banner250
banner252

Mete Gündoğan: Düzeni değiştirmek için isyan ateşi yaktım

Mete Gündoğan

Mete Gündoğan



05 Haziran 2015, 08:30

İstanbul 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı, Prof. Dr. Mete Gündoğan, gazetemize çarpıcı açıklamalarda bulundu. Gündoğan, «Ben özetle fikirlerim etrafında bir farkındalık oluşturmak, bu millet ayağa kalksın, bu mevcut düzeni değiştirelim diye isyan ateşi yaktım. Akademik isyan ateşi başlatmak için bağımsız aday oldum» dedi.

Mütevazılığı ve ekonomi konusunda engin bilgisi ile dikkat çeken Prof. Dr. Mete Gündoğan, İstanbul Anadolu Yakası’nda, daha çok akademik çevrelerden aldığı gönüllü destekle, hummalı bir seçim çalışması yürütüyor. Bütün sorunların temelinde, ‘borca dayalı para sistemi’nin (BDPS) yattığını iddia eden Gündoğan ile ekonomi, faiz ve bankalar üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.

Müsaadenizle size hocam diye hitap etmek istiyorum.
Nasıl isterseniz, buyurun.

9 Eylül Üniversitesi’nde lisans,  ODTÜ’de yüksek lisans, İngiltere Cranfield Üniversitesi’nde doktora yapıyorsunuz. İş hayatınızda TÜBİTAK,  Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), TBMM’de müşavirlik, F-16 Uçak Fabrikası’nda ve yurt dışında mühendislik görevleriniz var. Son olarak Bartın Üniversitesi’nde rektör yardımcılığı.  Bütün bu kariyeri bir kenara bırakıp bağımsız milletvekili adayı oldunuz. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?
Şöyle açıklıyorum: Ben hem devlette çalıştım, hem özel sektörde, Hem de Sayın Erbakan’a danışmanlık yaptım. Devlet makinesinin nasıl çalıştığını biliyorum. Daha sonra bütün bunları toparlayarak ‘Sekiz Deniz Yaylası’ kitabımda bir proje haline getirdim. Bunları hazırlıyorsunuz, yayınlıyorsunuz ama iki sorunla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bir, şimdi bunları akademik olarak yazdım, fakat bunun hayata geçirilmesi gerekiyor. Bunun için ya gideceksiniz bir siyasi partiye benim böyle böyle fikirlerim var diyeceksiniz ya da bağımsız olarak duyuracaksınız, farkındalık oluşturacaksınız. Birincisine baktığımda, siyasi partilerde gündem ne ise ona uyuyorsunuz. Şimdi diyelim ki sistematik bir sorun var. Bu sistematik sorunlar genelde kabul görmüş sorunlar oluyor. Kimse rahatsız olmuyor. Ya da ‘bu önceden de böyleydi, sen şimdi nereden çıkarıyorsun bunları’ filan deniyor. Bu yüzden bunlara çok dönüp bakılmıyor. Onun için siyasi partilerde, bu genel olarak isimlendirdiğim ‘borca dayalı para sistemi’ne ve ‘kısmi rezerv sistemine’ odaklanamıyorum. Harf olarak BDPS ve KRS diye ifade ediyorum ki bunun üzerine yoğunlaşamıyorsunuz.  Ben özetle fikirlerim etrafında bir farkındalık oluşturmak, bu millet ayağa kalksın, bu mevcut düzeni değiştirelim diye bir isyan ateşi başlatmak, akademik isyan ateşi başlatmak için bağımsız aday oldum. Biraz çılgınca ama… (Gülüyor.)

