Sait Biliz: ‘Veganlık’ başka bir yaşam biçimi…

Sait Biliz

Sait Biliz



21 Nisan 2015, 17:06


Ceviz, Mahatma’nın maskotu. Söyleşi amacıyla kapısını çaldığımız Sait Biliz ile veganlık üzerine sohbet ediyoruz. Aniden Ceviz’e çıkışıyor, kızıp uyarıyor. Ceviz, uçup uçup cama çarpan arının peşinde. Sonra fırlayıp arıyı avucunun içine aldığı gibi dışarı salıyor Biliz. Ama ben ‘doğal denge’ falan demeye kalmadan, “Biz bu mekanları kurup camları takmasaydık, arı camın arkasına hapsolmayacaktı.’’ Sözü daha fazla uzatmadan, adını duyduğumuz ancak hakkında çok az şey bildiğimiz veganlığı, ‘ekolojik bir yaşam biçimi’ olarak tarif eden bu sıra dışı insandan dinlemek üzere söyleşimize geçelim.

Söyleşi: Engin Kaban

Öncelikle sizi tanıyarak başlayalım...
Adım Sait Biliz. 1972, Bingöl doğumluyum. İlkokulu doğduğum köyde, ortaokulu İstanbul’da, liseyi ise Kiğı'da okudum. Daha sonra Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı’nı bitirdim. Uzun yıllar bireysel ve zaman zaman da çeşitli STK'lar ve benzeri oluşumlarla birlikte çevre suçları ve savaş karşıtı hareketler içinde aktivist olarak bulundum, çeşitli görevler aldım. Sinema tiyatro ve televizyon ile ilgilendim. Sonra da Mahatma süreci başladı.

Mahatma’ya geleceğiz, ama önce nasıl vegan olduğunuza gelelim.
Uzun yıllar vejetaryen olarak yaşadım. Ancak bunun hayvan sömürüsü ve ekolojik yaşamın korunması için yeterli olmadığını fark ettiğimde vegan oldum. Son üç yıldır da veganım.

Vegan beslenme ile devam edelim, ya da siz nasıl tarif ediyorsanız, nedir veganlık özetler misiniz?
Veganlığı kısaca, hiçbir hayvansal besin ve doğrudan ya da dolaylı olarak hiçbir hayvansal ürün kullanmadan yaşamak olarak tanımlayabiliriz. Başka deyişle ekolojik beslenme ve en genel tanımı ile veganlığı, daha ekolojik ve daha adil bir yaşam olarak tanımlayabiliriz.

Oysa pek çok bilimsel çalışma kanıtlamıştır ki; diğer canlılarda insanlar gibi duyguları olan, üzülebilen, acıyı hisseden, coşkuyu ve sevinci yaşayan, kendi yaşamsal ihtiyaçları doğrultusunda düşünebilen, planlayan, mantık kullanabilen varlıklardırlar.

Araya girip sormak istiyorum, mesela bir deri ayakkabı veya çanta ya da içinde hayvansal ürün bulunan herhangi bir şey buna dahil mi?
Evet, tam da buraya gelecektim. Mesela koyun yününden elde edilen ‘lanolin’ diye bir madde var. Diğer bir tabirle yün yağı. Ve bu madde özellikle kozmetik sektöründe etkin olarak kullanılıyor. Eğer vegansanız, etik olarak bu ve benzeri hayvansal madde içeren hiçbir ürünü kullanmazsınız. Tabi bu sadece bir tanesi, buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu arada atlanmaması gereken başka bir konu daha var: Eğer Vegansanız; içinde herhangi bir hayvansal ürün, hayvansal herhangi bir madde olmasa bile; arge ya da üretimin herhangi bir aşamasında hayvanlar üzerinde deneylerle test edilmiş hiçbir ürünü de kullanmıyorsunuz. Mesela veganlar, filtreli sigara içmezler. Genel olarak tütün kullanırlar. Çünkü sigaranın zararlı etkileri, yol açtığı hastalıklar hayvanlar üzerinde test edilir. Mesela köpeklerin birkaç yıl boyunca günde altı saat sigara dumanı solumaya zorlandıklarını, keza farelerin küçücük kutulara hapsedip burunlarına sigara dumanı üflendiğini ve hayvanların daha bir sürü acı veren deney ve testlere maruz bırakıldıklarını biliyoruz. İnternetten ulaşılması mümkün bu konularla ilgili çarpıcı birçok haber, fotoğraf ve belgesel var.

