Zafer Yıldız: Ermeni Diasporası kadar olamıyoruz

Zafer Yıldız

Zafer Yıldız



RÖPORTAJ: Emek Karakaş 27 Nisan 2015, 09:47

Türkiye'de güçlü sivil toplum kuruluşlarına ihtiyaç duyulduğunu ve herkesin mutlaka birden fazla kuruma üye olması gerektiğini söyleyen Zafer Yıldız, Ermeni Diasporası’nın 1915 olayları hep kendi lehlerine gündemde tuttuklarını belirterek, «Halbuki 1915'in en büyük sıkıntısını çeken biz Erzurumlularız. Ama bugün kendimizi dünyaya ifade edemiyoruz, anlatamıyoruz. Çünkü güçlü sivil toplum kuruluşu örgütlerimiz yok» diye konuştu.

Zafer Yıldız, bir koltuğunda birden fazla karpuzu taşıyan bir isim. Bir taraftan mesleği olan perde ve mefruşat işiyle uğraşırken; sivil toplum kuruluşları (STK) ile de içli dışlı olmuş. STK'ların kendisi için adeta bir 'ikinci meslek' olduğunu söyleyen Yıldız, ülkemizde bu işe gereği kadar önem verilmediğini söyledi. Beylikdüzü Erzurumlular Derneği'nin kurucu başkanlığını yapan, şu anda da başkan yardımcılığı görevini yürüten Yıldız, gündemde olan 1915 olaylarına değinerek, “Ermeniler bu işi sivil toplum örgütleri vasıtasıyla her sene gündeme getiriyor. Halbuki 1915 olaylarının en büyük sıkıntısını çeken biz Erzurumlularız. Ama bugün kendimizi dünyaya ifade edemiyoruz, anlatamıyoruz. Sivil toplum kuruluşları olarak en az bir Ermeni Diasporası kadar olamaz mıyız ama olamıyoruz” diye konuştu.

Gürpınar'da Perde-Perde.com isimli dükkanı işleten Yıldız, perdeciliğin baba mesleği olduğunu belirterek, “Gelin için duvak neyse ev için de perde o anlamı taşır.Evin halısı, mobilyası, biblosu olsa bile perde yoksa bir anlamı olmaz. Onu taktığınız zaman orası tamamen ev havasına bürünür” diye konuştu.

Sizi çok sayıda sivil toplum örgütünde üye ya da yönetici olarak görüyoruz. Belki de bu konuda en faal isimlerden birisiniz. Neden bu kadar önem veriyorsunuz?
Bana sivil toplum kuruluşları çok önemli. Bu tür kurumların ülkemizi değiştireceğine, geliştireceğine, dönüştüreceğine inanyorum. Muasır medeniyetler denilen o seviyeye kavuşmanın tek yolu olduğuna inandığım için bu görevlerde koşturuyorum. Sivil toplumun gelişmesi için çaba sarfediyorum. Almanya'dan gelen bir ağabeyimiz anlatırdı. 'Avrupa'da bir polis sizin resmi kayıtlarınıza baktığında kaç derneğe üye olduğunuza göre bakış açısı değişiyor. Bir tane ise az ılımlı, iki tane ise çok ılımlı, üç tane ise daha çok ılımlı. Hiç yoksa negatif bakabiliyor. Yani pozitifliği negatifliği ona göre ayarlıyorlar' derdi. Örneğin İsveç'in nüfusu 13 milyon ama sivil toplum kuruluşlarına üye sayısı 60 milyon. Nüfusunun neredeyde 6 katı. Böyle baktığımız zaman bu kurumların onlar için ne kadar önemli olduğunu görebiliyoruz.