Tünelin ucundaki çıkışı görebiliyorum

Kısmen değindiğiniz ama ben yine de daha anlaşılır olsun diye soracağım. Bu söylemlerinizle herhangi bir partide yer almanız mümkün değil miydi?
Tabi ki teknik olarak mümkün.  Hatta bana partilerden, teşkilatlardan, bu kısmı önemli, bu ayrımı yapın lütfen, bana meclisteki partilerden teklif geldi.  Ama ben şunu tercih ettim, yani bir ailenin içine giripte bütün kulvarı değiştirip şunu yapalım, şunu değiştirelim diyemezsiniz. Önce tabi olursunuz, zaman içinde teberrüz edersiniz, ortaya çıkarsınız ve bu da zaman alır. Ben 52 yaşındayım. Şimdi bu saatten sonra, 30 yaşındaki delikanlı gibi oturup 10 sene kendimi kanıtlayayım, fikirlerimi ispat edeyim, insanlar falan devşireyim, böyle bir şey mümkün değil. Nedir, benim olgunlaşmış fikirlerim var.  Devlette, özel sektörde, üniversite çalışmış bir insan olarak, kendi ülkem için, vatanım ve milletim için bir kulvar öngörebilirim. Tünelin ucundaki çıkışı görebiliyorum.

Şöyle bir eleştiri geliyor mu? Siz tek başınıza meclise girdiğinizde bu düşüncelerinizi, öngördüğünüz bu değişiklikleri nasıl hayata geçireceksiniz?
Bir farkındalık oluşturarak. Siz bu fikirleri söylerseniz, adım adım söylerseniz başarırsınız. Bizim toplumumuz Müslüman toplum, inançlı toplum, özelde ben faize karşı bir isyan başlatmak istiyorum. Faizin aslında Cenabı Allah’ın gönderdiği Kur’an-ı Kerim’de geçen yasaklama ifadelerini, kavramsal olarak yeniden hatırlatıp yeniden düşünmesini sağlar ve çıkış yolunu da gösterirseniz bu toplum bu ‘para-kredi sistemi’ni değiştirir, yani değişmesini sağlar. Ben değiştirmeyeceğim, ben sadece bunun için, değişmesini sağlamak için bir farkındalık oluşturmaya çalışıyorum.

Bağımsıza baraj yok

O halde sizin asıl hedefiniz bir farkındalık yaratmak, size göre büyük bir olumsuzluğa ve haksızlığa dikkat çekmek.
Kesinlikle, aynen. Ben bir farkındalık oluşturmak için yola çıktım. Bunu tabanda yaymaya çalışıyorum. Eğer meclise seçilirsem ki seçilme ihtimalim yüksektir, çünkü bir bağımsız aday yüzde iki oyla seçilebiliyor, herhangi bir baraj falan yok bağımsızlar için. Mesele son seçimlerde, AK Parti içinden 80 bin küsur oyla milletvekili seçilen oldu. Bu şu demektir, yüzde ikinin de altında bir oy.

Peki, sizin seçilmeniz için ne kadar oya ihtiyaç var?
Ben bu bölgeden 80 bin küsur oy alırsam seçilirim.

Balıkesir doğumlusunuz.  Eğitiminizi İzmir, Ankara ve yurt dışında tamamladınız. Son olarak Bartın Üniversitesi’nde rektör yardımcısı olduğunuzu biliyoruz. Ama İstanbul Anadolu Yakası’ndan adaysınız.
Ben İstanbul Atakent’e oturuyorum. İstanbul şu açıdan önemli, İstanbul’da herkes var, İstanbul’da olmayan il yok,  herkes burada ve İstanbul’da olabilecek bir farkındalık Anadolu’ya anında yansıyor. Siz Anadolu’nun herhangi bir güzide ilinde bir farkındalık yaratsanız, İstanbul ona taşra gibi bakıyor. Onu alması, benimsemesi, yayması zor.  Ama siz İstanbul’da aynı farkındalığı oluşturursanız Anadolu ona çabuk adapte oluyor ve bu iyi bir yerden geliyor, İstanbul’dan geliyor diye daha olumlu bakıyor. Benim bu fikirlerim, yeni fikirler olduğu için farkındalık oluşturmam gerekiyor, bunun için bir ülkenin cazibe merkezinden çıkış yapmam gerekiyordu, onun için İstanbul’u seçtim.

