Vedalaşmadık nasıl olsa geleceğim yeniden

Sevim Güney

Sevim Güney



RÖPORTAJ: Nihal Altıngövde 14 Haziran 2016, 09:16

"Bu gece yine terkettim İstanbul'u. Onun umurunda bile değildir tabii. Bu kalabalığın içinde ha bir eksik, ha bir fazla... Vedalaşmadık, nasıl olsa geleceğim yeniden. Geri dönmeyecek olsam içim burkulur yine de terketmezdim. Gece öyle sessiz ve karanlık. Oturduğun yerden bulutları görebilmek, gökyüzüne baktığında yıldızların göz kırpmalarını izlemek bu şehirde hayal oldu artık..."

İçindeki gezgin ruhu dizginleyemeyen yazarın bir köşe yazısındaki sözleri, aslında gitmelere adanmış bir ömrü özetliyor. Uzaklara gitmeyi hedeflemiş hep, ve başarmış. Yeni yerler görmek belkide keşfetmek en sevdiği. Yazamak ise onun yaşam biçimi. Gazetemiz köşe yazarlarından Sevim Güney yaşamını ve bilinmezlerini hepimiz için anlattı.

Sizi tanıyabilir miyiz? Nerede doğdunuz, neler yaptınız?

1968 Bulgaristan doğumluyum. 1971 göçmeniyiz biz. Eğitim hayatından sonra iş hayatım başladı. Çok alakasız bir iş yaptım aslında, muhasebecilik yaptım. Eğitimimi de üniversite 2. sınıfta gittiğim bölümü sevmediğim için terk etmiştim. Başka bir bölüme gitmekti hayalim ama iş hayatına atıldım, hem iş hayatı hem evlilik ve çocuğum devreye girince yapamadım. 

Hayat kendisi yönlendiriyor 

Sanıyorum birçok insan gibi üniversitede istediğiniz bölüme girememe sorunu yaşadınız?

Türkiye'de birçok insan istediği bölümü okumuyor. Genele baktığımızda hiçbir çocuk istediği bölümü okumuyor. Burada bir sorun var aslında yeteneği keşfedilse çocuğun ona göre yönlendirilse. Ben mesela ya edebiyatçı ya da gazeteci olurdum, ya da sanatçı olurdum. Benim yapabileceğim işler bunlardı fakat insanı hayat kendisi yönlendiriyor. Çalışma zorunluluğu, gelişmeler kişiyi öyle bir sürüklüyor ki o rüzgarın önüne bir kapılıyorsun bir baktım kendimi muhasebede buldum. 

Sevmediğiniz bir işte çalışmak zorunda kalmak, nasıl yaptınız?

İşe başladım en alt kademeden en üst kademeye kadar çıktım, 25 yıl aynı yerde çalıştım. Hiç iş değişikliğimde yok benim. İnatçı bir kişiliğim var.

Rakamlarla geçen uzun bir süre. Peki yazmak kısmı bunun hangi döneminde başladı?

Ben hep yazıyordum. Çünkü benim içimde kesinlikle yazma aşkı diye nitelendirebileceğim bir şey var. 

Tüm şiirlerimi yaktım

Küçük yaşlarınızdan itibaren mi yazmaya başladınız?

Çok küçük yaşlarımdan itibaren yazdım. Belki 

8-9 yaşındaydım ben şiirler, yazılar yazardım. Öykü yazardım, gördüğümü yazardım. Sonrasında daha çok şiir yazmaya başladım. Bir ara sinirlendim tüm şiirlerimi yaktım, yok ettim. Hayalimde hep bir kitap yazmak vardı.

Hemen bu hayalinize sarılalım, kitap yazmak... 

Evet, yazdım zaten. Daha çıkartmıyorum ortaya. Hatta başka bir kitap projem daha var, o da çok değişik ilginç bir şey olacak. Onuda yazıyorum bir yandan. Fakat ilk kitabımın düzeltmelerini yapmam için benim inzivaya çekilmem lazım. Çünkü her okuyup başa döndüğümde ben bunu daha mükemmel yapabilirim diye bakıp bir bölüm değiştiriyorum. Bu değişikliği yapınca bu kez yeniden diğer bölümlerde de değişiklik yapıyorum.

