Rahatsız olduğum konuları yazıyorum

Nuran İbiş

Nuran İbiş



RÖPORTAJ: Nihal Altıngövde 09 Haziran 2016, 08:55

1'i roman 10 çocuk öyküleri olmak üzere 11 kitabı bulunan Nuran İbiş, "Genellikle rahatsız olduğum ama toplumun çok dikkatini çekmeyen konuları yazıyorum. Örneğin Marmara Depremi'nde kaybolan ne ölüleri ne dirileri bulunan insanlar var. Onlarla ilgili bir kitap yazıyorum" dedi

Gazetemizin köşe yazarlarıyla yaptığımız söyleşilere devam ediyoruz. Bugünkü konuğumuz Nuran İbiş... O ömrünü öğrencilerine adamış bir öğretmen. Çocuklara olan sevgisini onları geleceğe hazırlamakla kalmayıp öyküler, hikayelerle bezeyen bir yazar. Ve kadın... Kadınların öykülerini yine onlara çare olmak adına romanlaştıran umudun yolcusu. 

Bizlere kendinizi tanıtır mısınız?

Ben şairler diyarı denilen Elbistan'da doğdum. Çocukluğum, en güzel zamanlarım diyebilirim orada geçti. Ortaokula kadar oradaydım. Sonrasında öğretmen lisesine yatılı olarak gittim. Bir süre sonra da ailem Elbistan'dan ayrıldı zaten. Öğretmen olduktan sonra bütün Türkiye'yi gezdim, Ege dışında bir çok yerde öğretmenlik yaptım. 

İlkokul öğretmeni misiniz?

Evet ama şimdi emekliyim. 

Öğretmen lisesine gitmeniz kendi isteğinizle mi oldu, yoksa tesadüfler mi sizi yönlendirdi?

Aslında tesadüfen değildi, ama benim gönlümdeki meslek savcılıktı. İstanbul Hukuk Fakültesi'ni kazanmıştım ama ailem o zaman Elbistan'dan İstanbul'a kız gönderilmez diyerek beni göndermedi. Korktular yani. Annem öğretmenlik mesleğini çok seviyordu. Ya öğretmen olacaksın ya da evleneceksin dediler.
 
Öğretmen olmayı tercih ettiniz yani... (Gülüyoruz)

Evet. Tabi sonrasında evlendim, 2 tane oğlum var. Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, öğretmenliği çok severek ve isteyerek yaptım. Çünkü çocukları çok seviyorum. Ülkemi de çok seviyorum. Çocuklar ülkenin geleceği olduğu içinde sürekli kendimi yenileyerek, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. 

Her bir öğrencime öykü yazdım

Binlerce çocuğunuz oldu değil mi?

Kesinlikle, çok farklı bir duygu öğretmenlik. Hatta sadece çocuklarlada değil o çocukların velileri ile de iletişiminiz oluyor. Bir çok insan tanıyor bir çok şeyi paylşaşıyorsunuz. Güzel zamanlardı.

Öğretmenliğinizin yanı sıra bir de sizin yazarlığınız var. Öncelikle yazmaya ne zaman nasıl başladınız, anlatır mısınız?

Aslında yazım hayatım öykülerle başladı. Çocukluğumda hep öykü anlatırdık. Biz 8 kardeştik ve misafir geldiği zaman annemler kardeşlerinize masal anlatın, oyalayın derdi. Kitap yoktu ki okuyalım. Biz de kardeşlerimizi oyalamak için masal uydurur anlatırdık. Ben anlatırdım birkaç tane, ben susardım diğer kız kardeşim başlardı anlatmaya. Sürekli kardeşlerimizin ilgisini çekecek masal bulmak zorundaydık. Öykülere ilgim böyle başladı. Öğretmen olduktan sonra da derslerde konuları anlatırken öğrencilerime, masallarla şekillendirirdim. Daha severek dinliyorlardı. Emekli olurken son veda hediyesi olarak her öğrencime bir öykü yazdım. 

