İnsanlar 60 yaşında çocuk doğurabilecek!

Star Trek günlerine çok yakınız, bir bizi ışınlayacak Scotty eksik! Gelecek projeksiyonlarına göre o da yakında olacak gibi. Bakın bizi neler bekliyor!

İnsanlar 60 yaşında çocuk doğurabilecek!

Aralık’ta Fütüristler Derneği’nin (TFD) Ankara Sanayi Odası işbirliğiyle gerçekleştirdiği sempozyuma 3 boyutlu (3D) yazıcılar damgasını vurdu. Konuşmacı Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Medikal Tasarım ve Üretim Merkezi Başkanı Prof. Dr. Erbil Oğuz’un sözleri çarpıcıydı: “Bugün GATA’da aort damarını 3D yazıcıdan çıkarıp, hastalarımıza nakledebiliyoruz. Bu, hayal bile edemeyeceğim bir gelişmeydi. Gelecekte karaciğerin de 3D yazıcıda basılıp, bir hastaya nakledilebileceğini hayal edebiliyorum. Sadece bunun yaşam süremde gerçekleşmeyeceğini biliyorum.”

TFD Ankara Şube Başkanı Coşkun Dolanbay’ın bu sözlere küçük bir itirazı var: “Gelişmeler o kadar baş döndürücü ki, 3D yazıcıdan karaciğerin basılacağı günler de uzak değil. Bence Prof. Oğuz o nakli de görecek.”

Başta 3D yazıcılar olmak üzere geleceği kökten etkileyecek teknolojilerin ne kadar kısa sürede yaşamımıza girdiğini görünce, Dolanbay’ın öngörüsüne katılmamak mümkün değil. IBM’in yayımladığı ‘Büyük Veri’ raporuna göre, dünyada dolaşan dijital verilerin yüzde 90’ı son iki yılda üretilmiş.[1]
Hastalara nakledilebilen damarların, hatta böbreğin üretilebildiği 3 boyutlu yazıcılar, insansız hava araçları (drone’lar), ‘nesnelerin interneti’ diye tanımlanan kavramlar girdi yaşamımıza. Yeri gelmişken, bu kavram otomobilimizden evdeki klimaya, su ısıtıcısına kadar kullandığımız bütün cihazların birbiriyle haberleşebilmesini ifade ediyor. IBM’in ‘Her Şeyin Birbirine Bağlı Olması’ başlıklı raporuna göre, 2020’de 50 milyar cihazın birbiriyle iletişim halinde olacağı öngörülüyor.

IBM Global Yazılım Grubu Pazarlama Direktörü Dario Di Barbieri, bu kavramın insan hayatını ve çalışma prensiplerini toptan değiştireceğini vurguluyor: “Örneğin artık otomobille tamamen farklı etkileşim kurmak mümkün. Kaza anında araçla konuşarak şirkete yerinizi bildirebiliyorsunuz. Bunun ötesi araçtaki sensörlerle kazada araçta kaç kişi olduğunun ve hızın ölçülmesi. Bu bilgiler sigorta şirketleri için de değerli. Sürüş davranışlarınızı analiz ederek sigorta şirketi primlerinizi düşürebilecek.”

60 yaşında bebek sahibi olunabilecek
Kanadalı evrimsel antropolojist Cadell Last’a göre, ortalama ömrün 120 yıla ulaştığı ve üremenin insanın temel içgüdüsü olmaktan çıktığı zamanlar uzak değil. Last, Current Aging Science dergisinde yayımlanan “İnsan Evrimi, Yaşam Tarihi Teorisi ve Biyolojik Üremenin Sonu” adlı makalesinde, insanların hızlı yaşayıp, genç ölme aşamasından yavaş yaşayıp, geç ölme dönemine geçtiğini belirtiyor. Teknolojik gelişmelerin doğal seleksiyonu da etkilediğini söyleyen Last, 2050’lerde ömrün 120 yıla erişeceğini iddia ediyor.

Belçika’daki Global Brain Institute araştırmacılarından Last, makalesinde insanların biyolojik çoğalma döneminden, kültürel çoğalma dönemine evrimleşeceğini belirtiyor. Zamanla entelektüel birikimin daha önemli hale geleceğini, insanların üreme içgüdülerini yok sayarak, erteleyerek entelektüel birikimlerini artırmaya daha fazla zaman ve enerji harcayacaklarını öngörüyor: “İnsan beyni büyüdükçe, tam potansiyelini ortaya çıkarmak için daha fazla zaman ve enerjiye ihtiyaç duyulacak.” Bilim insanı bu süreci ‘kültürel çoğalma’ olarak tanımlıyor.
NY Times’taki bir makalede[2], otomasyon yüzünden 20 yılda ABD’de çalışanların yüzde 48’inin işlerini kaybedebileceği yazıyor. Ekonomistlere göre, risk tır şoförleri veya muhasebecilerle sınırlı değil. Çilek toplayan robotlardan, yargıçlara göre çok daha objektif karar verebilen bilgisayar algoritmalarından söz ediliyor.

Çoğu insan geçinecek iş bulamazsa, sistem nasıl işleyecek? Soruyu ‘Üçüncü Endüstri Devrimi’ kitabının yazarı Jeremy Rifkin yanıtlıyor: “Devletin sağlayacağı temel gelir karşılığında yaşlı, çocuk bakımı gibi işlerde çalışabilirler.”

