Türkiye'nin sola ihtiyacı var

CHP İstanbul 3. Bölge Milletvekili Aday Adayı İbrahim Yener, Türkiye'nin sorunlarının sosyal demokrat iktidarın çözebileceğini ifade ederek, “Bu sorunların çözümünün adresi CHP'dir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi bizde de bu sorunu sosyal demokratlar çözecektir. Umut ediyorum biz bu seçimde iyi bir sonuç alırız” diye konuştu

Türkiye'nin sola ihtiyacı var

CHP'nin özellikle de Bakırköy'ün tanınmış isimlerinden olan İbrahim Yener, CHP İstanbul 3. Bölge'den milletvekili aday adayı oldu. 1980 darbesinde öğretmenlikten ayrılan; 1983'te SODEP'in kurulmasıyla siyasete giren ve hep bu partinin içinde olan Yener, “ülkenin çıkışının, insanların sorunlarının çıkışının siyasette olduğunu düşünüyorum. Sorunlara çözüm bulunacaksa çözüm yeri parlamentodur. Toplumun ezilen, horlanan, dışlanan kesimlerinin; işçisiyle köylüsüyle memuruyla emek veren kesimlerinin sözcüzü olmak; o düşünceyi Meclis'e taşımak istiyorum. Çünkü ben siyaseti hep tabanda yapan bir adamım” diye konuştu. Yener, “Dünyanın her yerinde olduğu gibi bizde de bu sorunu sosyal demokratlar çözecektir. Umut ediyorum biz bu seçimde iyi bir sonuç alırız” ifadesini kullandı.

 

Neden milletvekili olmak istiyorsunuz?

Ben 1983'ten bu yana aktif politikanın içindeyim. Ama 83'ten önce yaşadığımız yörenin gereği olarak lise sıralarındayken o günün İşçi Partisi'yle tanıştım. Oraya gidip gelmeye başlamıştık. Politik bir çevrenin içerisindeyiz. 1968 yılında üniversiteye girdim, o dönemin gençlik hareketinin içindeydim. 1973'te öğretmen oldum. Öğretmenliğimizde TÖBDER'de siyasi çalışmalarla geçti. 1980 darbesinde partiler kapatıldı, ben öğretmenlikten ayrılmak zorunda kaldım. 1984'te SODEP kurulduğu gün partiye üye oldum. Sonra SHP kuruldu ve 2 dönem Bakırköy İlçe Başkanlığı yaptım. O ilçe başkanlığı yaptığım yer Avcılar'dan Güngören'e kadar bugünün 7 ilçesini kapsayan büyük bir alandı. Sonra 2 dönem İl Başkan Yardımcılığı, bir dönem Bahçelievler İlçe Başkanlığı görevlerinde bulundum. 1991, 1995, 1999 seçimlerinde ön seçimde listeye girdim. Niye siyaset yapıyorum? Çünkü ülkenin çıkışının, insanların sorunlarının çıkışının siyasette olduğunu düşünüyorum. Sorunlara çözüm bulunacaksa çözüm yeri parlamentodur. Toplumun ezilen, horlanan, dışlanan kesimlerinin; işçisiyle köylüsüyle memuruyla emek veren kesimlerinin sözcüzü olmak; o düşünceyi Meclis'e taşımak istiyorum. Çünkü ben siyaseti hep tabanda yapan bir adamım. İstanbul'un sorunlarını çok iyi biliyorum, halkın sorunlarını çok iyi biliyorum, öğretmen kökenli olduğum için eğitimin sorunlarını daha doğrusu perişanlığını çok iyi biliyorum. Ticaret yaşamının içerisindeyim, küçük esnafın ne çektiğini çok iyi biliyorum. Özellikle toplumun alt katmanlarının sözcüsü olmak düşüncesiyle, yıllardır parti emekçisi olmam nedeniyle ve mücadele yerinin parlamento olduğunu düşündüğümden dolayı aday adayı oldum.

 

Parlamento evet çözüm noktası ama bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne baktığımızda AK Parti'nin sayısal çoğunluğu nedeniyle muhalefet partileri çok etkili olamıyor. Bu haliyle de çözüm noktası olarak görülebilir mi?