Siz bu kadar önem veriyorsunuz ama sivil toplum kurumu dediğimizde derneğinden, vakfına binlerce kurum geliyor akla. Ve bunların birçoğu da farklı amaçlarla kurulmuş. Kahvehane görünümlü dernekler, kumarhaneler var. Ya da siyasi güç elde etmeye çalışanlar. Sizce Türkiye sivil toplum kurumlarının öneminin farkında mı?
Sivil toplum ülkemizde biraz geç yaygınlaştı. Maalesef bazı derneklerde dediğiniz gibi bir durum var. Ama biz kollektif akıl dediğimiz toplumsal aklı yaygınlaştırabilirsek, eğer ki gerçekten halkın ve Hakkın hizmetinde doğru düzgün, kararlı ve ciddiyetli toplumsal yapılar oluşturabilirsek inanıyorum ki ülkemize çok ciddi şeyler yapacağız. Örneğin Beylikdüzü'nde belki 250 tane dernek var. Bunların içinde güzel hizmetler yapan derneklerimiz var. Ama sayıları bir elin parmağını geçmez. Ben şuna katılmıyorum; burası sivil toplum kuruluşu burda bir lamba yanıyorsa hizmet var demektir. Hayır arkadaşım orada bir lamba yanıyorsa hizmet var diyemeyiz, sadece lamba yanıyor diyebiliriz. Hizmet demek sokağa inip halkın ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bir sivil toplum kuruluşu kurulmuşsa bir kesimin ihtiyaçları hasıl olduğu için kurulur. Ama dediğiniz gibi çanta dernekleri veya patates denilen siyasi partilerde de var. Hatta geçenlerde haberlerde çıkmıştı kumarhane olarak işletilen bir siyasi parti ortaya çıkartılmıştı.

Erzurum'un kültürünü yaşatıyoruz

Sivil toplum örgütlerinin gücü nedir?
Örneğin 1915 olayarı yine gündeme geldi. Ermeniler bu işi sivil toplum örgütleri vasıtasıyla her sene gündeme getiriyor. Halbuki 1915 olaylarının en büyük sıkıntısını çeken biz Erzurumlularız. Yani o dönemde Ermeni milisleri de sizim kentimizde yüzlerce insanın canına kıymış. Hatta kadınların tecavüze uğramamak için üzerlerine hayvan dışkısı sürdüğü söylenir. Ama bugün biz kendimizi dünyaya ifade edemiyoruz, anlatamıyoruz. Sivil toplum kuruluşları olarak en az bir Ermeni Diasporası kadar olamaz mıyız ama olamıyoruz. Hiçbir şey bilmiyorsak bile onları takip ederek, onların yaptıklarını yaparak bunu bir yerlere getirmemiz gerekiyor.

Erzurumlular Derneği olarak ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
Çamlık Park'ın içinde bir yerimiz var. Beylikdüzü Erzurumlular Derneği olarak çalışmalarımız Beylikdüzü ağırlıklı. Öncelikle Erzurumlu hemşerilerimiz arasındaki birlik beraberliği sağlamak, kendi kültürümüzü yaşatmak, sosyal standartlarda hemşerilerimizin sıkıntılarını ve ihtiyaçlarının gidermek amacındayız. Kültürümüzü yaşatmak için Erzurum'dan aşıklarımızı getiriyoruz, Erzurumuzun 'herfene' denilen herif herife günleri var onları yapıyoruz.

Nasıl bir gelenek bu?
Erkekler katıldığı, yöre yemeklerinin sunulduğu sohbetlerin yapıldığı bir gelenek. Buraya sanatçı dostlarımız da geliyor. Kimi zaman tiyatrocu oluyor orada bir piyes sergileniyor; aşıklar oluyor atışmalar yapıyorlar, sanatçılar Erzurum türküleri söylüyor. Bunun dışında ihtiyaç sahibi hemşerilerimizi tesbit ediyoruz, Ramazan'da kumanyalar dağıtıyoruz, Kaymakamlık Sosyal Yardımlaşma Vakfı'ndan onlara ihtiyaçları boyutunda  yardım sağlamaya çalışıyoruz. Sünnet programları yapıyoruz. İş ihtiyacı olan veya işci ihtiyacı olan hemşerilerimizi birbirlerini buluşturma noktasında yardımcı oluyoruz, düğünlerde, cenazelerde, hastalıklarda veya asker uğurlamalarında hemşehrilerimizin yanındayız.

Aday gösterin demek ahlak dışı

Önümüzde bir seçim var. Kimi yöre dernekleri siyasi partilere 'bizden birini aday gösterin' baskısı yapar. Ya da 'şu kadar üyem' var deyip, onların oy'unu pazarlar. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? STK'ların siyasetle bu kadar içli dışlı olması normal mi?