Öğrencilerinizin her birine öykü mü yazdınız?

Evet, öğrencilerim istemişti, tamam demiştim. Her öğrencimin özelliğine göre, onun isteklerine, hayal ettiklerine göre bir öykü  yazdım. Öykü seli oldu adeta. 'İncilerime Öyküler' ismiyle kitap haline getirip bastırıp vermiştim öğrencilerime. Daha sonra yayınevi bastı. Kültür Bakanlığı'nın da kitap hoşuna gitti ve satın aldı. Tüm kitaplıklarda var bu öykü seli.

Kaç öğrenciniz vardı öyküsünü yazdığınız?

31 öğrencim vardı ve 31 tane öykü yazdım.
Gerçekten çok güzel, sanırım daha önce yapılmamıştır bir öğretmen tarafından.
Yapan var mı bilmiyorum ama, ben ayrılırken öğrencilerime kahramanı kendilerinin olduğu, isimlerinin geçtiği ve kendi kişisel özelliklerine uygun öyküler bıraktım. 

Bir çok yaşam hikayesi birikmişti

Öğrencilerinizi eğitim anlamında geleceğe hazırlarken, onların geleceklerine  bu şekilde bir öykü armağan etmeniz çok anlamlı. Öğrencileriniz çok şanslıymış. 

Bende çok şanslıydım. Gerçekten ben çocukları çok seviyorum.
 
Fakat yazma süreciniz bu öykülerle son bulmadı değil mi?

Evet, daha sonra özellikle ülkemizdeki kadınların durumu, yine çocukluğumun geçtiği Elbistan'da çevremde yaşayan kadınların durumu ve öğretmenlik yaşamımda da şahit olduğum sadece doğuda değil, Türkiye'nin hemen hemen her yöresindeki kadın manzaraları, kadınların yaşadıkları her zaman farkında olduğum ve gözlemlediğim bir durumdu. Özellikle kendi içine kapanık kadınlar için her zaman 'Neden gücünün farkında değil, neden kendini ezdiriyor' şeklinde düşünürdüm her zaman.  Söylemekle de olmuyor tabi, insanların yaşam şartlarıda farklı. Bu nedenle bir çok hikaye birikmişti bende.

Yaşam hikayeleri değil mi?

Hepsi gerçek, yaşanmış hikayelerdi. Bir çoğu ile sohbet ettiğim için onların iç dünyasınıda biliyordum. Bunların şehirlerini, isimlerini değiştirirdim, birbiriyle kurgulayarak kadına şiddeti anlatan bir roman haline dönüştü.  2011'de 'durDURU'n 'isimli romanım yayınlandı. 

Kadınlar çaresiz değil

Evet, kitabınızın kapak yazısıda oldukça etkileyici. 'Okuyacağınız bu kitap, sadece birkaç kadının öyküsü değil, kendi seçimi olmadığı halde kadın olarak dünyaya gelen ve sırf bu yüzden ölümle cezalandırılan bütün kadınların öyküsü' tanımı oldukça bilgi veriyor bizlere.

Bu kitapta sadece kadına şiddet anlatılmıyor, kadınların birlikte olunca neler başarabileceğini anlatan gizli bir örgüt kurduk romanda. Başarılı da oldular, hatta daha sonrasında devlet bile elini uzattı bu konuya. Daha doğrusu kadınlara hiçbir şekilde çaresiz olmadıklarını anlatmaya çalıştım romanda. Amacım şiddet gören, bu tür şeyleri yaşayanların psikolojilerini insanların anlamasını istemiştim. Bu amaçla yola çıkmıştım. 

Çocuk öyküleri de devam etti mi bu süreçte?

10 tane daha çocuk kitabım yayımlandı. Yani 1 romanım 11 tane çocuk kitabım var yayımlanmış. 

Kendimi keşfettim

Emekli olduktan sonra zamanınız nasıl geçiyor?

Ben emekli olduktan sonra kendimi keşfettim aslında. 

Tam da öğrenmek istediğim bu, kendinize yolculuktu aslında.

