Türkülerin gözü aydın

Aydın Beyoğlu

Aydın Beyoğlu



RÖPORTAJ: Nihal Altıngövde 29 Aralık 2015, 07:49

“Sizi en iyi türkü ifade eder. Hüznü de sevinci de türkü anlatıyor” diyen Türk Halk Müziği sanatçısı Aydın Beyoğlu türkülerin eskidikçe güzelleştiğini belirtti. Türkülerin tarafı olamayacağını savunan Beyoğlu, “Tek başınıza sizin özgürlüğünüz başkasının özgürlüğünü yok etmektir” ifadelerini kullandı.

Bugünkü söyleşi konuğumuz Türk Halk Müziği Sanatçısı Aydın Beyoğlu. Uzun yıllar verdiği mücadelenin ardından kak ettiği yere gelen Beyoğlu ile acımıza, sevgimize tercüman olan türkü üzerine konuştuk. Ordu Korgan'dan başlayan müzik serüvenini detaylarına kadar bizimle paylaşan değerli sanatçımıza öncelikle teşekkür ediyoruz.

Müzik eğitimini nerede aldınız?
İlk müzik eğitimimi Arif Sağ Müzik Merkezi'nde Aksaray'da aldım. Bu merkez, bağlama çalanlara ve halk müziği ile uğraşanlara konservatuar olmuştur. Millli eğitime bağlı olması da işi daha ciddi alanda geliştirmenize ciddi bir alt yapı oluşturuyordu. Kaynak çok iyiydi. Hocaların hepsi kendi alanlarında birey olarak çok başarılı solfej, bağlama eğitimiyle her öğrenciye aslında büyük bir alt yapı oluştururlar. Daha sonra siz kendi imkanlarınızla, gayretiniz başarınızla yol almaya başlıyorsunuz.

Bağlama eğitimini de orada mı aldınız?
Evet, 2 sene bağlama ve solfej eğitimi aldım. Orda sizi belli bir aşamaya kadar getirirler daha sonrasında sosyal çevreniz sizi bir noktaya taşır.

Bu eğitimlerden sonra müzik hayatınız nasıl devam etti?
İstanbul'a ilk geldiğinizde çeşitli sektörlerde tutunmaya çalışıyorsunuz. Ben de o dönemlerde bir çok işte çalışmıştım. Bunlardan birisi de tekstildi. Fakat müzik eğitimimden sonra o zamanlar "Türkü Evleri" dediğimiz çokta nezih ortamlar vardı. İnsanların aileleriyle, çocuklarıyla gelip müzik dinleyebileceği mekanlar vardı. O  mekanlarda çalıştım. O mekanlardan sonrada gazino ortamı olmadı ama daha çok yine aile ortamlarını tercih ettim. Türkü Cafe olarak isimlendirilen Taksim'de, Avcılar'da, Bakırköy'de, İstanbul'un daha çok türkülere alt yapı oluşturan mekanlarında 8 yıla yakın Türk Halk Müziği sahnesi uyguladık. Bu sistem belki eğitimden sonra hayata tutunmak için bize sunulan en güzel şartlardı. Hem ekonomik olarak karşılığını alabileceğimiz ve kendimizi yetiştirmek için iyi bir alan. Repertuarınızı geliştirmek için ve duruşunuz, sahnede ki hakimiyetiniz, akışınız sizi gelecekteki bugünlere hazırlayan büyük bir alt yapı oluşturuyor.

Zorlukları var mıydı?
Zorlukları vardı elbette. Ekonomisi çok düzgün olmayan, özellikle de çalışanların belirsiz bir iş alanı olduğunu şimdi daha iyi gözlemliyorum. Ben biraz yetinen bir insandım, şükreden bir insandım. Ama oralardan benim amacım sağlıklı bir şekilde ayrılmak ve oralara daha sonradan güzel dinletiler sunabilmekti.

Hedefleriniz var mıydı?
Benim hedeflerim o dönemlerde bir radyo programcılığı ve bir albüm yapmaktı. Kendime ait, yaptığım eserleri bir albümde toplamaktı. Albümümde de bana ait 4 eserim var. Bunun devamında o yıllarda Kültür Merkezi konserleri de olsun istedim. 1999-2000 yıllarında ilk Atatürk Kültür Merkezi'nde verdiğim konser tarzımın oluşmasına neden oldu. Artık türküler ciddi mekanlarda  okunsun istiyordum. Çünkü ses düzeyi, oturma düzeni, halkla direk buluşma noktasında çok önemli.