Bu tavır bana birazcık ahlak dışı geliyor. Bu durum sivil toplum kurumunun hiçbir formatına uymuyor. Yani sivil toplumculuk gönüllülük esasına dayalı. Bununla birlikte ülkenin veya dünya gündemine sivil toplum olarak bir fikir beyan edebilecek yada bir taraf koyabilecek bir konumu olabilir. Fakat siyasi idareyi zor duruma sokacak veya zan altında bırakacak adımlar atması çok doğru görmüyorum. Ama şöyle bir şey var o partiyi zorlayıp sıkıştırmaktan ziyade eğer doğru bir hemşeri çalışıp o partide bir yerlere gelip, kendini aday gösterirse elbette onun yanında olmak o derneğin asli görevidir.

Erzurumlu milletvekili adayı var mı?
Gerek seçilebilecek, gerekse seçilemeyecek noktada hemşehrilerimiz var.

Dernek olarak üyelerinize 'onlara oy verin' telkininde bulunuyor musunuz? Yoksa bu işe karışmıyor musunuz?
Bizim hiçbir şekilde üyelerimizin hiçbirine oylarıyla ilgili bir telkinimiz ya da isteğimiz olamaz. İnsanların oyu namus gibidir, oylarına ipotek koymak gibi bir niyetimiz olmadı, hiçbir zaman da olmayacak. Ama aday olan hemşerilerimiz gelip bizden destek isterlerse elbette destek sunarız. Burada da belirleyici bir nokta var. Bizim dernek olarak sarı, kırmızı ve yeşil çizgimiz var. Yani nerde durup, nerde hazır olup, nerde harekete geçiceğimizle bir programımız var. Kırmızı çizgimiz de şu ülkemizin bayrağını, vatan toprağını ve bu milli ve manevi değerlerimizi taşıyan her parti bize yakındır ama bunun tersini düşünen her parti bize en uzak partidir. Bunda çok net kararlıyız.

Perde bir evin duvağıdır

İşe gelirsek, perdecilik nereder geliyor?
Perdecilik bizim aile işimiz. Babam 1970'li yıllarda Erzurum'daki üç perdeciden biriymiş. Benim çocukluğumda perde çok önemliydi, çok değerliydi ve çok pahalıydı. İnsanların yaptırma gücü yoktu. Ve en pahalı perde evin misafir odasına yapılırdı. Hatırlıyorum, bizim salonumuzda yıldız kesme perdeler vardı. Bastonları ucunda püskülleri olan bordo kadife bir perde. Ama o o da yılda üç ya da beş defa açılırdı. Diğer günler girmek yasaktı.

Perdede moda var mı?
Dönem geldi fistolu perdeler çıktı, ay modelleri, kulaklı modeller geldi. O değişti güpürlü perdeler çıktı. Hatta güpürlü perdeler 1997 – 1998 yıllarında dünyaya satıldı. Arkasında krinkil perdeler, tüller, organize tüller, katlamalı perdeler, stor perdeler, sonrasında zebra perdeler çıktı. Geldiğimiz son noktada bugün revaçta olan kruvaze perdeler. Şu an kruvaze perdeler ve zebra perdeler çok yoğun bir şekilde talep görüyor.

Perdenin bir ev için önemi nedir?
Bir gelin düşünün. Saçını, makyajını yapmışsınız, ayakkabısını giydirmişsiniz, gelinliği de giymiş ama duvak yok. Ona gelin gözüyle bakamazsınız. Perde de bir evin duvağıdır. Evin halısı, mobilyası, biblosu olsa bile perde yoksa bir anlamı olmaz. Onu taktığınız zaman orası tamamen ev havasına bürünür. 
Eve göre model gerekli

Müşterilerinizin çoğunluğu kadınlardır. Onlara işi beğendirmek zor mu?
Bu biraz işi bilmekle alakalı. Çünkü her cama her model gitmez. Her model her mobilyaya gitmez. Her halı ile her perde olmaz yani bu kombinasyonlar çok önemli. İşi bilen biriyle çalışıldığı zaman ortaya güzel bir sonuç çıkar ve her bayan mutlu olur.

Siz bu uyumu görmek ya da hangi tür perde yapacağınıza karar vermek için önce evi görüyor musunuz?
Bazen gidiyoruz. Çünkü artık evlerin mimari yapısı da farklı. Kimi Fransız balkon, kimi aralıklı cam, kimi tavandan yere kadar cam. Yani şimdi moda kruvaze perde diyoruz ama her cama da uyumlu olmayabilir. Önceden uyguladığımız modellerin fotoğraflarını göstererek fikir oluşmasına yardımcı oluyoruz. Son kararı kendileri veriyor.