Çalışırken işe yoğunlaşıyorsunuz, öğrencilerinize yoğunlaşıyorsunuz, onların sorunları, okulun sorunları, kendi çocuklarınız var, bir sürü yaşamın sorunları var o arada kendime hiç zaman bulamamıştım. Emekli olduktan sonra, çocuklarım da büyüdüğü için ancak aynaya baktım kendimi gördüm. Burada bir Nuran var dedim.

Neler varmış o Nuran'ın içinde, nelerden hoşlanır, neleri sever, ne yapmak istermiş?

Ben fotoğraf çekmeyi çok seviyormuşum. Fotoğraf kursuna gittim, sonra bir makine aldım. Yazıdan uzaklaştım epey bir süre. Önceden kendi fotoğrafımı çektiriyordum şimdi bir sürü yere gidiyorum, her şeyi çekiyorum kendimi çekmeyi unutuyorum. Bir bakıyorum içinde hiç ben yokum fotoğrafların. Fotoğraf çekmek çok güzel, çok farklı bir şey. Emekli olduktan sonra artık kendi keyfimin kahyası kendim oldum. Canım ne istiyorsa artık onu yapmak istiyorum. Senaryo nasıl yazılır kursuna gittim, Bahçeşehir Üniversitesi'nde 6 ay kadar kurs gördüm. 

Depremindeki kayıplar

Peki yeni bir roman gelecek mi? Başladığınız veya kurguladığınız, yazmayı istediğiniz?

Bitirmek üzere olduğum bir konu var. Ben genellikle rahatsız olduğum konuları yazıyorum ben, dikkat çekmek için. Gölcük depremindeki kayıplar benim oldukça dikkatimi çekmişti. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen halen bulunamayanlar var. Özellikle çocuklar ve genç kızlar kayıp. Ne ölüleri ne dirileri bulundu, düşünebiliyor musunuz? Bu konudan yola çıkarak bir roman yazıyorum bitme aşamasında. Bu konu insanın aklına o kadar çok şey getiriyor ki. 

Aslında birazda toplumu derinden yaralayan fakat zamanla es geçilen konuları siz unutmuyorsunuz, farkında oluyorsunuz ve bir şekilde belkide tarihe not düşüyorsunuz. 

Tabi ki tüm yaşanan bu tür olaylar insanı düşündürüyor. Bizlerin dışında yaşanan bir çok konu var ve duyarsız kalamıyorum.

Çocukların sorularına kalakalırsnız

Çocukların okurlarınızın geri dönüşü nasıl oluyor, nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Birkaç okula gitmiştim yazar olarak, bunlardan bir tanesine oğlumla gitmiştim, tıp fakültesinde okuyordu o zamanlar. Salona oturduk, çocuklar kitabı okumuşlar ve sorular hazırlamıştı. Bayağı güzel sorular geldi ilkokul öğrencilerinden. Oğlum bizim üniversiteye gelsen böyle sorular bulamazdın, bu çocuklar nasıl böyle sorular hazırlamış demişti. Çocuklar çok güzel şeyler çıkarabiliyorlar ve çok güzel sorular soruyorlar. 

Bir öğretmen olarak aslında onları bu anlamda en iyi gözlemleyenlerden birisiniz.

Çocuklar öyle yerde öyle sorular sorarlar ki  kalakalırsınız. Cevap verseniz olmayacak vermeseniz olmayacak durumlar ortaya çıkabilir. Evet öğrencilerimde de bu durumu çok fazla gözlemledim. Bazen öyle sorular sorarlardı ki, cevap vermekte bocalar kendinizi kötü hissedersiniz. Umulmadık yerde umulmadık sorular sorabilirler. 

Ülkeyi aynı renge döndürmek istiyorlar

Şimdi biraz da gazetemizdeki köşelerinizden söz edelim mi?