Biz buna birazcık mükemmeliyetçilik diyoruz ( Gülüyoruz)

Aslında istediğim şekle geldi, her okuduğumda onun daha da iyi olmasını istediğim için yok benim bunu böyle yapmam lazım diyorum. Kitap çok farklı bir şey, kitap çok saygı duyulacak bir şey. Ben istiyorumki o kitabı bir kez okuyan atıp bir kenara  bırakmasın. İnsanların kitaplığında dursun, özleşsin onunla mesela. Ben öyle bir okurum, çok sevdiğim bir kitabı özlediğim zaman yeniden yeniden okurum. Bu arada kitaplarım benim içi çok kıymetlidir, bunu belirtmeden geçemeyeceğim. Kitap konusunda aşırı kıskancım, hiç vermek istemem kitabımı. İsteyene hediye ederim ama vermem kitabımı. Zaten tüm kitaplarımın ortasında kaşe vardır benim, adım yazar. Bir yere giderse ben onu bulayım diye. 

Kitap okur ağlardık

Kitap okumayı çok sevdiğiniz bu tavrınızdan da çok belli oluyor zaten...

Evet, kitap okumayı çok seviyorum. Bazı kitaplarımı ayrı tutarım kitaplıkta. Canım sıkıldığı zaman onu özlediğimi fark ederim alırım onu birkaç sayfasını okurum, tekrar koyarım. Dönüp onu tekrar okuma ve onunla haşır neşir olma bağımlılığım var.

Ne tür kitaplar okuyorsunuz?

Aslında her türü seviyorum. Örneğin seyahat etmeyi çok seviyorum, ben çok seyahat ederim, gideceğim zaman mutlaka gideceğim ülkenin tarihine, coğrafyasına bakarım. Ora ile ilgili bir kitap okurum mesela. Bunların dışında aşk kitapları, siyasi kitaplar, felsefe, sanat tarihi her şeyi okurum hiç seçmem. Küçük yaşlardan itibaren kitap okumayı çok sevdim. Bende müthiş bir okul sevgisi varmış, okuldan gelen çocuk gördüğümde ağlıyormuşum, 5.5 yaşında okula başlamışım. Ablamla beraber harçlıklarımızı biriktirir kitap alırdık. 

Kadın erkek yok insan var

Hayal dünyalarının geniş olması insanı yaratıcılığa da sevkediyor. Yazdığınız kitap ne tür?

Benim yazdığım kitap roman olacak inşalah. 3 kadın var aslında  esas olan. O 3 kadının farklı yaşam biçimleri var kitabın konusunda. Toplumsal olaylarla birleşimi diyebilirim ama okuyucu içerisinde her şeyi bulacak.

Kadınların kahramanı olduğu bir kitap, o zaman toplumda kadınların sorunlarınında irdelendiği bir kitap diyebilir miyiz?

Aslında yaşamın içinde var, kadın erkek diye ayırmıyorum ben. Kadın erkek diye bir şey yok aslında, insan diye bir şey var. Birbirimizden farkımız yok. Toplumda kadınları çok ayrı bir yere koymaya çalışıyolar da, bence insan faktörü en başta tutulmalı. Mesela benim cinsiyetim yok derim, benim milletim de yok, hepimiz dünyalıyız ve insanız. 

Sadece insanı baz almak, hümanist bir yaklaşım, günümüzde çok iyimser bir kavram olarak  kalmadı mı?

Evet ama benim felsefem bu, ayırmıyorum. Kadınlara kızıyorum, çok ezdiriyorlar kendilerini. Aslında kendi içimizde var bir problem ama aile, yetiştirilme tarzı belirleyici olabiliyor. Mesela ben yurt dışına gittiğim zaman içimin bir tarafında bir burukluk hissediyorum. İnsanların özgürlüğü, insanların saygısı ki bu çok fakir bir ülkede olabilir, içimde bir burukluğa sebep oluyor. Ben genellikle bozulmamış yerleri daha çok seviyorum. Daha böyle kendi içinde kapalı kalmış, kendine özgü yaşayan, kendine özgü özellikleri olan kapitalizmin girmediği yerlere gitmeyi seviyorum. 

Kıyafetler eskimeden, yenileri alınıyor. Aslında ifade ettiğiniz yalınlığın güzelliğini insanlara anlatmak lazım....

