Teknoloji ve okuma üzerine


Hüseyin Şengül

Hüseyin Şengül

28 Aralık 2016, 22:00

Bu yazı, dünkü yazının bir devamı niteliğinde. Görselliğin öneminin iletişim teknolojileriyle birlikte daha bir artması, bizim gibi ülkelerde zaten sorunlu olan yazın dünyasını daha bir sorunlu ve olumsuz hale getirdi.
***
Görsellik, insanı fazla zahmete sokmaz. Bakarsın, ne algılıyorsan onu algılar ve geçersin. Gerek televizyon kanallarında, gerekse internet ortamında o kadar çok materyal, obje var ki, bakmakla bitiremezsin. Hâlbuki kitap, dergi okumak ise hem zaman ister hem de zahmet! Zahmet kelimesini bilerek kullanıyorum çünkü okumanın zevkine, büyüsüne varmamış insanlar için okumak, çok ‘zahmetli’ ve dolayısıyla da ‘gereksiz’ bir eylemdir. 
***
İnternet ortamında (Google vb.) insanlar ‘bilgiye’ daha kolay, daha hızlı ve kolayca ulaşıyor. Tabi burada bilgi dediğimiz bu yazılanların, sosyal medyadaki dolaşımların, montajlı görüntülerin ne kadarının yanlış, eksik, yanıltıcı, asparagas olduğu hususu özel bir önem arz etmekte. Bütün bunların bir elemeden geçirilebilmesi de ayrı ve gerçek bir bilgi birikimine dayanıyor. Dolayısıyla Google vb. kaynaklardan edinilen bilgilerin ne kadarına bilgi denileceği de tartışmalı. İnsanların bu yolu kullanması, bilgi/kültür dünyalarının kuşatılmasına ve sığlaşmasına yol açıyor. 
***
Bütün bunların bir toplamı olarak yozlaşan toplumda edebiyat yoksullaşan bir dilden, kâğıttan şato gibi kurgusal zayıflığından; şiir imgelemden yoksun zorlama dizelerden; tarih ve siyaset ise, analitik ve metodolojik olmaktan uzak, tarafgirlik merkezli birer övgü ve sövgüden ibaret oluyor.  
***
Bu aşamada yazın dünyasında devreye reklam girer. Reklam, genel olarak yazarı ve okuyucuyu magazine, kolay okunur ve spekülatif konulara yöneltir. Tabi bir yanıyla da parasal kaygıların öne çıktığı olur. Çok satanlar listesi tanzimlerinden, ısmarlama tanıtım yazılarına, tirajı yüksek gazetelerde yapılan reklamlara kadar yazın dünyası bir baskılamayla, yönlendirmeyle karşı karşıyadır artık. Böylece Postmodernitenin ölçüsüzlüğünde, düşün dünyası kaba göre şekil alan bir sıvılaştırmaya uğratılır,  birey atomize edilir ve buna paralel olarak okurun yönlendirilmesinde ciddi bir okur kayması sağlanır. 

***
Bir toplumda yalnızca okumak yetmez; nelerin okunduğu da, kültürel ve entelektüel göstergeler için etkileyici bir faktördür. 
***
Okurun çok büyük bir kesimi kişisel gelişim kitapları, pozitif enerjili (ne demekse) ve fotoroman tadında aşk kitapları, komplocu tarih ve siyaset kitapları okumakta. Kişisel gelişim kitaplarından mutlu olmayı öğreneceğini sanan, fotoroman tadındaki aşk kitaplarıyla hayallerini buluşturacağını ve komplocu siyaset kitaplarıyla tarih ve siyaset öğreneceğini sanan okur, bütün bu alanlarda daha bir bataklığa saplandığının farkında değil. 
***
Okumak, her şeyden önce bir alışkanlıktır. Ülkemizde dün olduğu gibi (belki dün, bugüne göre daha yüksek bir okuma oranına sahiptik) bugün de okuma alışkanlığı yok ve okuyucu kıt. Bir gerekçe olarak değil, ama bir tespit olarak belirtmeliyim ki,  İstanbul gibi son derece berbat ulaşım koşullarına sahip kentlerde bir kişinin günün 3-4 saatini tıkış tıkış yollarda geçirmesi, beyhude zaman kaybına ve özellikle strese neden olmaktadır ki, bu gerçekliğin de okuma kıtlığını artırıcı bir etkisinin olduğunu düşünüyorum.
***   
Kimi yayıncıların kitaplardaki baskı sayılarını çok gösteren sahtecilik yaptığı da bir başka gerçek olmakla birlikte, bu tür kitapların baskı sayılarına bakarak, okuyucunun yönelimini saptamak da mümkün. 
***
7-8 roman yazmış bir yazarın kitaplarından birini okuduğumda buna roman demeye dilim varmadı. Bu yazarın kitaplarının 6-7 baskı yaptığını öğrendiğimde ise, şaşkınlığım daha bir arttı! 
***  
Okurun az olduğu ortam, zorunlu olarak yayın dünyasında nitelikli ürünlerin çıkmasını da baskılar. Böyle olmakla birlikte nitelikli ürünlerin varlığıyla okuyucunun artması, doğru bir orantı da oluşturmaz! 
***        
Edebiyatın ve daha geniş anlamıyla yazın dünyasının durumunun ülkedeki iktidar yapısıyla doğrudan bir ilişkisi var. Bilimi, sanatı, kültürü baskılayan ve karabasanların yaşandığı bir iktidara sahip olan ülkede yazmaya ve okumaya karşı bir soğukluğun eseceği muhakkak. Ülkemizde yayın dünyasının yaşadığı birçok sorunun üzerine bir de iktidarın politikalarından kaynaklanan sorunlar ve sansür eklendiğinde, edebiyat fakirliğimizin hızı artıyor. 
***
Yazarlar, eserler, yayıncılar ve okuyucular… 
Biliyorum, her birinin üzerinde bölük pörçük durdum.
Üzerlerine yazılacak daha çok şey var!
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.