banner250
banner252

Oldu bittiye getiriyorlar

Tonguç Çoban

Tonguç Çoban



RÖPORTAJ: Emek Karakaş 14 Mart 2017, 08:29

İBB Meclisi’nde AK Parti’nin tepki çekecek maddeleri meclis oturumundan bir gün önce komisyona getirerek 'son dakika kararları' aldığını söyleyen Çoban, “İBB’de daha şeffaf, daha katılımcı bir yöntem uygulanması gerekiyor. Ama maalesef AKP bu yolu izliyor” dedi.

CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Grubu'nun en etkin isimlerinden birisi Tonguç Çoban. Aynı zamanda Şişli Belediye Meclis Üyesi olan Çoban, İBB Meclisi’nde CHP Grup Sözcüsü olarak görev yapıyor. İBB'deki çalışmalarla ilgili sorularımızı yanıtlayan Çoban, İstanbul'un bilimsel yöntemlerle yönetilmediğini belirtti. Özellikle parsel bazında imar değişikliği gibi konuların meclis oturumundan bir gün önce komisyona getirildiğini söyleyen Çoban, “Maalesef İBB'de çok açık ve şeffaf bir yönetim yok. Oldu bittilerle kararı geçirmeye çalışıyorlar. Bu bizim de eleştirdiğimiz bir yöntem. Daha şeffaf, daha katılımcı bir yöntem uygulanması gerekiyor. Ama maalesef AKP bu yolu izliyor” dedi.

Öncelikle geçtiğimiz hafta Fatih'te İBB'nin 370 milyon liraya satın aldığı arsa gündemi bayağı meşgul etti. Hatta partinizden 3 meclis üyesi konuyla ilgili Kadir Topbaş hakkında suç duyurusunda bulundu. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Baktığınız zaman tamamen usulsüz, hukuksuz, her türlü şaibeye açık, kuşkuları çoğaltan bir konu. Siz 3 kuruşa satılan bir yeri, belediye bütçesinin imkanlarını kullanarak 10 kuruşa geri alıyorsunuz. Böyle bir şeyi kime sorsanız; tarafsız, sadece aklıyla bakan her insan bu işin son derece yanlış, tırnak içinde şaibeli, akla kuşku getirecek olduğunu söyler. Ayrıca bu tür olaylar Sayın Kadin Topbaş'ın da güvenirliğini son derece ciddi bir biçimde sarsmaktadır.

Kadir Topbaş'la ilgili özellikle 15 Temmuz'dan sonra FETÖ bağlantısı olduğu iddiasıyla ağırlaşan eleştiriler var. Bunlar zaman zaman İBB Meclisi’nde de gündeme geliyor...
AK Parti'nin kendi içerisinde bir takım tartışmaların olduğu zaman zaman bizim de kulağımıza geliyor. Ama onu kamuoyunu yansıtmama konusunda da bir özel çabaları olduğu açık. Mecliste iddiaları dile getirdiğimiz zaman hep 'biz dönem sonuna kadar sayın başkanımızla devam edeceğiz' diyorlar. Bizim bunun ötesine de çok fazla girmemiz doğru olmaz, çünkü ötesi parti içi mesele. Biz kamunun menfaatleri açısından meselelere bakıyoruz. Eğer o menfaatlere uygun olmayan bir durum sözkonusu ise müdahale ediyoruz. Dolayısıyla kendi içlerindeki tartışmaların hangi düzeyde olduğunu çok fazla bilmiyoruz. Ama bir rahatsızlık olduğu da bu tip tartışmalarla gün yüzüne çıkıyor.

Vakıflar değil devlet olmalı
Geçmişte eskinin cemaati bugünün FETÖ'süne tahsis edilen yerler, İBB tarafından tek tek geri alınıyor. Ve şimdi farklı vakıf ya da derneklere tahsis ediliyor. CHP olarak siz buna ret oyu veriyorsunuz. Nedenlerini açıklar mısınız?