Anlatamıyoruz. Hepimizin evinde var, eleştiriyorum ama dolabımı açıyorum kutusu açılmamış ayakkabım var. Kendime de kızıyorum alırken ihtiyacım olup olmadığını düşünmediğim için. Ama sistem bizi buna yöneltiyor. Bir ara kredi kartı kullanmamaya karar verdim. Cebimde param varsa harcayayım dedim. Sinirleniyorum, bize dayatılan bir şey var. Fakat mümkün değil. Eskiden alışverişte senet sepet vardı. Giysi taksitle yoktu, paran varsa alıyordun, o alışverişte bayramdan bayrama olurdu genellikle. Kredi kartımı iptal etsem ne olcak, bir şey almak için gidiyorsunuz kredi kartı soruyorlar, senet yok. Mecbursunuz bunu size dayatıyorlar. Sinirleniyorum, kafam bozulacak çekip gideceğim en sonunda ıssız bir adada Robinson Crusoe gibi yaşayacağım yani.

Issız bir adada yaşayabilirim diyorsunuz yani?

Yaşarım. Denemesini yaptım. Geçen yıl öyle bir inzivaya çekildim.

Yaşanabiliyor yani tek başına öyle mi?

Çok güzel yaşanıyor. Zaman kendinize kalıyor

İlginç tecrübeler aslında bunlar, herkesin yapamadığı, yapmak isteyenlerin de cesaret edemediği...

Aslında cesaret etmek gerekir. Mesela cep telefonunun çekmediği bir yere seyahat ettim. Bilgisayar yok, cep telefonu yok. Zaman kendinize kalıyor. Sadece kendinizlesiniz ve insanlarla sohbet edebiliyorsunuz, sosyalleşiyorsunuz. Gün inanılmaz uzuyor. Hepimizin elinde bir telefon, önümüzde internet bir bakıyorsunuz 3 saatiniz geçmiş. Oysa öyle bir yerde o 3 saatte inanılmaz şeyler yazılıyor.  Bu nedenle ben bu sistemi sevmiyorum. 

Yıllara dayanan yazma geçmişinize dönecek olursak...

Evet sürekli yazıyorum. Ama ben kendime yazar demiyorum onu belirteyim. Yazarlık çok başka bir şey ben yazmaya çalışıyorum. Belki bu konuda eğitim almadığım için böyle düşünüyorum bilmiyorum, yazmaya çalışıyorum aslında ben.

Kendinizi yazarak mı daha iyi ifade ediyorsunuz?

Kesinlikle. Kendimi en iyi hissettiğim yer orası. Zaten sürekli çantamda kağıt, kalem vardır ve kollarım ellerim sürekli mürekkeplidir. Her an her yerde aklıma bir şey geldiğinde yazarım. 

Hüznü mü yazıyorsunuz, mutlulukları mı daha çok?

Hepsini aslında. Her ikisi de insanı besleyen şeyler aslında bence. Hüzün de, keder de herkesin bir yerinde mutluluk da var. O nedenle her durumu yazıyorum. Siyaseti sevmiyorum ama. Siyaset yazmaktan nefret ediyorum. 

Hiç bir şey değişmiyor, kötüye gidiyor

O zaman hemen gazetemizdeki köşe yazarlığınıza gelelim. Köşelerinizde ne tür konulara değiniyorsunuz?

Ben genelde hayatı yazmaya çalışıyorum. Gözlemlerimi, hayatı, eleştirdiğimi yazmaya çalışıyorum. Ama bunuda çok vurucu yapmamaya çalışıyorum. Hani biraz böyle espriyle karışık yazmaya çalışıyorum. Okuyan sıkılmasın istiyorum. Uzun siyasi yazıları okumayı kendimde sevmiyorum. Çünkü ne kadar konuşsak, yazsak, çizsekte halledemiyoruz işte. Hiç bir şey değişmiyor, hatta daha da kötüye gidiyor. Neresini yazacaksınızki karamsar bir tablo yani.

Köşe yazarlığına nasıl başlamıştınız?

Çok enteresan bir şekilde oldu. Sosyal medyanın bir mucizesi aslında. Çok iyi bilmiyordum aslında sosyal medyayı ve ben ufak tefek şiirler, yazılar paylaşıyordum. Tesadüfen şu an Gazetem İstanbul Genel Yayın Yönetmenimiz olan Ekrem Hacıhasanoğlu bu paylaşımlarımı görmüş ve beni aradı. Benden bir makale istedi. Ben makale yazamam desem de yazdım götürdüm, basıldı. Köşe yazmak çok güzel bir şey, hiç zorlanmadımda sonrasında. Aynı şekilde köşe yazısı çokta önemli. O yazıları yazmak kolay değil, araştırmak, okumak, bir bilgi birikimi edinmek gerektiriyor. Gazeteye gönderene dekte evirip çeviriyorsunuz, uğraşıyorsunuz. Mesela annem babam yazdığım gazeteleri saklıyorlar. 