Demokrasiye inanan insanların çözüm yeri başka bir yer değil. Kimi zaman başka çözüm yerleri arayanlar oldu. Hep o 'parlamento dışı çözüm' diye sununanlar hep solu ve ezilen kesimleri daha çok ezmekten başka sonuç vermedi. Dolayısıyla bizim siyasetteki çözümü parlamentoda aramak ve bulmak zorunluluğumuz var. Bugün AKP var ama yarın AKP olacak diye bir şey yok. Tarih gösteriyor ki hiçbir toplum sonsuza kadar geriye çekilememiştir. Bu bir geçici süreçtir. Bu da son bulacaktır. Biz istiyoruz, diliyoruz ve zorlayacağız ki bu seçimlerde onları iktidardan gönderelim. Gerileteceğimiz kesin ama iktidar olamayabiliriz. Ama biz bu seçimlerde iyi bir performans yakalamak zorundayız. Ki bu geriye gidişe, bu gerici yaklaşımlara bir dur diyebilelim.

 

Ön seçim oylarımızı arttıracak

 

Ön seçim yapılacak olması 7 Haziran'daki seçimlerde CHP'nin oyunu arttırmada etkili olacak mı?

Tabi ön seçim ciddi bir heyecan yarattı. Çünkü son 16 yıldan bu yana ön seçim yapılmıyordu ve adaylarımız hep yukarıdan geliyordu. Fakat şimdi adayların büyük bir bölümünü üye kendisi seçecek. Bölgemizde 70 bini aşkın üye var. Bu bana göre çok sağlıklı sonuç vermese bile yukarıdaki atamalardan çok daha iyi olacak.

 

Neden sağlıklı sonuç vermeyebilir?

Belki birileri burada çıkacak sonucu beğenmeyebilir. Ama atamadan çok daha iyi olacağı kesin. Bunu tartışmasız kabul etmek gerekir. Eğer biz burada seçmezsek herkes Ankara'da bir ağabey aramak zorunda kalıyor. Şimdi üyeye gidiyoruz ve kendimizi anlatıyoruz. Sıkıntımız var mı, var. 31 milletvekili çıkartacak olan 13 ilçenin olduğu bu kadar geniş coğrafyaya sahip bir alanda kendini tanıtma sıkıntısı var. Zorluk buradan kaynaklanıyor. Aslında daha dar, 5 – 6 milletvekili olacak şekilde bölünmeler yapılsaydı üyeler adayları daha iyi tanır, adaylar da üyeleri daha iyi tanır ve daha doğru seçim yapabilme imkanı doğardı.

 

Birinci, ikinci ve üçüncü bölge yerine ilçeler bazında mı bölünmeler yapılmalıydı?

Tabi tabi... İlçeler 5 – 6 milletvekili olarak bölünebilinirdi. Çünkü burada 70 bin üyeye ulaşmak gerçekten zor. Ayrıca İstanbul şartları düşünüldüğünde bu kadar geniş bir coğrafyada çalışmak hakikaten çok zor. Benim gibi yılların parti emekçisi olan insanların ismi bir ölçüde biliniyor. Ama yeni başlayan arkadaşlarımızın ismi hiç yok. Onların kendini anlatması daha da zor. Söz gelimi 31 milletvekili yerine 5 milletvekili seçilecek olsa çok daha sağlıklı olur. Üyeler adaylarını daha iyi tanır ve belirleme süreci daha sağlıklı geçer.

 

En kötü ön seçim atamadan iyidir

 

Üçüncü bölgede 70 küsür bin üyeve 126 aday adayı var. Üyelerin hepsini tanıma şansı da çok az. Bu nedenle oy kullanırken aday adayının memleketi, mezhebi gibi etkenlere göre ya da ilçe başkanının işaret ettiği kişilere oy verme durumu olabilir mi?