İBB'nin imkanları bugün Fetullahçı Terör Örgütü denen cemaate tahsis etmişti. Üniversiteler, yurtlar, çeşitli araziler... 17/25 Aralık'tan sonra ve esasında 15 Temmuz'dan sonra bu tahsislerin hep geri alındı. Haklı olarak geri alındı, büyük bir yanlıştan dönüldü. Ama buradaki yanlış bu tahsislerin Fetullahçı gruplara verilmesi değildi; bizatihi birtakım gruplara, cemaatlere yapılmasıydı. Bu yanlış bugün de devam ediyor. Kendilerine çok taraf gibi görünen birtakım vakıflara, derneklere yurt, okul, başka faaliyetler adı altında bu tahsisler devam ediyor. Özellikle de TÜRGEV ve Ensar Vakfı öne çıkıyor. Biz bunlara başından itibaren çok net biçimde karşı çıktık. Sadece geçmişteki bir hatalı dersin bir yansıması olarak değil bu tip tahsisler kamunun kendi işlerini başkasına devretme ve özelleştirme anlamına geldiği için karşı çıkıyoruz. Bu devlet eğer öğrencisine yurt yapacaksa çok ciddi kamu kurumları var. Kredi Yurtlar Kurumu var, belediyeler var. Bunlar üstelik hesap verebilir kurumlar. Ve bu vakıfların kontrolünün iyi yapılmadığı görülüyor. Bu da ayrı bir mesele. Kontrol edilmediği için Ensar yurtlarında yaşanan ve münferit olduğu iddia edilen tecavüz vakası, Aladağ'daki yurt yangını gibi olaylar çıkıyor karşımıza. Buna kökten çözüm bulunması ve bu tür hizmetlerin kamu ya da Kızılay gibi, Yeşilay gibi herkesin üzerinde uzlaşacağı sivil toplum kuruluşları eliyle yapılması gerekiyor.

İmar dışına çıkmaya çalışıyoruz
İBB Meclisi komisyon raporlarında 'imar' ağırlığı var. Meclis sadece imar için mi çalışıyor?

Bugün dünya metropollerin belediye meclisleri sadece imarla ilgilenmiyor. Aynı ağırlıkta eğitimle, sağlıkla, kültürle, güvenlikle, göçle, çevreyle ve diğer tüm meselelerle ilgileniyor. Büyükşehirlerde İl Özel İdareleri ve İl Genel Meclisleri kapatılınca kırsal kesime hizmet, eğitim, sağlık gibi onların görev alanına giren bütün konularda Büyükşehir Belediyesi'nin konusu haline geldi. Maalesef büyükşehir yasasının yanında Türkiye'de bazı şeylerin hala merkezden çözülmesi sözkonusu. Eğitim gibi, sağlık gibi... Bizde bu sınırlamalar ve alışkanlıklar nedeniyle ağırlıkla imar konularıyla iştigal ediliyor. Biz CHP olarak bunu kırmak için çeşitli çalışmalar yapıyoruz. Geçmişte tarım konusunda özel çalışma talep ettik, karşılığında komisyon bir çalışma yaptı. Ama arkası gelmedi. Eğitimle ilgili bir çalışma yapıldı. Sadece bir rapor sunuldu, arkası gelmedi. Geçtiğimiz aylarda depremle ilgili bir çalışma talep ettik. Özel oturum yapıldı. Sağlığa da girmeliyiz, istihdama da girmeliyiz, örneğin küresel ısınmayı gündemimize almalıyız. Ama alışkanlıklar kolay kırılamıyor. Biz de muhalefet olarak kendi gücümüz ölçüsünde bunu zorlamaya çalışıyoruz. Sanırım depremde bunu başardık, şu anda deprem komisyonu çalışmalarına devam ediyor.

Örneğin Suriyeliler konusu...
Tabi tabi... Şuan İstanbul'da 400 bini aşkın Suriyeli var. Bunların bir kısmı belki sosyal ve ekonomik hayata entegre oldu ama önemli bir çoğunluğu muhtaç halde. Bunların barınmasından, çocuklarının eğitiminden, sosyal hayata entegrasyonuna kadar tüm meseleyi biz Büyükşehir Belediyesi olarak çoktan ele almalı, tartışmalı, çözümler üretmeli, bu konuda harekete geçmeliydik. Bunlar da yapılmadı.

