Yeteneği reddediyor, yıldız oyuncuya inanmıyoruz!

Tiyatro Küp

Tiyatro Küp



13 Mayıs 2015, 08:45


Eşekarıları oyununu sahnelemelerini, “Aristophanes bizim için çok önemli. Döneminin en sivri dilli, en cesur yazarlarından biri. Oyunun içinde iktidardaki Kleon’dan, onun yalakalarına, korkakça yazan komedya yazarlarından yargıçlara, köleliğe, her şeye herkese bir eleştirisi var” diye özetleyen Tiyatro Küp ile tiyatroyu konuştuk.

Söyleşi: Engin KABAN

Tiyatrodan başlayalım, nasıl tanımlıyorsunuz tiyatroyu?
Behzad Fathi:  Tiyatro; boşlukta, varlığa üç boyutlu imkândır. Mekân dediğinizde aklınıza gelen en sade, her şey olmaya imkân sağlayan alan küptür ve tiyatro grubumuzun adı da oradan geliyor. Yaşama göre ekstra bir üç boyutluluktan bahsediyorum. Tiyatro aynı zamanda, insanın emeğine, yaratıcığına, insanlığın tarif edilmesine, insanın kendini tarif etmesine bir alandır. Koşulların değiştiği bir alanda, kendini yeniden yeniden tarif etmektir.

Peki, neden tiyatro, sizi tiyatro yapmaya iten nedenlere gelirsek.

Zafer Çengel: Öncelikli amacımız sanat.  Sanatın alanlarından en gerçekçi ve insani olanı kanımca tiyatrodur. Tiyatro tamamen çıplak olduğunuz bir alan. Sanatın en büyük dallarından biri. Tiyatro aracılığı ile toplumsal olaylara, insanların dertlerine daha taze ve yeni bir gözle bakabiliyoruz. Yaşamdan hiç kopmuyoruz.

Çiğdem Sayın:
Tiyatroyu alan olarak tarif ettiğimiz için, gerçeği en aşikâr şekilde ortaya çıkarabileceğimiz yer de sahne oluyor. O yüzden de bizim atölyemizde, kapıdan içeri girdiğinizde ilk kural, 'yalan yok'tur. Biz tiyatroyu, gerçeği ortaya çıkartabilecek nadide bir alan olarak görüyoruz. İnsanın etiyle, kanıyla, canıyla, üç boyutluluğuyla var olabileceği bir alan olarak tarif ettiğimiz tiyatro, bir eylem başlatıp kendimizi de geliştirdiğimiz bir alana dönüşüyor. Yalan olan hiçbir şeyi söylemeden sahnede olmak istiyoruz.

Eşekarılar… Bu oyunu seçmenizin özel bir nedeni var mı?

Evet, var.

Nedir?
Nurcan Uçar: Öncelikle yazarı Aristophanes bizim için çok önemli. Döneminin en sivri dilli, en cesur yazarlarından biri. Oyunun içinde iktidardaki Kleon'dan, onun yalakalarına, korkakça yazan komedya yazarlarından yargıçlara, köleliğe, her şeye herkese bir eleştirisi var. Bu cesaret örneği bize güç veriyor. Oyunun Antik Yunan’da geçmesi, o tarihlerde yazılması, oyunun günümüze kadar gelmesi ve güncelliğini koruyor olması; bizim için bu oyunu oynamamızın en önemli sebepleri. Bir diğer neden veya özellik ise grubumuzun neredeyse tüm oyuncularının içinde yer alabiliyor olması. Grubumuzda iyi olan oynasın anlayışı yok;  ‘iyi olan oynasın’, ‘hep onlar ana karakteri oynasın’ demiyoruz.

Zafer Çengel:
Aslında Yıldız Tiyatrosu ve yıldız oyuncuya inanmıyoruz. Bunun dışında biz öyle bir oyun istiyorduk ki; öğrendiğimiz her şeyi uygulayabileceğimiz bir oyun olsun, yani oyunculuk tekniğinden tutun da, oyunculuğa bakış açımız, sahneleme şeklimiz ve her şeyi  içine koyabileceğimiz bir oyun olsun. Bizim ortaya koyduğumuz oyunun şimdiye kadar bir örneği yok. Bizim oyunumuzdaki koroyu alıştığınız Antik Yunan korosuyla karıştırmayın. Karşılaştırabileceğimiz çok da bir örneği yok aslında. Antik Yunan'da böyle oynanmış gibi bir örneğimiz yok. Biz bir bakış açısı getirdik. Bir yorum getirdik Eşekarıları’na. Özellikle de koroya bir bakış açısı getirdik.



