Toprak değil, hava değil, su değil esas kirlenme "Ahlak Kirlenmesi" -6-


Utku Kızıltan

Utku Kızıltan

14 Ekim 2016, 16:49

DİL KİRLİLİĞİ: Büyükçekmece’de ilk kurduğum derneklerden Çevre Koruma ve Güzelleştirme Derneği’yle insanımızı çevresel konularda bilinçlendirmek için Sevgili Dostum Prof. Dr. Orhan Kural’ı sık sık panellere davet ederdik. Hoca o dönemlerde panellere sanatçı Esin Afşar’la gelirdi. Kendisi dünya ülkelerinden örnekler verir özellikle sigaradan da söz etmeden yapamazdı. Esin Afşar, hayvan haklarından, oğlunun evdeki kediye davranışlarından, dil kirlenmesinden örnekler verir, son zamanlarda dilimize giren “bayyyy”, helloo, neabersiniz? Gibi kelimelerden söz eder bizleri kahkahalarla güldürerek bize mesajlar verirdi. Sık sık bir araya geldiğim çevrebilimciler, türlü canlıların bir arada olduğu çevrelerde doğanın dengeli, düzenli, uyumlu kaldığını, insan eli değdiğinde ise çevrenin hızla bozulmaya, kirlenmeye başladığını ülkemizde bütün dengelerin giderek yok olduğunu, denizlerin, akarsuların, atmosferin gittikçe kötüleştiğini, canlı türlerinden kiminin dinazorlar örneği yok olduğunu, ülkemizin doğal güzelliğinin en muhteşem olduğu yerlere termik santraller, nükleer santraller konulmaya çalışıldığını doğanın ranta kurban edildiğini konuşuyoruz. (AKP) adını (MEİŞ) (Maden, Enerji, İnşaat) şirketi olarak değiştirdik. Çevrenin kirlenmesine koşut olarak dilimiz, Türkçemiz de giderek yozlaştırılıyor, bozuluyor, unutturulmaya çalışılıyor.

İlk Okullara Arapça dersi koymak, Suriye’lileri oy uğruna yurttaş yapmak, onlara dedeleri bu ülkeyi kurtarmak için can vermiş çocuklara, gençlere vermediği imkanlar sunmak nasıl bir düşüncedir. Sahilde yürürken, Beyoğlu’nda, Bağdat Caddesinde yanımdan geçenlerden Türkçe konuşanlarına az rastlar olduk. “Bağımsızlığını elde edip korumasını bilen Türk Ulusu, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmayı bilecektir.” Diyen Atatürk’e nazire yaparcasına “Cotton bar”lar, “Corner shop”lar, “Mc Donald’s”lar, ya da “Benetton”lar caddelerimizi doldurmuşlar. Bu bağlamda “Süpermarket”lerden veya “butik”lerden aldıklarımızı da artık torbaya koymak yerine Fransızca kökenli “poşet”lere koymazsak yakışık alır mı?

Aklımda kalmış, not defterimde buldum. 2000’li yılların başında, TEMA’nın Konya’da yaptığı 1. Sempozyumundan dönerken Eskişehir’de bir tur atmıştık. Kurtuluş Savaşımızda önemli bir yere sahip bu ilin İsmet İnönü Caddesinde “Trio-fast-food”dan bir şeyler yemek isteyen arkadaşlarıma mani oldum ama, “Orhun-Orhan Brothers”ten hediyelik “T-Shirt” almalarına mani olamadım. Sevgili Okurlarımız, Türkçe sözcükler yerine İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Arapça kökenli sözcükleri, göstergeleri kullanırsak bunun ulusal kültür ile ulusal dille alakası olmaz. Gece gündüz, ışıklı renkli tabelalarla caddelerimize egemen olan bu durum artarak devam ediyor. Bu durum süreç içinde dilimize yerleşerek bizi biz yapan kamusal değerlerimizden bizi yoksun bırakabilir. Yerel Yönetimler, kentlerini güzelleştirmeye, kentlilerini sağlıklı bir ortamda yaşatmaya gösterdikleri özeni, iş yerlerine ruhsat verirken Türkçe ad koyma koşulunu isterlerse güzel bir kültür hizmeti de yapmış olurlar. Her yerde Türkçe konuşulanlar görmek en büyük arzum. Sağlıklı bir çevrede yaşamanız dileklerimle.    
 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.