Yalancı…


Ali İbrahim Önsoy

Ali İbrahim Önsoy

10 Kasım 2016, 06:31

Bir şarkı vardır birçoklarımız  sözlerini bilir, “yalancı yalancı kimse sana inanmaz….” diye devam eder.
Kişi yaşamının bir anında küçükte olsa mutlaka bir yalan söylemiştir, söylemeyen yoktur.
Çocuklar bir olayı, durumu ve yaşadıklarını abartarak yalan yanlış şeylerle ifade eder öğretmen ve iyi bir anne/baba bunu anlar doğruları ve gerçekleri söylemesini ister.
Yeni işe başlayacak olan kendini tanıtan yazıda bilmediği şeyleri biliyormuş gibi yazar ve araya hatırlı kişileri koyarak işe başlar. Çalışma gününde bildiğini iddia ettiği işlerin başına geçmesini söylediklerinde dut yemiş bülbül gibi alıkça bakar, gerçekle yüzleşince eli ayaklarına dolanır, “başka türlüsünü biliyorum” der. 
Yaşamın başka türlüsü var mıdır?
Öğretmen, mesleğini iyi yapmak isteyen, ister yeni ister kıdemli olsun, dersi işlemeden önce mutlak anlatacağı konuları gözden geçirir tekrar eder, soruları okur yanıtları bulmaya çalışır, hatta bu da yetmez daha detaylı bilgiler için araştırma yaparak derse öğrencilerinin karşısına çıkar. Öğrenci bilgi acısında aç, karşısında bilen birini gördüğünde karman çorman sorular sorar, işte bu karışık alakasız sorular içinde soranın ve dinleyenin ilgisini çekecek doğru yanıtlar vermesini bilmelidir öğretmen.
Derste sorularına yanıt almadığında hem o ders iyi işlenmez hem öğretmen kötü bir model olduğundan öğrenci o derse karşı ön yargılı olur geleceği kararır. Öğrenci için o ders bilgi alacağı değil dalga geçileceği saat olur.
Aslında konumuz yöneticiler ister seçilmiş ister atanan olsun koltuğa oturana kadar verdikleri demeçler sözler ve oturduktan sonra ilk demeçlerine dikkat edin sonraki zaman içinde nasıl değiştiklerini göreceksiniz. Değişim dedikse kendi şahısları ve çıkarlarını gözlemlemek gerekir. 
Muhtarından belediye başkanına, kaymakamından valisine, vekilinden başvekiline ve diğerleri de buna dâhil, birkaçı ya da istisnaları hariç alayı verdikleri sözü, vaatlerini ve ne üstüne olduğu bilinmeyen yeminlerini unuttuklarını bilmeyen yok tarihte şahit. 
Ne demişlerdi, ellerindeki kâğıdı sallayarak malım mülküm burada yazıyor, nasıl gelmiş isem öyle bırakıp gideceğim ve hizmetimi alnımın akıyla yapacağım. 
Kimileri de ellerinde tuttuğu, yüzüğü, mermiyi ya da her neyse göstererek servetim bu demekte. Oysa şimdilerde görüyoruz ki servetlerinin üzerlerine servet yapanlar koltuğun ihtişamına kapılarak sahte saldırılara, yorgun düşmüş mermilere dört elle sarılarak kendilerini mağdur göstererek acındırarak seçime şimdiden hazırlanmakta. Gerçekleri araştırıp dile getiren özgür basın çalışanları kimi tutuklanmakta kimileri de dövülmekte.
Ülkemizde “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” denilse de bu yatsı günlerce aylarca hatta yıllarca sürmekte. Eğitim düzeyi düşük tüm ülkelerde okuma alışkanlığı olmadığı gibi körü körüne inanma, biat etme alışkanlığı vardır. Gelişmekte olan ve eğitim düzeyi düşük ülkelerin yurttaşı kolay inanmakta, emek harcamadan yaşam sürdürmekte ve yalancıları sözünde durmayanları seçmekte. 
Oysa lafla peynir gemisi yürür mü?
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.