Araya girmek istiyorum. Yetenekli oyuncuyu, başka deyişle yeteneği, anladığım kadarıyla reddediyorsunuz.
Nurcan Uçar: Evet, reddediyoruz. Biz oyunculuğun yetenek temelli olduğuna inanmıyoruz. Oyunculuk ter istiyor, emek istiyor, sürekli çalışmak istiyor. Yani öyle, bir yetenek, bir pırıltı, ışık gördüysen mükemmel oyuncu olursun gibi bir şeye inanmıyoruz. Aksine kesinlikle emek harcanması gerekir. Yetenek işi kolaylaştırır, hızlandırır o kadar.

Peki, Küp’e gelelim. Neden bu adı seçtiniz, bir ara değindiniz, ama biraz daha açabilir misiniz?

Behzad Fathi: Bir zamanlar mühendislik okudum ve  materyalist bir bakışım olduğu için konuya o açıdan bakayım. İsim, işin kendisi olması gerekiyor diye düşündük. En anlaşılır haliyle küp, geometride de en sade hacim birimidir. Gördüğün alan, gördüğün alandır. Metaforik bir karşılığı yoktur. Bu küpün içinde bizim kendi varlığımız, eylemimiz mekânı en somutlaştıran şeydir. Sahnenin en sade hali küp. Fazlalıklarla kafa karıştırmıyor, göz boyamıyor. Zamana, emeğe bırakıyor, senin bütünlüğünün çıkmasına. İnsanın buradaki davranışları, arayışları ve en önemlisi hep kendine ‘belki yanlışım’ demesi bu sade şeklin, küpün içinde ortaya çıkabiliyor.

Çalışmalarınızı nerede yürütüyorsunuz, nasıl hazırlanıyorsunuz?

Nurcan Uçar: Temel atölyemiz Bağcılar’da, orada bir yer kiraladık. Geniş de bir yer, içinde hem provalarımızı yapabiliyoruz,  hem oyunculuk çalışmalarımızı yürütüyoruz. Hem de dekorumuzu yapıp, kurabiliyoruz.  Asıl temel çalışmalarımız orada yapılıyor. Bunun dışında Kadıköy ve Taksim'de de oyunculuk çalışmalarımız devam ediyor.

Sanırım heterojen bir yapıya sahip 20 kişilik bir tiyatro grubusunuz ve aynı zamanda kentin farklı köşelerinde ikamet ediyorsunuz. Bütün bunlar bir soruna yol açmıyor mu?

Nurcan Uçar: Birincisi Tiyatro Küp, bağımlılık yapıyor. Bize ve çalışmalarımıza katılan bir arkadaşımız artık ekibimizden kopamıyor. Bu yüzden mesafenin ve uzaklığın bir etkisi, bir önemi kalmıyor. İçimizde çeşitli mesleklerden insanlar var. Bizim için zenginlik olan bu çeşitlilikte hepimiz oyuncuyuz, en önemlisi de bu.

Çiğdem Sayın:
Dediğimiz gibi, biz yalnızca yeteneğin yeterliliğine inanmıyoruz. İnsanın kendisi zaten bir yetenek. Emek harcarsa, ter dökerse, elinden gelmeyeceği iş yoktur. Sistem zaten, birilerini özel yetenekli sayıp, onları öne çıkararak, diğer insanların özgüvenlerini kaybetmesine ve edilginleşmesine sebep oluyor.