Yaşlı bakımı, gelecek vaat eden bir meslek bile olabilir. Zira uluslararası danışmanlık şirketi KPMG’nin geleceği yönlendiren Megatrendler Raporu’na göre, 2030’da dünya nüfusunun yüzde 13’ü, yani yaklaşık bir milyar kişi 65 yaşın üzerinde olacak. [3]Ama 65+ ‘yaşlı’ olarak nitelendirilebilecek mi, başka bir konu. Çünkü TFD’nin hazırladığı İnsan 2030 Raporu’na göre, üreme 60 yaşına kadar uzatılabilecek.

Acil durumlarda aşı camını kırınız!
Çocuk sahibi olması 60’lı, ihtiyarlığı 100’lü yaşlara ertelenen insana bu olanakları sunan en önemli etken sağlıktaki gelişmeler olacak. Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Mustafa Çetiner, gelişmelerde doktorlar kadar tıp mühendislerinin de rol oynayacağını söylüyor. Çetiner’e göre, kişilerin kendi bağışıklık hücrelerinin çeşitli müdahalelerle güçlendirilip, tekrar hastalara nakledilmesi, kök hücre uygulamaları sayesinde kişiye özel tedavilerin geliştirilmesi gibi alanlarda tıp mühendislerinin çalışmaları ön plana çıkacak.

Başta kanser olmak üzere pek çok ölümcül hastalık için erken tanı ve tedavi imkânları geliştikçe, bu hastalıklardan kurtulma oranları da yüzde yüzlere ulaşabilecek. İnsan 2030 Raporu’na göre, gelecekte kanserin türü ve boyutu ameliyatsız ve zararsız test yöntemleri ile belirlenebilecek. Ağızdaki tükürük örneğinden biyo-işaretleyicilerle kanser tanısı koyulabilecek. “Aşılar tıpkı yangın söndürücüler gibi kalabalık yerlerde bulundurulacak. Bu, olası biyoterörizm saldırılarına karşı bir önlem olabilir. Zararlı virüsleri yok edecek yararlı virüsler geliştirilecek.” deniyor raporda.

Sırada 4 boyutlu yazıcılar var
İnsan sağlığına yönelik olumlu gelişmeler ve uzayan ömür öngörülerinin karşısında başka bir öngörü daha tartışılıyor: Tedavisi olmayan, dünyayı sarabilecek salgın riski. Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Önder Ergönül, virüs ve bakterilerin de evrim geçirdiğini ve antibiyotiklere dirençli hale geldiğini vurguluyor. “İnsan sağlığını tehdit eden bakteri ve virüslere karşı elimizdeki tedaviler azalıyor. Son beş senede, hiç karşılaşmadığımız 10 yeni virüsle tanıştık. Her an bir salgınla karşılaşabiliriz.” Ergönül’e göre, böyle bir senaryo sonucu dünya bir anda penisilinin keşfedilmediği yıllara geri dönebilir.

Mevcut tüketim alışkanlıklarımız göz önüne alındığında diğer riskin de enerji kaynaklarının tükenmesi olduğunu düşünebiliriz. Ama Coşkun Dolanbay bu konuda karamsar değil: “ABD yeni bir enerji keşfetti, kaya gazı. Bu sayede 10 liraya satın aldığı doğalgazı, şimdi 3 liraya imal ediyor. 10 sene sonra net kaya gazı ihracatçısı olacak. Bugün bir ton topraktan iki gram altın çıkarabilen teknolojiler var. Yarın daha fazla topraktan yine altın süzebilecek başka teknolojiler geliştirilecek. Orta ve uzun vadede bilim, reel politiği yönlendirecek ve insanlık fosil yakıt yerine başka enerji kaynaklarına yönelecek. Bugünkü gibi nükleer tepkime yaratmak için ısınmaya, patlama riskine gerek kalmadan nükleer enerji üretebileceğiz. İki masa büyüklüğünde bir alanda, bir üniversite kampüsüne yetecek enerji üretilebilecek.”
Dolanbay “Geleceğe yön verecek en önemli etken üretim teknolojileri olacak.” diyor. “Yarın 4 boyutlu yazıcılardan söz edeceğiz. Yazıcılardan ortama, sıcaklığa göre davranan, darbe aldığında kendini onarabilen araçlar basılabilecek. Hatta uçaklar, uzay araçları… Böyle bir dünyada çalışma anlayışından eğitime her şey yeniden düzenlenecek.”

İnsanın geleceğe ayak uydurmasının tek yolu eğitim. “Fark yaratan bireyler yetiştirmek gerek. Yetenekleri, yetkinlikleri ve ilgi alanları ne kadar çabuk keşfedilip, yönlendirilirse fark yaratma düzeyine o kadar hızlı ulaşılabilir. Ancak mevcut eğitim sistemleriyle bu mümkün değil. Tüm dünya bunun yolunu arıyor.”

Geçen sene Terakki Vakfı Okulları’nda ELT Konferansı’na katılan DaVinci Enstitüsü’nün kurucusu Thomas Frey de konuşmasında, günümüz eğitim sisteminin geleceğe göre tasarlanmadığını ve teknolojinin öğrenme stillerini tamamen değiştirdiğini belirtmişti ve eklemişti: 2019’da okullardaki eğitimin yarısı online olarak devam edecek.

Aslı Ortakmaç / Dergi Al Jazeera
Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.