Sosyal medyanın okur-yazarlık üzerindeki hükmü!


Hüseyin Şengül

Hüseyin Şengül

27 Aralık 2016, 20:35

“Okumak iptiladır, müptelalara selam olsun”
Okuma ve yazmaya saygımdan ötürü, İletişim Yayınlarının bu epik sloganını epigraf olarak kullandım; yoksa yazılarda epigraf kullanma yanlısı değilim.  
***
Biamag’ın 17 Aralık 2016 tarihli sayfasında Şeyhmus Diken’in “Yazma, İlla ki Okuma!” başlıklı yazısı, bir süredir yayın dünyasına dair düşündüklerimi yazmaya sevk etti. 
***
Konu birkaç başlık halinde ele almayı gerektiren bir niteliğe sahip. Konu, son 40 yıllık postmodernite ve internet dünyasının yapısal koşullarında yazarından okuyucuya, medyadan yayıncıya varıncaya dek olan bitenin gerek yazınsal nitelikler ve gerekse istatistiki veriler üzerinden ele alınmaya muhtaç. Bu durum, aynı zamanda saha çalışmasını içeren sosyolojik bir incelemeyi de gerektiriyor. 
***
Benim yazacaklarım ancak bir gazete köşesi veya web sitesi bloğu kapsamında olabilecek.    
Şeyhmus Diken, işin yazar kısmına dair “Nedense yazar kimliğine evrilen ve kimilerini benim de yakından tanıdığım birçok arkadaşım maalesef okumuyor. Kelimenin tam anlamıyla okumuyor.” diye yazmış. Ve sorunun “Evet okumuyoruz, hem de genellikle okumuyoruz. Okumadığımıza dair eleştirilerim okura dair değil, o belki bir başka yazının konusu.” diyerek, sorunun okuyucu kısmının ayrıca ele alınması gereğini belirtmiş.
***
Bu tespitten hareketle ben de birkaç noktaya değineceğim. 
Doğrusu bu yazının başlığını saptamada biraz zorluk çektim. Örneğin “Görselliğin kıstırılmışlığındaki okurun dünyası”, “Postmodernitenin yazın dünyasındaki ölçüsüzlük hükmü”, “Edebiyatın sığlaşması”, “Günlük maişet derdindeki okurun sorunları” gibi başlıkları düşündüm. 
***   
Yazın dünyasında hemen her açıdan (kâğıt ve kapak kaliteleri hariç) genel bir entelektüel kayıp yaşanıyor. Seviye eğrisi yükseleceğine, durağanlık ve düşüş eğilimi gösteriyor. Basılı yayın niceliği zaten azken, daha önemlisi, bu yayınların büyük bir kısmının içerik, estetik, üslup ve hatta imla bozukluklarıyla malul oluşlarıdır. Edebiyat, varlığın nesnel ve imgelem dünyasından ve dilden besleneceğine ne yazık ki büyük ölçüde medyanın aktüel, magazinsel ve siyaset dilinden beslenmeye çalışıyor. Tam bu noktada sosyal medyanın genel olarak okurun ve yazarın üzerinde neredeyse bir hüküm oluşturması devreye giriyor.
***
Bilginin edinilmesinin veya öğrenmenin %80’nin göz duyusu yoluyla elde edildiği söylenir. Bunun spekülatif bir görüş olduğunu sanıyorum. Öğrenmede duyu organları arasında bir oran belirlemenin kesinliği saptanmadı. Kaldı ki bilgi, salt duyu organları aktarımında oluşan bir durum değil. Bilginin kendisi, edinimi, depolanması, aktarımı daha karmaşık süreçlere sahip. Her ne hal ise, şurası bir gerçek ki, gözün bilgi edinmede/öğrenmede çok büyük bir payı var. 
***
İnsanın koku, işitme, temas yoluyla nesnelerin ve hareketin beyindeki izdüşümüne/fotoğrafına göre gözün sağladığı görselliğin beyindeki fotoğrafı çok daha geniş, kalıcı ve etkileyicidir diyebiliriz. 
***
Okur-yazarlık konusunda bu hususun üzerinden neden bu kadar duruyoruz?
Televizyonların, cep telefonlarının, internetin, bilgisayarların bu kadar geliştiği ve gündelik hayatımızın çok büyük bir bölümünü işgal ettiği günümüz dünyasında bir yanda görsellik alabildiğine artarken diğer yanda okur-yazarlığın dünyası daraldı ve dolayısıyla sığlaştı. 
***
Yukarıda saydığımız ve hayatımızın temel gerçekliği haline gelmiş bu teknolojik araçların tümü de, öncelikli olarak göze hitap ediyor. Ses, yazı sonra geliyor. Bütün bunlar görsel dünyanın araçları.
***
Bu teknolojik araç gereçlerin yaşamımızdaki yer alışları, nesnel bir durumdur. Buradan bireyin bu araç gereçlerle kurduğu ilişki biçimi, bizim gibi ülkelerde okur-yazarlık aleyhine zorunlu bir gelişmeye işaret ediyor olsa da, Avrupa ülkelerinde, Japonya’da yıllık basılan kitap çeşidi ve baskı sayılarına baktığımızda, durumun tersine döndüğünü görüyoruz. Yani burada öznenin nesneyle kurduğu ilişki biçimi belirleyici oluyor. (Ülkelerarası kitap ve okur alanında sağlıklı ve güvenilir veriler - birbirini tutmayan birçok istatistik var - tespit edememiş olsam da, genel seyrin yukarıda ifade ettiğim şekilde işlediği bir gerçek. Bir de ayrıca Türkiye’deki kimi istatistiklerde kitap ve okur sayısını yüksek göstermek için, ders kitapları basımını da dâhil ediyorlar.) 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.