Mahmut Övür: Türkiye’de ucube bir sistem var

Mahmut Övür

Mahmut Övür



RÖPORTAJ: Emek Karakaş 22 Mayıs 2015, 07:59

AK Parti İstanbul 3. Bölge Milletvekili Adayı Mahmut Övür, siyaseti sevdiğini belirtti ve bu nedenle aday olduğunu söyledi. Başkanlık sistemiminin bir an önce gelmesi gerektiğini savunan Övür, “Şu anda ucube bir sistem var. Bu ucube sistem aslında AK Parti'yi güçlü kılmasına rağmen biz bunun değişmesini istiyoruz” diye konuştu.

Bugünkü röportajımız AK Parti İstanbul 3. Bölge Milletvekili Adayı Mahmut Övür ile... Yalnız bu kez soruları sadece ben sormadım. Gazetemizi ziyaret eden Övür'e, Gazetemizin Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mert, Tüzel Kişi Temsilcisi Ali Tarakçı, Genel Yayın Yönetmeni Cengiz Alçayır ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ekrem Hacıhasanoğlu ile birlikte sorular sorduk.

Öncelikli olarak Silivri'de yapılan toplantıda gazetecilere yönelik sarfettiği 'havuzun suyunu içiririm' cümlesini sorduğumuz Övür, orada soruyu soran gazeteciyi çok iyi tanıdığını belirterek o tepkisinin de o isme olduğunu söyledi.

14'üncü sırada bulunan Övür, AK Parti'nin 15'ten aşağı milletvekili çıkarmayacağını tahmin ettiğini belirterek, “Eğer seçilemezsem sadece kendi adıma da üzülmem, Türkiye adına ciddi anlamda üzülürüm. Benim 14'üncü sırada çıkmıyor olmam AK Parti'nin ciddi sıkıntı yaşayacağı anlamına gelir. Bu da Türkiye'nin bence 2023 hedefleri açısından sıkıntı demektir” ifadesini kullandı.

Aktif siyasete neden girdiniz?
Ben siyaseti seven bir insanım. Yıllar önce de siyasetin itibar kazanmasını isteyen bir insandım. Siyaset ülkede ötekileştirilmiş, tu kaka edilmiş bir alandı. Siyasetin itibar kazanmasına çok çaba harcadım. Siyaset hep bir asker tarafından, iki bürokrasi tarafından, üç medya tarafından itibarsızlaştırılan bir alan oldu. Ben Allah'a şükür mesleğimi çok seviyorum ve iyi de yaptığıma inanıyorum. Mevki olarak da iyi bir yerdeyim. En çok üzerinde durduğum konu yeni anayasa konusu. Yeni anayasa yapılırken içinde olmak istiyorum. Çünkü ben Yeni Anayasa Platformu'nun kurucularından biriyim. Türkiye'nin dört bir tarafını dolaştıp konferanslara katılarak yeni anayasa yapmamız gerektiğini anlattım.

Yeni anayasadan, sivil anayasadan kastınız ne? AK Parti'nin anayasayı değiştirme konusunda sayısal çoğunluğu olmasına rağmen seçim barajı, YÖK, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi 82 Anayasası'ndaki pek çok maddeyi değiştirmedi. AK Parti'nin yeni dönemde bunları yapacağına nasıl inanabiliriz?
Emin olup olmamak size bağlı. Biz sizi inandırdığımız sürece siz emin olacaksınız, siyasetçinin işlerinden biri de bu. Ben AK Parti'nin bu konuda ciddi başarılı olduğunu düşünüyorum. Ama kolay bir süreçte miyiz, hayır. Türkiye'deki bütün direnç noktaları harekete geçti. 2011 yılında yeni anayasa umuduyla yola çıktık. Eşit sayıda komisyonun kurulduğu bir anayasa süreci yaşadık. Yani 326 milletvekili olan bir AK Parti'yle 35 milletvekili olan bir BDP'nin aynı sayıda girdiği bir komisyon oluşturuldu. Ortaya 60 tane insan haklarıyla ilgili madde çıktı. Ama muhalefet bunları Meclis'ten geçirmeye yanaşmadı. Bu çok önemli bir kırılma noktasıdır. Bu muhalefet niye bunu yapmadı? Bunun üzerine gitmeyen bir medya; kalkıp YÖK üzerinden ya da Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden bakıyor. Mesele şudur, biz bir bütün olarak eğer toplumla devlet arasındaki söyleşmeyi içeriği ve özü itibariyle değiştiremiyorsak kurumları değiştirmemizin bir manası olmaz. Aynı şekilde yüzde 10 barajına, seçim sistemine ya da partiler yasasına da bakıyorum. Bütün bunlara baktığım zaman 122 maddesi değişmiş, yalapşap bir anayasa var ama ruhu değişmemiş.

