Yunanistan'dan bildiriyorum

Size, Ege kıyılarından el sallasanız ya da bağırsanız duyacak kadar yakın bir adadan, Yunanistan’ın Midilli adasından bahsetmek istiyorum...

Yunanistan'dan bildiriyorum

Yunanistan deyince, nedense Eurovision şarkı yarışması gelir benim aklıma...O dönemler, iki ülke arasnda gizliden gizliye bir düşmanlık vardı. O zamanlar yaşım oldukça küçüktü elbet! Şimdilerde hiçbir heyecanı kalmamış olan o yarışmayı izlemek için ekran karşısına otururduk ve beklerdik. Şarkı yarışmasını bile siyasallaştırmıştık o dönemlerde. Yunanistan'ın bize puan verip vermeyeceği, yarışmadan daha önemliydi!
Konuşmaları hatırlıyorum; “Yunanistan bize puan vermez”, “Bak gördün mü vermediler?”, “Biz onlara verdik ama!”...  Böyle devam eder giderdi ve yarışmayı bu sebeple kazanamadığımızı sanırdık. 
Baktığımda görüyorum ki, bizler birbirinin kopyası iki ayrı devletiz. Yemeğimiz, mezelerimiz, müziğimiz, oyunlarımız her şeyimiz birebir aynı neredeyse...
Oldukça sık ziyaret ettiğim Yunanistan’ın, Midilli adasındayım bu defa. Ve buraya bağlı, yakın kasabaları; Pilomari, Perama, Paleokipos, Ayasos, Termi, Mantamados, Molivos ve Petra’yı gezmek için...
Nefesim yettiği kadar anlatayım beraber gezelim. Bu arada, Yunan alfabesi farklı biliyorsunuz. Mümkün olduğunca doğrusunu yazmaya çalıştım ama hata olursa şimdiden affola...
Şimdi ben direkt olarak uzoya, tavernaya, dansa gireceğim hiç olmaz değil mi? Azıcık tarihinden bahsedip geçeyim iyisi mi? Okumak istemeyen, aşağıdaki paragrafa atlasın artık... (şaka şaka... bence okuyun aklınızın bir kenarında bulunsun)

Midilli adası tarihi
Edindiğim bilgilere göre; Bu ada üzerinde ilk medeniyet olan halk Ionienler. Daha sonra Antik Yunan Medeniyeti şekillenmeye başlıyor. O dönemlerde bu coğrafyada, Balkanlarda, Anadolu’da, Makedonya ve Teselya'da Atinalılar, daha aşağıda Spartalılar egemenlik kurmuşlar. 
Antik Yunan Medeniyeti'nin özelliği ise o dönemlerde, insanlık tarihinin ilk kez demokrasi kavramı ile tanışması ve şehir devletleri yönetim sistemine geçmesi.
Antik Yunanlıların, bu düşünce sistemini kölelik üretimi ilişkileri üzerinden geliştirdiğini de eklemek gerek. Çünkü burada köleler tarafından yapılan işler sayesinde, kendileri evren, doğa ve kendileri ile ilgili düşünme fırsatı buşmuşlar. Antik Yunan kavimleri, Frigyalılar, İyonlar ile zaman zaman ittifak, zaman zaman da çatışma içinde olmuşlar. O dönemde  Yunanlıları tehdit eden bir uygarlık da, Persler olmuş.
Ve bu dönem bittikten sonra Büyük İmparatorluk dönemi başlıyor. Yani, zekası, gücü ve bilgisi ile anılan Büyük İskender'in dönemi...
Makedonya coğrafyasından çıkar, deniz kıyıları, Mezopotamya’yı, Afrika’yı ve en büyük rakip olan Pers coğrafyasını İranlıları kendi egemenliği altına alır. Pakistan, Afganistan ve Hindistan’a kadar dayanır. Bu dönem daha sonra Hellenistik dönem olarak adlandılacaktır. Çünkü; Doğu ve Batı medeniyetlerinin derinden etkilendiği bir dönemdir. 
Büyük İskender İmparatorluğu'ndan sonra, Roma İmparatorluğu ortaya çıkar. Sonraki dönemlerde, Doğu Roma ve Batı Roma olarak ikiye ayrılır. Bunun birçok sebebi var.
Örneğin, dini olarak; Katolikler ve Ortadokslar olarak ayrılır. İkisi de Yunanca kelime.
Katolik kelimesi, Kafalikostan gelmekteymiş ve “Çoğunluğun inancı” anlamına geliyor.
Ortadoks kelimesi, Orfovoksia’dan geliyor. Orfo (doğru), Voksia (inanç) demek. Yani; “Doğru inanç” anlamına gelmekte.
Doğulular ortadoksluğu, batılılar ise katoklikliği benimser.
Ada, Bizans İmparatorluğu'nun egemenliğine girer. O yıllarda İtalya’da Ceneviz bölgesinde çok ünlü bir aile varmış. Gattilusio Ailesi... Bu aile Bizanslılara karşı Romalıları destekmekteymiş. Bunun üzerine dönemin imparatoru V. Ioannes Palaigolos’un, aile ile akrabalık ilişkisi kurduğu ve adayı da kızkardeşine hediye ettiği söylenir. Tam 100 yıl süren Ceneviz egemenliği başlar. Ada bu dönemde tamamen sömürgeci zihniyetle yönetilir. 1462 yılında ise Osmanlı İmparatorluğu'na geçer.
Bu konu oldukça uzun. Ulaşım, fiyat, siyaset gibi ayrıntılarla birlikte, devamını merak edenler olursa” sevimin dünyası.com.” adresinden okuyabilir. Biraz eğlenceli tarafına geçeyim.

