Akdeniz'in incisi Mersin

Akdeniz bölgesindeki gezimiz Adana’dan sonra Mersin’de devam ediyor. Son yılların gelişen kentlerinden biri olan Mersin kültürüyle, tarihiyle, yemekleriyle sizi bekliyor.

Akdeniz'in incisi Mersin

Adana’dan ayrılma vakti yaklaştı. Şimdi Mersin’e doğru yolculuk var.  
Burada bir iki yerden daha bahsedip, yola devam edelim bakalım başka ne güzellikler, ne hikayeler bizi bekliyor. 
Gezilecek birkaç yerimiz daha var. Biri muhteşem bir köprü olan Varda köprüsü, diğer yer ise güzel bir dinlenme yeri olan Yerköprü.
***
Adana’ya akşam serinliği çöküyor. Sevgi adası karşısında sıcak bir şeyler içmek iyi gelecek diye düşünerek, manzaranın güzelliğine karşı sahlep söyledim. Dolaşırken, her yerde değişik bir şeyler görüyor insan. Garson “fındık ve çikolata da ister misiniz?” diye sordu.
Dedim ki; nasıl yani? Merak ettim, “iyi olsun bakalım” dedim. Küçük tabaklarda, çikolata taneleri ve ufalanmış fındık ile gerçekten farklı bir tat oldu. Size de anlatmak istedim, belki denemek istersiniz.

Varda Köprüsü
Bu muhteşem köprü, 172 metre uzunluğunda uzunluğunda, 99 metre yüksekliğinde. Köprü 1907-1912 yılları arasında yapılmış. Mimari yönü itibarı ile sanat şaheseri denilebilecek bir eser. Köprü, Adana ilinin Karaisalı İlçesine bağlı Hacıkırı istasyonu ile Karaisalı bucağı istasyonu arasındaki derin vadiyi birbirine bağlıyor. Yapılışı ile ilgili ise girişteki tabelada ise şu bilgiler var: Almanlar ve Avusturyalılar tarafından inşa edilen bu köprünün yapılış amacı, İstanbul-Bağdat-Hicaz demiryolu hattını tamamlamaktır. 3 ana açıklık ve 4 ana ayak üzerine kurulu köprünün mühendis ve teknisyenleri Almanya’dan gelmiş ve işçileri bu bölgenin köylerinden temin edilmiş. 
Bölgenin zemin yapısının çok sert olması sebebi ile yapı taşlarının elde edilmesinde ve yerine konmasında dönemin imkansızlıklarından dolayı çok zor koşullar altında çalışılmış. Meydana gelen kazalarda sok sayıda mühendis ve işçi yaşamını yitirmiş.
Rivayete göre; yöre halkı ve demiryolu çalışanlarının, bu viyadüğe 'Varda Köprüsü' adını vermelerinin sebebi, köprü işçilerinin palangalar ile 75 metre aşağıya malzeme indiren arkadaşlarını uyarmak için “Vardı ha!” ünlemini kullanmasıymış. Zamanla bu ünlem kısaltılmış ve “Varda” olarak kalmış.
Burada kısa bir yorum yapmak istiyorum. İşçiler, mühendisler bu köprüyü yaparken can vermişler ya, bizim vatandaşlardan bazıları özçekim yapmak için tren raylarındaydı. 
Tren acı acı düdüğünü çalarak gelirken, herkes elinde telefon özçekim yapmaya çalışıyordu. Ne olacak bu fotoğraf merakımız bilemiyorum. Umarım bir kaza olmaz bu yüzden.

Turkuaz mest etti
Çakıt suyunun aktığı Yerköprü'de de bir mola verdikten sonra Gençlik Köprüsü üzerinde bir yürüyüş yapıp, Mersin’e doğru yola çıkalım. Yolumuzun üzerinde, 8 bin 700 nüfuslu Çamlıyayla köyü var. Eski adı Namrun. Tarsus’tan ayrılarak ilçe olmuş. Adana-Tarsus-Mersin yerlileri yazın yaylaya buraya çıkıyorlar.

Burada, Kadıncık baraj gölünün turkuaz rengine hayran olmamak elde değil. Mevsim sebebi ile masalar, sandalyeler derin bir sessizlik içinde. Gölde yüzen ördeklerin sesleri ve bu güzel manzara eşliğinde kahve içelim dedik. Dereköy muhtarının sahibi olduğu mekanda yine şaşırtıcı bir ikram vardı. Burada kahveyi çay bardağında veriyorlar. Fakat fal bakılmak istenirse nasıl bakılır, düşünmedim değil. Buradaki manzaranın baharda inanılmaz güzel olacağını düşünüyorum.

