Gemiden inemezsiniz

Köşe başından bakıyorum sanki bir minare. İlk bakışta anlayamadım ve ihtimal bile veremedim lakin biraz daha yaklaşınca minare olduğunu anladım. Eh minarenin olduğu yerde Cami de olmalı. Evet cami de var. Tarihi bir eser olsa gerek .

Gemiden inemezsiniz

Köşe başından bakıyorum sanki bir minare. İlk bakışta anlayamadım ve ihtimal bile veremedim lakin biraz daha yaklaşınca minare olduğunu anladım. Eh minarenin olduğu yerde Cami de olmalı. Evet cami de var. Tarihi bir eser olsa gerek . Nasıl ayakta durmuş veya nasıl tahammül etmişler anlamak zor.  Adı Büyük Cami ya da Camii Kebir. Avluya girdik baktık kapı açık. İçeride namaz kılanlar var.

Limasol güzel şehir
Gemi Yunanistan’ın Patra limanından 12 saat evvel demir almış, biz İstanbul’dan çıkamamışız daha. Marmaris’te yakalayacak ve bineceğiz güya.
Gemi Rodos’a yanaşmak üzere iken Aydın’a varabiliyoruz anca. Halis abiden direksiyonu istiyorum ‘’reis sen geç biraz dinlen bakalım, ben evvelAllah Marmaris’te arabayı atarım takaya!’’
Sabah dokuz sularında Marmaris’e indim, dooğru limana. Bizi bekleyen tek araç kapasiteli orta halli bir tekneye bindirdik aracı. İkinci bir araç binemez o kadar küçük.  Arka lastikleri basar basmaz kaptan tam yol ileri verdi. Aracı güvertenin zemininde sabitlenmiş olan çelik halkalara bağlamıştık. Minibüs havaleli, hava rüzgarlı, deniz dalgalı. Bir yandan sohbet ederken bir yandan gözümüz arabada. Ya devrilse ne yaparız gibi birbirimize bakıyoruz korkuyla. Kaptan sıkı bağlamıştı ama…
Neyse korktuğumuz olmadı Rodos’a vardık. Limanda bekleyen birkaç gemi daha var. Bunlardan biri bizi İsrail’e götürecek olan. Limana çıkar çıkmaz gemiye yanaştık elinde araç listesi olan bayan görevli bizim plakayı görünce gözleri parladı ve vücut lisanı ile işte beklediğimiz araba dediğini anlamam zor olmadı. Arabamızı gemiye bindirdikten hemen sonra kapak kapandı ve hareket ettik anında.
Karadenizliyiz ama uzun gemi yolculuğu beni bile tuttu. Neresi olduğu çok ta önemli değil hani bir an önce karaya atsak kendimizi, dengemizi bulsak, her yer sallanmakta. Yanımdaki Burhan’ın midesi ağzında. Halis abinin çok da umurunda değil, birini söndürüp öbürünü yakıyor. Gece hiç uyumadığı gibi birkaç gün daha uyumayabilir. Çok sağlam bir bünyesi var ancak dişleri süreki ağırır . Dişlerinin arası normalden daha geniş olduğundan ne yese iltihap yapıyor. İstanbul’dan Marmaris’e giderken biraz kestireyim diye arkaya uzanmıştım. O gaza, ben frene basıyorum adeta… Öyle bir gidiyordu ki, bir ara arabanın dört lastiğinin de yerden kesildiğini hissettim.  Yattığım yerden yarım karış havalandım. Doğrulunca aynadan göz göze geldik ‘’merak etme Sinan’ım gemiye yetişeceğiz korkma!’

Kara göründü
Derken kampana sesleri duyduk. Aaaa gemi bir limana yanaşıyor? Neresi olabilir? Olsa olsa Limasol olabilir anca. Yaklaşık 20 saat geçmiş aradan. 6 saatlik bir mola var, çıkıp bir dolansak iyi olacak. Yolculuk bayağı hırpalamıştı zira. İnmek için güvertede hazır bekliyoruz. Gemi yanaşır yanaşmaz iki Rum Polisi bindi ve gemi görevlileri ile beraber yanımıza geldiler. Pasaportlarımızı isteyip “bizim gemiden inemeyeceğimizi, limana dahi çıkmamızın mümkün olmadığını” belirttiler kesinlik arzeden bir ses tonuyla. 
Zaten perişanız, 6 saat gemi içinde geçer mi?
-Peki sebep ne?
-Siz Türk vatandaşısınız da ondan. 
Müdürünüzle amirinizle görüşelim etmeyin eylemeyin diyoruz ama esnemiyorlar.
O ara Evrim uzakta rütbeli bir Polis amirini görmüş, yanına gitti ve artık ne anlattıysa bize on dakika beklememizi söylediler. Az sonra amir elinde 3 parça kağıtla geldi ve  “hadi sizin için özel izin çıkardım. Pasaportlarınız bizde kalmak şartıyla şehir merkezine gidebilirsiniz” dedi.
Şimdi vakitlice dönmeliydik yoksa iş açılırdı başımıza.
Limasol şehir merkezinde uzunca vakit geçirdik. Ara sokaklara kadar girdik. Her caddenin ve sokağın ismi üzerinde bulunan tabelalarda hem Yunanca hem de Türkçe yazılıydı. Sanki bu adamlar değildi bizi Türk’üz diye adaya sokmayan. Her köşe başında Yunancanın altında Türkçe yazı… Tuhaf geldi ancak böylece Kıbrıs ta iki halkın var olduğuna dair siyasi bir mesaj veriyorlar. Kıbrıs kökenli Türk halkı için yapılan bir uygulama…

Camii kebir
Köşe başından bakıyorum sanki bir minare. İlk bakışta anlayamadım ve ihtimal bile veremedim lakin biraz daha yaklaşınca minare olduğunu anladım. Eh minarenin olduğu yerde Cami de olmalı. Evet cami de var. Tarihi bir eser olsa gerek . Nasıl ayakta durmuş veya nasıl tahammül etmişler anlamak zor.  Adı Büyük Cami ya da Camii Kebir. Avluya girdik baktık kapı açık. İçeride namaz kılanlar var. 
(Hatırlarsanız Büyük Cami 2008 yılında sarhoşlar tarafından saldırıya uğramıştı. Caminin hemen yanı başında bulunan vakıflara ait bina maalesef bar olarak kullanılmaktaydı. Bardan çıkanlar namaz kılmakta olan cemaate saldırıyor ve camlarını kırıyorlar.)
Neyse Limasol’da epey gezdik resimler çektik, biraz daha geç kalırsak polis arıza çıkarabilir. İyisi mi biz ağır ağır limana doğru ilerleyelim. Farkında olmadan bayağı yürümüşüz, ayaklarımız uyuşmak üzere iken varabildik ve pasaportlarımız geri alıp gemiye bindik.
Şimdi bizi yine aynı kamara bekliyordu ve daha çok yolumuz vardı Hayfa’ya...
Hayfa’ yı mı?
Onu da anlatacağım ama haftaya! Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.