Gazetede yazma fikrim oluştuğunda aslında biraz kararsız kalmıştım. Çünkü daha önce hiç makale yazmamıştım. Yazmaya başladıktan sonrada her seferinde acabalarım devam etti, oluyor mu olmuyor mu şeklinde. Her seferinde sürekli süzgeçliyordum. Önce yazıyorum sonra o kadar çok yuvarlıyordumki baktığımda yazı artık yazdığım yazı olmaktan çıkmış. Zamanla tabi biraz daha alıştım ama makale yazmak zor. 

Daha çok hangi konularda yazıyorsunuz?

Kitaplarda olduğu gibi köşe yazılarımda da rahatsız olduğum konuları yazıyorum. Bazen oturup güzel bir şey yazmak istiyorum. Mutlu, herkesin mesut olduğu bir konu arıyorum. Haberlere bakıyorum, gazeteleri karıştırıyorum, o kadar çok olaylar oluyorki bu kadar şeyin arasından nasıl mutluluk çıkarabilirim, başaramıyorum. Fakat bu durum gerçekten beni çok üzüyor, şu güzel ülkemin yaşadıklarına. Bizim ülkemizde o kadar güzel çeşitlilik varki farklı inançtan, farklı kültürden aslında herkes bunu kabullense rengarenk bir çiçek bahçesi gibi bir ülke oluruz. Aynı renge dönüştürmek için uğraşılıyor, bunun dışında doğa katlediliyor, betonları görmek istemiyoruz. 
Canımız sıkıldığı zaman doğaya kaçıyoruz sonra gidip onu katlediyoruz ben işte bunu anlayamıyorum. 

Zorluklar hepimizi ilgilendiriyor

Sanıyorum dönemsel olarak köşe yazarlarının ortak sorunu bu. Güzel şeyler yazmak isteyip yazamamak veya bir misyon üstlenip çarpık şeyleri dile getirmek ama tekrar tekrar aynı şeyleri yazmanında verdiği bir bıkkınlık, yorgunluk, isyan...

Çok doğru, örneğin kölelik tasarısı da denilen kiralık işçilik tasarısı meclisten geçti, onu yazmak istedim fakat yazamadım, dibe gittim nerdeyse. Yani bu insanları hiç mi kimse görmedi, hiç mi kimse farketmedi. Tasarının yasalaştığı gün oturup özet bir şekilde yazmaya çalıştım. Tasarısı bile beni bir kaç gün mahvetti yani. Kendimle ilgili bir konu değil oysa ben emekliyim ama ülkem insanları, gelecekteki insanlarını etkileyecek alınan kararlar. Yaşanacak zorluklar hepimizi ilgilendiriyor. Tüm bunlara gözümü kapatamam. Sıkıntılıda olsa köşe yazılarımı yazmaya devam edeceğim.

Umutsuzluk yok diyorsunuz her ne olursa olsun.

Yeterki insanlar elele tutuşsun çözümlenmeyecek hiç bir şey yok. Fakat insanlar bunu ne zaman farkedebilecek onu bilmiyorum. 

Az önceki sözlerinizden de çevre duyarlılığınız dikkatimi çekti. Bu anlamda çalışmalarınız var mı?

Doğa Emanetçileri Çevre Eğitim Derneği'ndeyim. Okullarda çevre ile ilgili eğitim veriyoruz. Çevre ile ilgili dernek faaliyetleri yapıyoruz. 

Eski öğrencilerim beni buluyor

Çocuklarla buluşma noktanız böylelikle devam ediyor o zaman.

Evet, aynı zamanda ben öğrencilerimle senede bir gün halen toplanıyoruz. Her sene öğrencilerimle, velilerimle biraraya geliyoruz. Eski öğrencilerim beni sosyal medyadan buluyor. Mesela Diyarbakır'da bir öğrencim vardı öğretmen olmuş, Diyarbakır'da çalışıyor. Hatta onun okuluna dernek olarak yardım yaptık. Facebook bu anlamda benim işime çok yaradı, oradan öğrencilerimle birbirimizi buluyoruz. Çünkü eskiden telefon falan yoktu birbirimizi böylece buluyoruz. Çok mutlu oluyorum, iletişimimizde çok güzel. Büyümüşler herbiri farklı farklı yerlerde, farklı farklı konumlarda farklı siyasi  bakış açıları var. Ben onların küçücük hallerini biliyorum, dediğim gibi çok güzel bir duygu. 