“Adana’ya gittin de hiç kebap yemedin mi? Nerede yiyelim?” diyenlere de yazının sonunda, Mersin dönüşünde tescilli bir kebapçının adresini vereceğim, hiç merak etmeyin.

Her yer Arapça tabela
Mersin’deyiz, hani şu meşhur tantuni ve cezeryenin anavatanı yani.  Mersin’in nüfusu, Suriyeli göçmenlerin gelmesi sebebiyle 2 milyonu aşmak üzere. O kadar çok yabancı var ki, Türkiye’de miyiz acaba diye endişe ettim. Yanımızdan geçenler kendi dillerinde konuşuyor. Dükkanlar, lokantalar, kafelerde, tabelalarda Arapça yazılara çok rastlıyorsunuz. Çok uzun ve güzel bir sahil şeridi var. Fotoğraflarda göreceksiniz, geniş cadde boyunca palmiye ağaçları  harika görünüyor. Sahil şeridi düzenlemesi çok özenli yapılmış. Engelliler parkından tutun da, şampiyonluk anıtlarına varana kadar türlü görsel yapılmış. Heykeller, gözü okşayan süsler buraya ayrı güzel bir hava katıyor.  
Ben burayı fotoğraflamaya çalışırken, parkta iki genç bana seslendi. “Bizi güzel çektiniz mi?” diye. Zaten park sizinle güzel. Aşığı, yalnızı, çocuğu olmayan park yeri güzel olur mu hiç?
En çok beğendiğim şeylerden biri ise parkın içinden geçen yürüyüş yolunun toprak zemin olmasıydı. Sağlık için toprak zeminde yürüyüşün en doğrusu olduğunu duymuştum.
Fakat gel gelelim, akşam olduğunda hava kirliliği had safhadaydı. Yakılan kömürden olsa gerek genzimin yandığını hissettim.

Kilikya tarihi sizi bekliyor
Mersin Mezitli ilçesinde belediye tarafından desteklenen kazı çalışmaları sonucunda, günümüzden 3 bin yıl öncesine ait yüzlerce eser bulunmuş. Roma döneminin en önemli liman kentleri arasında gösterilen Soli Pompei Opolis Antik Kent’inde, bin 800 yıllık sikkeler, Arkaik bir tapınaktan kanal sistemine kadar bir çok değerli eser gün ışığına çıkarılmış. Bizans'tan Neolitik döneme kadar uzanan alanda, Roma dönemine ait anıtsal stünlu cadde üzerinde yoğunlaştırılan kazılarda, Kilikya tarihine ışık tutacak önemli bulgulara ulaşılmış. Soli, UNESCO dünya kültür mirası listesine girmeye aday.

Şahmeran efsanesi
Yeniden hatırlayalım diye, hamamın önünde bulunan bir tabeladan fotoğrafını çektim, aynen yazılanları size aktarıyorum. Yılanların şahı olarak bilinen insan başlı, yılan gözdeli Şahmeran’ın Cansab adlı bir gençle konu edilir. Arkadaşları ile birlikte odunculuk yapan Cansab’ın bal almak için indiği bir kuyuda Şahmeran’ın yaşadığı yeraltı dünyasına inmesiyle başlayan hikaye, arkadaşlarının ihanetiyle  Cansab’ın Şahme-
ran’ın ülkesinde kalmasıyla devam eder. Ardından yılanlar onu yakalayarak Şahmeran’ın karşısına çıkarırlar.
Cansab başından geçenleri anlatırken, Şahmeran’da kendi sırlarını Cansab’a anlatır. Ancak Cansab’ın bunları yeryüzüne taşımasından kaygı duyarak, onu zora ki misafir etmeye başlar. Uzun bir süre burada yaşamaya çalışan Cansab’ın yalvarmalarına fazla dayanamayan Şahmeran, onu serbest bırakmaya razı olur. Fakat gördüklerini anlatmamasını ve hamama gitmemesini öğütler. Aksi halde vücudunun yılan derisine dönüşeceğini ve Şahmeran’ı gördüğünün böylelikle anlaşılacağını söyler. 
Cansab, geldiği yerden geri döner ve uzun yıllar yaşadıklarından hiç söz etmez. Fakat hükümdarının bir süre sonra hastalanması, bu hastalığın çaresinin de Şahmeran olması durumu değiştirir. Askerlerde ülkede Şahmeran'ı görenleri aramaya başlarlar. Üstelik bunu hamamda yıkanırken çıkacağı bilindiğinden de padişah adamları tüm insanların teker teker yıkanmalarını sağlamaktadır.
Cansab bu kötü sınavdan saklanarak kaçmayı başarsa da, sonunda yakalanarak şehre getirilir. Yıkanırken de tüm sırrı ortaya çıkar, vücudu bir anda yılan pulları ile kaplanır.  Bunun üzerine Cansab ikna edilerek, Şahmeran’ın yeri söyletilir. Kısa sürede yakalanan yılanların şahı, Tarsus’taki Şahmeran hamamında öldürülür ve üç parçaya ayrılarak padişaha sunulur. İyileşen padişah Cansab’ı vezir yapar ama dünyadaki yılanların hiçbiri bunu bilmemek tedir ve öğrendiklerinde tüm insanlara saldıracaklardır.