Zıtlaşalım diye bir anlayış yok
CHP olarak etkin ve yeterli muhalefet ettiğinize inanıyor musunuz?
Hiçbir zaman yeterli olmaz. Muhalefetin kendisinin bir sınırlılığı vardır. Beklenti iktidar olmasıdır, iktidar olunmadığı sürece tam olamazsınız. Biz halkın oylarıyla Büyükşehir iktidarını ele geçirdiğimiz an aslında görevimizi büyük ölçüde tamamlayacağız ve devamını getireceğiz. Bu çerçevede biz iki türlü muhalefet yapmaya çalıyoruz. Birincisi İstanbul'un yağmalanmasına, sadece rant gözüyle değerlendirilmesine açıktan karşı çıkıyoruz; bu konuda getirilen planlara hayır diyoruz. Sadece hayır demekle kalmıyoruz, kamuoyuna taşıyoruz, yargıya götürüyoruz. Çeşitli toplum kesimlerinin bu yöndeki taleplerinde sözcü oluyoruz. İkincisi yol gösterici bir muhalefet yapmaya da çalışıyoruz. Yani burda her şeyde AK Parti'yle çatışalım, zıtlaşalım diye bir anlayışımız yok. Eğer doğruları beraber bulma yönünde önerilerimizde eğer cevap alabilirsek meclisin ortak oy birliğiyle aldığı bir kararı halinde de geçirmesini de biliyoruz.

Yeterlilik yetersizlik meselesi ise nasıl baktığınızla ilgili. Sadece retçi bir söylem bazen iyi muhalefetmiş gibi görünebilir, ama sonuç almıyorsanız bir anlamı da olmuyor. İkisinin dengesini de iyi korumak lazım. Sonuçta bizim İstanbul'da 14 tane belediyemiz var. Bunların da halkın talepleri doğrultusunda gündeme getirdiği bir takım konular var. Bu konular haklıysa, gerçekten İstanbul'un menfaatineyse, bizim belediyelerde yaşayan insanların menfaatineyse o sorunların çözülmesi için de çaba gösteriyoruz. Bu diyalog kanalıyla oluyor. Bugün Maltepe'de, Ataşehir'de, Çatalca'da, Beşiktaş veya Avcılar'ın bölge planları geçtiyse bu diyalogun eseridir. Muhalefet her zaman kavga etmek değil. Tabi ki kavga edilecek zamanlar da vardır, ama diyalog da gereklidir. Bunun dengesinin kurulması gerekir. Bunun takdirini öncelikle bizim partililerimiz, sonra da kamuoyu verecek.

Raporlar bir gün önce geliyor
Ancak şöyle bir durum var. Belediye meclislerinde sayısal çoğunluk yeterli olduğu için, ret oyu verseniz dahi o karar geçiyor ve uygulanıyor. Sizin 'İstanbul'un menfaatine uygun değil' deyip ret oyu verdiğiniz konuları daha meclise gelmeden, komisyon aşamasında kamuoyuna duyurma çalışması neden yapmıyorsunuz?
 
Burada şöyle zorluğumuz var. Maalesef İBB'de çok açık ve şeffaf bir yönetim yok. Birtakım dosyaları, ne gibi derseniz parsel bazında imar değişikliği gibi konuları ancak biz komisyona geldiği anda detayına hakim olabiliyoruz. Komisyona da meclis görüşmesinin bir gün öncesinde geliyor. Oldu bittilerle kararı geçirmeye çalışıyorlar. Bu bizim de eleştirdiğimiz bir yöntem. Daha şeffaf, daha katılımcı bir yöntem uygulanması gerekiyor. Ama maalesef AKP bu yolu izliyor. Biz bilgisine erken sahip olduğumuz her konuyu aktif bir biçimde kamuoyuna taşıyoruz. Örneğin mart meclisinde gündeme gelecek en önemli konulardan birisi Kadıköy'den Pendik'e kadar denizin yeniden ek bir dolguyla doldurulması. Buna ilişkin bir planın meclise getireleceği yönünde bir duyumumuz var. Bunu şiddetle reddediyoruz.

Zaten oralarda denize dolgu değil mi?
Evet, zaten orada bir dolgu var. Ve bu dolgu üzerinde imar hareketleri başladı ufak ufak. Buradaki en büyük endişe deniz dolgusunun yarın öbür gün olası bir İstanbul depreminde nasıl bir sonuç yaratacağını bilmememiz. 99 depreminde Değirmendere'de olduğu gibi çok ciddi hasarlarla karşılaşabiliriz. Allah korusun bir deprem anında o kıyılarda olan insanlar bir anda hayatını da kaybedebilir. Bu nedenle deniz dolgusu meselesinin artık İstanbul'da gündeme gelmemesi gerekiyor.

Bilimsel esasa dayanmalı
Kentler yönetilirken sayısal çoğunluğun değil ortak aklın dediği olmalı sanırım...