Erbakan’ın tek resmi danışmanı benim

Seçilme olasılığınız ne oranda, siz kendi cephenizden baktığınızda nasıl görüyorsunuz?
Kendi cephemden baktığımda seçilme olasılığımı çok yüksek görüyorum. Çünkü benim geçmişten gelen bir altyapım var. Milli görüş partilerinde görev aldım. Sayın Erbakan’ın 1988’den vefatına kadar danışmanlığını yaptım. Hatta Sayın Erbakan’ın tek resmi danışmanı benim.

Araya girmek istiyorum, aslında hem milli görüş, hem ortak gelenek, hem de Erbakan faktörü. İnsanın aklına Saadet Partisi geliyor. Orada sorun nedir?
Şimdi milli görüş dediğiniz zaman, tamam Saadet Partisi de milli görüşten geliyor, ama milli görüş sadece o partiden ibaret değil. Çok geniş bir kitle, geniş bir yelpaze var. Benim anlattığım fikirler, ‘para-kredi sistemi’ni sorguluyor olmam bir yana, herhangi bir partinin çatısı altına girdiğinizde partinin her konuda söylediklerinin içerisine gömülüyorsunuz. Oysa sırf bu konuda bir farkındalık oluşturmak, başlı başına bir olay. Çünkü bu konu diğerlerini de etkiliyor. Mesele diyelim ki ‘para-kredi sistemi’ parayı kısıt haline getiriyor, para kısıt olunca para yok diyorsunuz. Buradan GDO sorunu çıkıyor, psikiyatri ilaçları sorunu çıkıyor, sürdürebilir ilaç sektörü diye bir bela çıkıyor karşımıza, suyun, havanın ticarileşmesi sorunu çıkıyor. Eğitim çıkıyor, birçok sorun buna dayalı olarak çıkıyor.

Broşürünüzde, ‘ülkemiz için güzel hayallerim var’ diyorsunuz. Nedir onlar?
Hayallerimi hiçbir zaman yitirmedim. Ama en büyük hayalim, Türkiye’de ‘para-kredi sistemi’nin, mevcut ‘borca dayalı para-kredi sistemi’nin (BDPS)  lağvedilmesi. Onun yerine borca dayalı olmayan, ne kadar mal hizmeti dönecekse,  onu denkleştirecek kadar parayı var kılan, doğal iktisat döngüsü diyorum ben ona, döngüyü temin edecek, döngüyü güvence altına alacak bir sistem kurgulansın.

1 trilyon 50 milyar liralık borç

Peki, mevcut sistemde, sistemin bu iktisadi yapısı içinde bu ne kadar mümkün?
Mümkün. Hatta mevcut sistem bunu nasıl kabul görüyor ona şaşıyorum. Mevcut sistem aslında çok saçma ve bizi zorlayan bir sistem. En doğal olanı yapmamız lazım. En doğal olan nedir, bakın mesela şimdi, bu kayıt cihazını buraya koyduk. On sene sonra gelsek, bu kendiliğinden iki tane olur mu, olmaz. Peki, şimdi cebimden para çıkarıp buraya koyuyorum, burası derken herhangi bir bankayı kastediyorum, bu para 10 sene sonra ne olur, çoğalır. Peki, kayıt cihazı kendiliğinden çoğalmıyor da para nasıl oluyor da çoğalıyor? Bu mal ve hizmetin dönme aracıdır aslında. Kendiliğinden çoğalmaması gerekir.  Bu çoğalıyorsa mal ve hizmetin de çoğalması gerekiyor, bu azalıyorsa, bu derken parayı kastediyorum hep, mal ve hizmetin de azalması gerekiyor.  Şimdi temel bir soru soruyorum ben, bunlar daha iyi anlaşılsın diye. Merkez Bankası, piyasaya para olarak 2015 Nisan itibari ile 71 milyar lira vermiş. Bu Merkez Bankası’nın parası. Bankalar ise, 1 trilyon 50 milyar lira bize borç vermiş. Bu nasıl oluyor, bunu bize birisi izah etsin. Bu ciddi bir çelişki. Para kendiliğinden çoğalmaz ve kendiliğinden dolaşmaz. Paranın dolaşımı hızı, aslında mal ve hizmetin dolaşım hızıdır. Siz bana bir mal verirsiniz, ben size para veririm. Para kendiliğinden niye dolaşıyor. Kanun çıkarılmış, bankalar 20 katına kadar borç verebilir diye. Kim çıkartıyor, parlamento.  Kim seçiyor, parlamentoda kanun çıkaran şahısları, halk. Onun için tabanda bir farkındalık oluşturulsun, seçmen kendi partisindeki milletvekiline bile, kardeşim bu saçmalık, bunu değiştirecek misiniz diye sorsun.
Koca Firavun Sarayı yıkıldı