Türkülerin dinlenmesini istediniz sanırım?
Sanatçının önce düşündüren sonra bilgilendiren  en sonunda eğlendiren bir kişi olması gerektiğini hissettim. Çünkü toplum çok değişken. İzlediği, dinlediği tarzlardan çok çabuk etkileniyor. Sanatçıyı yönlendirmeye çalışan bir topluluk. Sizin tarzınızı, kişiliğinizi araştırmadan sizden size uymayan bir eserin istenmesi o izleyicinin, seyircinin alt yapısının zayıf olduğu nokta. Ama kültür merkezlerinde  bunu çok iyi ayırt edebiliyorsunuz. Bir uzun hava türküsünde bile oynayan bir kitleyle karşılaşırsınız. O yüzden daha çok radyo programcılığını tercih ettim.

Uzun yıllar radyo programcılığına devam ediyorsunuz değil mi?
2000'li yılların başlarında bir grubumuz oldu daha sonra ben ayrıldım solo olarak başladım. 2003 yılında Moral FM'de Türkü Harmanı isimli programa başladım. O günden bugüne bu program Türkiye genelinde Türk Halk Müziği alanında dinlenen bir program. Moral FM'in TRT'den sonra geniş kapsamlı bir radyo ve çok düzeyli bir yayın politikası var. Bizim dışımızdaki yayınlar çok birbiriyle örtüşen gerek dini gerek sosyal ve kültürel anlamda kendi alanında yetişmiş isimler var.

Sesiniz aynı yüzünüze benziyor
Programınızda istek türküler mi söylüyorsunuz?
Türkü Harmanı Anadolu'yla en iyi bütünleşen bir aile programı. Radyoculuk sizin karakterinizi en iyi bir şekilde ortaya sunan iyi bir araç. İnsanlar sizi görmeden, fiziğinizi, yüzünüzü, bakışınızı görmeden ses tonunuzla sizi tanıyabiliyor, hissediyor. Televizyon programına ilk başladığımda hatta bazı izleyicilerimin söylediği 'Sesiniz aynı yüzünüze benziyor' sözü çok etkileyiciydi. Bu benim için çok önemli bir sözdü çünkü niyetiniz, hayaliniz neyse samimi düşüncelerle yola çıktığınız zaman illaki çok şöhret olmaya ihtiyacınız yok, nitelikli kalabilmek, etrafınız için iyi hissediyor olmak, gittiğiniz her konser, her programdan sonra ya da her görüşmeden sonra adınızın orada iyiliklerle anılmasını sağlamak daha kalıcı kılıyor.

Bu sözlerinizden hedeflerinizden birininde kalıcılık olduğunu anlıyorum...
Ben belki biraz geriden geliyorum ama Türk Halk Müziği'nin bir tavrı, tarzı var. Aşık Veysel de öldükten sonra daha çok bilinmiş ve tanınmıştır. Neşet Ertaş gibi, eserlerin ve türkülerin uzun yıllar yaşaması. Türk Halk Müziği bir popüler müzik gibi değil. Daha çok kalıcı karakterinizin yaptığınız müzikle örtüşüyor olması, memleketinizin birlik beraberliğini vurgulamanız gerekiyor.

Müzik dünyasında türkülerin yeri nedir?
Günümüzde çok çabuk tüketen bir toplum haline geldik. Müzik sektörü özellikle de kendilerini çok çabuk tüketiyor. Popüler müziğe baktığınız zaman çok şöhretli isimler 5 sene 10 sene sonra hatırlanmıyor. Yaptıkları eserler 2-3 ay sonra tamamen yok olabiliyor. Türkü de böyle bir şey yok. Eskidikçe güzelleşir türküler. İçinize sığdırdığınız benim türküm dediğiniz türküler vardır.

Aslında nesilden nesile aktarılıyor değil mi? 
Türküleri yeri gelir evde annelerimizden babalarımızdan dinleriz.Türkü bazen bir dua gibidir. Doğduğumuzda ninilerle hayatınıza giren türküler yaşamın sonunda da var. Bir taraftan dualarla uğurlanırken bir taraftan da arkanızdan ağıtlar yakılır.