Bunlar doğal ve insani şeyler. İnsanlar memleketinden dolayı, ilçe başkanı ya da hatırını saydığı birinden dolayı o doğrultuda oy kullanabilir. Ama bunlar sonucu etkileyen şeyler olmaz, olmamalı da... Ben konuştuğum her yerde şunu söylüyorum; burada seçici arkadaşlarımızın aday adayını mezhebine, köyüne, inancına, kadın olmasına, erkek olmasına, genç olmasına, yaşlı olmasına göre değil kendisini temsil edip etmemesine göre seçmelidir. Bu partiye, bu inanca, bu yaklaşıma verdiği emeğe göre ve sunduğu katkıya göre seçim yapmalıdır. Buna rağmen memleketine oy kullananlar da olacaktır. Bu olabilir, oldu diye de kıyamet koparmaya gerek yok. Bundan korkmamak da lazım. Kaldı ki eksiklikler olur mu olur. Ama biz ön seçimi böyle böyle öğreneceğiz. Bir kere yanlış yapacağız belki ama ikinci kere daha doğru olacak. Merkezden atamalar her zaman yanlıştır.

 

Ön seçimin en kötüsü merkezi atamanın en iyisinden yeğdir, diyebilir miyiz?

Ben öyle bakıyorum. Demokrasiyi ve iyiyi seçmeyi biz böyle öğreneceğiz. Yukarıda bir ağabeyin yakınını seçmektense 70 bin kişinin yakınını bulup seçmek ondan daha iyidir.

 

Bu seçim için birçok kesim 'çok farklı' olacak diyor. Siz seçimin sonuçlarını nasıl öngörüyorsunuz?

Bu seçim bence de çok farklı bir seçim olacak. HDP parti olarak seçime giriyor olmasını değerlendirmek istemiyorum. Bir muhalefet partisidir, kendisini bir riske atıyor ve parti olarak seçime gireceğim diyor. Matematiksel olarak aşar mı çok zor görünüyor ama olabilir mi, olabilir... Ama seçim sonucunda ne olacak diye bakarsak ben AKP'nin gerileyeceğini düşünüyorum. AKP'de ciddi bir kopuşun olduğunu da görüyorum. Ama bize doğru ne kadar yönleniyor, onu tam tespit edebilmiş değiliz. Biz bu seçimlerde çok daha iyi sonuç alacağımıza inanıyorum. Nereye kadar ulaştırabiliriz, bugünden yarına onu çok tahmin etmek çok zor. Ama ön seçimin bize bir ivme kazandıracağına inanıyorum. Şu an partide insanlar koşuyor, aday adayları kendini tanıtıyor, üyeler onları tanımaya çalışıyor. Umarım iyi bir sonuç alırız ve ön seçim yaptıklarından dolayı partimizdeki insanlar mutlu olur diye düşünmek istiyorum.

 

Erdoğan Anayasa'yı çiğniyor

 

Koalisyon hükümeti olur mu?

Her siyasi partinin hedefi tek başına iktidar olmaktır. Olamazsa koalisyondur. Biz de CHP olarak iktidar olmak isteriz. Türkiye insanının sola, sosyal demokrasiye ihtiyacı var. Dünyanın her yerinde de benzeri sorunları sosyal demokratlar çözmüştür. Türkiye'deki sorunlar da çözülecekse sosyal demokratlar çözecektir. AKP şu anda her seçime giderken Kürtlere ilişkin bir parmak bal uzatıyor. Sonuçta o seçim geçtikten sonra her şey unutuluyor. Saldırıya devam ediliyor. Dünyanın her yerinde olduğu gibi bizde de bu sorunu sosyal demokratlar çözecektir. Umut ediyorum biz bu seçimde iyi bir sonuç alırız. Ülkemizin temel problemlerinden olan Kürt sorununun çözümüne de ciddi katkıda bulunuruz.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AK Parti'ye 400 vekil istemesi ve başkanlık sistemini getirmek istemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhurbaşkanı'na artık cumhurbaşkanı mı, başbakan mı demek gerekiyor bilemiyorum. Doğrusu başbakan var mı derseniz yok gibi görülüyor. Hatta parayla ilgili konuda Ekonomiden Sorumlu Bakan, Merkez Bankası Başkanı beraber gidip Cumhurbaşkanı'na hesap verdiler. Çünkü Başbakan değil Cumhurbaşkanı yönetiyor. Başbakan verilen talimatlara göre hareket ediyor. Örneğin Başbakan Davutoğlu, bir şeffaflık paketi açıklayacağız dedi. Ertesi gün Cumhurbaşkanı olduğunu söyleyen kişi 'ne gereği var' dedi. O paket unutuldu, gitti. Dolayısıyla Türkiye Cumhurbaşkanı konumunda olan kişi Anayasa'yı her gün çiğniyor, yeminine aykırı hareket ediyor. Biliyorsunuz namusu ve şerefi üzerine bağımsız olacağına dair yemin etti. Ama 400 milletvekili istiyor, bütün partilere eşit olacağına dair yemin etmesine rağmen muhalefet partilerini eleştiriyor. Türkiye insanı bunu fark eder ve bu başıboş gidişe 'dur' der diye düşünüyorum.