Müsaadenizle Don Kişot benzetmesi yapmak istiyorum. Mecliste, bu önemli konuda bir başınıza ve sizin ifadenizle genel olarak kabul görmüş bir sisteme karşı mücadele vereceksiniz. Zor olmayacak mı?
Siz Batı’dan bir örnek verdiniz, bir benzetme yaptınız, ben de Doğu’dan bir benzetme yapayım. Musa Peygamber Firavun’un sarayına gittiği zaman tek başınaydı, yanında bir de Harun vardı. Ama koca Firavun Sarayı yıkıldı. Neticede doğruların kendi tesir gücü vardır. Benim söylediğim haktır, doğrudur, bunların kendi tesir gücü var. Siz bir komployu gün ışığına çıkardığınız zaman etkisini ortadan kaldırırsınız. Şu anda bir gizem var, o tarafa bakılmıyor. Parayı hep devlet üretiyor, doğal olarak ortaya seriyor. Para var olduktan sonra ekonomik aktiviteleri tanzim ediyor, partiler ve insanlar. Ben de diyorum ki, bu kısmına bakıyorsunuz da, esas olarak bu para nasıl üretiliyor buna bakmalısınız. Para dediğiniz ölçü birimidir, ama ölçü olmaktan çıkarılmış. Para, bir avuç adamın etrafında dolaşan devlet haline getirilmiş. Şimdi İbni Haldun, Mukaddeme’sinde devletle ilgili öngörülerinde diyor ki, bir devlet  iki saç ayağı üstüne oturur.  Bir ayağı paranın sahibi, diğer ayağı da ordunun. Şimdi paranın sahibi kim, siz öyle bir mekanizma kurmuşsunuz ki devlet olarak elinizden çıkmış bu. Devlet parayı, Merkez Bankası’ndan borç olarak bile alamaz. Piyasadan satın alıyor, piyasaya borçlanıyor. Merkez Bankası’nın yasası onu emrediyor.

Siz bunları anlatınca, bir an Merkez Bankası başka bir biçimde tezahür etti gözümde. Sahi nedir Merkez Bankası?
Merkez Bankası bir şirket, böyle kurgulanmış. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, cumhuriyeti değil yani cumhuriyet. (Elinde tuttuğu bozuk parayı gösterip) Bakın bozuk parada Türkiye Cumhuriyeti  yazıyor. (Cebinden kâğıt para çıkarıp) Bakın burada ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yazıyor. Neden, acaba bir hata mı yaptılar yazarlarken. Hayır, bu bir şirket, bu anonim şirket. 14 Ocak 1970’de 1211 sayılı kanuna göre çıkarılmış. Yani biz 1970 yılında böyle bir şirkete şöyle kâğıt çıkarma yetkisi vermişiz parlamentoda. Bu kâğıdı biz aramızda ölçü aracı olarak, depolama aracı ve değişim aracı olarak kullanıyoruz. Şimdi bunu şirket çıkarıyor. Devlet kanunla çıkarttırdığı mala ya da paraya direkt ulaşamıyor. Piyasadan borç olarak alıyor. Benim dediğim bu mekanizma yanlış. Bu mekanizma düzelmeden hiçbir şey düzelmez. Çünkü bu parayı kısıt haline getiriyor.  Para kısıt haline gelince, para yok demek, para yok diye işçilerinize para veremiyorsunuz. Para yok diye okullarda derslik yaptıramıyorsunuz, öğretmen atayamıyorsun. Gıdalarınız GDO’lu, hormonlu. Yani çok üreteceksiniz, bunlara göz yumuyorsunuz. Para yok diye enerjide bizi borçlandırıp sürekli dışarıdan enerji ithal etmek zorunda kalıyorsunuz. Çünkü para yok diye içerideki kaynakları kullanamıyorsunuz. Dışardaki adam hazırlamış bütün tezgâhını, borç olarak getirip sunuyor size.