Dertleri AK Parti'yi nasıl aşağı çekerim

Ama öncelikli olan, seçim barajının azaltılıp daha fazla partinin girebildiği ve daha fazla fikirden oluşan Meclis değil midir?
Sizin önceliklerinizle benim önceliklerim farklı... Muhalefetle farkımız orada zaten. Benim önceliğim bu anayasanın ruhudur. Muhalefet önce baraj diyor. Eğer onların demokrasi kaygısı, demokrasi hayranlığı oluyor olsaydı sadece baraj üzerinden politika üretmezlerdi. Baraj derdi AK Parti'yi ne kadar aşağı çekerim derdidir. Eğer bugün muhalefette olan eski Türkiye temsilcilerinin demokrasi derdi olsaydı çözüm sürecine, Kürt meselesine, Alevi meselesine, azınlıklar meselesine proje üretirdi. Böyle projeler üretmeyen, bunların herhangi birine kafa yormayan bir muhalefet partiler silsilesi var. Bizim iddiamıza göre Türkiye'yi dönüştüren, değiştiren bir parti karşısında bir araya gelen muhalefet aksı var. Ne yaparsanız yapın bunlar bu değişimi, anayasanın değiştirilmesini sağlamak istemiyorlar. Düşünün 66'ncı madde olan vatandaşlık kavramı üzerinde CHP'nin içerisinde üç farklı görüş çıktı. Birisi diyor ki Türkiye vatandaşı olabilir, öteki Türk milleti... Anadilde eğitimle ilgili maddeye yanaşmadılar bile. Gelelim, ilk 4 maddeye; bunlara toz kondurmadılar. Böyle bir eski sistemin direnciyle karşı karşıyayız. Bunu gördükten sonra YÖK'ü ya da yüzde 10 barajını niye değiştirmediniz, deniliyor. Dert buysa gelin öncelikle ceberrut yasanın ruhunu değiştirelim. Dertleri bu yalapşap, yamuk, ucube sistem içerisinde AK Parti'yi nasıl zayıflatırım, farklı partileri nasıl devreye sokarım. Dertleri demokrasiyi derinleştirmek, sistemi değiştirmek değil. Dertleri bir an önce AK Parti'den kurtulmak, hikaye bu... Düşünün ben iktidardayım 326 milletvekilim var. Ama adam bana yüzde 25'le, yüzde 9.8'le meydan okuyor. Bu dehşet verici değil mi?

Ama o partilere yüzde 25 veya 9.8 oranında da oy veren insanlar var...
Seni seçtirmeyeceğim diyor. Aynısını yüzde 19.6 oy alan Deniz Baykal, 'seni cumhurbaşkanı yaptırtmayacağız' şeklinde söylüyordu. Bu ceberrut, bu tehditvari bir yaklaşım. AK Parti, 2002'de yüzde 34'le kazandığı seçimi zorla mı aldı? Hiç kimse hesaba katmıyordu. Anayasa konusuna gelirsek; gelin hep birlikte hepsini değiştirelim. YÖK'ü de, barajı da, siyasi partiler yasasını da, anayasanın ruhunu da... O karanlık, darbeci ruhunu da değiştirilim. Buna var mısınız? Varsanız hemen başlayalım.