Temelde insanın sindirim sistemi çok büyük oranda otobur olan diğer canlılarla paralellik gösterir. Örneğin, yırtıcı hayvanlar gibi kesici dişlere değil, otobur canlılar gibi öğütücü dişlere sahiptir. Siz hiç azı dişi olan bir kedi gördünüz mü?

Anlaşılan veganlığın etik, başka deyişle bir felsefi yanı da var, biraz açar mısınız?
Aslında veganlığın kendisi etik bir tutumdur. Çünkü doğaya ve diğer canlılara zarar vermemek için yapılan bir fedakarlıklar bütünüdür vegan olmak...Dinsel öğretileri referans alan kimi toplumlarda diğer canlıların insanlar için, insanlara hizmet etmek amacıyla var edildikleri kabul edilir. Dolayısı ile üzerlerinde her türlü tasarrufu kendi hakları olarak görürler. Modern-Laik Batı düşüncesinde ise insan düşünebilen (?) canlı olduğu için pramidin en tepesinde konumlandırılır. Bu nedenle kendini özel olarak tanımlar ve diğer canlıları ötekileştirir. Hatta metalaştırır. Çünkü insan, başka bir insanı ya da canlıyı ötekileştirmeden sömüremez. Bu nedenle öncelikle imge düzeyinde dahi olsa ötekileştirme, sömürmenin ya da başka canlıların haklarını gasp etmeyi meşrulaştırmanın ilk adımıdır.Oysa pek çok bilimsel çalışma kanıtlamıştır ki; diğer canlılarda insanlar gibi duyguları olan, üzülebilen, acıyı hisseden, coşkuyu ve sevinci yaşayan, kendi yaşamsal ihtiyaçları doğrultusunda düşünebilen, planlayan, mantık kullanabilen varlıklardırlar. Ancak yaşamını kar, kazanma hırsı, doğayı ve diğer canlıları sömürmek üzerine kurmuş olan insanlık, ne yazık ki bunu görmezden gelir ve kitleleri de bu şekilde maniple etmeye çalışır. 
İnsan bedeni otobur bir yapıya sahip.

Peki, beslenmeye dönersek, hayvansal besinlerin tüketilmemesi halinde, insanlarda sağlık sorunları oluşabilir diyenler az değil. Ne diyeceksiniz?
Biyolojik olarak ispatlanmış bir gerçek var. İnsan bedeni, başka deyişle metabolizması etobur bir yapıya sahip değil.

Müsaadenizle tekrar araya girmek istiyorum. İnsan otobur bir canlı mı yani, bunu neye dayandırıyorsunuz?
Evet. Bunu anlamanın en kolay yolu, insan sindirim sistemini bir etobur  bir de otobur canlının sindirim sistemiyle kıyaslamaktır. Dişlerden başlayarak, bağırsaklarının anatomik yapısı, işleyişi ve sindirim sistemi etobur canlılarla hiç bir şekilde paralellik göstermez. Temelde insan sindirim sistemi çok büyük oranda otobur olan diğer canlılarla paralellik gösterir. Örneğin, yırtıcı hayvanlar gibi kesici dişlere değil, otobur canlılar gibi öğütücü dişlere sahiptir. Siz hiç azı dişi olan bir kedi gördünüz mü? Bu günün bilgi çağında bu biyolojik gerçeklere ulaşmak artık çocuk oyuncağı neredeyse.

Kas gelişimi için gerekli olan ‘kreatin’ denilen organik asit türünün yalnızca kırmızı ette bulunduğu iddia ediliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 
Veganlık yeni bir şey değil. Gayet sağlıklı yaşayan Hindistan'daki  Jainist toplulukların ve felsefesinin yaklaşık 3 bin yıllık bir geçmişe sahip olduğu kabul edilir. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Temelde insanların yaşadığı kronik sağlık sorunlarının kaynağı da hayvansal beslenmeden kaynaklanır zaten. Doğru ve vegan beslenme sağlıklı yaşamanın temel anahtarıdır aynı zamanda.Dünyada pek çok spor disiplininde gayet başarılı olan hatta dünya ve olimpiyat şampiyonu olan vegan sporcular, body yapanlar var. İnternetten bakarsanız, olimpiyat rekoru kırmış maratoncular, kısa koşucular bile bulabilirsiniz.Öte yandan şunu düşünmemiz gerekmiyor mu? Özellikle endüstriyel hayvancılıkta    genleriyle oynanmış soya ya da mısır posası gibi tek bir ürün yiyen bir canlı, nasıl oluyor da kendisi içinde gerekli olan birçok şeyi ve kreatini üretebiliyor. Ama en güzel yiyecekleri, en çok çeşidi, her türlü besini tüketen insan vücudu, gerekli olan asit ve proteinleri üretemiyor.Üstelik de bu canlı yeryüzündeki en gelişmiş canlı olmakla övünüyor. Bu bir paradoks değil mi?