Suya bir yerden zehir karışmış

Sizce bu ülkenin temel sorunu mevcut ‘para-kredi sistemi’ mi?
Evet, bütün sorunların sebebi de, temeli de ‘para-kredi sistemi’dir. En temel sorun budur. Siz paraya sahip değilseniz hiçbir sorunu çözemezsiniz. Ki para ölçüdür, paranın girmediği yer yok, legal illegal her işin bedeli para. Ve bu para bozuk mekanizmayla çıkıyor piyasaya. Yani bir su var ve suyun kaynağı bozuk. Bu suya bir yerden zehir karışmış, mekanizma bozuk. Önce bu suyu temizlememiz, düzeltmeniz gerekiyor. Sizi boşuna uğraştırıyorlar, oysa kaynağından değiştirmek gerekiyor. Bu da Merkez Bankası’nda ve bankacılık sisteminde birkaç değişiklik yapmanıza bağlı.

İslamcı ve muhafazakâr kanat tırpanlandı

Bizzat sahada yer alan, seçim çalışması yürüten bir insan olarak, seçim sonuçlarına dair genel bir tahminde bulunabilir misiniz, bir öngörünüz var mı?
AK Parti’de ciddi bir gerileme görüyorum. Özellikle milli görüş, İslamcı ve muhafazakâr kanat, 2011’de listelerden tırpanlandı, 2014’de, en son 2015’de önemli ölçüde tırpanlandı ve Ak Parti’nin o kuruluş felsefesini üzerine almış o misyonu sahiplenmiş insanlar dışarıda bırakıldı. O yüzden bu kaygılarla Cumhurbaşkanı, eski arkadaşlarım dediği insanlarla toplantı yapıp onların gönlünü almaya, değişik insanları görevlendirip onların aracılığı ile irtibat kurmaya, biz biriz, beraberiz, ayrılamayız gibi arabesk ifadelerle, amiyane tabirle bunları halkanın içinde tutmaya çalışıyorlar. Öyle bir kesim var, bu kesim çok rahatsız. Bu durumun 2-3 puan geriye çekeceğini düşünüyorum.

Özetle şu eleştiri sıkça yapılıyor:  AK Parti kuruluş felsefesinden, parti programından uzaklaştı, başka bir noktaya geldi.
Evet, kurulurken ortaya koyduğu çok şeyin ötesinde uygulamalar var, bu tür rahatsızlıklar var. Ben bunu genel olarak milli görüş ekseninde söyledim, ama liberallere baktığımda, diğerlerine baktığımda hepsinin bir rahatsızlığı var. Tabi şuna da hak veriyorum; bir iktidarı bu kadar uzun süre ayakta tutabilmek kolay değil. Dolayısı ile bir yorgunluk, bir sendeleme var. İnsanlar iktidarı değiştirmek için değil, ama sanki ihtar babında bir şey yapacak. Aynı zamanda AK Parti içinde ciddi oranda kararsız bir kesim var. Eskiden seçimlere 10 gün kala her şey belli olurdu. Kararsızlar belli olurdu, ama hala kararsızlar var.  Ben sahada, daha dün, ben kararsızım diyen, bağımsızlara oy verebilirim, onları inceliyorum diyenlerle konuştum. Yani kararsızlar hala erimedi, son güne kadar bekleyecek gibi.