Acemice yazıyorum ve samimi

Okurlarınızın size geri dönüşümü nasıl?

Ben çok iyi tepkiler alıyorum. Hatta bir ara ben facebookumu kapattım, yolda gören neden yazmıyorsun artık diye soruyordu. Köşelerimi oradada paylaştığım için yeniden açtım. İstanbul dışında da okunuyorum. Çok seviyoruz diyorlar. "Bazen uzun yazmışsın gibi geliyor fakat sonunda bir bakıyorum yazı bitmiş, bu kadar mıydı diyorum" diyen okurlarım var. Tabi bu beni oldukça mutlu ediyor. Belkide çok acemice yazıyorum ben ve bunu seviyor okurlar. Çünkü benim çok belli bir tarzım yok. Bir bakıyorsunuz ben börekten bahsediyorum. Yazdığım her şeyi ben çok samimi yazıyorum, o kesin okuyucuya geçiyor. Yani yazmış olmak için yazmıyorum. 

Yazdığınız kitaplarınızı bastıracaksınız değil mi?

Düşünüyorum aslında. Ben kendime bir web sayfası yaptım ben daha açmadım açacağım inşallah yakında. "Sevmenin dünyası.com" adıyla. Benim yazılarım artık taşıyor çünkü. Belkide diyorumki kitabı bastırmayıp orada bölüm bölüm yayınlayacağım. Günümüzde kitapta okunmuyor, sanal alem revaçta. İsterim tabi o kağıdın kokusu çok başka çünkü. Kendi adıma benim o kitaba dokunmam, o kağıdı hissetmem lazım. Bakalım kısmet, belki basılacak bu kitaplar. 

Evrenin dengesi aldığını yerine koyacaksın

Kabullenmediğiniz yazarlığınız fotoğraflarınızda da can buluyor.

Evet öyle. Ben zaten bu kadar çok yazma sebebimi,dünyadan aldıklarımızı bir şekilde yerine koymamız gerekiyor, denge için, okuduklarımızın yerinede okunması için bir şeyler koymak gerekliliğine inanmamla izah ediyorum.  Bu evrende bir denge, aldığını yerine koyacaksın. 

Gezmek, bir yerlere gitmek sizin yaşam biçiminiz olmuş diyebilir miyiz?

Kesinlikle öyle. Bir yıl öncesinden kendime bir program ve bütçe belirliyorum. Hayalimde hep uzak ülkeler var. Bugüne kadar Küba'ya gittim en muhteşem seyahatlerimden birtanesiydi. Arajantin Uruguay, Yunanistan, Makedonya, Usküp seyahatlerim oldu. Türkiye'nin ise gitmediğim yeri kalmadı diyebilirim. Önce uzak ve bozulmamış yerlere gitmeyi seviyorum dediğim gibi. Mesela Küba'yı şimdi çok merak ediyorum 2010'da gitmiştim şimdi Amerika'dan sonra Küba'da acaba ne değişti, merak ediyorum. Seneye belkide 1 Mayıs'ta  devrim meydanında Türk bayrağı ile belki beni görebilirsiniz. 

Seyyah ruhu var sizde.

Hatta bana modern Evliya Çelebi adını taktılar. Ben sürekli geziyorum diye. 

Fotoğraf makinem benim sevgilim

Günleriniz nasıl geçiyor, neler yapıyorsunuz yazmaktan başka, emekli olduğunuzu biliyorum.

Özellikle emekli olduktan sonra kendimi sanatsal şeylere saldırırken buldum, saldırıyorum adeta yetişemeyecekmişim gibi. Yağlı boya resim yapıyorum, fotoğraf çekiyorum. Zaten fotoğraf çekmekte benim için apayrı bir tutku. Ben fotoğraf makineme sevgilim derim mesela. Bir ara her yere sürekli makine boynumda giderdim. Fıtığım oldu benim, makinem, lenslerimi tripot bütün malzemelerle dolaşmaktan.

Bavulla gezmeye başlamıştım. Fotoğraflarımın bende hikayeleride var. Şak şak çekmeyi sevmiyorum. Saatlerce bakarım bir şeye bir öykü kurarım, o öyküye göre çekerim. Ne zaman baksam o fotoğrafa o öyküsünü hatırlarım. Fotoğraf yazdırır aslında. Fotoğrafa bakarak çok şey yazılabilir. 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.