Dikkat çeken mimari
Midilli Adası’nın sokaklarında gezerken hemen gözünüze evlerin mimari yapıları ilişir. Bu evler genellikle Provingen, Bavarya ve neoklasik mimari ritminde yapılan taş yapılar olarak karşımıza çıkar.

midilli yunanistan

Midilli/ Polmari kasabasında, Barba Yannis Uzo fabrikası  Fotoğraflarda da göreceksiniz, ben hayatımda bu kadar temiz bir fabrika görmedim. İçeriye girerken, üzerinize kapalı bir önlük, galoş ve bone giydiriyorlar. Ameliyathaneye girer gibi aynen. Şişeler, camlar, fıçılar, yedek parçalar her şey pırıl pırıl. Bu fabrika aynı zamanda Avrupa Birliği standartlarını uyguluyor.
Hoşgeldiniz ikramı olarak kapıda anasonlu bir su ikram edildi. Tamamen alkolsüz. Uzo lokumu var ve patenti kendilerine ait.
Geçenlerde sosyal medyada bir twit gördüm. Çok hoştu ve şöyle diyordu; 
“Abii, adamda nasıl bir kafa varsa, rakıyı bulmuş ya!” 
Şimdi ben de Barba Yannis için onu diyeceğim de, bakalım nasıl bulmuş?
Barba Yannis’in kimmiş diye soracak olursanız;
Barba Yannis 1868 yılında, Karadeniz’in karşı kıyılarından, Ukrayna’nın güneyindeki Odesa kentinden Yunanistan'a gelir. Barba, bu adada çok kaliteli bir su olduğunu görür. Bunun yanısıra çok çeşitli aromalı bitkilerin ve ve dünyanın en kaliteli anasonunun burada bulunduğunu keşfeder.
Hepsini bir araya getirerek burada bir içki üretmeye karar verir. Ve böylece, bütün gerekli standartların korunduğu, iki veya üç aşamalı damıtmadan geçirilen uzoların en ünlü markalarından Barba Yannis ve Pilomari Markası ortaya çıkar.
O zaman ne diyelim? 
Hep beraber “Yamas” (Şerefe)

uzo rakı

Uzo/Rakı Yunanistan’a mı Türkiye’ye mi ait?
Baktığımda görüyorum ki, bizler birbirinin kopyası iki ayrı devletiz. Yemeğimiz, mezelerimiz, müziğimiz, oyunlarımız her şeyimiz birebir aynı neredeyse...
Biliyorsunuz, Yunanistan ile Türkiye arasında yıllardır bir çatışma var. Çatışma konusu, rakı, baklava, kahve, lokum, tavla vs. gibi şeylerin bize mi yoksa onlara mı ait olduğu...
Bu durum hem karşı taraftan hem bu taraftan yıllardır sürüyor. 
Türkiye'den duyulan hikayelerin aynısı burada da var. Araştırmalar gösteriyor ki, çoğu ürünlerin isimlerinin etimolojik kökeni Arapça imiş... Yani ne Türklere, ne Yunanlılara ait. Sanırım bunlarla ilgili bir düşmanlık yaratılmaya çalışılmış bilinçli olarak...
Aman canım ne farkeder ki, onlar uzo desin biz rakı... Anlaşamadığımız yeter ki bu olsun!
Uzo ile ilgili çeşitli hikayeler var. Yunanistan'da kendilerine sorulduğunda 3 cevap veriyorlar. Bunlardan biri Uzo sofralarında anlatılan bir hikaye imiş.
Antik yunanca da (U) olumsuzluk eki katıyor. (Zo) ise yaşamak anlamına geliyor
“Yaşayamam” anlamında bir fiil ortaya çıkıyor. Biz içkisiz yaşayamadığımız için Uzo diyoruz diye gülerek anlatırlarmış.
Rakı ile ilgili diğer hikaye ise şöyle;
Antik dönemlerde, Akdeniz havzasında deniz ticaretine egemen olan iki topluluk var. Biri Latin, diğeri Yunanlılar.
O dönemde latinler ilk kez alkolü alıp batıya taşırken, alkolü taşıdıkları ambalajların üzerinde çeşitli sektörlerde kullanımı için açıklayıcı ibare bulunurmuş. Latinecedeki kullanım sözcüğü olarak uso olarak yazılıyormuş.
Daha sonra, Yunanlılar da gemici oldukları için alkole anason katıp bu içkiyi üretmişler. İsim olarak da ambalajların üzerinde gördükleri “uso” kelimesini alıp, uso demişler. Yıllar içinde söylene söylene de “Uzo” adını almış.
Başka bir hikayesi ise şöyle; 1968’ de İngiltere’de Cambridge Üniversitesi'nde bir Etimoloji sözlüğü hazırlanmış ve bu Uzo kelimesinin, Tükçe'deki üzüm kelimesinden geldiği yazılmış. Uzonun ve rakının ana hammaddesi üzüm biliyorsunuz.