Genel olarak Türkiye'de Devlet Tiyatroları'nı, Şehir Tiyatroları'nı, bir de özel tiyatroları biliyoruz. Bu tiyatroları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çiğdem Sayın: Aslında tiyatro ve devlet kelimelerini yan yana görmek istemiyoruz. Ürkütücü birliktelik: Devlet ve tiyatro. Devlet tiyatrosu dediğiniz zaman bir sürü şeyi arkada bıraktığınızı kabul etmek zorundasınız. O yüzden oyununuzu biraz kelepçe altına alıyorsunuz. Dolayısı ile karşıt, muhalif, öncü veya devrimci olunabileceğine inanmıyorum. O yüzden de Devlet ve şehir tiyatroları içindeki sınırlandırmalar vs. aslında hiç de şaşırtıcı şeyler değil. Bir tiyatronun adı devlet tiyatrosuysa onun içinde sansür olmaması şaşırtır. Oysa sansür kabul edilemez.

Dekorlar, giysiler, kostümler bunu nasıl finanse ediyorsunuz?

Nurcan Uçar: Dışarıdan bir kuruş bile destek ve yardım almadan, her şeyi kendi emeğimizle, kendi paramızla çözüyoruz.

Oyuna dönersek, Eşekarıları tema olarak ne anlatıyor, ne söylüyor? Ya da böyle bir kaygısı var mı?
Çiğdem Sayın: Temel konu, demokrasi ve yargı sistemi. Şimdi de en çok tartıştığımız şeyler yargı ve demokrasi. İnatçı ve hasta bir babamız var, ama bu hastalığın ne olduğu sürprizi oyuna kalsın. Ve onu bu hastalığından kurtarmaya çalışan bir oğlumuz var. Bize hiç yabancı olmayan bir tartışma aslında. Yani herkes kendi düdüğünü çalmak isteyince asla ortaya demokrasi ve adaletli yargılama sistemi çıkamıyor.

Behzad Fathi:
Öte yandan bir anlamda da yargı ve yargılamanın kendisini sorguluyor. Birisini eleştiriyorum, acaba ben doğru noktada durmuş muyum diye de sorgulayıp özeleştiri yapıyor muyum? Bunlara çok dikkat ettik ve oyunda çeşitli güncellemeler oldu. Gerçi oyunun kendisi hayli güncel. Eşekarıları, 2500 senelik bir oyun ve hala güncelliğini ve gücünü koruyor. Çünkü dünya hala af edersiniz boktan. ve Türkiye’de  kötüye gidiyor. Tiyatrolar açısından baktığımızda da durum iyi değil. Oyuncular çıkartılıyor, sansürler uygulanıyor,  metinler değiştiriliyor. Oyuncuların yaşam standartları her geçen gün düşüyor. Özgürlükleri ve kendilerini özgürce ifade edecek koşullar kötüye gidiyor.

Antik dönemde yazılan, adalet ve yargı üzerine kurulan bir oyunun bugün de güncel,  benzer sorunların bugün de devam ediyor olması, insanlığın bir açmazı mı?
Behzad Fathi: Belki de. Ama dikkat edilmesi gereken önemli bir husus var.  Öncelikle şuna bakmalıyız, durduğumuz yer doğru mu? Öncelikle doğru bir alanda olup olmadığımızı sorgulamalıyız.  Ondan sonra konuşalım, ondan sonra tartışalım. Sistemin kendisi yanlış, problemli, dolayısı ile yanlış yerde durup doğru şeyler konuşmak, doğru şeyler yapmak ne kadar mümkün? Eğri oturup doğru konuşamazsınız.

Özel ve devlet tiyatrolarına değindik, ama bunu şu manada açalım, Türkiye’de tiyatro ne âlemde, nasıl seyrediyor?