Peki, ülkemizde veganlık ne durumda, hangi boyutta seyrediyor?
Gerek kendi gözlemlerim ve kurduğum ilişkiler üzerinden, gerekse sosyal medya ve internet üzerinden edindiğim izlenimlere dayanarak söyleyebilirim ki; son yıllarda ilgi de artıyor veganlığı geçiş de. Tabi burada internet ve bilginin hızlı ve kolay dolaşıma girmesinin, deneyim ve dokümanların daha kolay paylaşılabilmesinin etkisi büyük. İsteyen herkes bugün bu araçları kullanarak mezbahalarda, süt çiftliklerinde, tavuk çiftliklerinde, sirklerde, pet ve kürk hayvanı yetiştiriciliğinde canlılara nasıl ağır işkenceler yapıldığını ve vicdani olarak kabul edilmesi imkansız muamelelere maruz bırakıldıklarını rahatça görebilir.

Mahatma aynı zamanda bir laboratuar

Zeytinyağı, rafine edilmemiş deniz tuzu ya da kaya tuzu kullanma konusunda inatçıyız. Atıkları sınıflandırılıp ayrıştırarak organik atıkların mümkün olduğunca kompost olarak değerlendirilmeye çalışıyoruz. Tabak diplerini sıyırıp kedi, köpek gibi canlılar için kullanıyoruz.


Gelelim Mahatma Cafe’ye…
İnsan bencilliği ve kör egosu nedeniyle ekosistemde oluşmuş ve artık görmezden gelinmesi imkansız haldeki sıkıntıların kaynağına inerek ve günlük küçük davranışlarımızla bile totalde büyük değişimlere olanak sağlayabileceğimizi biz de kendi meşrebimizce insanlara duyurmak ve göstermek istiyoruz.
Vegan beslenme seçeneğinin imkansız olduğuna dair yaratılmaya çalışılan imgeleri birazcıkta olsa bertaraf edebilmek, yaşayan bir örnek olarak günlük hayatımızda ne kadar fazla seçeneğe sahip olduğumuzu deneyimlemek istiyoruz. İşte bu anlayış ile hizmet veren az sayıdaki ilklerden biri olduğumuz için, Mahatma Cafe aynı zamanda bir laboratuar aslında.Hatta bu ana kadar olmaz denilen pek çok alternatif ürünü deneye-yanıla var etmiş ve bu konuda insanların iltifatını aldık. Ayrıca sadece vegan değil, aynı zamanda maksimum düzeyde ekolojik ilkelere bağlı, çevreci, yerel kaynaklardan beslenmek konusunda seçici, tam ve işlenmemiş ürün kullanmak konusunda ısrarcıyız. Zeytinyağından ve rafine edilmemiş deniz tuzu ya da kaya tuzu kullanma konusunda inatçıyız. Atıkları sınıflandırılıp ayrıştırarak organik atıkların mümkün olduğunca kompost olarak değerlendirilmeye çalışıyoruz. Tabak diplerini dahi sıyırıp kedi, köpek gibi diğer canlılar için biriktiriyoruz. Temizlik için arap sabunu kullanıyoruz. Özetle daha doğal ve daha ekolojik bir seçenekten maksimum faydalanıldığı komplike ekolojik bir yaşam alanıyız.Uzun lafın kısası;  henüz yolun başındayız. İnsanların ilgine bağlı olarak bir okul, hatta akademi potansiyelini de içinde barındıran, deneyimli, dinamik, bizleri ve konuklarını motive etmeye devam eden dingin bir yaşam alanıyız.



Bu açıklamalar hem doyurucu, hem de diğer sorularımıza da cevap niteliğinde oldu. Gazete İstanbul olarak çok teşekkür ederiz.
Ben de size ve aracılığınız ile Gazete İstanbul’a teşekkür ediyorum.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.