Sayın Erdoğan'ın bir iddiası vardı; üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü derdi. Bu halen geçerli mi?
Şu anda ucube bir sistem var. Bu ucube sistem aslında AK Parti'yi güçlü kılmasına rağmen biz bunun değişmesini istiyoruz. Çünkü bu doğru değil. Türkiye'de artık bu sistemin önüne geçilmesi gerekiyor. Geçebildik mi, hayır geçemedik. Bizim yargımız önce vesayetçi yargıydı, yargı mensuplarının yüzde 74 – 75'i devleti önceleyen kafadaydı. Zihniyet bir defa devletçi. Anayasa'nın 90'ıncı maddesinde AB yasalarını uygulayan bir tane hakim gösterin. Nerede hukuktan bahsediyoruz, bir kere hukuku hukukçular uygulamıyor, bırakın siyaseti... Hukukçular hukuku içine sindirseler bu ülke başka bir noktaya gelir. Tarafsız yargı, bağımsız yargı; palavra bunlar. Bunu söyleyenlerin hepsi yalan söylüyor. Çünkü kendi yargılarını istiyorlar. Bizim artık yeni bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor. Bu yeni yolculuğun AK Partili, CHP'li filan olması önemli değil.

Başkanlık sistemi Türk toplumunun başına örülmeye çalışılan bir çorap mı yoksa bir nimet mi?
Değişik bir soru ama ben nimet diye düşünüyorum.

AK Parti'de siyaset yapma isteği sizden mi geldi yoksa AK Parti'nin üst aklından teklif mi aldınız?
AK Parti'de üst akıl değil, ortak akıl var. Ben kendim istedim ve aday adayı oldum.

Sadece kendi adıma üzülmem

Listede 14'üncü sıradasınız. Kritik bir nokta diyebiliriz. Siz sıralamayla ilgili nasıl bir değerlendirme yapıyorsunuz?
Bununla ilgili çok derin düşüncelere dalmadım. Ben AK Parti'nin 15'ten aşağı milletvekili çıkaracağını düşünmüyorum. Hatta 16 milletvekili bile çıkarabilir.

Seçilemezseniz üzülür müsünüz?
Siyasette yarışa giriyorsun. Tabi ki üzülürsün. Ben sadece kendi adıma da üzülmem, Türkiye adına ciddi anlamda üzülürüm. Benim 14'üncü sırada çıkmıyor olmam AK Parti'nin ciddi sıkıntı yaşayacağı anlamına gelir. Bu da Türkiye'nin bence 2023 hedefleri açısından sıkıntı demektir. Bunun için Türkiye adına daha çok üzülürüm. Sonuçta benim mesleğim, işim, gücüm var.

Erdoğan ile ilgili en büyük eleştirilerden birisi; korku imparatorluğu yarattığı. Size göre Türkiye'de böyle bir korku imparatorluğu var mı? Siz normalleşiyoruz deseniz de sesini biraz yükselten paralel, darbeci, vatan haini, AK Parti'yi yıkmaya çalışıyor tepkilerine maruz kalıyor. Sadece AK Parti ak da diğer herkes kirli mi?
Ben Türkiye'nin bir alt üst oluş yaşadığını düşünüyorum. Türkiye bir devinimden geçiyor. Eski sistem sarsılıyor. Bu sadece bizde olmuyor, dünyada bir alt üst oluş yaşanıyor. Arap baharı buydu aslında. Soğuk savaş döneminin statükoları sarsılıyor. Bu statüko Türkiye'de 100 yıldır o paradigma dediğimiz, Kürt'ü inkar eden, Alevi'yi görmezlikten gelen, diğer meselelerin hepsini erteleyen, üzerinde düşünmeyen yapılar sarsılıyor. Düşünün bugün kimlikler açığa çıkıyor, kendi nefes almaya başladığımız bir süreçten geçiyoruz.

Erdoğan da bu davaların savcısıyım diyordu... 
Evet ama biz şöyle diyoruz; biz o günlerde Ergenekon ve darbe süreçlerinin kaygısıyla, korkusuyla hareket ettik. Niye 2007'de 367 tezgahı kuruldu, arkasından yüzde 47 oy alan parti Google ile kapatılmaya çalışıldı. Darbeler korkusu yaşıyorsunuz. Ve bir cemaat seninle birlikte hareket ediyor. Ben kendi adıma bunu söyledim, özür de diledim. Bizim yaptığımız hatayı CHP, MHP ya da HDP niye yapıyorlar?

