın tamamı için geçerli. Bunlar insanların gelir düzeyinin yüksek olmasıyla ilgili. Eğer geliri yüksek olursa o kişi gider kitap  alır, sinemaya gider, tiyatro izler, geleneksel el sanatlarına da ilgi gösterir, satın alır. Böylelikle o işi yapan ustayı teşvik eder, o sanat böylelikle yaşar. Ama tekrar söylüyorum bunun ekonomiyle çok ilgisi var. Orta sınıfın gelir düzeyi çok zayıf. O yüzden sözünü ettiğimiz el sanatlarına pek ilgi gösterilmiyor. Parası olanların da kültürü yok. Sınıf atlamışlar ama dünyadan bihaberler... Türkiye'nin maalesef gerçeği bu.

Burada çırak yetiştiriyor musunuz?
Çırak yetiştirme potansiyeli olan bir meslek olmaktan çıktı. Çırağın gelip burada yetişebilmesi için ekonomik bir şeyler kazanacağına ikna olması gerekiyor. Burada para kazanamayacağını bildiği için ilgilenmez. Eğer gelecekse sevmesi lazım. Belki 'ben parasal olarak bir beklentim yok, Karagöz'ü seviyorum' deyip; Karagöz öğrenmesi mümkün olabilir. Bu konuda da UNİMA kurslar düzenliyor. Sevenler gidip ordan yapım ve oynatım eğitimi alıyor. Karagöz'ün geleceğe taşınması bu şekilde olacak fakat alaka gerekiyor. Alaka da ancak halk tarafından gelen bir durum. Halkın ilgi göstermesi gerekiyor. Karagöz olduğu yerde durur ama göz önünde olmaz.

Üsküdar beton oldu
46 yaşındayım, 6 yaşından beri Üsküdar'da yaşıyorum. Üsküdar'ın en eskisini, ahşap binaları, denizin temiz olduğunu bilirim. Bizim yollarımız asfalt değildi, Arnavut kaldırımı bile değildi. Bildiğin topraktı. Bu toprak ıslandığı zaman toz kalkardı, ciğerlerimize tozu çekerdik. Salacak'ın o eski halini bilirim. İnsanlar daha sosyaldi, mahallede herkes herkesi tanırdı. Acısını bilirdi, sevincini bilirdi, Şimdi Üsküdar hep beton oldu. Sadece Üsküdar değil tüm İstanbul beton oldu. İnsanların arasındaki ilişkilerde bozuldu. Bırakın mahalleyi aynı apartmandaki insanlar birbirini tanımıyor. Ne acısını biliyorlar ne sevincini... Yaşayıp yaşamadıklarından bile haberleri yok. Ortak apartman giderlerinde bir arıza olduğu zaman iletişime geçiyorlar. Belki de şehir hayatı bunu getirdi, konsept değiştirdi. O farklı bir hayattı, şimdi ki farklı bir 
hayat.

Baksalar bile mutlu olacağım
Üsküdar Belediyesi'ne Ramazan Ayı'ndaki bir faaliyetinde hiçbir karşılık istemeden bir kez yardım ettim, bir koleksiyonumu götürdüm. Sadece insanlar görsünler istedim. Ama ilgi çok fazla olmadı, belki geceye de denk geldiği içindir. Ben kök boyalarda emek vererek tasvirleri yaptım. Doğanın renklerini deriye yansıttım, uğraştım, didindim, meydana getirdim ama karşıda bir talep yok. A ne güzel, iyi ki yapmışsın diyen karşıda sizin yaptığınız emeği önemseyen bir kitle yok. Gelip baksalar bile ben mutlu olacağım. Olmayınca da artık yapmıyorsunuz. İnsanların temel sıkıntıları olan geçim derdi insanları robotlaştırmış. Tek hedefi günü ya da ayı geçirmek. Ne kendisine ne de çevresine baksa da görmüyor. 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.