 

Kılıçdaroğlu, ön seçimlerde 'yeni isimlere, gençlere ve kadınlara öncelik tanınması' ile ilgili bir açıklaması oldu. Siz bu çağrıya nasıl bakıyorsunuz?

Çok doğru bir söylem. Elbette bir insanı genç, kadın ya da memleketi dolayısıyla seçmemeliyiz. Bilgisi, birikimi ve yukarıda temsil gücü var mı yok mu, ona göre seçmeliyiz. Bunu yapabilecek kişi gençse elbette genç... Gençlik kavramına da şöyle yaklaşıyorum; fiziki gençlik ve beyin gençliği... Yaşı ilerlemiş biriyim ama düşüncelerimle çok genç görüyorum. Hatta fiziken genç olanlardan bile çok daha ileri düşünen biri olarak görüyorum. Diyorum ki yeni düşünceleri ben taşıyabilirim. Birçok genç görüyoruz; okumaz, yazmaz, açmaz, bir şey görmez, sloganlarla konuşur. Bizim hayatı okuyan, dönemi okuyan, 2025'i gören, yeni projeler üretebilen, eğitim politikamızla ilgili, ekonomik politikamızla ilgili, sosyal politikalarımızla ilgili önermeler yapabilecek; bunun kavgasını Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde verebilecek insanları seçmemiz gerekiyor. Bunun yaşı 30'un altında da olabir, 60'ın üstünde de olabilir.

 

Gençlere örnek olmak gerekiyor

 

Gençlerin siyasete ve CHP'ye bakışı nasıl?

Deniliyor ki, gençler siyasete gelmiyor. Gençler siyasete neden gelsin? Emek veren insanları biz seçmediğimiz için gençler de siyasete gelmiyor. Yani genç bakıyor; babası, annesi, amcası, teyzesi yıllarca partide emek harcıyor. Ama hiçbir yere gelemiyor. Sonra dışarıdan birileri bir ağabey buluyor; o yukarılara çıkıyor öbürü emek vermeye devam ediyor. Dolayısıyla da partiye gelmiyor. Gencin gelebilmesi için de burada siyaset yapanların bir yere varması gerekiyor. Yani önünde örnek olması gerekiyor. Ben lise 1'den itibaren siyasetin içerisindeyim. SODEP'in kurulduğundan bu yana yapmadığım görev kalmadı. Ama ben burada olmaya devam ediyorum. Bizim buradan geçen seçimlerde 9 milletvekili çıktı. Ama bunlardan hiçbiri ne ilçe başkanlığı, ne il başkanlığı, ne il yöneticiliği, ne ilçe yöneticiliği yapmamıştı. Elbette onlar da çok nitelikli insanlar ama burada emek veren insanların seçilmesi gerekiyor ki genç, eğitimli, bilgili, birikimli insanlar da ilgi göstersin. Emek verirsek biz de seçilebiliriz diye düşünsün. Bu ön seçim buna fırsat verecek.

 

Aday adayları doğal bir rekabet içinde. Ama keskin bir rekabet söz konusu değil. Ön seçim seçim parti içinde dostluğu da, samimiyeti de arttırdı sanki...

Birey tabi ki öne geçmek ister, bu çok doğal. Ama burada saygı çerçevesinde, birbirini kırmadan, diğerini gücendirmeden bir rekabet söz konusu. Herkes kendini anlatarak, yapacaklarını açıklayarak, kendisinin daha iyi temsil edeceğini ifade ederek öne çıkmaya çalışıyor. Tabi bunda herkesin birbirini tanımasının, birçoğunun yıllardır partide bulunmasının, ağabey – kardeş ilişkisi içinde olmasının da etkisi büyük.