Ulusalcılara inanmadık

17 – 25 Aralık operasyonları olmasaydı, kandırıldığınızı ya da hata yaptığınızı anlamayacak mıydınız?
Olasılıklar üzerinden konuşulmaz ama bunu yapmasaydınız başka bir şeyi yapardı. 7 Şubat'ı yaptı mesela. Ben o zaman 'abiler rahatsız' diye yazı yazdım. 23 Nisan 2013'te ben Fettullah Gülen'i ziyaret ettim. Bütün arkadaşlarıma 'tehdit geliyor' dedim. Dışardan yorum yapmak belki kolay ama işin içinde fark etmiyorsunuz. Ulusalcılar o zamanlar söylüyordu, 'bu Fettullahçılar devleti ele geçirdiler' diyorlardı. Biz inanmadık. Niye, çünkü biz o ulusalcıların sicilinin temiz olmadığını biliyorduk. Çünkü darbe yapmışlar, herkesi bölücü diye içeri atmışlar. Biz böyle iyi niyetli baktık diye birisi devletin bürokrasisi üzerine çöreklenip çete kuruyorsa sorumlusu ben miyim? Ben ona iyi niyetle baktım ama tezgah kurdu bana. Kör müsün görmedin mi diyorlar. Tamam, kördük görmedik.

Peki hükümetin bu 17 – 25 Aralık sonrası cemaate karşı tavrı hukuki mi ve adil mi?
Bir devletin en temel işlevlerinden ya da araçlarından biri siyasettir. Seçilmemiş, yetkisini milletten almayan bir yapı; ister elinde silahla ister başka bir şeyle siyasete tuzak kuruyorsa bununla ne kadar mücadele etmek gerekiyorsa etmek gerekiyor. Hukuk dışına sapmak mı, hayır. Ama öyle bir zayıf hukuk sistemimiz var ki ve ayrıca öyle bir işgal edilmiş ki; orada onlarla mücadele etmek gerekiyor. Ama adil yargılanmayla tabi ki. Ve bir kez daha söylüyorum; bu yapıyla mücadele için AK Parti'nin   yüzde 50 ile tekrar iktidara gelmesi gerek.

Ama insanların merak ettiği başka bir soru da 4 bakanın istifasına yol açan yolsuzluk var mı yok mu?
Ben o konuya hiç girmiyorum. Gazetecilikte ilkesel olarak yasadışı elde edilen hiçbir belgeyi ciddiye alıp tartışmadım. Deniz Baykal'ın kaseti dahil. Ben bunu tezgah olarak görüyorum.

Vatandaş olarak polisin, savcının ya da hakimin hangisi paralelci hangisi değil; nereden bileceğiz?
Bu hükümetin de başındaki en büyük sorunlardan biri. Polisin neredeyse yüzde 70'inin paralel olduğu söyleniyor. Yargıda 4 bin 500 insanın oy verdiği paralel bir yapıdan söz ediliyor. İşimiz kolay değil. Geçmişte vesayetçi, darbeci yapının uzantıları vardı; şimdi paralel yapının uzantıları var.

AK Parti onları yendi

AK Parti bunun altında ezilir mi?
Hayır tabi ki... Siyaseten AK Parti paralelliği bitirdi. Mesele hukuken bitirmek. Hukuk sınavındayız şu anda. Hukuken bu yapıyı söküp atmak gerek, başka yolu yok. Siyaset yoluyla kim istiyorsa gelip yarışacak. 30 yıldır savaşanlara diyoruz ki gel siyasette istediğin ne varsa ayrılık dahil, federasyon dahil oturup konuşalım. Bakın şimdi HDP demokrasi havarisi kesildi. Ama bir tarafta da elinde silah bölgede duruyorlar. Niye çekmiyorlar? Çünkü çektikleri gün AK Parti orada çok güçlü bir oy alacak.

Toplumda bir tarafta AK Partililer bir tarafta ötekiler var gibi görüntü oluştu. Hiç özeleştiri yapıyor musunuz? AK Parti kendini topluma anlatamıyor da olabilir mi?
Biz bize düşene kadarının yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bu seçimden sonra çok daha iyi olacak. Ama şöyle de düşünmek, biraz da insafla bakmak gerek. Şimdi bu nefreti üreten nedir? AK Parti mi? Öyle bir algı operasyonu sürüyor ki medyadaki bir kısım insanlar bunu AK Parti yaratıyor gibi lanse ediyor. Halbuki dönün bir bakın geçmişe; bu ülkede muhtar olamaz diyen kimdi, bu yapı. Karnını kaşıyan adam diyen kimdi, bu yapı. Nefreti ben mi ürettim onlar mı üretti? Düne halkı aşağılayanların bu aşağılama ideolojisi kendi nefretlerini üretti. Şimdi AK Parti'ye nefretle bakıyorlar. Çünkü AK Parti onları siyaseten yendi. Bunu kabul etsinler artık.