Eskiden perde gerçekten çok pahalıydı. Şimdi fiyat aralıkları nasıl? Evine güzel bir perde yaptırmak isteyen bir kadın ortalama ne kadar para harcar?
Bizim çocukluğumuzda yurtdışından gelen akrabalarımız perde bile getirirlerdi. Çünkü çok pahalıydı. Artık o durum ortadan kalktı. Perde imal eden çok sayıda fabrika açıldı. Şuanda 3 oda 1 salon bir dairenin perdesi yaklaşık olarak 2 bin 500 liraya yapılır.

4 – 5 aydır durgunluk var

Son dönemde inşaat sektörünün gelişmesi sizi de olumlu anlamda etkilemiştir. Ama son dönemde ekonomik durgunluktan bahsediliyor. Bu durum size yansıdı mı?
Piyasada yaklaşık 4 – 5 aydır durgunluk var. Bununla beraber kısır bir döngü var ve herşeye yansıyor. Bugün hammadde olan iplik yurtdışından geliyor. Doların yükselmesi ile iplim fiyatlarından başlayarak bir artış yaşanıyor. Dövizin yükselmesi, piyasa şartlarının olumsuz gidişi inşaat ile birlikte tüm sektörleri etkiliyor. Ancak inşaatın tam anlamıyla krize girmesi demek yani ülkede bu ekonomik krizin bir patlaması demektir. Bu çok kötü bir şey olur. Sadece perde sektörü için değil tüm sektörler için bir dönüm noktası olur.

Özellikle seçim sonrasında bu krizin daha da ağır bir biçimde hissedileceği yönünde açıklamalar var. Bu sizi kaygılandırıyor mu?
2014 sonunda ticari büyüklerimiz 2015 yılının iyi geçmeyeceğini söylüyordu. Ki şuanda da öyle gözüküyor. Fakat 2016 ya güzel bakıyoruz. Umutla ve gururla bakıyoruz. En azından ben öyle olmasını temelli ediyorum. Yoksa bu şartlarda gitmesi hem küçük esnaf için hem büyük esnaf için yani ticatet yapan herkes için sıkıntı demektir.

Perdecilik baba mesleği
1976 yılında Erzurum'da doğdum. İlk ve ortaokulu Erzurum'da okudum. Babamın sağlık sebepleri nedeniyle 1988 yılında İstanbul'a geldik. Perde ve mefruşat babamın işi, Erzurum'da da bu yapıyorduk. Buna İstanbul'da da devam ettik. 1998 yılına kadar Avcılar'da ikamet ettik. Sonrasında Beylikdüzü'ne taşındık. Ticaretle uğraşırken yaklaşık 13 yıldır da çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görevler aldım. Sivil toplum dünyasına kısa adı BEYDER olan Beylikdüzü Eğitim Kültür ve Çevre Derneği'nde başkan yardımcısı olarak adım attık. Daha sonra 2008 yılında Beylikdüzü Erzurumlular Derneği'nin kurucu başkanlığını yaptım. Beylikdüzü Sivil İnisiyatif Platformu Genel Başkan Yardımcılığı, Beylikdüzü Genç İşadamları Derneği Başkan Yardımcılığı, Beylikdüzü Kardeş Aile Derneği Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum. Geçtiğimiz dönem Kent Konseyi'nde genel sekreterlik yaptım. Şu anda da Beylikdüzü Erzurumlular Derneği'nde başkan yardımcısı olarak görevim devam ediyor. Daha yeni kurulan Beylikdüzü İl Hemşeri ve Sosyal Dernekler Plartformu'nda başkan yardımcılığı yapıyorum. Evli ve 3 çocuk babasıyım.

KELİME OYUNU
Aile: Sevgi, hoşgörü
Çocuk: Tek varlık
İstanbul: Trafik
Türkiye: Aşk
Dostluk: Çay
Geçmiş: Bugünkü aklım
Bugün: Dünkü tecrübem
Gelecek: Umut
Siyaset: Zor
Muhalefet: Ateşten gömlek
İktidar: Kontrolsüz güç
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.