Yüzde 100 doğru. Yönetirken kendi doğrularımız olmaması lazım, kentin doğrularının olması gerekiyor. Kentlerin kendi doğruları da öncelikle bilimsel esaslarla belirlenir. Yani kent yönetimi tabi ki demokrasi işidir ama en temelinde bir bilim işidir. İmar, şehircilik, planlama, hava, çevre, sosyal yaşam, barınma... Tüm bunların bilimsel esaslara dayanması gerekir. İkincisi bu kentin bir anayasası olması lazım. Esasında vardı, 2009 yılında şimdiki belediye başkanı tarafından yapılan ve yüzlerce bilim insanının çalıştığı 1/100.000'lik plan çıkarılmıştı. Anayasada kentin nerelerinin korunacağı, nerelerinin imara açılacağı, imar sınırlamalarının ne olacağı, nasıl bir nüfus öngörüsü olacağı hepsi belliydi. Sonra kuzeyin imara açılmasıyla, 3. havaalanıyla, 3. köprüyle bu delindi. Delindikten sonra zaten önü alınamıyor hiçbir şeyin. AKP kendi koyduğu anayasaya kendisi uymadığı andan itibaren beklentiler o zaman tamamen popülist bir şekilde yönleniyor. Herkes kendi doğrusunu öne koymaya çalışıyor. Kentin doğruları bunun altında eziliyor ve İstanbul giderek yaşanmaz hale geliyor.

20 – 30 sene sonrasında nasıl bir İstanbul öngörüyorsunuz?
Yapılan bilimsel çalışmalara göre 17 milyon İstanbul'un demografik sınırıdır. 17 milyonu aştığı andan itibaren İstanbul yetersiz kalacaktır. O yüzden birincisi İstanbul'un zoraki değil ama doğru yönetsel mekanizmalarla nüfusunun sabitlenmesi gerekir. Bunu bütün dünya kentleri yapmıştır. Yıllardır Paris'in, Berlin'in, New York'un nüfusu artmaz. Bugün yeni gelişen Asya ülkeleri ise örneğin Çin, kentlerini büyütmek yerine yeni kentler kurma üzerine bir politika izliyor. Bizim de yapmamız gereken budur. Yani Anadolu'da yeni kentsel havzalar yaratmak nüfus dengeleyerek İstanbul'u bu yükten kurtarmak. Ama bütün yatırımları siz İstanbul ve çevresine yaparsanız İstanbul cazibe merkezi olmayı sürdürür.

İkinci mesele ekolojik sınırlarını korumak. Zaten yeterince tahrip edildi. İstanbul'un bütün kuzey hattı bir ekolojik sınırdır. Bütün akciğeri, ormanları, su havzaları kuzeyde. Dolayısıyla İstanbul'un kuzeye doğru büyümemesi lazım. Yatay eksende de Kocaeli ve Tekirdağ ile neredeyse birleşti. Bunu artık buralarda tutmak lazım. Var olan tüm boşlukları yeşil alan ilan ederek şimdiden imar planlarına geçirip buraları ileride nefes alınacak yerler haline getirmeliyiz. Bir diğer ana mesele ulaşım.

Dönüşüm başarılı değil
Kentsel dönüşüm son yılların en önemli gündem maddesi... Sizce başarılı olunuyor mu?

İstanbul'un en önemli konularından birisi de depreme dayanıklı konut ve barınma. Kentsel dönüşüm ne yazık ki olması gerektiği gibi, doğru şekilde bu yapılamadı. Sadece kentsel dönüşüm adı altında yine inşaat rantını arttıran, özellikle Çevre Bakanlığı tarafından izni verilen özel projelerle kentin merkezinde çok yoğunlaşma ve dikey yapılaşmalarla bugüne kadar gelindi. Herkesi yerinde yurdunda barındıran, kimseyi göçe zorlamayan bir sistemin yürütülmesi gerekiyor. Bu da katılımla, uzlaşmayla olur. Aslında vatandaş dönüşüm istiyor, hatta bir şekilde edindiği konutunun bir kısmını feda etmeye de razı. Sadece yerinden edilmeyeceğine ve çok yüksek fiyatlar ödemeyeceğine dair güvence istiyor. Bunu göremediği içinde dönüşüm projelerine sıcak bakmıyor. Kaderine razı biçimde bekliyor. Bundan sonra belediye olarak biz kentsel dönüşümde vatandaşın gönlünü rahat ettiren; onu müteahhitle karşı karşıya bırakan değil hakem rolünü üstlenen bir tavır almalıyız. Maalesef daha böyle bir örnek görmedik.