AK Parti'nin içinde Bülent Arınç gibi bir takım kişiler seslerini yükseltmeye, farklılaştırmaya başladı. AK Parti'nin büyüsü bozuldu mu?
Hiçbir parti 3 dönem kuralını getirmedi, uygulamadı. Bence bu da sessiz devrimlerin bir uzantısıdır. 60 yıllık çok partili sistemde güçlü siyasi aktörlere, bu partinin kurucularına kenara çekilin deme örneğini gösteremezsiniz. Bu bir devrimdir. Bu devrimi Bülent Arınçlar gibi açıklamalar yapan ya da farklı açıklamalar yapanlarla atlatıyor olmak başlı başına bir başarıdır. Küçük bir çatışmanın olduğu CHP'de ayrılıklar göklere çıkıyor. Bu süreci AK Parti bence çok başarılı geçirmiştir. Bu türden sesler çıkıyor olabilir. Demokrasi de bunu gerektirir. Ama elbette partiye zarar vermeden...

Doğan Grubu muhalefet partisi gibi

Türkiye'de medyanın bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye'deki sıkışma sistemin değişmesi üzerinden. Diktatörlük üreten, darbe üreten 50 yıllık çok partili sistemimiz var. Bu medya o yapının bir parçasıdır. AK Parti döneminde bence çok değişmedi. Çünkü bu medyanın eski merkezinde yer alan bir grup, Doğan Grubu bence ana muhalefet partisi gibi çalışıyor.

Bir tarafta da iktidar gibi çalışan medya var ama...
Çünkü bu durum karşıtını yaratıyor. Problem de burada zaten. Sıkışma süreçlerinde, böyle kırılma noktalarında bunlar yaşanır der, pozisyon alırsın. Ben onun için demokrasi medyası diyorum. Bana göre ben sivilleşmenin, demokratikleşmenin, normalleşmenin yanında yer alan bir medyanın içinde yer alıyorum. Birileri buna havuz medyası diyor. Aslında biz Türkiye'nin normalleşmesini, sivilleşmesini savunuyoruz.

Etik olarak yazmam doğru olmaz
Mahmut Övür, “seçilirseniz gazeteciliğe, köşe yazmaya devam edecek misiniz?” sorumuzu şöyle yanıtladı, “İlkesel olarak siyasete başladığın gün gazeteciliği bırakmak gerekiyor. Biz de bu uygulanıyor mu derseniz, çok fazla değil. Çünkü alt üst oluşun geçtiği bir süreçten geçiyoruz; herkes kendine bir gerekçe bulabiliyor. Türkiye'de etik dediğimiz başka ilkeler de uygulanmıyor. Meslek ilkelerinin ise yüzde 80'i uygulanmıyor. Bu hep vardı, belki zamanla oturacak. Demokrasi ya da siyaset normalleştikçe ben medyanın da normalleşeceğini düşünüyorum. Hep diyorlar ki, medya normalleşecek. Hayır, önce siyaset normalleşecek. Çünkü toplumları dönüştüren siyasettir. Siyaset normalleşmeden hiçbir şey normalleşemez. Bu ceberrut, devletçi, apoletli medyadan ben ilkeler silsilesinin hayata geçeceğini beklemiyorum. Eline fırsat geçtikçe sinsice, cinlik yaparak istediği muhalefeti yapar. Eleştiri değil. Eleştiri konusunda ben çok açık olunması gerektiğini düşünüyorum.

KELİME OYUNU
Aile: Hayatım
Çocuk: Ege'm
İstanbul: Benim de 
aşık olduğum şehir
Türkiye: Hep birlikte Türkiyeyiz
Dostluk: Dostlarımı çok severim
Geçmiş: Geçmişimizi bilmeden geleceği aydınlatamayız
Gelecek: Geleceğe sağlam kurmamız gerekir
Siyaset: İtibar kazandırılmalı ve önü açılmalı
Muhalefet: Siyaset üretmeli, Türkiye'nin en büyük ihtiyacı bu
İktidar: Daha demokratik bir zeminde denge denetim içinde olması gerekir
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.