Rakı yapımını anlatıyorum ama evde yapmaya kalkmayın!
Yunanistanda, köyde, kasabada yaşayan her ailenin bir imalat düzeneği var. Daha önce evde görmüştüm, bu defa fabrikada gördüm. Bu kazanın bakır olması tercih sebebi. Kazanın kapağında bir delik var ve deliğinde bir boru. Boru, yarım hilal şeklinde. Çünkü diğer bir kazana aktarılması gerekiyor. O kazanın içinde de alkolünü üreteceğimiz meyvenin olması gerekiyor. Üzüm, armut, erik vs... Aroması tercih edilen başka bir bitki de katılabilir. Daha sonra, o karışımı su ile kaynattığımızda yavaş yavaş buharlaşacak ve o buhar diğer kazana aktarılırken soğutulacak...Sıvılaşınca da diğer kazana damıtarak rakıyı elde etmiş olacaksınız. Bu damıtma işlemi birkaç kez yapılabiliyor. Yani iki veya üç aşamalı şekilde...
Böylelikle zararlı ve zararsız alkol birbirinden ayrılıyor.
İlk damlanın “pıt” diye damlayışında sanırım çıkan sese bayılıyorlardır.
Etil ve metil alkolün ayrılmaması geçmişte çok çeşitli hastalıklara ve kayıplara neden olmuş. Bu yüzden Yunan devleti bu işi tekeline almış ve alkolü devletten satın alma zorunluluğu getirmiş. 

Biraz da müzik ve dans diyelim mi?
Tavernadan başlayalım önce. Bizde taverna deyince ilk akla gelen, dansların edildiği, tabakların kırıldığı yer akla geliyor. Ama Yunanistan’da taverna, insanların akşamları dostlarla bir araya gelmek için gittikleri müziksiz, danssız bir restoran. Amaç öncelikli olarak sohbet etmek. Ufak tefek atıştırmalıklar eşliğinde de içki içilen bir yer. 
Yunan müziğinin kökeni Anadolu topraklarından geliyor. Entrümanları arasında “Lira” denilen bir çalgı var. Kemençeye benziyor ve günümüzün telli çalgılarının atası sayılıyor.
Buzuki ise, İran kökenli bir enstrüman. Eskiden “tambure bozoku” derlermiş ama Yunanlılar “tambure”yi atmış, bozoku da söylene söylene buziki olarak kalmış. Yani buzukiye her ne kadar bağlamanın bozulmuş hali deseler de öyle değilmiş.
Bir de “Santur” adı verilen bir enetrüman var. Bu da İran enstrümanı. Türkiye'deki curaya benziyor.
En ünlü folklor oyunlarından biri sirtaki. Bu isim de “Siro” kelimesinden geliyor. Anlamı ise, “çekmek” yani birbirini çekerek oynanan 
bir oyun. 
Yunan zeybeği ise, bizim Ege yöresi zeybek oyununa benziyor.
Bizim zeybek oyununda omuzlar dik, göğüs önde daha çok efelik tavırları var. 
Yunan zeybeği ise, uzo içip sarhoş olan gençlerin, genç kıza kur yapması üzerine kurulu bir tarz. Baş ve vücut biraz eğik, sağa sola yalpalanarak oynanan bir oyun.
Haa bu arada, Yunanistan’da Türklere karşı hiç antipati yok. Aklınızda bulunsun. “Komşu hoş geldin” diyerek sevgiyle yollarda elinizi sıkıyorlar.
Sevgiyle kalın  
 

Bu haber tarihinde eklenmiştir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.