Behzad Fathi: İstanbul nasıl bir şehir diye çok düşündüm.  30 senedir İstanbul'a gelip gidiyorum. İstanbul, çok damarsız bir şehir olmuş. Bu bizim suçumuz mu? Tabi ki bizim suçumuz. Tiyatro, dünya çapında bir çöküş yaşıyor. En büyük problem, üreten bir motorun var olmaması. Bu motor oyunculuğun tarif edilmesinden geçer. Bizim oyunculuk temellerimizden biri 'senin oyunculuğun karşındakinin oyunculuğuna bağlı'dır ilkesinden geçer. Oyunculuğun karşındakinin alanına bağlıdır. Düşüncene, hayaline, nesneye, dekora, boşluğa bağlıdır. Oyunculuk da aynı başka şeyler gibi her zaman gelişmesi gerekir. Bir oyuncu ben 4 sene konservatuar okudum, oldum derse; oyunculuk bir gelişme ve geliştirme sanatından; belirgin tekniklerin ve metotların sahnede kullanılmasına döner. Nasıl ağlanır, nasıl gülünür formülleri oyuncuyu gizlenmeye mecbur eder. Oysa oyunculuk bunun tam tersidir, sahnede çırılçıplak olmaktır. ‘Hayali veya verilmiş koşullar altından gerçekten yaşamaktır’ bu çırılçıplaklık. Tiyatro gruplarının temel çalışma eksiklikleri olduğunu düşünüyorum. Stanislavski, Meisner, Brecht ve Beckett gibi ustaları tarihe gömmemek gerek.

Çiğdem Sayın:
"Biz Alternatifiz" şiarı yozlaşmaya başladı sanki. Artık tek bir alternatif adı, ömrümüzün sonuna kadar bizi idare edebilecek rahatlığa, sığınağa dönüşüyor. Bir sürü büyük, küçük alternatif grup var bu iyi bir şey olmasının yanında kötü de çünkü yalnızlaştırıyor.

Behzad Fathi:
Alternatif tiyatro, alternatif davranıştan çıkar. Alternatifi yapmadan önce ben neyin alternatifini yapıyorum? Ben yapabiliyor muyum? Sorularını sormak gerekiyor. Kendi duruş noktamızı sorgulamamız lazım sık sık. ‘Başkasının oyununu değil, kendi oyunumuzu yazıp oynuyoruz. Onun için biz alternatifiz’ denilebiliyor. Alternatif bunlardan fazla bir şey. Yeni kan ister. Bir de biz alternatifte çok Avrupacıyız. Bu kötü veya iyi anlamda demiyorum. Tiyatro, Dünyaya bir farklılık katabilen bir alan olması gerekiyor.

Ülkemiz tiyatrosunun Avrupa'ya çok benzediğini ve taklit oyunlar sergilediğini mi söylüyorsunuz?

Behzad Fathi: Evet. Bakın benzerlik olabilir, ama taklit çok kötü bir şey. Doğayı taklit etmek kolay değil. Keşke doğayı taklit edebilseydik. Bir şeyin ilerici olup olmaması, bir şeyleri reddetmeye bağlı. Ama formu reddetmek çok da doğru değil. Mesela birkaç oyun izledim. Oyunun, tiyatroyla hiçbir ilgisi yok. Oturup ağlayacaktım. Ne kadar çok yanlış vardı. Farklı bir şeyler yap, ama bunu niye yaptığının bir karşılığı, bir anlamı olmalı.

Çiğdem Sayın:
Şöyle bir şey söyleyebiliriz. Şu an yapılan tiyatro, dünya tiyatro tarihine girmeyecek.

Neden?
Çiğdem Sayın: Öncü, orijinal şeyler gördüğümüz oyunlar azalıyor. Var olan şeyler devşirilip, cilalanıp yeniden sunuluyor. Oyunculuk yöntemleri, teknikleri, workshopları havalarda uçuşuyor. Sonuçta tiyatro tarihi için kayda değer olmayan,  nitelik yoksunu işler çıkıyor.

Behzad Fathi:
 Popüler olmaktan başka hiçbir işe yaramayacak çabalar olarak görüyorum. Bana göre insanların başarısından çok yanlışlıklarının kutlanması gerekiyor. Niye bu kadar taklit ediyoruz, niye? Bizim doğamız mı eksik? Ağaçlarımız farklı şekilde mi? Renk mi yok bu ülkede?  Oysa bana göre bakın çok net söylüyorum,  hepimiz için söylüyorum, biz de her şey var.