Dönem dönem bazı müzikler ön plana çıkar, daha rağbet görür dediniz. Sizde de  zamanın müziklerine yöneleyim duygusu oldu mu?
Tabi oldu. O dönemlerde küçük sanatçılar çoktu. Ceylan vardı, Emrah vardı. Bunların hep isimlerinin başlarına küçük etiketi konulurdu. Çocuksunuz, aynı çağda, aynı yaştasınız ve ses özellikleriniz o yaş çocuklarında hep aynıdır. Taklit etiğim çok zamanlar da oldu. Hatta bir isimle çok benzerlik yapıldı. Şimdi sahnede her konserimde bir nostalji eser seçiyorum canlı. Birisini kendi sesimin rengiyle okuyorum, son bir kıtasını kimin eseriyse onun sesine benzeterek söylüyorum.

İlk klibimi Hekimoğlu'na çektim
Albüm çalışmaları yapıyor musunuz?
2006'da ilk albümüm çıktı "Delibaşım" isimli. 4 tane eser kendime aitti, çeşitli anonim türküler ve besteler yer aldı. İlk klibimi özellikle yöreme ait "Hekimoğlu"isimli türküye çektim. Birçok televizyon kanalında döndü klip. O dönemlerde çok halk konserlerinde yer aldım. Özellikle sivil toplum örgütlerinin programlarında yer aldım. Bu tür programlar benim karakterimle de özdeşleşiyordu. Çünkü Türk Halk Müziği icra ediyorsanız halk gibi yaşamalısınız. Halkın içinde olmalısınız. Onların duygularını, hangi türküyü dinlemek istediğini hissetmeniz gerekiyor. Birçok sanatçı bunu yapamadı veya yapmak istemedi. Aslında ne kadar halkla içiçe olurlarsa sahneleri, tarzları, kişilikleri aynı ölçüde işlerliyor.

Konser programları mıydı bunlar?
Muhabbet geceleri, sıra geceleri başlattım ulaştığım, tanıdığım derneklerde. Bunun devamında belediyelerde Türk Halk Müziği olan festivallerde yer aldım. En çok arzu ettiğim kültür merkezi konserlerini her yıl bir ilçede bir kültür merkezini kiralayarak sevenlerimle yol aldım. Bu sektörde kendi imkanlarınızla yol alırsanız, gayretlerinizle kalıcı oluyorsunuz. Eğer bu işin içerisinde birinin adamı olursanız, arkanızda bir kaç fikirde, düşüncede ya da sanayi anlamında gelişmiş kişinin kartviziti olursa  bu işte gelişemezsiniz. O yüzden arkasında hiçbir güç olmayan ve bu şekilde yol alan belkide çok nadir insanlardan birisiyim. Bu anlamda yüzlerce teşekkür alıyorum.

Ücretli mi bu konserler?
İBB'nin Kültür Daire Başkanlığı'na, Kültürel Etkinlikler Müdürlüğü'ne teşekkürlerimi sunuyorum. Her ay İstanbul'un seçkin ilçelerinde kültür merkezini tahsis edip katılımı da ücretsiz yaparak bir çok insanın türkülerle buluşmasını sağlıyor. Onların amacı da yerel belediyelerin halka kültür etkinliklerini sunabilmesi. Sanatçılar için de bu büyük bir fırsat oldu. Bu fırsatı en iyi kullananlardan birisi ben oldum. İstanbul'da kültür merkezlerinde yapılan en katılımlı konserler arasında birinci sıradayım. Bu konserler, televizyon programları ve yardım konserlerimiz devam ediyor. Özellikle yardım amaçlı konserlere seve seve katılıyorum.

Televizyon programınız da var değil mi?
Krt Kültür TV'de son bir yılda her perşembe saat 20.00'da 'Türkülerin gözü aydın" isimli bir programım var.

Türkü insanın kimliğidir
Türkülerin böyle bir misyonu olduğunu mu düşünüyorsunuz? Türküler bir toplumun kültürel mirası mıdır? 
Her müziğin anlatmak istediği çok farklı içeriği var. Bundan da zaman zaman hepimiz etkilenmişizdir. Yabancı bir müziğin dilimiz olmasa bile melodisinden, ritminden  etkilenmişizdir. Aslında ülke yaşadığı dönemler içerisinde belli zamanlarda belli müziklere eğilim göstermiştir. Bir zaman arabesk, bir zaman rock, alaturka müzik dönem dönem dinlenmiş ön plana çıkmıştır. Bunların içerisinde aynı seviyesini koruyan her zaman türküler olmuştur. Halk müziği ustalık ve çıraklık ilişkilerinin yaşattıldığı dönemde daha da çok etkiliydi. Türkü aslında belli bir zaman sonra insanın kimliğidir. Sizin yöreniz, düşünceniz kültürünüz ne olursa olsun bir insan türkü dinlerken ya da seçtiği bir türküden, yaşama verdiği değer alanını hissedebilirsiniz.

