Toplumun amansız hastalığı, ötekileştirmek


Nusret Yılmazer

Nusret Yılmazer

21 Kasım 2016, 21:02

Türkiye toplumunun içinde bulunduğu kutuplaşma insanı ürkütüyor. En insani konularda bile bir araya gelemiyor, insanı acıları ve sevinçleri ortak paydada paylaşamıyoruz.

Sosyal medya denilen ortamdaki paylaşımlara baktığınızda gerçekten korkmamak, bu ülkenin bir ferdi olarak karamsarlığa kapılmamak mümkün değil. Toplumun büyük bölümü burada paylaşım yaparken birbirine küfür ediyor, hakaret ediyor. Amaç düşünce belirtmekten öte, kendince karşı taraf dediği kitleye gol atmak, onu aşağılamak. Diğer taraftan kendi taraftarlarına da ‘bakın nasıl gol attım, nasıl hakaret ettim’ deyip hava atmak.

Ülke gerçekten bölünüyor. Toplum hiç bu kadar birbirine yabancılaşmamış, hiç bu kadar birbirinden kopmamıştı. Cinsel istismar gibi toplumsal duyarlılığımızın fazla olması gereken bir konuda bile birbirimizi anlamak yerine, birbirimize hakaret etmeyi yeğliyoruz. Bu konuda yanlış bir şekilde verilen yasa teklifi birbirimizi suçlama malzemesi olmamalı. Bir taraf burada bir yanlış var ve çok kötü sonuçlar doğurur diyor. Bunu önyargısız anlamaya çalışmak bu kadar zor mu olmalı?

Toplumun bu noktaya gelmesinde yönetenlerin çok önemli rolü var. Bugün bu konuyu yazacağım ama elbette endişelerim var. Çünkü ben, yönetenlerden birinin hatasını yazmaya başladım mı, ne yazdığıma, niçin yazdığıma, yazma amacıma, hatta nereye varmak istediğime bakmadan hemen benim hakkında karar veriliyor. Bu adam kötü, bu adam şu taraf, bak benim adamımı karalıyor diye düşünülüyor. Elbette bunlardan çekinip yazmaktan vaz geçmeyeceğim. Ancak bu ön yargılardan kurtulup yazının tamamı okunsun diye bu tespiti yapmaya çalıştım. Yazıdaki fikirlere katılmayabilirsiniz, yanlış bulursunuz, eleştirirsiniz. Ama bu hakaret etmeyi gerektirmemeli.

Bu ötekileştirme siyasilerin konuşma ve tavırları ile başladı. Ve elbette burada esas sorumlu, her zaman olduğu gibi yönetimde bulunanlardan kaynaklandı. Çünkü toplumu kucaklamaya çalışması gereken esas itibariyle bunların sorumluluğundadır. İktidarın gücü ve etkisi varken toplum muhalefeti pek dikkate almaz. Hele ezici bir çoğunlukla yönetiyorsanız ülkeyi, muhalefetin sesi hiç duyulmaz. İşte son on iki yılda bunlar fazlaca yaşandı ve ülke bu hale geldi.

Ak Parti iktidarına karşı yapılan her protesto eyleminde o günkü başbakanımız, şimdiki Cumhurbaşkanımız, aldığı yüksek oy oranına dayanarak “benim % ellim” diye konuşmasıyla başladı. Kendinden olmayan seçmeni olarak düşündüğü, annesiyle birlikte kendisine kadar ulaşmış bir vatandaşın şikayet ve talebi karşısında “ananı al da git” demişti. Sanırım hiç kimse unutmadı bunu. İşte o vakit toplumun bir kesimi kendini itilmiş olarak hissetti.

Sonraları malum; “ben kendi % 50’mi zor tutuyorum” demişti, Gezi olayları sırasında.

Ve kendi siyasi düşüncesine, inancına yakın insanların suçlarına sahip çıkma, üstünü örtme ile devam edip gitti. Ve hatta şimdi ismi FETÖ terör örgütü olan, o zamanlar İslami bir cemaat olarak görülen Gülencilerin bir yerlerde göreve getirilmesine karşı kendisini uyaranlara verdiği cevap herkesin aklında duruyordur. “Alnı secdeye gidenlerden zarar gelmez” demişti.

İşte o anlı secdeye gelenler yaptı 17 – 25 Aralık operasyonunu ve 15 Temmuz darbe girişimini. Buna rağmen vazgeçilmedi kendinden olanın yanlışına sahip çıkmaktan ve kendinden olmayanı ötekileştirmekten.

Gazete ve TV’lere bakıyorsunuz bilindik kim varsa hükümetin uygulamalarını akıl ve edep çerçevesinde eleştiren, bir bir kovduruldu. Yeri geldi direk telefon açılarak talimat verildi, meşhur “alo fatih” misali. Yeri geldi patronlarla bir araya gelindiği kulağı çekildi, ikaz edildi patron.

Çok çok aklı başında, efendi, çalışkan ve sadece işini yapmakla meşgul araştırmacı gazetecilere bile tahammül edilmedi. Gazetelerde kimin yazı yazacağına ve TV’lerde açık oturumlara kimlerin katılacağına onlar karar verdiler.

Son 370 dernek kapatılırken, dernekleri kapatılan Çağdaş Hukukçular Derneğinin temsilcilerini bile, bu konunun tartışılacağı CNN TÜRK programına, programın moderatörü çağırmadı değil, “sizi bu programa alamam. Maalesef durum buna uygun değil” diyebildi.

Bütün bunlar yaşanırken; toplumun iktidardan yana olan kesimi bunları görmezden gelmeye devam ediyor. Bunların büyük bölümü “oh olsun” diyor. Bu ülke sadece bir kesimden ibaretmiş gibi. Farkında olanları ise ses çıkarmıyor.

İşte siz bir kesimi böyle görürseniz, buna göre davranırsanız, toplumun diğer kesimi (size göre sayısal güçleri daha az olabilir) size hiçbir zaman güvenemez. Onların siyasi temsilcileri sizi başkalarına şikayet edecek noktaya gelebilirler. Bunu yaptıklarında da ‘neden bunu yapıyorlar? Bakın vatan hainliği yapıyorlar’ diyemezsiniz. Çünkü horlanan, ötekileşen kesime başka bir çare bırakılmamaktadır.

İşte bütün bunları önce yönetenler görmelidir. Onların danışmanları, uzmanları bunları anlatmalıdır yönetenlere. Toplum akıl ve bilim ile yönetilirse bütün bunların çözümü de yine buradan bulunabilir. Ama siz yanınızdakileri bile korkutursanız, kimse size doğruları söyleyemez noktaya gelir.

Hani iktidar yanlıları hep derler ya, bu muhalefet düşünmeli “ben niye yeterli oyu alamıyorum diye”.

Muhalefet bunu düşünse bile oy verme kriterleri çok farklı ise toplumun ve muhalefet bunu anlayamıyor veya onu yapmak istemiyorsa çoğunluk oyu alması da imkansızdır.

Bir ülkede muhalefet çoğunluk oyu alamadı, hiç seçim kazanamadı diye ülke bölünmez ve hatta yara almaz. Ama iktidar partisi kendine oy vermeyen toplum kesimini anlamamakta ısrar ederse o toplum yara alır ve hatta bölünür. Onun için ve elbette yöneten o olduğu için esas sorumluluk iktidar partisinindir, yönetenlerindir.

Ülkeyi böldürecek de, böldürmeyecek de yaralayacak olan da iktidardır. Güç ondadır, adalet te, şefkatte onda olmalıdır, olmak zorundadır. Yoksa o idareye kimse demokrasi demez.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.