Hayatınızı tiyatrodan mı kazanıyorsunuz ya da böyle bir kaygınız var mı?
Çiğdem Sayın: Kimse gruptan para kazanmıyor. Hayatımızı bir şekilde, rutin işlerimizle, bazen günlük işlerle kazanıyoruz. Öyle toparlamaya çalışıyoruz. Biz böyle daha çok kazanıp daha çok tüketme hayali kuran insanlar değiliz. O yüzden çok para kazanmak için değil, yaşamı sürdürebilecek kadar kazanmak ve olabildiğince böyle yaşamaya çalışmak daha önemli. Özetle tiyatrodan kazanmak değil de, tiyatroyla hayatımızı paralel ilerletebilmek hayalimiz daha çok, daha büyük.

Anladığımız kadarıyla sizin oyununuza gelen izleyici, bildiğimiz tiyatro oyunundan farklı bir oyunla karşılaşacak.
Zafer Çengel:  Bir yere kadar evet. Bizim karakterlerimiz; kölelerimiz, koromuz, babamız, oğlumuz hiç de ütülü değiller. Çok deforme kişiler, bedenler göreceklerinden emin olabilirler.

Behzad Fathi: Gelecek oyunlarda her şey farklı olabilir.  Bu arada şimdilik 6 tane oyunu sezona yetiştirmek için çok çalışıyoruz. İlk oyunumuz Antik Yunan'dan olsun dedik. Tiyatro oradan başladı, bizim için de profesyonel bir başlangıç olsun istedik.

Peki, son olarak ne söylemek istersiniz?

Behzad Fathi: Bunu çok insanlar söylemiş ben de söyleyeyim; bütün alternatif gruplar birbirimize açık olmalıyız; ciddiyetle ve sanatsal anlamda. Bizim bir koşulumuz var. Oyuncuyla çalıştığımız zaman onun bütünlüğünü istiyoruz o kadar, başka koşul yok. Ben inanıyorum ki ciddi anlamda birbirimizle konuşmamız gerekiyor. Gelip çalışmalarımıza baksınlar, görsünler. ‘Ben buranın kapısını kapatırım, sen giremezsin içeriye, provaya’ öyle şeyleri kaldırmak gerekiyor.

Çiğdem Sayın: Son olarak ben de şunun altını çizmek istiyorum: Bahsettik ya bir sürü alternatif gruplar, tiyatrolar, isimler, değerli isimler var, küçük isimler var, büyüyecek olan isimler var vs. Biz şunun altını çizmek istiyoruz ki; amacımız sanat yapmak, Stanislavski'nin en bilindik sözlerinden biri ‘Kendinde sanatı sev, sanatta kendini değil.’ sözü bizim için önemli. O yüzden biz kesinlikle sanat emekçileriyiz, sanat için çaba harcayan insanlarız.

www.tiyatrokup.com

Behzad Fathi
1984 yılında İran’dan çıkıyor. Türkiye, sonra Avrupa,  ardından Kanada ve  Amerika’ya düşüyor yolu. Buralarda sinema ve tiyatro eğitimi alıyor ve bu disiplinlerle ilgileniyor. 2009 yılında Türkiye’ye dönüyor ve Tiyatro Küp’ün kurucuları arasında aynı zamanda tiyatronun yönetmeni olarak yer alıyor.

Nurcan Uçar
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yürüten Uçar, tiyatroya Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde başlıyor. Birçok tiyatro grubunda oyunculuk sergiliyor. Son altı yıldır Tiyatro Küp’te oyunculuk yapıyor ve grubun koreografları arasında yer alıyor.

Zafer Çengel 
Anadolu Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nü bitiriyor. Ara Güler, Fazıl Say gibi ünlülerin fotoğraflarını çekiyor ve çeşitli müzik gruplarının albüm kapaklarını hazırlıyor. 5 yıldır Tiyatro Küp’te oyuncu ve fotoğrafçı olarak çalışmalarını sürdürüyor.

Çigdem Sayin
istanbul Üniversitesi, Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nü bitiriyor. Tiyatro Küp’te oyuncu, kostümcü ve dramaturg olarak bulunuyor ve aynı zamanda tiyatro yazarlığı yapıyor.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
özgür özkan - 2 yıl önce
bu çocuklar bir harika dostum
Avatar
gerek yok - 2 yıl önce
bana bilgilerde eksiklik var gibi geldi.şöyle ki 2009-2015 arasında neden hiç bir şeylerini göremedik bu tiyatronun merak ettim doğrusu.