Son olarak konu yine öğrencilerinize gelmişken, eminim çok fazla unutamadığınız anınız vardır ama bir tanesini bizimle paylaşır mısınız?

Gerçekten çok var, bir tanesi bir velimle ilgiliydi, onu anlatayım.Bir öğrencim vardı sınıfta çok yaramaz değildi ama evde çok yaramazmış. Annesi ve babaannesi okula gelip bana durumu anlattılar, çok yaramazlık yapıyor, kırıyor döküyor, ders çalışmıyor şeklinde. Bende güzel şeyler yaptığında ödüllendirin, yaramazlık yaptığı zaman sizi dinlemediğinde, çok kötü bir şeyyaptığında sevdiği bir şeyden mahrum edin, sakın dövmeyin dedim. Aradan 3-4 gün geçti. Babaanne okula geldi. Evladım bir şey diyeceğim ama çekiniyorum dedi. Buyur teyze dedim, dediki "Sen bizim çocuğa yaramazlık yapınca sevdiği bir şey vermeyin dedinya, bizim oğlan yemeği çok seviyor anneside yemek vermiyor, çocuk aç kaldı" dedi. Tabi ben şok oldum, tekrar açıkladım, bu olay unutamadıklarım arasında yer alır. 

Yazmak benim için çok farklı bir yerde

Ufukta bir senaryo hazırlığı mı var?

Aslında ben beni hangi türün, neyin mutlu ettiğini öğrenmeye çalışıyorum. Neyi yazarken mutlu olduğumu anlamak istiyorum. Yazmak benim için çok farklı bir yerde çünkü. Daha çok öykü beni içine alan. Ben yazarken çok mutlu oluyorum. 

Bir gün yazmamayı düşünmek desem.

Bunu asla düşünemem. Zaten öyle ki yaşadığım her anı veya farklı bir davranış, kişilik göreyim hemen gidip onu bile not alıyorum. İnsanlarda gördüğüm o farklılığı bile daha sonra nerede kullanırım diye kenara koyuyorum. 

Hayata hep bu gözle bakıyorsunuz, bu içten gelen bir durum olsa gerek.

Gerçekten öyle. İnsanları tanımak, onlarla bir arada olmaktan öte bir yolun olduğunu göstermek istiyorum. Umutsuzluğu hiç bir zaman kabul etmiyorum açıkçası. 

Kendinizi yazarak mı ifade ediyorsunuz diye sorsam. Bir anlamda kendinizi ifade yöntemi oldu mu yazmak?

Yok aslında, kendimi katmadım hiç yazdıklarıma bugüne dek. Yaşadıklarımdan kalıntılar vardır mutlaka, hissettiklerim vardır. Ama henüz daha kendimi yazamıyorum. Henüz kendimi yazma cesaretim yok. 

Tahmin edilmek istemiyorum

"Bir yazar olarak bir gün şunu yazacağım dediğiniz bir şey var mı" sorusuna şu cevabı verdi, "Var, kendimi farklı şekillerde yazmaya doğru geliştirmeye çalışıyorum. Alt yapısını kuruyorum ama oraya doğru gitmek içinde farklı yönleri deniyorum. Mesela şimdi kendi kendime korku öyküsü yazıyorum. Bunu yazdığım zaman orada kendimi göreceğim, sonrasında bilmiyorum belki polisiye yazacağım ama fantastik mutlaka yazmayı düşünüyorum. Hangisinde kendimi daha iyi hissederim onu bulmaya çalışıyorum. Aynı türden şeyler yapmak istemiyorum açıkçası. Bir yazar vardır yazdıklarının sonunu tahmin edersiniz. Ben bir yazar olarak tahmin edilmek istemiyorum."
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.