Peki diğer partiler, mesela HDP barajı aşar mı?
CHP’de bir canlılık, gelişme var, ama bekledikleri kadar olacağını, yüzde otuzları bulacaklarını sanmıyorum. HDP barajı aşar mı diye bir ölçüm yok, kimileri aşar, kimileri aşamaz diyor.  Ama ben tarihi sürece baktığımda, Türk seçmeni, Türkiyeli seçmen, hangisini tercih ederseniz, böyle partileri dokuzlarda bekletiyor, bakalım ne olacak diye, çok enteresan dokuzlarda durduruyor, nefes aldırıyor. Yani HDP barajı aşarsa kendileri için büyük bir başarı olur, büyük bir ivme kazanırlar. Ama aşamazlarsa, büyük bir imtihanla karşı karşıya gelebilirler.  Eğer böyle olur ve dokuzlarda bekler de, halkın, toplumun istekleri doğrultusunda yeniden yapılanırlarsa, bir sonraki seçimler de yüzde 15’in üstüne sıçrarlar. Yani dokuzda durur, ama bir sıçrama yapmak için durur. Aslında herkes Demirtaş standardında olsaydı, HDP barajı çok rahat geçerlerdi, Demirtaş’ın güven veren bir yaklaşımı var. Ama bu tür karma takdimde geri çeker.

‘Para-kredi sistemi’ne dönmek istiyorum, mevcut sistemde, Türkçesi Kapitalist sistemde bunun değişmesi ne kadar mümkün? Öte yandan sıradan bir vatandaş için çok karmaşık değil mi?
Gayet mümkün ve çok da basit.  Mevcut ‘para-kredi sistemi’nin nasıl çalıştığını bilen için çok basit. Nasıl çalıştığını bilemeyen içinse evet çok karmaşık. Ama zaten vatandaşı ilgilendiren kısımda çok da değişiklik yok, olmayacak. Vatandaş bakacak para para, bankalar aynı, Merkez Bankası duracak, alışverişler yine olacak. Sadece tepede para borç olarak üretilmeyecek. Ve bankalar, kat be kat, yani sahip olmadıkları parayı satamayacaklar. Ben bunları birçok yerde, internet sitelerinde, kitaplarımda falan daha detaylı şekilde anlatıyorum. Bu konuda da uluslararası makaleler falan yazıyorum. Yurt dışında da konferanslar verdim, veriyorum.

‘Faizi ödemeyi bırak, krediyi bile geri ödemeyeceğiz’

Peki, yurt dışında bu görüşlerinizi ‘para-kredi sistemi’ eleştirileriniz nasıl karşılanıyor?
Çok merak ediyorlar, çok iyi karşılanıyor. Orada da tabanda, halk arasında çok güçlü yapılar var. Beni sık sık davet edip şuraya gel, buraya da katıl diyorlar. Birçoğuna gidemiyorum. Genel bir tepki var. Mesela İzlanda’da biliyorsunuz halk bu para-kredi sistemi’nin nasıl döndüğünü öğrenince, biz dediler ‘bankalardan aldığımız paraları geri vermeyeceğiz,  faizi ödemeyi bırak,  krediyi bile geri ödemeyeceğiz, çünkü siz bunları havadan yaratıyorsunuz.’ İnsanlar bankaları mahkemeye verdi, bankacılar kaçtı ülkeden, İMF falan başbakanın başına çöktü, bunları kapatın, yani millet anlamasın diye. Başbakan ‘hayır, halk böyle istiyor, bunlar yargılanacak, bunu nasıl yaparlar’ dedi.  Orada öyle devam ediyor. Ama küresel sermaye çok güçlü olduğu için, mutlaka bunu kamufle edeceklerdir, yok İzlanda küçük bir yer falan diye olayı kapatmaya çalışacaklar.