Makam-ı Danyal Camii
Hicri 27 yılında, Hz.Ömer zamanında Tarsus, İslam Kuvvetleri tarafından fethedilir. Şehrin imarı sırasında İslam kuvvetleri komutanı Ebul Musa Eş-Arı tarafından, kapısı mühürlü bir odanın içerisinde bir sanduka bulunur. Ebul Musa tarafından açılan sandukada kefeni altın işlemeli olan ve parmağında bir yüzük bulunan devasa büyüklükte bir cenaze görülür. Yüzükte iki aslanın ortasında bir çocuk figürü tasvir edilmiştir. Yüzük, komutan Ebul Musa tarafından, Hz.Ömer’e gönderilir. 
Hz. Ömer tasvirlerinde, Danyal Peygamberin başından geçen olayın bir sembolü olarak betimlendiğini söyler. Bunun üzerine, Hz.Ömer cenazenin çalınmaması için mezarın daha derinlere gömülmesini emreder. Komutan Ebul Musa da nehrin akıntısını keser ve mezarı derine gömer. Üzerini de harç tabakası ile kapatır ve kimsenin mezarı çalmaması için de nehrin mezarın üzerinden akmasını sağlar. Burada yer alan türbe ise 2006 yılında camiinin doğu avlusunda abdestik yapım hafriyat sırasında kemerli bir yapının görülmesi ile arkeolojik çalışmalara başlanması ile ortaya çıkmış.

Binalar tarih kokuyor
Mersin’de belediye binası tarihi taş bina. Oldukça güzel bir görüntüsü var. Ancak, bina dışındaki klimalar bu görkemliliğe gölge düşürmüş. Burada bando takımının gösterisi ile karşılaşmak sürpriz oldu. Her Cuma bina önünde bu tören yapılıyormuş. Sokakları dolaşırken, Atatürk Evi ve Müzesi’nde Haldun Okdemir’in arşivinden düzenlenen  Atatürk Sergisi ilanını gördük ve içeriye girdik. Çok güzel fotoğraflar ve Mersin Kuva-i  Milliyecileri’nin fotoğrafları ile donatılmıştı. Bu evin tarihi ise şöyle; 1897 yılında Alman konsolosu Christman’ın, Mersinli Navromati ailesinden bir bayanla evliliği nedeniyle konut olarak kullanılmak üzere yaptırılmış. Atatürk ve eşi Latife hanım 1925 yılının Ocak ayında bu konağın o günkü sahibi Fedon Tahinci tarafından 11 gün boyunca konuk edilmiş. Daha sonra Kültür Bakanlığı tarafından korumaya alınmış ve 1992 yılında da Atatürk Evi ve Müzesi olarak açılmış.

Kebabın adresi Cik Cik Ali
cik cik Ali’ye geldi sıra. Gezimizin son durağı burası. Gurmeliğim falan yoktur aslında ama ben bile “işte budur” dedim. Kebapçı Cik Cik Ali’nin mekanı Seyhan’-da, Kurtuluş Caddesi’nde. Ola ki Adana’ya giderseniz tadına bakmadan dön-
meyin. Ama sonra başka bir yerde nasıl kebap yersiniz onu bilmem. Ya da “bu kebap ise biz bugüne kadar kebap diye ne yedik?” diye düşünebilirsiniz. Yalnız, sakın randevusuz gitmeyin, çünkü inanılmaz talep var. Hatta, saat 20.30 olmadan kebaplar tükendi diyebilirim. Mekan lüks değil fakat gelen konuklar üst düzey yöneticiler, bürokratlar. İçeride 3-4 masa var. Gelenler dışarıda bekliyor, içeride boşalan yerlere alınıyor. Neden Cik Cik Ali diye merak edip sordum. Kuş beslediği için bu adı takmışlar. Kebabın özelliği  nedir diye sorduk. Sırrı etin terbiyesindeymiş. Eti makineden çekmiyor, elle kıyıyor.  Şimdi diyeceksiniz ki, canımız çekti ne yapacağız? Merak etmeyin, müdavimlerine isterlerse kargo ile yolluyor.
***
Bir yolculuğun daha sonuna geldik, sonraki gezimize kadar şimdilik,
Sevgiyle kalın....
Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.