Böyle bir demokrasi olmaz
16 Nisan'daki referandumla ilgili çalışmalar yapıyor musunuz?

Şu anda hepimizin kilitlendiği nokta burası çünkü Türkiye'nin kaderini belirleyecek. Mutlaka yanlıştan dönülmesi ve bu referandumdan hayır çıkması gerekiyor. CHP'li seçmen zaten hayır diyecektir. Ancak AKP seçmeninin önemli bir kesiminde bundan kuşku var. Bugün normal seçim olsa AKP'ye oy verebilir, cumhurbaşkanlığı seçimi olsa Erdoğan'a oy verebilir. Ama bütün yetkilerin tek bir kişide toplanmasının yarın ülkeye sıkıntılar yaratacağı yönünde ciddi endişeler var. Kaldı ki bu endişe yüzde 100 doğru. Örneğin başkan olan bir kişi yanlış bir karar aldığında bunun hesabını nerede ödeyecek. Deniyor ki, seç, 5 yıl hesap sorma, 5 yıl sonunda beğenmezsen değiştir; böyle bir demokrasi anlayışı olamaz. Yanlışları günlük akış içerisinde değiştirmeye olanak veren bir sistem olması lazım. Bütün CHP'liler çok fazla belki görünen tarafta değiliz ama birebir çalışmalarla neden hayır olması gerektiğini anlatıyoruz.

Metrobüs insanlık dışı
Sizi röportaj için aradığımda 'otobüsten iniyorum' dediniz. Toplu taşıma araçlarını sık kullanır mısınız? 
Ben hep toplu ulaşım kullanırım. Minibüs, otobüs, metro, metrobüs... Zaten arabam yok. Ailemizde bir araba var onu da hafta sonu kullanıyoruz. Ama arabam olsa dahi toplu ulaşımdan vazgeçmem.  Hem bir vatandaşlık sorumluluğu olarak özel araçla, tek kişi trafiğe çıkmamak lazım. Çıksanız dahi bu yoğun trafikte gidebilmeniz mümkün değil. Keşke herkes toplu ulaşımı daha sık kullansa.

O zaman halkın yaşadığı sıkıntıları da biliyorsunuz?
Tabi tabi... Ben herkes toplu ulaşımı daha sık kullansa diyorum ama bunun için de toplu ulaşımın uygun olması lazım. Şu anda bir takım metrolar, raylı sistemler yapılıyor ama çok geç kalındı. Bugün İstanbul'un ihtiyacı olan yaklaşık 1000 kilometrelik raylı sistemin 150-160'ındayız. Bu adımlar başlangıçta atılmış olsaydı çok daha entegre bir toplu ulaşım ağına sahip olurduk. Metrobüs geçici bir çözüm olarak gündeme getirildi. Günlük yolcu sirkülasyonu 300 bin beklenirken bugün 1 milyonun üzerine çıkmıştır. Bu haliyle metrobüs miadını doldurmuştur. İnsanlığa aykırı biçimde yolculuk yapılıyor. Çok acil bir biçimde Avrupa yakasındaki E-5 hattına mutlaka bir raylı sistem yapılması gerekir.

Aday olunmaz görev verilir
Bu ay meclis grubunda yönetim seçimi var. Grup Başkanvekilliği için sizin de isminiz geçiyor. Aday mısınız? 
Bir dönem bitiyor. Nisan ayında yeni yönetim görevi devralacak. Bu noktada bunlar parti içerisinde bir görev dağılımıdır, biz de adaylık filan olmaz. Şu anda yönetimimiz ve komisyonlar aktif biçimde çalışıyor. En uyumlu yönetim yapısını yine CHP kendi içerisinden çıkaracaktır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Ben 3 yıldır burada grup sözcüsü görevini     yürütüyorum, bundan da memnunum. 
Ancak daha önemli olan çalışma arkadaşlarım memnun olması. Milletvekilliğine ya da belediye başkanlığına aday olunabilir. Ama parti yönetimi için aday olunmaz. Burası parti içi görevlendirmelerdir. Biz şuanda referanduma odaklandık. Bunları açıkçası çok düşünmüyoruz. Her arkadaşım bu görevi yapacak kapasitededir. Mevcut başkanvekilimiz bu görevi bugüne kadar layıkıyla yaptı, son derece tecrübeli bir ağabeyimiz. O da dahil olmak üzere kime bu görev düşerse layıkıyla yapacaktır. 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.