Bir nevi kendi yaşam öykülerinide anlatıyorlar o zaman...
Türkü sizi en iyi ifade eden bir organdır. Hüznünüzü, sevincinizi bir gözyaşı gibi, bir bakış bir seviş gibi türkü anlatıyor sizi. Hayata başladığının andan itibaren ninnilerle giriyor hayatımıza türküler. Daha sonrasında hayallerinizi, umutlarınızı, ayrılıklararınızı, kavuşmalarınızı, özlemlerinizi ve gurbeti dile getiren türküler olmuştur. Yıllar önce mektuplarla anlatılırmış duygular. Birçok mektupta zaten türkü olmuş.

Herkes gibi gurbete çıktım
1973 Ordu Korgan doğumluyum. Ben de herkes gibi gurbet hayatı yaşadım. O dönemlerde Anadolu'nun bir çok ilinden büyük şehire göç ediliyordu. Ya bir yakınınızın yanına gönderirlerdi çalışmak için, ya da okumak için. Beni de hem eğitim hem çalışmak maksadıyla İstanbul'a geldim.  Müzikle ilişkim ilkokul yıllarımda başladı. Daha doğrusu ilkokul öğretmenimin 3. sınıfta başlattığı bir türkü okuma etkinliğiyinde sesimizin güzelliği ve kabiliyetim ortaya çıktı. Okullar arası gezilerde, bayramlarda, özel günlerde türkü okuyan bir öğrencilik hayatım geçti. 1987 yılında İstanbul'a geldim. Geldiğimizde belli bir dönem ayakta durmakta çok zorlandık. Tam da hayatı bilmiyorsunuz. Bir taraftan kocaman büyük bir şehir, bir taraftan sosyal alt yapınız zayıf, ekonomik düzeyiniz yeterli değil. Hem çalışmak hem de bir taraftan eğitim almak durumundaydım. Birkaç yıl zorlandım ama daha sonra kendiliğinden, iyi insanlar aracılığıyla belli bir yola doğru girdim. İlk İstanbul'a geliş öyküm böyle. 

Türkü bir feryattır
Programın ismide çok güzel ve anlamlı...
Hakikaten türküler çok üzgündü. Türküleri çok sıkıştırdılar. Birileri aldı bir türküyü belli bir yöreye hapsetti. Birisi aldı bu türkü benimdir izin vermezsem okuyamazsın dedi. Ama ben Türkülerin Gözü Aydın'da şunu söyledim. Türkünün düşüncesi, fikri, yazarı kim olursa olsun dinlendikten sonra seviliyorsa türkü onun kalbinde yer etmişsse onundur. Türkü zaten içinizden çıkan bir feryattır. Gitsin o diyar diyar dolaşsın, insanların kalbine gönlüne girsin. Ben böyle baktığım için dinleyici de bunu çok iyi analiz yaptı. Fikirlerin farklılığı tabi ki büyük bir zenginlik. Türkülerin tarafı yönü olmaz. İnsanlar ayrıştırmak için müzik yapıyorlarsa bir dengesizlik ortaya sunmuş oluyorlar. Benim tarifimce sanatçı nasıl ki kendi alanındaki özgürlüğü genele yaymak istiyorsa, başka bir düşüncenin özgürlük alanınıda ona sunmalısınız. Tek başınıza sizin özgürlüğünüz başkasının özgürlüğünü yok etmektir.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? 
Gazetem İstanbul şu anki yazılı basını incelediğiniz zaman özüne inen bir gazete. Çok değerli ağabeyim Ali Tarakçı'nın yıllardır bu bölgede çok güzel hizmetleri oldu. Belki çok iyi anlaşılamadı. Çünkü çok uç ve bilgili insanların anlaşılması zordur. Ali Bey proje insanıdır, kendinden çok yaşadığı bölgenin ve çevresinin gelişmesini isteyen bir yaşam tarzı vardır. Gazetem İstanbul'un da ışığı İstanbul'a ve hatta İstanbul'un dışına ulaştı. Ömrü uzun olsun gazetemizin inşallah. Size de çok teşekkür ediyorum hem bu imkanı verdiğiniz hem de bu güzel röportaj için.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.