Aslında olabilirliğine dair prototip bir örnek...
Tabi ki. Mümkün olduğuna dair bir örnek. Aslında şöyle bir şey yaşıyoruz Engin bey,  bu 2008’den sonra doğan küresel finans krizi ölmedi, hâlâ bu sıkıntı devam ediyor. Bizim yapabileceğimiz en iyi şey, ben bu küresel finans krizi’nin de bundan kaynaklandığına inanıyorum, biliyorum, yani bu küresel finans krizinin temelinde borca dayalı para sistemi var, bu her yerde aynı, bunu değiştirmeliyiz. Şimdi ortada böyle bir kriz varken,  eğer bu çözümü biz Türkiye’de uygularsak herkesin önüne geçmiş oluruz, bunu tavsiye de ederiz. 150 yıllık tarihimizde ilk defa bir fikir üretme, bir reorganize etme açısından önlerine geçmiş oluruz. Bunlar bizi takip eder. Bu bana büyük heyecan veriyor. Bırakın ilk on ekonomiye girmeyi ki mevcut sistemde ilk on ekonomiye, hükümet böyle söylüyor ama girmek mümkün değil,  bizi, ancak bu geliştirir, bu bir numara yapar, ‘number one’ yapar yani.

Şunu mu söylemek istiyorsunuz Hocam, BDPS (Borca dayalı para kredi-sistemi) sadece bizim ülkemize has bir sorun değil, bütün dünyanın sorunu.
Aynen. Bütün Batı bankacılık sisteminin sorunudur. Biz kendi işimize bakalım, kendi ülkemizde değiştirelim, Batılıların bize söyleyecek hiç bir şeyi yok. Çünkü kendileri de aynı dertten mustarip. Biz bu sistemden dolayı yılda 200 milyar lira faiz ödemek zorunda kalıyoruz, hepimiz.

Devlet neden vergi topluyor?

Peki, İMF Dünya Bankası gibi küresel finans kuruluşlarının müdahalesi olmaz mı?
Ne tür müdahale, müdahaleleri söz konusu olmaz. Ama gelip öğrenmeye çalışırlar, siz de öğretirsiniz. Tabi ki mevcut sistemden nemalanan, yani bir rantiyeci finans elit, bundan rahatsız olacaktır. Burada halk şu kararı verecek, hep beraber demokratik sistemde yaşıyorsak,  demokrasi kendi kendimizi yönetme sanatı ise, paraya sahip olan devleti yönetiyorsa, neden bir avuç adama bırakıyoruz devlet yönetimini? Ben bunun için; para, bir avuç zenginin arasında dolaşan devlet haline gelmiş diyorum, kastettiğim bu. Yani biz devlet olma kabiliyetimizi onlara devretmişiz. Şimdi devlet bir program yapsın, ben şekerpancarını destekliyorum, ekin, biçin, destek vereceğim desin.  Bankalarda öbür taraftan mısırdan şeker üretecek olanlara, çok cazip 10 yıl geri ödemesiz kredi veriyorum desin. Hangisi gelişir o memlekette, tabi ki bankaların dediği gelişir. Çünkü para kimin elinde ise patron odur. Fakat biz bu durumu değiştirebiliriz, bu sistem değişebilir. Küresel finansa başkalarına örnek oluyorsunuz diye zararı olur, onlara da söyleyeceğimiz şudur: bir laf vardır, ‘kelin merhemi olsa, kendi başına sürer’ diye, siz batmışsınız, bugün Avrupa Birliği battı. Neden Amerika’da üç yıl boyunca yaklaşık 3 trilyon dolar, kötü kredileri alıyorum diye FED (Amerikan Merkez Bankası) para bastı, verdi piyasaya. Buna parasal genişleme diyoruz. Aynı şeyi niçin Avrupa Merkez Bankası şu anda yapmaya çalışıyor, bu eylülden sonra başlayacak. Gözümüzün önünde dalga geçiyorlar bizimle. Obama yönetimi ne dedi, biz 1 trilyon dolar basacağız. Bu bir metal madalyon olacak ve üzerinde 1 trilyon dolar yazacak. Millet hemen isyan etti, madem siz böyle para basabiliyorsunuz, neden bizden vergi topluyorsunuz. Hemen vazgeçtiler ondan. 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.