Mesele camiyse, imar teferruattır!


Hüseyin Şengül

Hüseyin Şengül

22 Nisan 2016, 21:35

E5’in Büyükçekmece istikametini esas alırsak, yolun sağ tarafı Esenyurt Belediyesi sınırlarına dâhildir. Bizimkent köprüsüne yakın bir noktada, E5’in hemen dibinde dar, uzun bir yeşil bant var. 
***
Bu bant, o bölgede bulunan konutlar (kooperatif) tarafından kamuya yeşil alan olarak terk edilmiş. Bir süre önce bu alana Esenyurt Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu tarafından inşaat yapılacağı haberleri üzerine, bölge yerleşimcileri tarafından o yerde bir protesto gösterisi yapıldı.
***
Bu girişimden vazgeçen Kadıoğlu orayı Kızılay’a ve Mezarlıklar Müdürlüğü’ne bıraktı. Çok da iyi etti. Çünkü E5’in hemen dibindeki bu bandın üzerinde hem yapılaşma yoğunluğu taşımayan iki kamu binasının yer alması hem de yeşil alanın bozulmamış olması yerinde bir karardı. 
***
Doğru olan yapılıyor derken, kısa bir süre önce bu bandın etrafı çevrildi. Belli ki hayra alamet değildi. Nitekim oraya ne yapılacağını iki gün önce (21 Nisan 2016) Gazetemistanbul’da “İnadına cami, inadına ezan!” başlıklı haberin çıkmasıyla öğrendik.

Haber şöyle: 
“Güzelyurt Mahallesi'nde E-5 Karayolu'na cephe yeşil alanın inşaat yapılmak üzere çevrilmesinin ardından Esenyurt Belediyesi tarafından bir açıklama yapıldı. Açıklamada haberde adı geçen alanın, Esenyurt Belediyesi planlarında Dini Tesis Alanı (Cami) olarak belirlendiği belirtilerek, ‘Planlar doğrultusunda inşa çalışmaları yapılacaktır. Konut ya da başkaca bir inşaat çalışması olmayacaktır’ denildi.” 
Birinci Yanlış!
E5’in dibindeki bu küçük banda cami ya da başka bir yapı yapmak, aklın değil inadın bir sonucu olsa gerek! Bu nasıl bir imar anlayışıdır? 
***
Mesele cami olunca, imar teferruat mı oluyor? O bant için hiçbir meşruiyeti olmayan ticari veya konut yapılaşmasını dini tesis imarına çevirerek meşruiyet sağlamaya çalışmak, doğru ve yerinde bir karar değil. 
***
Oraya cami yapmak yalnızca mekânsal bir uygunsuzluk sorunu da değil. E5’in egzoz ve araç gürültüsünün dibinde yapılacak ibadetin ilahi büyüsü bozulmayacak mı? Cemaat sıkıntıya girmeyecek mi? Yani işin manevi kısmının hiç mi önemi yok? 
***
O bandın konumunun bir başka özelliği daha var. Bahaus’un önünden devam eden yaya kaldırımı, o bandın başlangıcından itibaren ciddi oranda daralıyor. İlerde yolun genişletilmesi veya Bizimkent Köprüsü şimdiden iflas ettiği için o bölgeden bir alt geçit yapılmasının gereği hâsıl olduğunda, o banda yüzde yüz ihtiyaç var. Oranın yapılaşmaya açılması demek, bu seçeneğin yok edilmesi demektir. Tıpkı buna benzeyen yerlere inşaat yapılması gibi. Böyle yapıldığından dolayı, toptan bir kentsel çöküş yaşıyoruz!
İkinci Yanlış 
Gazetemistanbul’un 25 Mayıs 2015 tarihli bir başka haberinde “Bir dernek toplantısında konuşan Kadıoğlu, Beylikdüzü Belediye Meclisi'nde CHP'li üyelerin ezanla ilgili verdiği bir sözlü önergeye atıfta bulunarak, ‘Kızılay ve Mezarlıklar Müdürlüğü'ne bıraktığım o yeşil alanı, cami yapacağız. Ama bir farkı olacak, şerefeler üç tane, hoparlörü de Bizimkent'e çevireceğim. O zaman bak nasıl oluyor. Ezan nasıl duyuluyor’" diyor. 
***
Bir kere minaresi üç şerefeli olan bir caminin de ona göre bir hacmi olmalıdır. O dar bant, üç şerefeli cami yapımına uygun değil. Oraya olsa olsa mescitten biraz büyük bir cami yapılabilir ki, ona üç şerefeli minare kondurmak, orantısız ve çirkin bir görüntü oluşturur. Gerçi camilerin yüzde doksanı çirkin bir mimariye sahip. 
Hoparlörün Bizimkent’e çevrilmesine gelince… 
Kadıoğlu, o dar banda cami yapmasının ve hoparlörünü de Bizimkent’e çevirmesinin gerekçesi olarak,  Beylikdüzü Belediye Meclisi'nin 2014 yılı ilk meclis toplantısında CHP'li bir üyenin Büyükşehir'in dini tesis alanı olarak ayırdığı 3 yere park yapılmasını isteyen sözlü önergesini ve yine bir CHP’li üyenin ise, hoparlörlerin alabildiğine açılarak ezanın çok yüksek sesle okunduğunu belirtmesini gösteriyor.
Bunun hiçbir tutarlı ve haklı yanı yok. 
Konu Beylikdüzü iken, Kadıoğlu’nun Bizimkent tabirini kullanması da pek anlaşılır değil. 
Ancak burada önemli olan nokta, hoparlörleri ister Beylikdüzü’ne ister Bizimkent’e ya da başka bir yere çevireceğim demek, onlarda bir iman eksikliğini ima etmesi nedeniyle bir suçlamadır! 
*** 
Bizimkentliler ya da başka yerleşimciler için din iman sorgulaması yapmaya hiç kimsenin hakkı yoktur! Bu hem anayasal bir suçtur hem de insanlık suçudur. 
Hani dinde zorlama yoktu? 
Bu klasikleşmiş doğru sözün yaşadığımız şu dünyada bir karşılığının olmadığını biliyoruz! Bu öyle bir dünya ki, dünün mazlumları bugünün zalimleri oluyorlar! Fırsatını bulanlar, muktedir olanlar öyle şeyler yapıyorlar ki bunlarda adalet, ahlak, vicdan, estetik, utanma, merhamet aramak boşuna!  
Ezanın yüksek sesle okunmasına itiraz edilemeyecek mi?
Her şeyden önce buna mütedeyyin Müslümanlar itiraz etmeli.  
Çünkü hoparlörün gereğinden fazla açılarak yüksek sesle ezan okunması bir gürültü olup, ezanın hoş sedasına yapılan bir hakarettir!
***
Çünkü ezanı en uzak noktalara kadar duyuracağım gayesiyle yüksek sesle ezan okutmak, tam bir avami anlayıştır!
***
Bütün bunlar dini, siyasetin bir aracı olarak kullanmak anlamına gelir. Dini alandaki entelektüel ve tasavvufi seviye kaybının asıl nedeni iktidarlar, siyasetçiler ve İslam’dan geçinenlerdir! Çünkü onlar dinin özünü örtüp onu biçimsel kalıplara dökerek ve ibadeti gösteriş haline getirerek dini avamlaştırıyorlar ki, oy kazansınlar. Ancak bu durum toplumu kompartımanlara böler, ötekileştirir ve topluma mutluluk getirmez! Tersine, çatışma kültürünü ve şiddeti körükler! Nitekim bu tehlikeli kulvara girmiş bulunuyoruz!
Bu neyin inadı?
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.