 

Eğitim çağın gerisinde

“Eski bir eğitimcisiniz. Türkiye'deki eğitim politikasını nasıl buluyorsunuz?” sorusunu şöyle yanıtladı, “Türkiye'nin eğitim politikası var mı? AKP döneminde kaç bakan değiştiyse her bakan kendine göre bir uygulama yapıyor. Ve her uygulama toplumu geriye çekmek için adeta birbiriyle yarışıyor. Hele şu 4+4+4 ile toplumu çağın gerisine çekmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Haberlerde çıktı, bir kadın öğretmen başı açık kızlara 'örtünmezseniz Özgecan gibi tecavüze uğrarsınız, bu da mübah olur' diyebilecek kendisini kaybetmiş. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Eğitim politikası diye bir şey kalmadı. Bu gidişle yoksulun çocuklarının üniversite okuması, doğru düzgün okula girmesi mümkün olmayacak.”

 

AKP'den korkmuyorum

AK Parti'yi sert bir dille eleştiren İbrahim Yener, “AK Partililer çok büyük bir ekonomik güç yarattılar, zenginlik yarattılar. Zenginliği bütünüyle kendi çevrelerine dağıttılar. Rant ekonomisi yürütüyorlar. Adamların para için yapmayacakları bir şey yok. En basiti Bakırköy'de kumluk olan sahili imara açtılar. Sadece burası değil Türkiye'nin tamamında rant ekonomisi oluşturdular. Onu da kendi yandaşlarına çok büyük ölçüde veriyorlar. Oradan pay alıyorlar, sonra aldıkları payı tekrar iktidarlarını sağlamlaştırmak için kullanıyorlar. İlk başlangıçlarında inançla çalıyan bir grup vardı. Şimdi AKP'de parasız çalışan hiç kimse kalmadı, herkes yövmiyeli çalışıyor. Havuzlarında bol para var, bununla idare ediyorlar. Toplumda da müthiş bir çürüme yarattılar. Yola çıktığımızda 'bana ne vereceksin' der gibi insanlar var. Biz bunu çıkarmak zorundayız ve çıkartacağız. Ben AKP'den de korkmuyorum. Toplumun yüzde 30'luk kesimi var ki bunların gidişini engelleyecektir. Hiçbir toplum ilelebet geriye gitmemiştir, bizimki de gitmeyecektir” diye konuştu.

 

KUTU KUTU3

 

1983'ten beri siyasetin içinde

İbrahim Yener Malatya doğumlu. 1968'den bu yana İstanbul'da yaşıyor. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu olan Yener 8 yıl Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptı. 1980 darbesinden sonra öğretmenlikten ayrılmak zorunda kalan şuan tekstil işiyle uğraşan Yener, 1983 yılında SODEP'in kuruluşuyla partiye üye olup, siyasete atıldı. O günden bu yana siyasi çizgisini değiştirmeyen İbrahim Yener, SODEP, SHP ve CHP'de uzun yıllar Bakırköy ve Bahçelievler'de ilçe başkanlığı, CHP İstanbul Kurucu İl Yöneticiliği yaptı. 1991 seçimlerinde 1. sıradan, 1995 ve 1999 seçimlerinde 3. sıradan İstanbul 3. Bölge Milletvekili adayı oldu. Yener evli ve üç çocuğu bulunuyor.

 

KELİME OYUNU

Aile: Kutsal

Çocuk: Sevgi

Torun: Çocuktan daha fazla sevdiğim

İstanbul: Güzel ama AKP yaşanacak şehir olmaktan çıkardı

Türkiye: Torunumuzun yaşayacağı topraklar

Dostluk: Her şey

Geçmiş: Çok özlemiyorum

Gelecek: Umutluyum

Muhalefet: İktidar iyi bir şey

İktidar: Hakça kullanılmalı

CHP: Türkiye'nin sorunlarını çözecek

AK Parti: Toplumu geriye çekmek istiyor

MHP: Toplumun bir kesimiyle yakından ilgili

Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.